Modernizm ve Alevilerin temel sorunları!

Osmanlı devletinin son yüzyılı modern devletleri yakalamak ve böylece devamlılığını sağlayacak olan modernleşmeleri yapmakla geçmiştir. Biz Osmanlı devletinin girişmiş olduğu bu modernleşmeyi “utangaç modernleşme” olarak değerlendiriyoruz. Devlet eski kurumlarının yanında batı tarzı kurumlar açarak birbirine uymayan bir yapılanma içine girmiştir. Sonucunda batıya ulaşamadan, batıya bağımlı bir şekilde yıkılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’nın parçalanmış toprakları üzerinde büyük ve kanlı bir mücadeleden sonra kurulmuştur. Osmanlı’nın birinci paylaşım savaşından önceki topraklarını kendine sınır olarak belirleyen Türkiye Cumhuriyeti kuruluşuyla birlikte bir takım çelişkileri bünyesinde barındırmıştır. Osmanlı devleti üstüne kurulduğu için Osmanlı devletinin devamı olarak görülmüş, diğer yandan Osmanlı’nın temel kurumlarını kökten ve kesin olarak

ortadan kaldırdığı için Osmanlıdan kopuşu ifade etmektedir. Çelişkileri ile birlikte cumhuriyet döneminde yapılmış olan bu uygulamalar ve yenilemeler “köktenci modernleşme” olarak adlandırılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı devletinin çok kültürlü-milletli yapısı üzerine kurulmuş ve çok kültürlülükten-milletlilikten tekliği yaratmaya çalışmıştır. Türklük teorileri, Dersim katliamı, varlık vergisi, 6-7 Eylül olayları, Maraş, Çorum, Sivas katliamları tekliğin uygulamaya konulduğu olaylardan sadece birkaçını oluşturmaktadır.

Ulus temeline dayalı tarih yazımı ve devlet anlayışında “ötekiler” farklılık dolayısıyla kültürler arası etkileşim veya zenginlik olarak algılanmaz. “Öteki” kavramı yerini olumsuzlama ve aşağılamayı içeren “ötekileştirmeye” bırakır. Devlet ötekinin varlığını tanımaz ve ötekini kendisi gibi yapmaya çalışır. Bunu yaparken kullandığı argümanlar asimilasyon ve baskıdır. Böyle durumlarda ötekinin kendi tarihi ve yaşamı söz konusu olamaz. Çok kültürlülüğü ve halkların kaynaşmasını amaç edinen ünlü Kürt edebiyatçısı Mehmed Uzun’un şu dizeleri bizce konuyu tamamlayıcı niteliktedir. “Zincirlenmiş zaman, somut olarak şu; dışarıdan başka birisi(insan, güç, otorite, rejim, ordu, devlet) gelerek size ait olan yaşama müdahale ediyor ve etnik ya da sosyal ya da kültürel ya da tümünü içerecek halde yaşamınızı kaba güçle, arzuladığı gibi biçimlendirmeye çalışıyor. Müdahalenin gerçekleştiği an zamanın tutsak alındığı, zincirlendiği andır. Zaman orada duruyor ve siz o tutsak zamanın bir tutsağı oluyorsunuz. Artık sizin için, size ait ne bir geçmiş ne bir bugün ne de bir gelecek söz konusu olabilir.” (1)

Çok sesli Türkiye’de sesi kısılan veya ses çıkarmasına izin verilmeyen birçok grup vardır. Anadolu Alevileri de “sesi kısılan” gruplar arasında yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Anadolu Alevileri hakkında aldığı kararlar ve yapmakta olduğu uygulamalar bu grupların ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmaktadır ve belirli sorunlara yol açmıştır. Bu sorunları şu şekilde sıralayabiliriz.

