Yası-Matem-Direniş Orucumuzu AnKara Barış Mitinginde kaybettiğimiz canlara adıyoruz

Yas Direniş Orucumuzu AnKara Barış Mitinginde kaybettiğimiz canlara adıyoruz.. (Feramuz Sah Acar)

ankara orun maten direnis

Her şeyden önce 10 Ekimde Ankara barış mitinginde kaybettiğimiz canların anısı ve mücadelesi önünde saygıyla eğiliyor, yaralı canlara acil şifalar diliyoruz. Ve bu yılki Yası-Matem-Direniş Orucumuzu AnKara Barış Mitinginde kaybettiğimiz canlara adıyoruz.

Her inanç / öğretide olduğu gibi, Alevİ-Beştaş-Kızılbaş, YOL’ ununun da, önemli kutsal günleri, ibadetleri vardır. Öncelikle Alevilikte ibadetin yeri, şekli, zamanı, mekânı yoktur. Alevilikte esas olan ibadet, her zaman kamili (olgun) insan olmaya çalışmak, kendine reva görmediğini başkasına reva görmemektir. 72 millete bir bakmak, Zalime, zulme, sömürüye boyun eğmemek, ona karşı direnmektir.

ORUCUN Alevi inancında ki yeri kökeni, İslam’a veya diğer semavi dinlerdeki gibi, ilahi bir emire, kutsal kitap veya peygambere dayanmaz. Tamamen doğal yaşam şartlarına, canlıya ve insani duygulara dayanır. Ta ilk çağlardan beri insanlar bolluk bereketli bahar yaz ayları gördükleri gibi, kuraklık, su baskınları, depremler yangınlar savaşlar vs. doğal veya insani afetler görmüştür. İslam öncesi Yahudilik, Hıristiyanlık ve başka birçok inançta var olan orucun esas kaynağı; Alevilikte HIZIR AYI dediğimiz, kışın en çetin geçtiği, var olan yiyecek erzak stoklarının azaldığı şubat ayında binlerce yıldır adı konularak veya konulmayarak süre gelen bir gelenektir. Bu geleneğe uygun olarak ta Alevilikte oruç Şubat ayında tutulmalıdır.

Bu afetlere hazır olmak ve vücuttun DİRİENİŞni artırmak, gerektiğinde azla yetinmek, var olanı paylaşmak, nefsi temizleme, bilincini artırmak için, ta ilk çağlardan beri birkaç veya 10 günlük oruçlar tutulduğu görülüyor. Alevilikte tutulan orucun esas kaynağı budur. 3 günlük orucun insanın bağışıklık sitemi vücudun direnç gücünü vs. artırdığı, bugün bilimsel olarak ta kanıtlanmıştır. Ahmet Arif ‘Adiloş Bebem’ şiirinde bir anlamda bu konuyu dile getiriyor.
‘’’’Doğdun, Üç gün aç tuttuk, Üç gün meme vermedik sana, Adiloş Bebem, Hasta düşmeyesin diye, Töremiz böyle diye, Saldır şimdi memeye, Saldır da büyü…

MATEM, yas tutmak. İnsanlara ve tüm canlılara özgü doğal bir duygudur. İnsanlar anne baba eşi çocuklarını en yakın sevdiklerini, değer verdiklerini kaybettiklerinde acı çekelerler, yas tutarlar, üzülürler ve bu nedenle istemeseler de fazla yiyip içemezler, gülüp eğlenmezler.
Bu sadece insanlara özgü bir duygu deyidir. Havyalar bile yavru veya eşini kaybettiğinde gözyaşı döküyor günlerce başında bekliyor. Tüm canlılarda, bitkilerde bile bu duygu his vardır. 1960 yıllarda ‘yalan detektörünü’ bulan CIA ajanı, Cleve Backster yalan detektörünü pencerenin önünde duran 2 saksı çiçek bitkisinde dener. Yalan makinasını çiçeğin dallarına bağlayıp, çakmakla yapraklarını yakarak bitkiye işkence eder. Yalan makinası bitkinin sterse girip tepki, DİRENİŞ gösterdiğini kayıt eder. İşin en garip yanı, çiçek yandaki diğer saksıdaki bitkinin yapraklarına ateş tutunca da benzer tepki ve direniş gösterir. Bu bitkilerinde yani her canlının birbiri ile iletişimde olduğu ve hisleri olduğunu, vs. gösteriyor. Yani bitkiler bile sadece kendileri için değil diğer canlılar içinde acı çekiyor matem tutuyor, direniş gösteriyor. (İllustret Videnskab) dergisi 15.sayı 2014)

İnsan en gelişmiş sosyal toplumsal bir varlıktır. Doğa kanunları genelde güçlünün zayıfı ezmesi üzerine kuruludur. Bu olgu bir anlamda sınıflı toplumlarda da öyledir. Bu nedenle doğal afetlerde olduğu gibi sınıfsal toplumsal kavgalarda da, zulüm katliamlarda insanlar ölünce veya toplumsal değeri olan kişilikler kaybedildiğinde acı duyulup matem tutulmaktadır.. Bu olgular zamanla inançların içine girmiş, bazı inançlarda bu tanrı buyruğu haline getirilmiştir. Fakat hiç inanmayanlar da yas matem tutabiliyor veya inançla ilgilendirmeden de örnek doğal afet veya katliamlarda birkaç günlük tüm ülke çapında vs. yas ve matemler ilan edilebiliyor.

