ALEV-İ DAR’AMI YOKSA İKTİDARA’MI GİTMESİ GEREKİR

ALEV-İ DAR’AMI YOKSA İKTİDARA’MI GİTMESİ GEREKİR.?
İşte tamda bu soru bugünkü Alev-i lerin geldiği durumu anlatıyor. Bu soruyu yorumlamadan, Sizi günümüzde 5200 yıl önceki bir tarihe götüreyim.:
Summer inancında tabletlerde aktarılan ve Sippar’da Arkeloglerın çıkardığı bir metinde Bahsetmek istiyorum. Utu’yu ( Tanrıy yani Ulu olana) Bilgeler tarafında Utu’yu memnun etmek için şöye davranılmalı ve yalvarılması gerekir (Gulbang okunmalı) tavsiye ediyorlar.
Bununla adaletin sağlanmasına, terazinin dengede kalmasını sağlamış oluyorlar.
” Babbar (Işıldayan) olarak geniş Işık saçan Utu yeri göğü aydınlatandır.
Rakibine( Düşmanına) kötülük yapma.
Sana kötülük yapana iylikle karşılık ver.
Düşmanını adalete bırak.
Kalbinin kötülüğe meyil etmesine izin verme.
Yardım sever ol, iyilik yap.” Kaynak 12 Gezegen 131. sayfa Summer Tanrılar Diyarı Araştırmacı Yazar Zecharia Sitchin.
Gerçi bu Gulbang ap açık anlatmasına rağmen. Küçük bir açıklama gereği, günümüze uyarlanması var.
Yani düşmanınızda olsa onunda insan olduğunu unutma. Sana kötülükde yapılsa sen bir gül uzat ( bu gül dalında koparıp uzatacağımız gül değil- bu Gulbang dır, gözel sözlerle sana kötülük yapanı kötülük yapmaktan vaz geçir, onun gönlünü yumuşat)
Sana kötülüğü dokunanı( Düşmanlık yapanı) Hakk Meydanına, Pir Darına getir, Hakk-Meydanının adaletine ver.
Nefsinle savaş, vijdanın adaletine uy, kötülük yapma. Fakire, ihtiyacı olana yardım et. Hakk’da sana yardım etsin.
”Gerçeğe Hü demeye geldik
Geçeği görmeyenlere göstermeye geldik.
Gizlimiz, Sırrımız kalmadı.
Sırrı ifşa etmeye geldik .
Gerçeğe HÜ.” Aşk ile Ali Koçak.
Binbir Ziyareti, Ocağı olan Güneşin Ülkesi Anadolu Mezapotamya, Aşağı Kafkasya, İrandan Hindistana ve Hezar-Deniz etrafına ki Kadim Halklar, Hakk Yolu Kadim İnançlarını evrimleştirerek, devimleşerek günümüze kadar gelmiştir Hakk Yolu.
Bu Yaşam Şekli /Oluşum daha küçük Aile topluluklarının mağaralarda Kaya diplerinde yaşamaya başlarken sadece yaşayabilmek ve üreyip çoğalmak için mücadele verirlerken, doğada etraflarında olan bitenlerde dersler çıkarıp bu olayların bazılarını kendilerine daha yakın görerek onlarda kendilerine hayırlar geleceğine inanarak kutsamışlardır. Bazı hayvanları, yüksek dağları, Ulu Ağaçları, Güneşi, Ayı, Yıldızları kutsayarak onlardan medet beklemişler.
Zaman içerisinde yapmış oldukları tecrübelerle bakmışlarki Güneş her sabah doğuyor, doğaya bır ısı enerji veriyor, Güneşin vurduğu yerlerde ağaçlar daha bol meyveler veriyor ve anlaşılıyorki Hayat, Güneş olmadan olmaz ve Güneş her dönemde Her toplulukta kutsanmıştır. Güneş Işınlarının ilk değdiği dağdorukları kutsuyarak Ziyaret yerleri yapılmıştır.
