Türkiye`de Faşizme karşı demokratik ittifak, güç birliği acil ve zorunludur. (27.10.2020 Feramuz Acar)

Türkiye`de Faşizme karşı demokratik ittifak, güç birliği acil ve zorunludur.
(27.10.2020 Feramuz Acar)

Değerli canlar; Birinci Dünya Savaşı sonrasında, 96 yıl önce, barış, sosyal adalet eşitlik özgürlük, laiklik demokratik hukuk devleti vs. idealleri ile kurulan Türkiye Cumhuriyetinde, maalesef ve halen bu değerlere ve temel insan haklarına eşitliğe adalete özgürlüğe dayalı bir sistem kurulamamıştır. Tam tersine özelikle son 18 yılda, Allah Kuran Peygamber dine dayalı AKP-RTE iktidarı, yanına Türk milliyetçiliği MHP’yi de alarak, yasama yürütme yargı bağımsızlığını da ortadan kaldırılmış, devletin tüm kurumlarını ele geçirmiş, Türkiye’de sitem, tamamen, tek dil, tek din, tek adam (Türk-İslam) faşist bir diktatörlüğe dönüşmüştür.

1. Dini istismar edip, tek din dayatan, farklı inançların ve Alevilerin varlığını bile tanımayan.
2. Kamu alanını dinselleştirip laikliği, bilimsel laik eğitimi ortadan kaldıran.
3. Kürt halkının dilini kimliğini varlığını tanımayan ötekileştirip terörist ilan eden.
4. Halkın seçtiği milletvekillerini, belediye başkanlarını görevden alıp kayyum atayan.
5. Halkın vergisini ülkenin gelir kaynaklarını ganimet görüp, yandaşları ile talan eden.
6. Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan. Ülke ekonomisini çöküşün eşiğine getiren.
7. Sansür uygulayan gazetecileri tutuklayan TV kanalarını kapatan, basın özgürlüğünü ortan kaldıran.
8. Yazarları, sanatçıları tutuklayan, düşünce ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran.
9. İnsanların örgütlenme, gösteri yürüyüş ihtiraz haklarını engelleyen.
10. Kadını 2 sınıf insan yerine koyup, tecavüz ve şiddet uygulamalarına göz yuman.
11. Çocuk işçiliği, çocuk istismarı, çocuk evliliklerine göz yuman.
12. İşçi emekçilerin, memurların sendikalaşıp hak aramalarını engelleyen.
13. Emeklilerin, işsizlerin, hasta sakat engelli vatandaşların yaşam şartlarını kötüleştiren.
14. Doğal yaşamı çevreyi rant kapısı yapan, Gezide olduğu gibi çevreci hareketleri bile kanla bastıran.
15. Anti demokratik seçim sistemi ve seçim hileleri ile iktidarını korumaya çalışan.
16. Kendi kendine darbe yapıp mağdur edebiyatı yapan.
17. Kendisi gibi olmayan kendini desteklemeyen herkesi ötekileştiren, ayrımcı muamele yapan.
18. Suçsuz yere insanları tutuklayan, Hak adalet arama imkanlarını ortadan kaldıran.
19. Gerici dinci İŞİD’ci çeteleri destekleyen, komşu ülkelere savaş açan.
20. Ülkeyi bir mülteci kampına çevrine, mültecilere de insani davranmayan.
21. Komşu diğer dünya ülkeleri ile karşılıklı ilişkileri bozan.
22. Kin nefret söylemlerle, halkı birbirine kışkırtan, ülkeyi iç savaşın eşiğine getiren.
23. Asker polis bekçi koruyucu, paramiliter güçleri ile insanları tehdit eden korku salan.
24. Devletin tüm kurumlarını ele geçirip yetkiyi tek adam RTE eline veren.
25. İnsanların 5-10 yıl önceki yasal söylemlerinden eylemlerinden veya sosyal medya bir şey beğenmelerinden dolayı tutuklayan, örnekler çoğaltılabilir;
26. Her anlamı ile kendine reva görmediğini başkasına göre faşizan bir sitemle karşı karşıyayız.