Özet olarak Orucun Matemin kaynağı Semavi İslami dini değildir, insanidir. Bu dinlerden binlerce yıl önce ve Ortadoğu dışında başka kıtalarda da oruç matem tutma geleneği vardır. Sonradan inançlar içine alınmış, tanrı emri kelamı diye şartlandırılmış, belirli günlere vs. sabitleştirilmiştir.

Burada esas dile getirmek istediğim konu, kadim bir İNSANİ yol olan Alev-i-liği, Alevilerin kendi kendini asimle edercesine Kerbela olayı üzerinde İslam’a bağlama çabalarıdır. Bu oruç matemler Alevilikte İslam’dan önce vardı. 1500’lü yıllarda (Osmanlı Sah İsmail savaşı) döneminde, Muharrem orucu, Kerbela Matemi, 12 imam orucu vs. adı altında Aleviliğin içine sokuldu. Ondan bu yana da İslam Muhammet Hicret kuyrukçuluğu yapılmaktadır. ‘’Muharrem’’, AY takvimine bağlı olan İslam HİCRİ takviminin 1. ayının adıdır. Kurban bayramından 20 gün sonraya geliyor. 10 Muharrem de, Muhammedin torunu Hz. Hüseyin ve yandaşları Kerbela ‘da katlediliyor. Bu ay takvimi tam doğru olmadığı için, miladi GÜNEŞ takviminden 11 gün kısa bu nedenle de oruç vs. yer yıl 11 gün kayıyor. Bazen yılbaşına bazen başka bir bayrama vs. denk geliyor. Üstte de belirtiğim gibi, Aleviler ARTIK İslam kuyrukçuluğunu bırakmalı, Alevi pirleri mürşitleri kurumları bu konuda ortak bir açıklama yapıp, ORUÇ ve lokma paylaşımı (aşure), inancımızın yolumuzun aslına uygun olarak önümüzdeki yıldan itibaren 5-15 Şubat HIZIR ayına alınmalıdır.

Konu GÜNEŞe gelmişken kısa bir not; (İnsanlık tarihi ile başlayan, Alev-i inanç öğretisi, hava, ateş, su, toprak ve can canan tüm canlı varlığı, (4 kapıda canı) insanı ve ateşi ocağı güneşi alev-i aydınlanmayı bilimi sevgiyi IŞIĞI ALEVİ kutsayan bir inanç öğretidir. Buda ışığın güneşin canlı varlıklar üzerindeki etkisinden kaynaklanmaktadır. Eski Mısırlılar Güneş tanrısına ‘’RA’ diyorlardı. Sonraları, Orion yıldızlar topluluğu içinde ki en parlak yıldızın güneşten daha büyük olduğunu tespit ettiler, ona da ‘’ŞAH’ ve Şaha adını verdiler. (Bugünkü SahRa çölünün adı oradan gelmektedir.) Alevilikte ki ŞAH ve BismiŞAH deyimleri bu Alev ışık güneş kültünden gelmektedir. Bu Güneş Ay Yıldız kültü bütün inançları şu veya bu düzeyde etkilemiştir.

Bizim bazı ‘’evladı-irezil’’ dedeler bana yine kızacak fakat ben yine doğru gördüğümü söyleyeceğim.
Alevilikteki bu kadim on binlerce yıldır süre gelen Şubat ayında tutulan ‘’Yası Matemi Direniş orucunu’’ sanki dünyada başka hiçbir katliam direnişler olmamış gibi getirip sadece Kerbela ’ya bağlamak, Aleviliğin içini boşatıp, İslam çamuruna bulamaktır. Buna şiddetle karşı çıkılmalıdır. Önümüzdeki günlerde tüm Alevi kurumlarında Dedeler vs. Uyduruk İslami hikâyeler anlatılıp, Ah Hüseyin vah Hüseyin Kerbela ağıtları yakılacak. İslam’a ne kadar göbekten bağlı ve ‘’İslam’ın özü’’ olduğumuz vs. yalanları anlatılacaktır.

