Din ve Felsefe Açısından Kızılbaşlık -6-

ALEVİLİKTE DEM
Dem kelimesi; Farsçadan gelir. Anlam ve içerik bakımından herhangi bir maddenin ya da konunun (Mevzunun) tam kıvamına gelmesi, olgunlaşması demektir. Demin Alevilik inancında uygulanış yeri ise ibadetin her yönüyle eksiksiz yapıldığının kanıtı olarak, ağız tatlılığı olan yiyeceğin paylaşılması, Dem olarak isimlendirilmiştir. Aleviler Cem ibadetinin sonunda paylaşmış oldukları yiyecek veya şerbet şeklindeki içeceklere hem Lokma hem de Dem adını verirler. Bunun esas temelindeki gerçeklik, Cem’e gelen insanların birbirleriyle en ufak bir küskünlük veya dargınlığının olmadığı, evinden getirmiş olduğu yiyecek ya da içeceği herkesle paylaşmakla, barışın ve dayanışmanın kanıtlanmış şeklidir. Onun için Alevilikte, Dem ya da Lokma temel kuralların içerisinde yer alıyor. Gerici sistem; Alevilerin bu ibadetlerindeki Dem’i, alkol içildiği propagandası yoluyla Alevileri alkole düşkün olarak göstermeye çalışmıştır. Sistemin yanında yer alan bazı Dedelerin de bu söyleme kanarak ya da fırsat bilerek, kendi çevresinde Dem adıyla alkolü teşvik ettiklerini biliyoruz. Hâlbuki Alevilik var olduğu günden bu zamana kadar ibadet sırasında alkol içilmesini kesinlikle yasaklamıştır. İbadet bittikten sonra Alevi kişiler ister evlerinde ister de başka mekânlarda, istedikleri kadar Alkol içmelerine de herhangi bir yasak koymamıştır.
Eskiden bütün dinlerde Alkolün içildiği bilinmektedir. Tek Tanrılı dinlerden Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet, belirli bir zamana kadar Şarap başta olmak üzere, çeşitli alkollü içecekleri kutsallık derecesinde görüp, insanların alkol içmeleriyle ilgili herhangi bir yasaklama yoluna gittikleri görülmüyor. Ancak ilerleyen zamanlarda, insanların alkolü çok fazla alıp toplum içerisinde uygunsuz hareketler göstermeleri neticesinde Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet ibadet sırasında alkolü yasaklamışlardır. Yahudilik ve Hristiyanlık ibadet dışında alkolle ilgili herhangi bir yasak koymazken, Müslümanlık ise alkolü tamamen ortadan kaldırmak için almış olduğu yasak (Haram) kararını daha ileri aşamalara götürüp, alkolü insan yaşamından tamamen çıkarmak istemiştir. Müslümanlığın tüm bu yasaklamalarına rağmen, mevcut uygulamasında çok fazla başarılı olduğu söylenemez. Çünkü İslami kurallara göre yönetilen ülkelerde, Şeriat kanunları her ne kadar katı cezalar koymuş olsa da insanların gizli veya görünmeyen mekânlarda daha fazla alkol tüketmeye devam ettikleri biliniyor. Alevilerin ibadetleri sırasında toplumla paylaşmış olduğu yiyecek ve tatlı şeklindeki içecekleri, art niyetli olmayan hiçbir insan alkol olarak değerlendirmez. Değerlendirenler ise yüzyıllardır Alevilik üzerinde çeşitli hesapları olan kötü niyetli ve sinsi düşmanlardan başkaları değildir. Çünkü Alevilikte “Dem” paylaşmak demektir. Bu da sosyalist ve komünist felsefe de olduğu gibi komünal ve kolektif yaşamda ortak üretip ortak tüketme kültürüdür.