Tük-İslam sentezi üzerine kurulan TC devleti, 100’cü yılına yaklaşırken artık iyice yaşlanmıştır, bu güne kadar ancak darbe değneklerle ayakta durabilmiştir. Bugün AKP-MHP iktidarı da bu sentez ve devlet malı deniz yemeyen domuz misali; Ganimet olarak gördüğü ülke değerlerini halkın vergisini, kamu olanaklarını, büyük başlara büyük küçük başlara küçük, yoksul halkada seçimden seçime kömür makarna dağıtarak, ve seçim hileleri ile %51 oy potansiyelini koruyarak. Muhalefet güçlerini de kendileri gibi “Türk-İslam” olmamakla suçlayarak, bölüp parçalayarak, iktidarda kalmaya çalışmaktadır. Bu böyle gitmez, iktidar artık mideden “gaz” çıkarmaya başlamıştır, her anlamda Türkiye’de bir sitem değişikliği kaçınılmaz ve zorunludur.

Muhalefete baktığımızda.
a) TC’nin kurucu partisi olan CHP, 1950 yılından buyana (seçimlerde ortalama %27 oy almış) kurduğu cumhuriyeti geliştirmek vs. için bir daha iktidar olamamıştır. Tüm halk kesimlerini kucaklayamadığı, tek başına iktidar olma hayali ile ittifaklara yanaşmadığı, farklı bir program ortaya koyamadığı için, AKP iktidarına karşı, ana muhalefet olarak girdiği her seçimi kaybetmiştir.

b) Halkın %90’ını oluşturan işçi emekçi köylü meslek örgütleri sendikalar vs. 1980 darbesi ile ezilmiş, toplumdaki Türk İslam, din ve ırk ayrımı dolayısı ile bölünüp parçalanmış, emekten gelen gücünü kullanarak, AKP iktidarına karşı ülke yönetiminde sosyal adaletten yana söz sahibi bir güç olamamıştır.

c) Aynı şekilde Türkiye’de sol sosyalist komünist partiler, 1980 darbesi ile ezilmiş, dar tartışmalar içinde boğulup, bölünüp parçalanmış, toplumu bilinçlendirecek, topluma öncülük edecek yol gösterecek, umut olacak, alternatif oluşturacak, kitleselleşecek, politikalar üretememiş, seçimlerde aldıkları oy %1’i geçmemiştir.

d) Dili kimliği kültürü varlığı yok sayılan, 20 milyonluk Kürt halkı ve hareketi, 40 yıldır kırda şehirde, her türlü yolu deneyerek, ağır bedeller ödeyerek, çetin bir mücadele vermiş ve vermektedir. Kürt halkının varlığı, haklı talepleri, dünyaya duyurmuştur. Fakat, tek başına sonuçta, somut olarak Kürtçe ana dilde eğitim vs. hiç bir temel insani hak elde edememiştir.

e) Anadolu’nun kadim doğal halk yaşamı, felsefi inanç öğretisi, haksızlıklar karşı direniş geleneği olan 20 milyonlu Alevi toplumu kurumları, özelikle 2 temmuz 1993 Sivas katliamında sonra, binlerce dernek cemevi kurmuş, kitlesel güç oluşturmuş, hukuk vs. mücadelesi vermiştir, fakat 27 yıldır Alevilerin dile getirdiği 15 hak ve taleplerinden hiç birini elde edememiştir.

f) Kadın, gençlik, diğer farklı toplumsal gruplar, azınlıklar, doğa çevre hareketi, örnek Türkiye tarihinin en kitlesel GEZİ Parkı direnişi, tabanda ve tavanda AKP iktidarına karşı gerekli toplumsal ittifaklar zamanında oluşturulamadığı için AKP iktidarı tarafından kanla gazla boğulmuştur.

