Alevilerin Milliyetçi ve Şiileşmesinde Suçlu Kim?

Her insana aynı gözle bakan dil, din, ırk, inanç, kültür farkı gözetmeyen çağdaş, bilim ve demokrasiden yana olan Aleviliğin, kendinden olmayanı dışlayan, hakir gören gerici, ırkçı, ülkücü ve Şiiliğe yakın olması ya da onun gibi düşünmesi, Alevilikten tamamen başka bir şey demektir. Nasıl ki Marksist birisinin sağcı ve faşist olamayacağı kesinse, Alevilerinde ırkçı olması asla düşünülemez. Irkçılaşıp Şiileşen Aleviler, Alevilikten çıkanlardır.

Anadolu ve Mezopotamya’nın en ağır siyasal sorunlarından birisi Kürtlerin özgürlüğü, diğeriyse Aleviliğin İslam dışı kendine has bir inanç olduğunun resmi ve meşru kabul edilme meselesidir. Kürtler; coğrafi ve ekonomik açıdan emperyalistlerin sömürülerine uygun olmadığından, görmezden gelinip insani tüm hakları yok sayıldı. Bundan cesaret alan bölge devletleri, Kürtleri asimile etmek için ellerinden gelen her türlü dejenerasyonu uyguladılar. Yaşanan bu etnik ve kültür soykırımına karşı, Kürt mücadelesi büyük bir umut ve güvence olup, gericileri önemli ölçüde caydırmıştır. Ancak tehlike henüz bitmiş değil.

Makalede Kürtlere değinilmesinin nedeni, Kürtler ile Alevilerin iç içe asırlardır benzer katliamları yaşamalarıdır. Faşizan bu yapıya karşı Kürtlerin öz savunmacı siyaseti, tarihsel bir örnektir. Kızılbaş Alevilerinde benzer örgütlenmeye gitmeleri gerekirken, ciddi sorun yokmuş gibi sisteme entegre olmaya çalışmaları, Alevilerin henüz gerçek anlamda siyasallaşmadığını gösteriyor. “Siyaset boşluk kabul etmez” gerçekliğini bilen Türkiye Militarizmi, demogojiyle Alevileri sahte birlik, laiklik ve demokrasi yalanlarıyla oyalarken, diğer taraftan katliam ve korku psikolojisiyle, Alevileri sürekli sığınacakları bir liman arayışına mahkum etmiştir.

Tüm bunların yaşanmasında, Aleviliğin gerçek var oluş tarihini ve Alevilerin sosyolojik yapılarını inceleyip, açığa çıkaran bir siyasi yapının olmayışı birinci olumsuz etkendir. İkincisi Alevilerin kendi başlarına bağımsız örgütlenmeleri, özellikle çoğu sol siyasi düşünceler tarafından adeta ayıp, gereksiz görülmesidir. Alevi sorunu bilinçli olarak sürekli görmezden gelinip geri plana itilmesi, Alevilerin milliyetçi ve Şiilik gibi ırkçı yapılara sempati beslemelerine neden oldu. İfade edilen sonuçlara en çok kimlerin sebep olduğunu, somut şekilde açığa çıkarmak büyük önem arz ediyor. Çünkü faşist militarizm cahil, kültürsüz Alevi Dedelerini derin bir korku psikolojisine düşürerek, yalancı hayal ürünü hikaye ve masallarla, faşist Türk ve yobaz Şii yapıp, Aleviyi – Alevi’ye, Kürdü – Kürd’e düşmanlaştırarak hedefine ulaşmaktadır.

Şayet Kızılbaş Alevilik, Tek Tanrılı Dinler gibi özellikle İslam’ın Şii Mezhebine benzer şekilde dogmatik, kişi, soy, din ve etnik ırkçılığa tapınmış olsaydı, bölgenin birçok gerici güçleriyle rahatlıkla birleşip asırlarca katliam yaşamazdı. Kızılbaş Alevilik var olduğu günden bu zamana kadar, İslam’ın tüm Mezhepleri ve ırkçılarla ne aynı düşüncededir, ne de ortak siyasi, inanç yapısı mevcuttur. İslam ile tamamen ayrı dünya görüşüne sahip Aleviliğin, İslam ve ülkücülüğün yan kolları olan tek dil, tek din, tek düşünce ve tek ırk şeklinde düşünmesi demek, doğanın ve eşyanın tabiatına aykırı olduğu gibi, Aleviliğin de kendi doğasına aykırı ve insani her şey orada bitmiş demektir. Bu gerçekliğe rağmen bazı Alevilerin Milliyetçi ve Şiilik şeklinde kendilerini tanımlamasına esas sebep olanlar, Alevi entelektüel, öncü ve Türkiyeli sosyalistlerdir.