Bu Ziyaret yerlerinde kendilerine uygun ibadetler yapılıp Lokmalar, sunumlar yapılmıştır. Daha Sonraları Ateş fark edildikten sonra buralar Ateşgahlar / Ocaklar olarak inşaa edilip Dergahlar kutulmuş ve Toplumun tüm maddi ve manevi ihtiyaçları bu Dergahlar/ Ateşgahlarda/ Ocaklarda görülmeye başlanmıştır ve buda bize gösteriyorki, günümüzdeki Ocak-Sistemlerin ilk Porto- Dergah/ Ateşgah ve Ocaklara dayanmaktadır. Bu Ateşgahların / Dergahların/ Ocakların başında daima bir bilge Kadın/ Kadın-Ana/ Da-Pir’ler vardı ve Ocak sahibi bir Ana idi. Bu Ana ateşi keşfeden, Tekerleği bulan, Tohumu-geliştiren, Hayvanları evcilleştiren, İlk Mucid, İlk Hekim/ Tıpcı/ Hemşire/ Sağlıkçı, ilk Hakim sorunları çozen sulhu getiren, ilk Aşçı yemek çeşitlerini geliştiren. Buğdayı, Arpayı vb Hububatları geliştirip Hamur yapıp ekmeği ilk Pişirende Anadır. Doğuran oldukları için Tanrı olarak toplum içinde kutsiyet kazanmış ve bunların hepsini geliştirerek, genç kadınlara öğreterek geleceğin gençlerin bilinçlenmesi, bilge olmasında olduğunu da fark eden gene Anadır. Şimdi eril kafalı canların kafasın şöyle bir soru takılmış olabilir/ takılmıştırda. Erkekler hiçmi bir işe yharamıyordu ? Tabiiki erkeklerde çok işe yaramışlardır, yalnız toplumun üreyebilmesi, çoğalmasına olduğu katkıları ile değil. Toplumun yaşayabilmesi hayatta kalabilmesi için gerekli yiyecekleri toplayıp avlanmaları gibi ağır işlerde onların doğal olarak daha güçlü oldukları için nerde güçle, kuvetle yapılması gereken işler varsa onlarıda erkekler yapmışlardır. Ormanda odun getirmek, Dam yapmak/ alaçik/ kulübe ler yapma işi hep erkeklere kalmıştır. Tabiiki vahşi hayvanlara karşı Kılanı/ toplumu koruma işi erkeklerindi. Bu işerein hepisini Kılanın/ Ocağın başındaki Bilge Analar tarafında organize edilir ve herkesin gücüne göre işler taksim edilirdi.
Ateş fark edilene kadar basit bir yaşam tarzında yaşanırken. Ateşle birlikte Ateşin Yakıldığı yerlerin etrafında kümelenen topluluklar giderek Kılan olup kalabalıklaşan topluluklar durumuna gelince, kendilerince belirli kurallar ve yönetim şekilleri ortaya çıkarmışlar. Bu yönetimler yakılan ateşin etrafında toplanan Ocak sistemlerini oluşturmuşlardır. Her Ocağın bir veya bir kaç yönetiçisi oluştu. Bu yönetimleri Ocağın sahibi olan Bilge Analar ve etrafındaki diğer bilgelerden oluşmaktaydı.
Kılanın erkekleri fiziksel olarak güçlü oldukları için avcılık ve toplayıcılıp yaparlarken Kadınlarda Topluluğun daha refah içinde yaşayabilmeleri için Hayvanları evcilleştirip, Tohumdan ekin ve diğer yiyeceklerin ekilerek daha verimli olabilmesi için denemeler yaparlar, Dağlarda, dere kenarlarında topladıkları otlardan ilaçlar ve bazılarınıda toplanan meyvalarla kurutarak kışlıklar hazırlıyorlardı. Ateşle birlikte yiyecekler pişirilmeye başlandı ve Kılanı her bireyi yaşam koşullarını dahada güzele doğru gitmesi için çalışmak üretmek zorundaydı. Üretilen yiyecekler herkese eşit oranda ve idareli dağıtılırdı. Yöneten büyük Ana, Da-Pir ( Bilge-Ana) Kılan için hem hakim hemde hekimdi toplumda herhengi bir uyumsuzluğun olmaması içinde bir Adalet-Meydanı vardı. Bu meydan birbiriyle husumeti olanları bir araya getirip Kılanın Bilgeleri, Bilge Anaları ( Hakimleri) tarafında barıştırılır ve rızalık alınıp verilerek Huzur, sulh ( Barış) sağlanırdı. Bu Anaların Kılanın huzuru ve sulh içinde yaşamsı evrilerek günümüze kadar gelip Hakk-Meydanında Canlar arasında ve toplumda sulh ve barışı yaratmak için Dar olunur Rızalık Alınıp verilir.-, Haline evrilmiştir. Burda ne iktidara gitme var nede biri diğerinin omuzlarına basarak yükselmesi var. Yani Ego, Hırs, Makam, İktidar diye bir şey söz konusu değil. Böyle bir oluşumun olduğunu bilmiyorlardı. Çünkü Özel Mülkiyet, artı değer denilen hiç bir olgu yoktu böyle bir şeyde bilinmiyordu. Herkes birbirinde Razı, Rızalık ve Ortaklık topluluğu olarak yaşayan bu kılanlar. İlk Rızalık Şehirlerinin, ilk Porto Sosyalizmi yaşayan ve yaşatan Kılanlardı.