Görüldüğü gibi dinle ırkla bölüp parçalanan, çeşitli toplum kesimlerinin tek başına AKP-MHP iktidarını yıkma değiştirme Faşizmden kurtulma imkan ve gücü yoktur. İttifak oluşturmadan TC hiç bir partinin kesimin tek başına iktidar olması her hangi bir HAK elde etmesi mümkün değildir. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz şiarı ile. Ancak tüm bu güçler azami temelde birincil önceliklerini temel alıp, bir ittifak ve somut yeni bir sistem iktidar alternatifi ortaya koyarak, bu sitemden kurtulabilirler.

Tarihte bu tür diktatörlük rejimler Mussolini, Franko, Hitler vs., seçimle gelseler de, seçimleri kaybetseler de, iç – dış savaş çıkarmadan iktidarı bırakıp gitmemişlerdir. AKP iktidarda kalmak için her yola başvuracaktır. İktidarı kaybetmesi durumunda da, yandaşlarını kışkırtarak her türlü saldırılarına devam edecektir. Gelecek bu saldırılara karşı ortak önlemler alınmalıdır. AKP’in ülkede, toplumda yarattığı tahribatı düzeltmek ayrıca zaman alacaktır. ”Zararın neresinden dönülürse kârdır” misali, bir an önce AKP-RTE iktidarına karşı, en geniş ittifakı ve alternatifi oluşturup, mümkün olduğunca, az sancısız ve kısa sürede, 3-4 yıl içinde TC’nin 100’cü yılı öncesinde AKP-RTE iktidarından kurtulmak, gerçek anlamda çağdaş demokratik laik “yeni bir sitem‘’ oluşturmak zorunludur.

Bunu yapacak olan tabi ki Türkiye’de ki demokrasi güçleri, onların oluşturacağı ortak ittifaktır. Tarih bize Faşizmden kurtulmak için sadece yere ulusal güçlerin yeterli olmayacağında göstermiştir. Bu nedenle yurtdışında yaşayan canlara, Türkiye’de ki demokrasi güçleri ile dayanışma ve uluslararası kamuoyunun desteğini sağlama gibi bir görev düşmektedir.

Türkiye’de son İstanbul, Ankara belediye seçileri örneği, “yetmez ama evet”, gerekli ittifaklar yapılırsa, iktidarı da AKP-MHP’nin elinden alınıp, yeni bir sistem oluşturulabileceğini gösterdi. Çok farklı duruş görüş fikirlerimiz amaçlarımız olsa da, ortak yanlarımızı öne çıkarıp, AKP-RTE iktidarından kurtulup, azami ortak amaçlar etrafında birlikte olabiliriz, olmamalıyız.

Alevi kurumları ve toplumu bu 6 büyük muhalefet grubunun içinde etkin bir şekilde yer almaktadır, bu nedenle Aleviler AKP-MHP faşizmine karşı ittifak oluşturmada birleştirici çimento görevi görebilirler. Bunun için Türkiye, Avrupa Alevi kurumları federasyonları, tabanını Alevi toplumunu acil bu yönde motive etmelidir.

Öncelikle birlikte hareket etme ittifak güç birliği oluşturma konusunda çevremizi, tabanımızı, demokrat kişi ve kurumları bilgilendirip, duyarlı hale getirmeliyiz. Dün AKP’ye oy vermiş bugün ondan hoşnut olmayan çevreleri de bu ittifakın içine çekilmelidir. Türkiye’de her şehirde, yurt dışında Türkiyelilerin olduğu her ülkede Faşizme karşı demokratik ittifak güç birliği veya benzeri isim altında meclisler oluşturulmalıdır. İttifaka katılan güçler yerel bölgelerde ve üst düzeyde temsilciler belirlemeli, ittifak ilkeleri ve oluşturulacak iktidar hükümet programı şimdiden hazırlanmaya başlanmalıdır.