1. Diyanet İşleri’nin varlığı
2. Alevi köylerine cami yapılması ve imam atanması
3. Cemevlerinin konumu
4. Tarih yazımı
5. Din derslerinin varlığı
6. Anadolu Alevilerinde anlamı olan yerlerin konumu

Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan en önemli kavramlardan biri laikliktir. Laiklik en basit tanımıyla devletin din işlerine karışmamasıdır. Ancak Türkiyeíde başbakanlığa ait bir kurum olarak yaşamına devam eden Diyanet işleri İslam dininin Sünni Hanefi yorumunu, ibadet tarzını, ahlak ve inanç esaslarını topluma dayatmakta ve din hakkında toplumu aydınlatmak adına çalışmalarını yürütmektedir. Laik devletlerde devletin bir dini olmaz ve devlet bütün dinlere, inançlara eşit mesafededir. Ancak Türkiye’de devletin bir dini vardır. Devletin dini İslam’ın Sünni Hanefi yorumudur ve Türk-İslam sentezine uygun olarak işlemektedir. Devlet kendi eliyle Alevi köylerine cami yapmakta ve imam atamaktadır. Ayrıca giderleri devlet tarafından karşılanmaktadır. A. Alevileri Diyanet işlerinin kaldırılmasını ve devletin dini işlere müdahale etmemesini istemektedir.

Anadolu Alevilerinin inançlarının merkezinde bulunan ve ibadetin yapıldığı yer olan cemevlerinin konumu devlet-Alevi çatışmasının temel nedenidir. Ortada bir realite vardır. Türkiyeíde on beş milyonun üstünde Alevi yaşamaktadır ve bu Aleviler ibadetlerini cem evlerinde gerçekleştirmektedirler. Devlet, İslam dininin ibadet yerinin camiler olduğunu ve Alevilikte İslam içinde bir yerlerde olduğu söyleyerek Alevilerinin ibadet mekânlarını da camiler olarak belirler. Devlet böyle bir aşamadan sonra cem evlerini de kültür bakanlığına bağlayarak cemevini “kültür evine” dönüştürecektir. Cemevi kültür evi olduğunda Anadolu Alevilerinin yapmakta oldukları ibadetleri kültür faaliyeti olacaktır. Cem evlerinde dönülen semah “folklora” dönüşecek, Alevi inanç önderi dedeler ile zakirler ise “sanatçı” olacaktır. Dolayısıyla Anadolu Alevileri kültürlerini yaşatmak için cemevine, ibadetlerini yapmak için camiye gideceklerdir. Alevilerin bu konuda devlete itirazları vardır ve cem evi ibadethane sayılmadığı müddetçe itiraz devam edecektir.

Anadolu Alevileri kendileri için önemli olan olayların ve yerlerin değerlerinin verilmesini istemektedirler. Örneğin 1993 Temmuzu’nda Sivas’ta yaşanan olaylar sonucunda Madımak Oteli’nin yakılması Türkiye’nin kara yüzünü göstermektedir. Aleviler Madımak Oteli’nin müze yapılmasını ve korunmasını istemektedirler. Ayrıca Tunceli üniversitesine veya Alevilerin çoğunlukta olduğu bir şehirdeki üniversiteye Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaş Veli vb. bir inanç önderinin isminin verilmesini, böylece önderlerin yaşatılmasını istemektedirler.

Din derslerinin varlığı ve bu derslerde öğretmenlerin Alevi öğrencilere yapılan baskılar diğer bir sorundur. Aleviler din dersi konusunda AİHM’e götürdüğü bütün davalarda haklı görülmüş ve din dersinin varlığı tartışmalara yol açmıştır. Devlet Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersindeki sorunu öğretmenlere Aleviliği öğreterek çözmeye çalışmaktadır. Öğretmenlere birçok inanç hakkında bilgiler öğretilebilir ancak bu sorunları ortadan kaldırmayacaktır. Çünkü ders zorunlu bir seçim olarak sunulmakta ve öğrenci bu dersi okumaya mecbur bırakılmaktadır. Din dersinin seçmeli hale gelmesi sorunu azaltacaktır. Sorun tam olarak çözülmeyecektir çünkü Din Kültürü kitaplarında Alevilik tüm gerçekliğiyle ve yeterince anlatılmamaktadır. Tarih yazımındaki Türk-Sünni-Hanefi İslam sentezi doğrultusundaki anlatım yerini çok kültürlülük eksenine çevirdiğinde bu sorunda büyük oranda ortadan kalkacaktır.

Genel olarak devlet ülke içinde iyi Müslüman-kötü Müslüman çatışmasını kendisi tetiklemiştir. Türk İslam sentezi doğrultusunda yapılan uygulamalar modernizm ve demokratikleşme ile ortadan kalkacaktır. Bu aşamada Türkiye demokrasisinin gelişmesini istiyorsa devlet kurumlarını yeniden yapılandırmalıdır.

Mesut Ataş 

Please follow and like us:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*