Yani bu ilkeli topluluklarda yaşama şekli Rızalık kuralları içinde olmak zorunluğu vardı çünkü bir başka kural, kaide, yönetim şekli bilinmiyordu. Bilinen Rızalıktı onuda en kusursuz şekli ile Rızalık Toplumu Ortaklar Toplumuna evrilerek Rızalık Şehrine varılmıştır. Sumerlerde Ur-Sosyalısmus. Kaynak ( Helmut Uhlig. Die Sumerer volk am Anfang der Geschiche sayfa 48 den itibaren ).
Bakın günümüzde 5000 yıl ve daha öncesi insanlık, adalet, paylaşın, dayanışma neredeydi. Günümüzde ki İnsanlık hangi durumda. Bırakın diğer inanç ve ”demokırasi”leri biz Alev-i’ler ki o Halkların, o Hakk Yolu kültürünün mirasçıları olarak ne kadar Alev-i’yiz ? !!!
Burda Hace Bektaş Pirin bir sözünü hatırlatmak isterim. ” Marifet Ehlinin ilk Kapısı EDEB’tir” diyor bilge Pirimiz.
Buna Pir-Sultanın bir öz deyiminide ekleyim ” Dönen Dönsün ben Dönmezem Yolumda” diyor Hakk Yolu için zalıma karşı gelerek Canını feda/ kurban etmiştir.
Günümüzde Alev-i’lik Yol ve Erkanına hizmet etmek için Canını, Malını Feda edecek ve yol sevgisi ve hizmetleri için yollara düşen ve hiç bir maddi karşılık beklemiyen canlar, ikrar verdikleri HAKK YOL’unun denejere edilmesine karşi duran Yol Erleri, Analar, Pirler Tamda yukarda anlatığım Kadim Alev-i’liğin gereğine uygun ERKAN’lar yürüttükleri için Der-nek, Vakıf, Cem-Evleri ve diğer Alevi Kurum ve kuruluşlarındaki Yöneticilerini çıkarlarına ters düşmekteler.
Bilge olan HAKK YOLU gönüllüleri, Analar, Pirler ve Yol Erleri Gerçekleri anlatıkları için İnanç Kurulundaki Dedelerinde Ezberlerini bozmuş oluyorlar. Sadece gerçekleri ve Hakk Yolu gereği olan Erkanlerı Alev-i Yol ve Erkanına uygun icra ettikleri için. Derneklerden ve Alevi kurumlarından uzaklaştırılıyorlar.
Buna bir dur deme zamanı geldi. Zira Hakk Yolunu Yoldan çıkaranlar İstisnalar Hariç. İnanç Kuruluna ve Kurumlarımıza konmuşlar, koltuklara yapışmışlar bu yetmiyormuş gibi birde uzaklaştırdıkları Anaların, Pirlerin, Yol Erlerinin arkasında konuşuyorlar, dedikodu yapıyorlar. Ben Hakk Yoluna hizmet ediyorum diyen her kim varsa Yolun EDEB’ine uymak zorundadır. EDEB’İn E’si Eline Sahib ol diyorsa. Hırsızlık yapma, kendine ait olmayana dokunma, elinle koymadığını alma. Elinle Cana kıyma , İnsan veya başka canlının canını alma derken bunlar yolumuzun EDEB’i içinde El’in negatif anlatımıdır ve bunları yapan Hakk Yolu gereği Yol düşkünü sayılır.. Eline sahib ol deyince Elinle ürettiğine sahib ol emeğinin karşılığında olan Hakkına sahib ol. Üret üretiğinin fazlasını ihtiyacı olanla paylaş. Dardakini, düşeni Elinle yerde kaldır ve daha nice güzel şeyleri elimizle üretüyoruz, yapıyoruz. Bunlara sahib çık diyor eline sabib ol demekle.