Tek dil, tek din, tek adamla, (Türk-İslam) sitemin devam edemeyeceği, bunun toplumu birleştirmeden çok bölüp parçaladığı görülmelidir. Bu nedenle oluşturulacak Demokratik ittifak ve birlikte kurulacak yeni politik sistem din, dil ırka dayanmamalıdır. Temel insan hak ve özgürlüklerine, eşitliğe adalete, bilime emeğe doğaya ekolojik üretime, gerçek anlamda laikliğe ve demokrasiye dayanmalıdır. Böylesi bir sitenin Türklüğe veya İslam’a karşı olmadığı da bu kesimlere anlatılmalıdır.
Bu ittifakta din ve devlet işlerinin bir birinden tamamen ayrılması, Diyanetin devlet kurumu olmaktan çıkarılması, din derslerinin kaldırılması, gerçek anlamda bir laiklik (inanç özgürlüğü) ve laik bilimsel çağdaş eğitim, Aleviler açısından kırmızı çiğidir. Tabii ittifak güçleri bir araya gelip, ittifakın temel taşlarını ve ileri yönelik politik programını, tabanda tavana ittifak meclislerinde birlikte oluşturmalıdır.

Güncel Korona salgınından dolayısı, geniş çaplı ittifak meclis toplantıları vs. ister istemez sınırlı olacaktır, özelikle Türkiye’de sistem Koronayı bahane ederek bu tür toplantılara vs. izin vermeyecektir. Fakat bu ittifak görüşmeleri ve tabanı, toplumu bu konuda duyarlı kılma, kamuoyu oluşturma hazırlık çalışmaları vs. rahatlıkla, hatta daha etkili bir şekilde, kapalı internet toplantıları, sosyal medya ve canlı TV yayınları üzerinden başlatılabilir, yapılabilir.

AKP-MHP faşist iktidarına karşı olan, tüm muhalefet güçleri, yurt içinde yurtdışında, amasız fakatsız ACİL demokratik ittifak, güç birliği oluşturmalı, bu mücadeleye katılıp, katkı sınmalıdır.

(27.10.2020 / Feramuz Acar)

1 Comment

  1. Saygideger forum katilimcilari ve degerli dostlar.

    Ulkemizde 12 Eylul cuntacilarindan Kenan Evren`in Askeri Fasist Diktatorlugu, “Demokrasinin Ozu” olarak gostermeye calismasi!!! hic kuskusuz 1923 lerden itibaren Turkiye`de uygulanan ve hayata gecirilen Fasizmin bir devamidir, ve ayni mantiga hizmet anlayisidir…
    Turkiye`de Fasizmin gercek yuzunu hic kuskusuz Yoldas Ibrahim Kaypakkaya dogru tahlillerle aciga cikarmis ve bilimsel olarak tespit etmistir.
    Saygideger bir dostun guzel yorumu ile buna biraz daha aciklik getirmis oluruz

    Ülkemizde faşizm olgusu sürekli tartışılan konulardan başında gelmiştir. Türkiye devrimci hareketi gerek faşizmin tahlili, gerekse Türkiye’nin devlet yapısının faşizm olup olmadığı konusunda sürekli bir tartışma içinde olmuştur. Tüm tartışmalar faşizmin tahlili ve buna bağlı olarak bizim gibi ülkelerde faşizm sınıfsal niteliği, hangi sınıfların temsilcisi olduğu, faşizmin sürekli bir olgumu, yoksa gelip geçici bir olgumu olduğu konularıyla yakından ilintilidir. Ülkemizde faşizmi sadece MHP’le sırlayan anlayış az tartışılmadı. Yada faşizmi sadece askeri cuntalarla sınırlayan yaklaşımlar, parlamentonun varlığını faşizmle bağdaştırmayan teoriler ve değerlendirmelerin tümü ülkemizde faşizm tartışmalarının bir özeti niteliğindedir.