ALEVİLİKTE BAĞLAMA (SAZ) İLE İBADET
Bugüne kadar Bağlama ile ibadet yapma kültürünü, doğru düzgün herhangi bir bilim kurumu incelemiş değildir. Genel anlamda bütün dinler ilahi söylemek için bir takım müzik aleti kullansalar da Alevilikteki gibi ibadetin ayrılmaz bir parçası veya olmazsa olmaz kuralı olarak görülmemiştir. Aleviliğin Bağlamayı temel ibadet enstrümanı olarak kabul etmesindeki gerçek nedeninde, derin bir felsefi düşünce mevcuttur.
Dinlerde müzikli ibadetin ilk çıkış tarihi M.Ö. 65 bin yıllarında Avcılık (Paleolitik) döneminde, Totem ve Animist (Politeist) dinlerle başladığını söylemek mümkündür. Avcı ve toplayıcı gruplar kulübe ve mağaralarının önünde yakmış oldukları ateşin etrafında halka oluşturup, ellerindeki ağaç, taş ve kemik parçalarıyla düzenli seslerle birlikte tempolu şekilde ilahiler söylerken icat etmişlerdir. Bu temel yapıdan hareketle diğer icatlarda olduğu gibi, müzik aletleri de aşamalı olarak geliştirilerek hem farklılaşmış hem de zenginleştirilmiştir. Müzik aletleri farklı şekillerde gelişmeden önce, vurmalı ve üflemeli çalgılarla uzun yıllar devam ettikten sonra, önce tek telli, bir müddet sonra iki telli ve daha sonra çok telli aletlerle günümüzdeki şekillerine dönüştüğünü görüyoruz. Dinlerde kullanılan müzik aletlerinin tarihsel gelişimini kısaca bu şekilde ifade ederken, Alevilikteki sazlı ibadetin esas kural haline geçiş tarihi ise şu yöntem ve aşamalarla gerçekleşmiştir.
Türk Aleviler Orta Asya’da yaşadıkları dönemlerde, Şamanist inançları doğrultusunda Kopuz adı verdikleri telli aletle başlamışlardır. Kürt Alevilerin telli çalgı ile ibadetleri ise Zerdüşt Peygamberin ortaya çıkmasıyla başladığı birçok belgede kayıtlıdır. Mezopotamya’da yaşayan Kürt ve Persler, Zerdüşt Peygamber döneminde kullandıkları müzik aleti iki ya da üç telli Curalar şeklinde iken, daha sonraları tel sayısı çoğaltılarak günümüzdeki uzun ve kısa saplı Bağlama biçimini aldığını, bölgede yaşayan halkların kültür mirasları olmasından biliyoruz. Bağlama ile ibadetin diğer bir bilimsel yanı, Mezopotamya’da şu şekilde geliştiği görülmektedir.
M.Ö. 700’lü yıllarda, Zerdüşt Peygamber Vedizm öğretisi doğrultusunda, insan sesi ile çalgı sesini birleştirerek yeni bir ibadet ve aynı zamanda öğrenme (Eğitim) yöntemini icat etmiştir. Vedizm yönteminde, saz ile sözün birleştirilmesi, insanın kulağına hoş gelen seslerle kişiyi cezbetmektir. Aynı zamanda bu çağda okuma yazma bilmeyen insanların, söylenecek beyit ve şiirleri daha çabuk ve kolayca ezberlemesi amacıyla, böyle bir sistem icat edilerek yaşatılması sağlanmıştır. Bu da Türk ve Kürt Alevilerde, sazlı sözlü ibadetin temelindeki en önemli bilimsel noktadır.
Çoğu zaman tartışma konusu edilerek, “Aleviliğin kutsal kitabı var mıdır?” diye sorulduğunda, bir takım Alevi dedeleri, Aleviliğin Kuran-ı Kerimi veya Kutsal kitabı Telli Kuran (Bağlama) veya Ali’nin sözleridir (Ali Natığı) şeklinde cevaplamaktadırlar. Her iki cevapta ne Alevilere ne de başka insanlara inandırıcı ve doğru gelmektedir. Çünkü doğal olarak her dini inancın yazılı belgesi (Kitabı) vardır. Alevilerde ise Zerdüştlük ve Şamanizm’den kalan yazılı bir iki kitap ve belgenin dışında, başka dini bir kitap bulunmuyor. Ancak ibadetlerinde kullandıkları bağlama ve şiirler, sözlü olarak en büyük kaynak niteliği taşıyor. Sürekli şair ve ozanların yazıp bestelemiş oldukları beyit ve şiirler, Aleviliğin inanç ve ibadet yapısının unutulmasını engellemiştir. Alevilerin inanç ve ibadetleriyle ilgili kitap ve düzenli belge bulunduramamalarının nedenini kısaca şöyle açıklamak mümkündür.
Özellikle İslamiyet’in egemenlik sağladığı tarihten itibaren, kontrolüne almış olduğu bölgelerde yabancı tüm kaynakları yakıp yok ettiği gibi, bir daha oluşmaması için her türlü yasağı getirmesinden kaynaklanıyor. Konu hakkında yapılan araştırma ve incelemelerde, “Uygarlık ve Dinlerin Doğmuş” olduğu bölge olarak Hindistan, Orta Asya ve Mezopotamya’dan yola çıkıldığında, birçok din ve kültürün ana çıkış noktasının, müzikli ve müziksiz tüm ibadetlerin nasıl geliştiğini şu kaynaklardan daha net anlaşılmaktadır…..

Please follow and like us:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*