Alevilere, Kürtlere, Sosyalist ve Demokratlara Çağrı

Bölgede yaşanan olaylar kısa bir zaman sonra, İran ve Türkiye’yi de içerisine alarak, 21. yüzyıl gerçekliğine uygun şekillendirecektir. Her iki rejim sonunu görüp paniklemiş durumda. Çünkü emperyalistlerin kendilerine biçtiği yüzyıllık ömür dolmuştur. Coğrafi strateji bakımından İran, Türkiye, Orta Doğu’nun kaderini belirleyecek özellikleri taşıdığı halde, ikisi de Sünni ve Şii Arap İslam yobazlığıyla, dünyanın en yalancı edilgen ülkesi olmuşlardır. Tarihi olaylar somut analiz edilirse, emperyalistlerin nasıl bir rolleri olduğu rahatlıkla anlaşılır. Aynı şekilde emperyalistler ikisini de kendilerine göre yeniden şekillendirecekler. İran ve Türkiye yönetimleri ne kadar şov yapsalarda, büyük bir alt üst oluştan kendilerini kurtaramayacaklar.

İki tüccar rejim, İslam’ın yeminli katilleri gibi Alevi, Kürt ve solculara saldırmaktan başka şey akıllarına gelmiyor. Rejimin bu tutumunu fırsat bilen insanlık, kültür, düşünce ve yol düşkünü Şiici Aleviler, Sünni Arap hayranları, sistemin yalağından beslenmeyi marifet sayıyorlar. Durum bu kadar ciddi tüm demokrat, solcu, Alevi ve Kürtler uyanık olup, 1919 hezimetini bir daha yaşamamalılar.

Bölgede yaşanacakların şakası yok; dağ gibi büyüyen sorunlar dalga dalga her şeyi etkileyip değiştiriyor. İnsanlıktan yana olanlar akıllı davranıp öz savunmasını oluşturursa, bu değişimi lehlerine çevirebilirler. 1923 ve sonrasında olduğu gibi sahte Alevi, sahte laik, sahte demokrat ve İslam’a sarılmaya devam edilirse, yok olunacağını bilmeliler. Adeta Anadolu ve Orta Doğu’da 1500 ve 1915’li yıllar yeniden tekerrür etmekte.

İlk başta uyarılması gerekenler, Alevi olup korkak ve basit hesaplarla mevcut rejimim arkasından gidenler şunu unutmasınlar ki, devletin ordusu ne onları ne de kendilerini koruyamayacaktır. Bunun tarihteki en büyük örneğini, dünya imparatorluğu olduğu iddia edilen Osmanlı’nın, Birinci Dünya Savaşı’nda nasıl mezara gömüldüğü kanıtlıdır. Irak, Libya, Suriye vb. ülkelerde yaşananlar, İran ve Türkiye’ye doğru hızla ilerlemekte.

İki ülkede yaşanacaklar her şeyden önce yüzyıllardır yok sayılan Kürt sorunu, Alevilik ve demokratikleşmenin çözüm yolunu açarken, öz savunma güçlerini birleştirenler başarılı olacaktır. İfade edilen sorunlar çözülmediği sürece, Türkiye ve İran’da kimse rahat, huzurlu yaşayamayacaktır. Bunu gören rejim güçleri, daikkat edilirse son zamanlarda Aleviler ve Kürtler üzerinde saldırılarını daha da sıklaştırmıştır.

Gerici yapının son çırpınışını, devletin kendi kurumlarına ve görevlendirdiği güçlere güvenmemesi. Siyasi partilerin devlete, halkın devlete ve adalete güveninin kalmadığı bir ülkede, hiç kimsenin geleceği garanti olmadığı gibii, Alevi ve Kürtlerin hiç değil. Öz savunması olmayanları çok büyük bir tehlike bekliyor. Kimse kafasını kuma sokmasın, keskin bir viraja girilmiş durumda. Bu ne bir kıyamet tellallığıdır, ne de insanları korkutmaktır. Her demokrat ve yurtseverin görevidir bu tür uyarılar. Çünkü bizleri haklı çıkaran yüzlerce katliam örnekleri mevcut. Müslüman Devşirme Türk ve Farsların, Mezopotamya ve de Anadolu’da hakimiyet kurduğu günden bu zamana kadar şu olaylar, bizim ifade ettiklerimizin hafif kaldığını gösteriyor.