    Faşizm olgusunu değerlendirirken, onun ortaya çıkış şartlarını ve sınıfsal dayanaklarını doğru bir şekilde izah edemediğimizde ebetteki yanlış sonuçlara varmamızda kaçınılmazdır. Faşizmin sınıfsal dayanakları ve temsil ettiği sınıfların emperyalist ülkeler ile yarı-sömürge ülkelerde aynılığını aramak elbetteki faşizm konusunda bazılarını yanlış sonuçlara götürecektir. Faşizmi değerlendirirken, tek tek ülkelerin özelikleri, tarihi gelişmeleri, farklı faşistleşme sürecine yol açmaktadır. Buda faşizmin değişik biçim ve yöntemlerine götürmektedir. ‘’Bütünsel diktatörlük (Almanya, İtalya), Faşist askeri diktatörlük (Bulgaristan,Yugoslavya, Japonya), dinsel faşizm (Avusturya, ispanya), Parlamentarizmin belli bir görünüm olarak kalması (Polonya, Macaristan, Finlandiya) vb ..faşist diktatörlüğün sınıfsal niteliğinde herhangi bir değişiklik yapmaksızın bu farklılıklar, sosyal-demokrasinin rolünün sınırlanması, reformist sendikaların tavsiyesi, ile onlardan bazı grupların çekilmesi ve yararlanılması derecesinde kendisini göstermektedir” (Kom. Ent. faşizm tahlili s.158)

    Bizim gibi yarı-sömürge yarı-feodal ülkelerde faşizm, komprador burjuvazi ve toprak ağalarının ortaklaşa diktatörlüğüdür. Bizim ülkemizde faşizm ‘kurtuluş savaşı sonrası’ 1923 de ‘kurtuluş savaşına’ önderlik eden Kemalistlerin iş başına gelmeleriyle devlet askeri faşist diktatörlüğe bürünmüştür. İbrahim yoldaş ‘’Kemalizm, komprador Türk büyük burjuvazisinin ve orta burjuvazisinin sağ kanadının ideolojisidir” der ve devamla ‘’Kemalizmin faşizmle bağdaşması bir yana, Kemalizm bizzat faşizm demektir. Kemalist diktatörlük, askeri faşist bir diktatörlüktür” tespitini yaparak, ülkemizdeki faşizmin sınıf karakterini açık olarak ortaya koymaktadır.

    Bizim gibi ülkelerde faşizm süreklidir. Parlamentarizmin muhafaza edilmesi yada dönem dönem askeri darbelerle iş başına gelmesi faşizmin özünü değiştirmemektedir. Bu değişim sadece faşizmin dozunu artırmak veya biraz gevşetmekle alakası vardır. Ülkemizde egemen olan komprador burjuvazidir. Komprador burjuvazinin zayıflığı onu sürekli bir zora başvurmaya iter. Buna toprak ağalarının iktidara ortak olması ve feodalizmin sopa ve cebrinin de iktidara taşınması, faşizmin ülkemizdeki sınıfsal özünü tamamlar. Dolayısıyla bizim ülkemizde faşizm, Komprador burjuvazinin ve toprak ağalarının ortak diktatörlüğüdür. İbrahim yoldaş PDA’yla girdiği polemikte PDA’nın faşizm değerlendirmesine karşı Birincisi; ‘’Faşizm, herhangi bir emperyalist ülkede olduğu gibi tekelci burjuvazinin diktatörlüğü değildir; Türkiye’de ve Türkiye gibi yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerde faşizm, Komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının diktatörlüğüdür” Dimitrov ‘’Sömürge ve yarı –sömürge ülkelerde aynı şeklide bazı faşist gruplar gelişmektedir. Ancak tabii ki bu, Almanya’da, İtalya’da ve diğer kapitalist ülkelerde görmeye alışkın olduğumuz faşizme benzemez. Buralardaki tümüyle özel ekonomik, siyasi ve tarihi koşulları incelemeli ve dikkate almalıyız. Söz konusu koşullarda faşizm kendine özgü biçimler almaktadır. Ve alacaktır.” F. Karşı B.cephe s.142) Kaypakkaya devamla ‘’Ayrıca tekelci burjuvazinin komprador niteliği de bir kenara bırakılarak emperyalist ülkelerle yarı-sömürge ülkeler arasındaki son derece önemli ayrım çizgisini silmişlerdi. Bunun tabii sonucu da elbette, anti-faşist mücadeleyi şehirlerde, tekelci burjuvaziye karşı yürütecek bir mücadele olarak görmek ve köylülerin anti faşist mücadeledeki rolünü inkar etmekti. (veya en azından küçümsemekti. Revizyonist klik zaman zaman köylülerden de bahsediyordu fakat köylülerin anti faşist mücadeledeki rolünü küçümsüyordu.)” İkincisi; ‘’faşizmin iktidara askeri darbe yoluyla geleceği düşünülüyordu ki, bu son derece sığ bir görüştü. Faşizm iktidara askeri darbe yoluyla gelebileceği gibi başka yollarla da gelebilirdi.” Üçüncüsü; ‘’faşist diktatörlüğün parlamento ile asla bağdaşmayacağını yaydılar. Oysa, bugün en koyu faşizmin iktidarda olduğu bir yığın ülkede, mesela Endonezya’da, Güney Vietnam’da, Pakistan’da, Hindistan’da, İran’da, İspanya’da …..parlamento mevcuttur. Faşist klikler, parlamentoyu feshetmek yerine hem bu ülkelerdeki halk kitlelerini aldatmak bakımından, hem de dünya demokratik kamuoyunu aldatmak bakımından parlamentoyu faşizmin aleti haline getirmeyi menfaatlerine daha uygun görüyorlar.”(İK seçme yazılar s.352-53)

