ALEV-İ-LİKTE HAKKA UĞURLAMA ERKÂNI (1)

ALEV-İ-LİKTE HAKKA UĞURLAMA ERKÂNI (1)

DEVRİMCİ ALEVİLER BİRLİGİ

Alevilikte Hakk’a Yürümek Anadolu Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inanç öğretisinde, ölüm yoktur, Hakk’a yürüme vardır. Varlığın birliğini (vahdeti mevcudu) Hak bilen Alev’i inanç öğretisinde “ölüme”, Hakka yürümek veya don değiştirmek denir. Varoluş felsefesine dayalı Alevilikte, hiçbir varlık yoktan var olmaz, var olan da ebediyen yok edilemez, sadece devri daim eder. Alevi deyişlerinde bu olgu; “Can ölmez, ölen tendir, ölüm ölür ama biz ölmeyiz, Hak ölümsüzdür”, ”Hakk ile bir olmak”, “Hakk ile Hakk olmak” ve “Hak’ tan geldik, Hakk’a döneceğiz” şeklinde dile getirilir.
Semavi dinler yoktan var olduğumuzu iddia ederler. Alevilikte Veysel’in deyimi ile ‘’Aynı vardan var olmuşuz’’ hava ateş su topraktan 4 (ana-sır) unsurdan oluştuğumuza inanırız. Bizi diğer inançlardan ayıran en önemli özellik ve fark bu varoluş felsefesidir. Hakka Yürümek 4 unsura geri dönmektir. Doğanın kendisi de en ufak atom çekirdeğine kadar 4 katmandan oluşur. Dünyanın magma tabakasındaki erimiş madenlerin dünyanın dönüşüyle oluştuğu manyetik alan, atmosfer tabakası bizi zararlı ışınlardan korur. 4 Unsurda devri daimi sağlayan ateş Alev’dir. Adını ışık ve alevden alan Alev’i öğretisine göre ruh, bilinç ve can, sürekli devri daim olan bir enerji olup Hakk’ın varlığının da kendisidir.
Alevi inancında ışıkla (nurla) başlayan varoluş, evrende tüm nesnelerin oluşumu ve o nesnelerin insanda tezahürü (Enel-Hak) ile tecelli bulur. “Ne varsa âlemde o vardır âdemde” özdeyişinde olduğu gibi insan küçük bir evrendir. Büyük evren ise Hak’tır, Şah’tır (büyük ışıktır). İnsan doğuştan hamdır boş bir kaset gibidir var olduğu yerde doğadan esinlenerek, bilimden dem alarak bilinçlenerek, değişerek kâmilleşir (olgun insan olur) tekrar Hakk’a dönecektir. Başka bir deyişle Hakk’ın özünde sır olur. Böylece aslına başlangıç noktasına gelir. Yani Tanrı ve insan birbirini tamamlayan ayrılmaz parçalardır.
Hünkârı Pir; ”Ruh dediğimiz, can dediğimiz, ya Şah, ya Hak Xuda (Allah) dediğimiz, dört kapıda candır. Beşler ise Hakk’ın kudret elidir. Cevherde uyur, bitkilerde uyanır, hayvanlarda hareket eder, insanda bilince gelir. Can bedenden ayrıldığında yel yele, od oda, su suya, toprak toprağa, can cana Hakk’a gider” der. Pir Sultan; “Bu kaçıncı ölmem hain / Pir Sultan ölür dirilir”, Yunus Emre; Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil”, Hüdai Baba; ”Ölüm ölür biz ölmeyiz” diyerek ifade etmiştir.
Kızılbaş Aleviliğe göre; ateş, hava, su ve topraktan ibarettir vücut. Bu dört maddeye yol erkânınca ”Çar anasır” (dört ana madde) denilir. Kızılbaş Aleviliğin varlık, doğuş, Varoluş Devriye felsefesine göre, nasıl ki doğuş birleşim ise ölüm de yeniden birleşmek için ayrışmadır. Buna yol dilinde ”Aslına ermek” denilmiştir. Hakk’tan gelip Hakk’a gitmek sonsuz bir devri daimdir. Bu evren maddenin değişim ve oluşumundan başka bir şey değildir. Çünkü evrende hiçbir şey olduğu gibi ve olduğu yerde kalmaz. Her şey değişir. Her şey zincirleme olarak birbirine bağlı ve karşılıklı olarak birbirini etkiler. Her şey her an bir yaşamın sonu ve başka bir yaşamın başıdır. Buda bu evreninin temel yasasıdır. O nedenle ölüm: Bir canlının kendisi olmamakla birlikte genel olarak yaşamı yenileme, yeniden doğma sürecidir. Canlı ölür ve yeni yaşantılara yol açar. Canlı ölür, kendisi yenilenmez ama genel anlamda canlılığın yenilenmesine ortam hazırlar.
Hakk’a Uğurlama Erkânı, bir yönüyle bedeni toprağa verme, canı da canana uğurlama erkânıdır. Öğretimize göre bir can Hakk’a yürüdüğünde, yani bedeni toprağa, canı da canana döndüğünde, bilinç ve inancı” ortada kalır. Hakka Yürüme Erkânı demek bir yönüyle geride kalan bu bilinçle inanca sahip çıkma erkânıdır. Bu nedenle Hakk’a Uğurlama Erkânında ağırlık, o candan kalan anıları öne çıkarmaktır.