Rejim sonunun geldiğini gördüğünden, bazı satılık Alevi ve Kürtleri tarafına çekerek devrimci, demokratların üzerine kışkırtıp, geçmişte elde ettiği sonucu yeniden kazanma peşinde. Bu sahte laik, sahte demokrat ve İslamcılar, ihanetlerinden hâlâ vazgeçmiş değiller.

1235 ve 1240 yıllarında Sünni ve Şii karışımı Anadolu Devşirme Selçuklu’nun, Baba İshak ve Hünkar Bektaşı Veli’nin temsil ettiği Kızılbaşlara yaptığı katliam.
Sünni dönme devşirme Osmanlı’nın,1390’da Musa Çelebi çevresindeki Kızılbaşlara yapılan katliam.
1411 Şey Bedrettin ve çevresindeki Kızılbaşlara uygulanan katliam.
1517 ve 1518’de Celalilere yapılan katliam.
1527’de Kalender Çelebi ve etrafındaki Kızılbaşlara uygulanan katliam.
1550’li yıllarda Pir Sultan Abdal’a ve çevresindeki Kızılbaşlara yapılan katliam.

Dönme Devşirme Arap Osmanlı’nın devamı niteliğindeki yapı, 1919’da Sivas, 1920’de Erzincan,1925’de Diyarbakır, 19272de Ağrı, 1920’den 1938’e sürdürülen Dersim katliamlarını unutmak veya inkar etmek, insan olmaktan çıkmaktır.

Ve 1970’li yıllarda Amasya, Çorum, Malatya, Maraş Kızılbaşlarına yapılan katliamlar. 1980, 1988, 1993, 1994 ve 2000’lerde Alevi, Kürt, ve sosyalistler üzerindeki katliamlar, her on yıla yayılacak şekilde sürdürülmekte. Daha düne kadar kapıları işaretlenen Alevilerin yaşadıkları psikolojik katliamı görmeyip, sahte laiklik ve Şii İslam’a hayranlık duyan düşkün Aleviler şunu unutmasınlar. Öncesinde olduğu gibi yarın yaşanılması kaçınılmaz olan alt üst oluşta, ilk önce özünü inkar eden yol düşkünleri, İslam tarafından en aşağılık şekilde kullanılıp satılacaklardır. Bunun tarihdeki örnekleri şöyledir.

Alevi olup halkına düşmanlaşan ilk kişiliksizler, 1400 ve 1500’lü yıllarda Hünkar Bektaşı Veli’nin torunlarından Mehmet Çelebi, Hızır Paşa, 1919’da Mustafa Kemal’in yanında yeralan Mehmet Cemalettin Çelebi, (Ulusoylar) Dersimli Diyap Ağa ve Rayber gibileri. Bugün ise İzettin Doğan, Doğu Perinçek, Hamza Aksüt, Cemal Şener, Rıza Zelyurt gibi binlerce maddiyat yol düşkünü kişileri saymak mümkün. Aklı başında olan Aleviler, demokratlar ve Kürtler, insanlık düşkünü kişilere ve rejim temsilcilerine inanmamalıdırlar. Mevcut rejim; Alevi, Kürt ve sosyalistleri hep katlederek bugüne gelmiştir. Bu zihniyetin dostluğuna güvenenler doğrudan insanlık düşmanıdır.

Tarihsel gerçekler bu şeklde olup, Şii ve Sünni İslamcı yobazların katlaimalarına bir kez daha maruz kalmamak için, herkes öz savunmasını oluşturmak zorunda. Büyük bir sorun yokmuş gibi davrananlar, ya tamamen asimile olacak veya katliamlarla tarihten silinecekler. İslam’a bulaşmış Şii ve Sünni her anlayış, İslami yozluğu tartışmasız herkese kabul ettirene kadar katliamlarını sürdüreceği bilinmelidir. Örgütlü ve güçbirliği yapmayan Alevi, Kürt ve Emekçilerin yeni oluşacak düzende yaşama şansı yoktur. Her şey son noktasına gelmiş bulunuyor. Bugüne kadar medya vs. çeşitli platformlarda yeterli teorik bilgilendirmeler yapılmıştır. Artık öz savunmacı pratiğe geçme zamanıdır. Bir gün bile geç kalınmamalı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*