    Dimitrov yoldaş faşizmin parlamentonun bir perde olarak kullanılmasını çok önceden göstererek şunları belirtir ‘’Tarihsel, toplumsal ve ekonomik koşullar, ulusal özellikler, hatta bir ülkenin uluslararası durumu, faşizmin ve faşist diktatörlüğün değişik ülkelerde değişik biçimlerde gelişmesine yol açmaktadır. Faşizmin geniş bir kitle dayanağı bulamadığı ve faşist burjuva kampın çeşitli grupları arasındaki mücadelenin keskin olduğu birtakım ülkelerde bu rejim, öncelikle parlamentoyu feshetme yoluna gitmez. Sosyal-demokrat partiler de dahil olmak üzere öteki burjuva partilerinin biraz meşruiyet elde etmelerine göz yumar. Başka ülkelerde eğer yönetici burjuvazi erken bir devrimin patlak vermesinden korkuyorsa, faşizmin sınırlandırılmamış olan siyasi tekelini kurar. Bunu ya hemen, ya da rakip parti ve gruplara karşı terör yöntemini ve kan kusmayı artırarak yapar. Kendi durumu özellikle açıklığa kavuşunca bu durum faşizmin, kendi temelini genişletmesini ve sınıfsal yapısını değiştirmeksizin açık terörist diktatoryayı kaba ve uydurma bir parlamentarizmle birleşmesini engellemez.” (aktaran İK SE s.347)

    Ülkemizde faşizmin sürekliliği, devrimci durumun sürekliliğiyle koşut halindedir. Devrimci durumu var eden koşullar, faşizmin de sürekliliğinin varoluş şartlarını belirler. Ülkemizde faşizm gelip geçici bir olay değildir. Faşizmin bir hükümet değişikliğiyle ortadan kalkacağını savunan anlayışla, faşizmi askeri darbelere bağlayan anlayışlar tamamen iflas etmiştir. Bu faşizmin sınıfsal tahlilini çözümlemeyen, devletin yapısını kavrayamayan, küçük burjuva anlayışların ürünüdür. Kaypakkaya yoldaş ‘’ülkemiz açısından çıkaracağımız dersler şunlaradır” der şu doğru sonuçlara varır; ‘’Birincisi; Türkiye’de anti-feodal, anti-emperyalist cephenin sınıf muhtevasıyla anti-faşist cephenin sınıf muhtevası aynıdır. İçiler, köylüler, şehir küçük burjuvazisi, milli burjuvazisinin devrimci kandı. Bu sınıflar arasında birleşik cepheyi gerçekleştirme mücadelesi, aynı zamanda bizim şartlarımızda anti-faşist cepheyi gerçekleştirme mücadelesidir. (…..)

