ALEVİLİKTE KULLUK VE BİAT KÜLTÜRÜ VAR MIDIR?

 

Kulluk kültürü ilk dinler olan doğal dinlerden sonra ortaya çıkmış, ataerkil zihniyetin ve çok tanrılı dinlerin gelişmesiyle birlikte hâkim hale gelmiştir. Olgunluk çağına ise tek tanrılı dinler (semavi dinler) zamanında gelmiştir. Kul; insanın tanrı karşısındaki konumunun adıdır. İnsanın tanrılara tapınmaya başladıktan sonra kendisini tanrıya koşulsuz teslim etmiş ve buna da kulluk denmiştir. Doğa güçleri karşısındaki çaresizliğin bir ürünü olarak başlayan kulluk, devletin, din ve tanrı ile özdeşleşmesiyle birlikte, toplumla ilişkisinin temelini oluşturmasıdır.

Devlet egemenlik ve sömürü üzerine var olur. Bu da toplumun, devleti meşru görmesi ve ona biatını (itaatini) zorunlu kılar. Zaten güçlü (devlet) ile güçsüz (insan) arasındaki ilişkide, güçsüz olanı güçlüye tapındığı sürece ortaya kulluk inancı çıkmaktadır. Kulluk inancının büyüklüğü, devletin gücünü etkiler. Bu nedenle bu inancın geliştirilmesi, her sömürücü sınıfın daimi politikalarındandır. Kulluk, biat etmeyi yani bağlı-sadık kalmayı, emir ve kurallara koşulsuz uymayı zorunlu kılar. Gerek çok tanrılı dinler, gerekse tek tanrılı dinlerde, tanrılar (devlet) her zaman ilk koşul olarak kullarına (topluma), biatı zorunlu kılar.

Çok tanrılı dinlerde, henüz devletler yeni gelişmişken, her toplum-topluluk sadece bir tanrıya biat ederdi. Ama diğer tanrılara da genelde saygı duyarlardı. Doğada her canlının bir yaşam alanı olduğu (ve olması gerektiği) bilinci, toplum ve devletin de böylesi bir alana sahip olması gerektiği bilincini doğurdu. Babil’in yaratılış efsanesinde Güneş Tanrısı Mardak, Deniz Tanrısı Tramat ile dövüşür ve kazanır. Sonra denizlere sınır çeker. Karalarda da her kabileye bir sınır çizer. Bu mitoloji herkesin yaşam alanına saygı ve zorunlu uymayı mitolojik olarak betimler.

Başka toplumlarda yaşamsal çıkar savaşı olmadığı sürece onlarla iyi geçinmek, doğal yaşamdan dinsel yaşama geçen bir bilinçtir. Bu yüzden diğer tanrılara da saygı gösterildi Ancak devletin gelişmesi ve imparatorlukların ortaya çıkması paralel, tanrı-krallar kendilerini dünyanın efendisi ilan ettiler; haliyle diğer tanrıları küçümsemeye, aşağılamaya başladılar. Devletin sınırları geliştikçe biat edenlerin ve etmesi gerekenlerin sayısı artıyordu. Bu durum kulluk kurumunun genişletilmesi ve geliştirilmesini zorunlu kılıyordu. Tek tanrılı dinler bunu sağlamıştır.

Tüm semavi dinlerde olduğu gibi İslamiyet’te de mutlak biat ilk koşuldur. İslam’ın kelime anlamı “teslim olmak “tır; yani tanrıya koşulsuz teslim olmaktır demektir. Müslim’in (Müslüman) ise; “teslim olmuş kişi” anlamına gelir. Teslim olmadan biatın gerçekleşmesi olanaksızdır. Bu teslimiyet ve biat, Tanrı adına devlete geçer. Devlet sınıflı toplumun ürünü olduğu ve tahakküme dayandığı için, bu biatı korkuyu kadim kılmadan yaşatamaz,
Kuran Enfal Suresi (29. Ayet) ” Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız, O, size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış verir. Saçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir” denmektedir.

Kuran’da korkunun sembolü olan cehennem azabı da birçok ayette geçer. Korku kulluk kavramının temellerinden birisidir. Kulluk zihniyeti, sadece tanrı (devlet) ile kul (toplum) arasında sınırlı kalmaz. Devlet, ideolojisini yaşamın tüm alanlarına yaydığı için, kulluk da tüm toplumsal hiyerarşide yaşam bulur ve hâkim olur.

Alevilikte Biat kültürü var mı?

Alevi inancında belirleyici olan 4 Kapı 40 makam öğretisidir. Ehli Kamil, Kâmili İnsan olabilmek için mutlaka 4 Kapı 40 Makam öğretisinin gerekliliklerini yerine getirmek zorunda. 4 kapı 40 Makam öğretisi tamamen İnsan ve Doğa sevgisi üzerine şekillenmiştir. Alevilikte Pir’e inanmak onun gösterdiği yolda yürümek gönüllüdür.

Pir’in görevi bir öğretmen edasıyla bu öğretinin gerekliliklerini yerine getirmektir. Alevilik İnsan merkezli bir inanç olduğu için insanın insana kulluk yapmasını yasaklamıştır. Bunun içindir ki Benim Kâbe’m insandır der. Pir’e inanmak Pir’in göstermiş olduğu yolda yürümek Kulluk ve biat kültürüyle bir alakası yoktur. Bu tamamen gönüllü bir birliktir. Kul, mürit, şeyh ilişkisi itaat kültürüdür. İtaat kültüründe sorgulama olmaz. Biat kültürü; sorgusuz, eleştirisiz iman ettiği külte teslimiyeti, cehennem korkusu ve cennet tutkusu bir anlayış gerektirir. Alevilikte ise ikrar sorgulama kültürü hâkimdir.

Alevi inancında Talibin Pir’ine karşı sorumluluğu olduğu kadar Pir’in de Talibine karşı sorumluluğu vardır. Aynı zamanda Pir Talibe karşı ne kadar sorumlu ise, Mürşit’ine karşı da o kadar sorumludur. Pir’in ne kadar Talibi sorgulama hakkı varsa Talibinde O kadar Pir’i sorgulama hakkı vardır. Bu sorgulama tamamen gönüllülük temelindedir. Pir Talip ilişkisinde sorun varsa giderilmediyse sorunun çözümü için Mürşid’e başvurulur.

Kendilerine “esas Müslüman biziz” diyen Aleviler Kuran bizim kitabımızdır derken ikiyüzlü davranıyorlar. Kuran’da Kulluk ve Biat etmek, Kadere inanmak, Şeytana inanmak, Cennet ve Cehenneme inanmak esastır. Alevilikte ise Kulluk ve Biat kültürü, Kadercilik, Şeytana inanmak, Cennet ve Cehennem kültürü yoktur. “Kuran benim kitabımdır!” derseniz Alevi olmazsınız.
Barış Aydın

Please follow and like us:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*