Örneğin Türkiye’deki sosyalist örgütler, Alevileri kendilerinden ayrı ya da uzak görmeyip, her türlü siyasi örgütlenmelerini Aleviler içinde yaptılar. Ancak Alevilik bir din mi, inanç mı, siyasal felsefi düşünce mi olduğu hakkında somut teoriye sahip olmadan, “Din Afyondur” gibi tepeden inmeci yaklaşımlarla, hem Alevileri hem de emekçileri İslami militarist gericilerin kucağına ittiler. “Dine Devrimci Yaklaşım” benzeri teoriler geliştirilseydi, inançlı insanları kazanmak mümkündü.

Üstelik sosyalistler öz savunma güçlerini oluşturamadıkları için, emekçilerde yaşattıkları hayal kırıklığı, Alevilerde daha ağır gerçekleşti. Buradan hareketle Alevi Dedelerini suçlamak kolay ve basit bir yaklaşımken, doğru sonuca da götürmüyor. Her türlü olumsuzluklar diz boyu iken, Türkiye’de yaşanan siyasal değişimlerin nasıl ve hangi güçler sayesinde gerçekleştiğini hatırlayıp daha net anlamaya çalışalım.

Son 30 yıldır Aleviler yarı korkak yarı cesaretle, Alevi olduklarını söyleyip gayri resmi dernekleşip televizyon sahibi olmalarını, hangi siyasal mücadeleye bağlıyorlar acaba? Devletin mevcut ırkçı anayasası Alevileri inkar etmeyi sürdürdüğüne göre, Türkiye’de dernekçililiğin hiçbir yasal güvencesi olmadığı bilinmelidir. Devletin bu gerici ve ırkçı yapısına rağmen, Kürt mücadelesi ve bölgede yaşanan siyasal değişimler, Alevilere de çeşitli imkan ve olanaklar sağlıyor. Alevilerin bundan doğru şekilde yaralanabilmeleri için, kendilerine yakın siyasal güçleri çok iyi tanıyıp güç birliği yapmalarıyla mümkündür.

Herkesin kabul edeceği gibi bölgede ve Türkiye’de tüm siyasi yapılar, Kürtleri dikkate almadan amaçlarına ulaşamayacaklarının farkında olmuşlardır. Alevilerde artık Kürt mücadelesini kabul edip ciddi siyasal birlikteliğe gitmek zorundalar. Gitmezlerse en çok kaybeden kendileri olacak. Aleviler şu gerçeği görmeliler, gerici militarist rejim bile korkudan, Alevilerin Kürtlere destek vermemesi için, dernekleşme gibi gayri resmi oluşumların önünü açmıştır. Alevilerin büyük çoğunluğu hâlâ Cumhuriyetin bu gerici oyununa aldanıp, devlet tarafından sürekli dışlanıp horlandıkları halde, hak sahibi olacaklarını düşünmeleri, Alevilerin kültür ve siyasi seviyelerinin çok düşük olduğunu gösteriyor. Özellikle Türkiye’de siyasal bazı fırsatlardan söz edilecekse, bu Kürtlerin dolaylı veya direkt mücadelesinin bir sonucudur.

Devletin Kürtlere düşmanca bakmasından korkan Aleviler, devletten daha çok Kürtlere karşı tavır alıp, Milliyetçi Alevi Bektaşi Kültür Dernekleri gibi oluşumlara gitmeleri, Aleviliğin sonu demektir. Özetlenen tüm sorunlarla birlikte, Alevilikte yaşanan ve yaşanacaklar, Aleviliğin ya tamamen doğru şekilde var olmasını ya da yok olmasının sancılarıdır. Alevililer ve sosyalistler kendilerini samimi anlamda eleştirip doğru bir teoriye sahip olmazlarsa, hiçbir olumlu gelişme olmayacağını bilmelidirler. Kim nasıl düşünürse düşünsün, Alevilerin ırkçı ve gerici Şii oluşumlara yönelmelerin de, birinci sırada suçlu Alevi entelektüel, sözde öncüler ve sosyalistlerdir. Diğer suçlu unsurların etkisi daha zayıftır.

Please follow and like us:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*