    İkincisi; Türkiye’de anti-faşist iktidar mücadelesi aynı zamanda anti-emperyalist ve anti feodal iktidar mücadelesidir.”der (age s.347)

    Ülkemizde faşizm bir darbe yada seçim yoluyla iş başına gelemedi. O ‘kurtuluş savaşı’ sonrası askeri bir diktatörlük olarak iş başına geldi. Parlamentoyu bir maske olarak kullandı. Uzun bir dönem tek parti olarak ‘demokrasi’ gösterisi sergiledi. 1946’lardan sonra burjuvazinin bir kanadının artan hoşnutsuzluğu, Kemalistleri çok partili bir döneme zorladı. DP”nin kurulmasıyla başlayan çok partili dönem, başka burjuva partilerin kurulmasını birlikte getirdi. Faşist diktatörlüğün resmi olarak temsilcileri olan partileri üzerinden çıkar çatışmalarının sürdüğü ülkemizde, orduya hakim olan kesim dönem dönem darbeler yaparak açık askeri faşist diktatörlüğe geçtiklerini ilan ettiler. 1960 darbesi bunlardan biridir. Burjuvazi kendi içindeki çelişkileri dahi dönem dönem şiddet yoluyla halletmeye gitmiştir. 1960 darbesiyle Demokrat parti yöneticilerinin tutuklanması ve ardından idam edilmeleri bunu gösteriyor. Keza halk muhalefetinin en çok ezildiği dönemde askeri faşist diktatörlükler dönemi olmuştur. 1971 ve 1980 askeri faşist darbeleri bunu açık örnekleridir.

    Ülkemizde, parlamento her zaman faşizmin ayıbını örten bir incir yaprağı gibidir. Göstermeliktir. Karalar sürekli orduyla birlikte alınmakta, perde arkasında alınan kararlar, sadece parlamentoda göstermelik tartışılıp oylamaya sunulup yürürlüğe konmaktadır. Demokrasi adına partiler serbesttir. Ancak Türkiye’de kapatılan parti sayısı dünyanın başka ülkelerinde yoktur. Türk şovenizmiyle şaha kalkan faşizmin Kürt örgütlenmelerine ve legal partilerine karşı nasıl bir uygulama içinde olduğu açıktır. Kapatılan Kürt legal partilerinin bir çok yöneticisi katledilirken, bir çoğu yüksek cezalara çarpıtılarak yılarca cezaevlerinde tutuldu. Keza muhalif devrimci ve ulusal güçler göstermelik bağımsız mahkemelerde yargılanmakta, bazen beraat kararları da çıkmaktadır. Ancak faşizminin özel silahlı (kontrgerilla) güçleriyle devrimci ve ulusal muhalefet güçleri ortadan kaldırılmaktadır. Hala naaşları bulunmayan binlerce insan kayıptır. Yine yayın serbestliği vardır. Ancak bu yayınlar her an polis denetimde olduğundan istenilen zaman bu yayınlar kapatılmakta, büroları basılmakta, çalışanları tutuklanmakta ve onlarca yıl hapis cezasıyla cezalandırılmaktadır. Sonuç itibarıyla ülkemizde faşizme karşı savaşım içte; Komprador burjuvazi ve toprak ağalarına, dışta ise emperyalizme karşı savaşım vermektir.

    Sonuc olarak Gerici, Bagnaz, Yobaz, iki yuzlu sahtekar Fasist AKP var olan parlementer sistem icindeki yani fasist meclis icindeki butun partilerin farksiz oldugu, bunlarin tek amaclari iktidarlarini ve saltanatlarini kurmaktir. Ozellikle CHP ile MHP arasinda tek farki C harfi ile M harfleridir.

    Turkiye halklarin tek kurtulusu DEMOKRATIK HALK DEVRIMIDIR…

    Saygi ve Insani Sevgilerimle.

    Baskoylu

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.