Alevilikte yola girmek, anadan doğmak gibi yeni bir doğuştur. İkrar ve görgü cemlerinde ‘ayakları mühürleyip’ dara durmak, ”ölmeden önce ölmek” bedensel ölümün dışında iradi bir ölümdür. Bu, ”eline, diline, beline” sahip olmaya, pişman olacağın şeyi yapmamaya söz vermek, ahiret sualinin bu dünyada yapılmasına razı olmak demektir. Alevilik sorgu-görgü, özünü dara çekme özeleştiri yoludur, insanın pir ve cem erenlerinin önünde özünü dara çekmesi, kendi kendini sorgulaması, eksiğini, yanlışını bulup düzelmesi demektir. Öğreti esasında bunun üzerine kurulmuştur.
Nereden geldik, Niye varız, Ne olacağız gibi evrensel felsefi sorular insanları düşün hep düşündürmüştür. Dinler Din adamları bu sorulara kesin doğru cevabı, Allah öyle diyor kitabı (kuranda) vs. yazıyor diye bulduklarını bildiklerini iddia eder. Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlık diyen, sorgu görgüye dayalı Alevi öğretesi tam tersi “Anan yoktur baban yoktur sen benzersin piçe tanrı diye” her şeyi sorgulayıp, bilerek kanaat getirip inanmaya dayalıdır. Yüz yıllar önce dünya yuvarlak ve dönüyor diyen bilim adamları dinci zihniyet tarafında katledildi. Fakat bugün hiç kimse tersini söyleyemez.
Hakk’a yürümek (ölüm) şu veya bu şekilde sonuçta, “Hakkın emir rızası” doğanın bir kanunudur. Dünyadaki bütün din adamları papaz, hacı hoca imam dedeleri toplasan, bildikleri tüm duaları etseler, iyice yuyup yıkasalar, en güzel cenaze erkânlarını yapsalar, bu ne hakka yürüyen canı geri çevirir nede ona bir yararı olur.
Cenaze törenleri hakka yürüyenin yakınlarını teselli etmek ve geride kalanlara yaşayanlara ezmeden ezilmeden kendine layık görmediğini başkasına görmeden, barış içinde abı hayatı paylaşıp insanca mutlu yaşamak için uyarı telkin de bulunmaktır. Alevi pirleri yol önderleri bu yolun hizmetçileri, okuyup öğrenip kendini geliştirip, yapılanı ekranlarda muhabbetlerde, halka insanların bugün ve yarınlarına ışık tutacak gereçleri anlatmalıdır. Pir veli mürşit rehber olmanın gereği budur. Dogmatik bilim dışı kalıplaşmış söylemlerle insanları uyutmamalıdır.
Alevilik; cennet cehennem, huri, gılman gibi vaatlerde bulunmayan, yaşamış ve yaşamakta olan yol önderlerinin fikir ve amellerini yeni kuşaklara aktaran, kişinin özünü ve davranışını yaşadığı zaman dilimi içinde değiştirmeyi gelişip olgunlaşmayı amaçlayan bir öğretidir. Kul hakkını temel edinmiş, bu konuda ödün vermeyen, şekilci ibadetlerle bu tür kusurları bağışlama yoluna gitmeyen, kökten değiştirici bir öğretidir.
Varlığın birliği “Vahdeti mevcut” anlayışına sahip olan Alev-i-lik, yüzyıllardır başka dinlerin inançların içine sokulup asimle edilip eritilip yok edilmeye çalışılmıştır. 1826’da Hace Beştaş vb. dergâhlarımıza Nakşibendi şeyhleri yelleştirilip, cami diktiler. 1925’te devlet Diyanetinin kurulup tekke ve zaviyeler kanunuyla Aleviliği yasaklanması ile daha sonraları Alevi dedelerinin toplanıp özel kurslarda Türk İslamlaştırıp Alevi köylerine gönderilmesi ile Sünni olmadı Şia İslam’ın bir parçası yapılmaya çalışmış, Alevilerin cenazelerinde İslami usullere göre kaldırılması yaygınlaştırılmış- tır.
Eğer bu kadim kültürün yok olmasını istemiyorsak, cenazelerimizi kendi yol erkânımıza uygun şekilde kaldırmak zorundayız.
Alevi inancında semavi dinlerde olduğu gibi ne cennete gitme hayali ne de cehennemde yanma korkusu vardır. Bu konuda yol ulularımız bizlere ”Eşim bana huri, evim de cennettir” derler. Cehennem narını ise insanların yaşadıkları süre içinde çektikleri azaplar olarak görürler. Alevilikte Hakk’a yürüme ve devriye deyişlerinde Aleviliğin kendine özgü bir inanç bir öğreti olduğu görülür.

Not: Bakınız ek belge Alev’i devriye deyişleri

Halımızı hal eyledik, Yolumuzu yol eyledik, Her çiçekten bal eyledik, Arıya saydılar bizi. (Pir Sultan)

Ölmeden evvel ölen canlar
Ahiret korkusu bilmez imiş
Yaşar iken acıyı bal edenler
Cehannem kaygısı gütmez imiş

Can özuyle cana varanlar
Dost narında aşk a duranlar
Sevgide hurmet divan kuranlar
Cennet diye dövunmez imiş

Edeb erkanı bilen hak ile
Hizmet gören aşk ilen
Varlıgını turab ışk bilen
Dört kitaptan meyil almaz imiş

Okuyup ilmi irfanı insanda
İlmikle dokuyup zamanı bu gunde
Kemaleti menzil alıp gönulde
Toprak ile bir olmaktan korkmaz ımış

Devrimi candır hakikat vardan
Devri daimdir aşan olan
Revan olan ışk gelen
Ateş hava su toprak imiş

DEVRİMİ- Pir Mehmet Yapıcı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*