Her iktidar kavgasının altında sınıfsal bir boyut olsa da, sonuçta Kerbela olayı bir iktidar Halifelik kavgasıdır. Hasana babası Alinin öldürülmesinden sonra kendi kendini halife ilan etti, buna karşı çıkılınca, daha sonra kendisi olmak şartıyla halifeliği Muaviye’ye teslim etti. Kendisi Eşi tarafında zehirlenerek öldürüldü. Hasta yatağında iken Muaviye, oğlu Yezidi Halife tayin etti. Halifeliğin kendilerinde olması gerektiğini savuna Hüseyin buna karşı çıktı, Yezide biat etmedi. Kimseden de destek bulamadı. Yezit Hüseyin hakkında ferman çıkardı. Sonuçta ailesi yakınları ile Küfe’ye giderken Kerbela çölünde 10 gün çölde aç susuz bırakılıp 70 kişi katledildiler, Kerbela olayının özü bu. Burada bir hak yenmesi masumiyet katliamdan söz edilebilir. Her zaman mazlumun yanında olan Aleviler Kerbela olayını da dile getirilebilir. FAKAT bu asla Aleviliği temelini veya ibadetini oluşturmaz. Alevilik, İslam’ın hiçbir kural kaidesini kabul etmez. Ne İslam peygamberi Muhammedi peygamber olarak 40’lar cemine almıştır. Nede 12 imamlardan biri, bildiğimiz, sazlı, sözlü, lokmalı, demli, kadınlı, erkekli semahlı,12 hizmetli, RIZA şehirli Ceme katılmış veya cem yürütmüştür. Hepsi şeriatı İslam’ın kurallarına uymuş, İslam’ın kanlı kılıcını sallamıştır. Alevilik İslam’ın hiçbir kural kaidesi ile uyuşmaz ve uymamıştır.

İmam Hüseyin’in bile 1400 yıl önce, Kerbela’da şehit olmadan önce; ‘’Artık İslam’la vedalaşmak gerekir, çünkü ümmet Yezit gibi bir yöneticiye duçar (uşak) olmuştur’’’ diyor ‘’Bizim Yezitler’’ halen İslam’la vedalaşmayıp, tam tersine her geçen gün daha da İslam batağına girip, Yezide uşaklık yapıyor. Kerbela ’da katledilen 70 can için yas matem oruç tutup, fakat daha dün 1938 de Dersim’de katledilen 70 bin Kızılbaşın Dersim katliamının hiç anılmaması, oda yetmezmiş gibi, inancımızı yasaklamış, 70 bin alevi canımızın katili, faşist Atatürk’ün resmini cemevine asılıp kutsanması, yezide faşiste uşaklığın ve biatın daniskasıdır.

Evet, yüzyıllardır. Zalimin zulmü gözümüzü yaş, namımızı KIZILBAŞ eyledi. Yüzyıllardır bu yolun uluları pirleri YaŞAH dedi direndi. Bu dünyada insanca mutlu yaşamak için gözünü kırpmadan dar ağaçlarına gittiler. Sözde Alevi toplumu, Sivas katliamından bu yana 21 yıldır örgütlü. Bir sürü federasyon ve dernekleri var. Fakat 21 yıldır dile getirdiğimiz Alevilerin 15 hak ve talebinden bir tanesini bile elde emiş değiliz bu nasıl örgütlülükse. . Bunun sebebi bizim dedelerimizin, kurum başkanlarımızın, günün yezitlerine TÜRK-İSLAM faşizmine sistem partilerine vs. uşaklık etmesindendir. Alevi toplumunu bilinçlendirip, 3 milyon Alevi 3 gün sokağa çıkıp 3 gün eve gitmeyip 3 gün meclisin önüne oruç tutsalardı. Bu hak ve talepleri çoktan almış olurduk.

Sözde Alevi liderleri, dedeleri halen, Kerbela ağıtları ile halkı uyutuyor. Gelen tehlike konusunda uyardık fakat dinlemedi, o da yetmezmiş gibi, sesimizi kesmeye çalıştılar. Fakat Asimilasyoncu zihniyete karşı susmayacağız. İslami ve Milliyetçi ırkçı unsurların resmi ideolojinin, Kerbela Destanları ile Alevileri uyutmasına izin vermeyeceğiz. Neyse, zaman bir birimizle kavga etmenin zamanı değil. Şimdi işimiz daha da zorlaştı. Şaka değil, (Allah Kuran Peygamber) AKP = İŞİD hilafet, ganimet kavgası, 1400 yıl sonra, sınıf savaş olarak karşımızda.

Dersim Maraş Çorum Sivas Gazi Gezi Roboski derken, Irakta Şengal’de, Suriye’de Kobane’de Türkiye’de Suruç’ta Diyarbakır’da daha dün Ankara’da önümüze çıktı. Kadınlara tecavüz edip, çocukları katledip, kelleler kesilip top oynanıyor, insanlar bombalı saldırılarla param parça ediliyor.
Hepsi Allah Kuran Peygamber adına yapılıyor. Kürt ve devrimci gerillalar zalimin zulmüne AKPye-IŞİDe karşı direniyor. Maalesef Alevi kurumları pasifçe uzaktan izlemekle, kınamakla, ağıt yakmakla diz dövmek yetiniyor. Geç olsun güç olmasın. Bir daha katliamları yaşamaması için, gün tam anlamı ile Alevilerin Ya ŞAH deyip ‘’Orucu Matemi’’ DİRENİŞE çevirme, Dünyada ezmeden ezilmeden insanca mutlu yaşamak için Direnişe geçme günüdür.

Feramuz Şah Acar
14.10.2015

Please follow and like us:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*