EDEB’N D si. Dil demektir. Önce negatiflerini anlatalım. Dedikodu yapma, Yalan söyleme, görmediğine gördüm deyip yalancı şahitlik yapma, Kimsenin arkasında konuşma bunlar Hakk Yolu gereği yapan yol düşkünü olur. Onun için Diline sahib ol. Birde Dilimizle Yukarda ki 5000 yıl öncede söylenmiş. Düşmanındahi sana kötülük etse ona gül uzat dilinde dökülen cümleler gül tadında , kokusunda olmalı ki düşmanın sana düşmanlık yapmaktan vazgeçsin. Şiir yaz, Türkü, nefes söyle, Gulbang sun, İnsanlara sevgini anlat, Sevgi ile bak derken sevgi dolu sözler söyle, söyleki dilin güzel kelimeler söylemeye alışsın. Güzellikler, Barış, dostluklar, eşlerin eşitlerin huzur içinde mutlu yaşamaları hep tatlı dille olur. Güzel kelamlara sahib çık Diline sahib çık demek.
Günümüze gelince Yönetim kurulu kararı ile resmi olarak uzaklaştırılan Canların çoğu devlet kapısına gidip hak aramaıştır. Hakk Meydanının açılmasını istemişler fakaf yöneticiler böyle bir şeyin derneğe gölge düşebilir derdine düşerek Hakk-Yolu Erkanında Alevilerin dar olup hak yerine gelsin demelerini de örtbas etmekteler. Bu yazımda isim ve örnek vermek istemiyorum. Fakat Pir Haberde okuduğumuz kadarı ile buna benzer bir olayda Mersin Cem evinde vukuu bulmuştur. Bu olaylar kabul edilemez. Her nerde böyle bir olay bolmuşsa Hakk Meydanı açılmalı ve Meydanda Dar olunmalı Hakklı Hakksız yerini bulmalı.
EDEB’in B sine gelelim. Bel. Belimize sahib çıkalım. Burda Halk arasında Edebsiz olarak dolaşan bir söylem var. Edebsiz olmak sadece bir Erkeğin veya bir Kadınınbir başkası ile içtima etmesi değil tabiki buda edebsizliktir. Yalan söyliyen, hırsızlık yapan, emeği gasp edenlerede edepsiz denilir.
Beline sahip çık deyince . Alev-i’likte tek eşlilik esastır. Hakk Yolunda Nikah Erkanı ile Eşitler bir İkrar bağlarlar bu 1. İkrar 2. ise iki evli çift Musahib olduklarını ve 4 Can bir gömlek altında Pirine ve Hakk Yoluna vede birbirlerine İkrar vereirler ve buna Musahiblik ikrarı denilir. Bu anlmada İkrarlı eşlerinden olan çocukaları geleceğin ve toplumda nufusun dengede kalabilmesi vede üremenin olması gektiği için doğan çocuklara Sahib çıkmak gerekir. Çocukları yetiştirip, topluma, Hakk Yolu’na uygun EDEB’li birer Can olmalarına sahib çıkacaksın ki Beline Sahib olmuş olasın. Başkaları ile düşüp kalkmak zinadır buda Hakk Yolu-Erkanına ters düşer ve yolda düşkünlük yaratır.
Dilimizle sabahları kapımızı açıp Güneşe bakarak sabah Gulbangı sunarız ki. Günümüz güzel geçsin derken sadece kendimize değil herkes için EVRENİN Kudretine Gücüne, Enerjisine yani Hakka sesleniyoruz. Bunu dilimizle yapızoruz.
Ya Hakk, ya Xızır, ya Sabahın Güneşinde gelen ışıklar bu günümüz güzel başlasın güzeliklerle son bulsun. Ya Yelkenlilerin, Gemilerin üstündeki kurtarici, Ya Kimsesizlerin, sahipsizlerin sahibi git dardakine, zordakine, hastaya, fakir fukaraya ihtiyacı oanlara yardımet, ellerinde tut kaldır, hastalara şifa ver, kimsesizlere, yetimlere sahib çık, yolda , darda kalanlara yardım ellerini uzat onları kurtar rahata kavuştur bizi, çoluk çocuğumuzu da unutma. Gel evlerimize mihman ol kapılarımız , gölümüz açık.
Deyip ellimizn içinde aşparmağın tarafına niyaz eder kalbimize ve başımıza götürürüz. Alev-i’liğin burdaki engin Gulbangına bakarsak önce başkaları için gerçeğe çağırıyoruz sonra kendimiz için dilekte bulunuyoruz.
Bu kadar engin ve güzel olan yolumuzu bozmayın efendiler. Elinize, Dilinize, Belinize Sahib olun kimseyi dışlamayın, eksiklikleri Hakk Meydanında Hakklının Hakkını verin. …..
Ya Hakk Ya Xızır Sen Gerçeksin. Gerçeğe HÜ.
5 Haziran 2019 Berlin Ali Koçak

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*