Din ve Felsefe Açısından Kızılbaşlık -4-

KIZILBAŞLIĞIN (Alevilik) BAŞLANGIÇ TARİHİ
Kızılbaşlığın gerçek yerini ve başlangıç tarihini tam olarak anlayabilmek için, önce Kızılbaşlığa inanan toplumların geçmişteki tarihsel yaşamlarını inceleyerek başlamak gerekir. Daha sonra Anadolu, Ortadoğu, Afrika, Asya, Hindistan ve Mezopotamya’da dinsel egemenlik kurmuş olan İslamiyet’in inanç, ibadet ve yaşam şeklini, diğer inançlarla kıyaslayarak bir sonuca ulaşmak mümkündür. Çünkü Alevilik hakkında kitap yazanların büyük çoğunluğu, ya devletin emrettiği şekilde, tarihsel ve kültürel yapıya bakılmadan, sadece Arap Şii İslam yaşamı temel alınarak yazılmıştır veya bu aşamadan sonra Aleviliği yeniden canlandırmanın faydası olmayacağı düşüncesiyle hareket edilip, birtakım politik deyimlerle, Aleviliği yalnızca yaşam felsefesi şeklinde değerlendirip, basite indirgendiği görülmektedir.
Bu yüzdendir ki, gerek Kızılbaşlığın Zerdüştlük ve Şamanist kökeninden gelen kültürel yaşam şekli, gerekse miladi 1000 yıllarından itibaren ortaya çıkışı ve sonrasındaki olayların derince incelenmesi, diğer kültürlerin niteliklerini de deşifre ediyor. Kızılbaşlığa sürekli bilinçli istismar ve katliamlar yapılıp bilinmezliğe sürüklenmesi üzerinde inceleme yapılmadan, birlikte yaşanan diğer din ve kültürleri tanımak da asla mümkün olmamıştır. Din ve kültürlerin doğal yollarla ve katliamlarla nasıl yok edildiklerini kısaca iki noktayla açıklayarak, Kızılbaşlığın gerçek tarihine geçmeye çalışalım.
Dünyada var olan canlı ve cansız varlıklar, nasıl ki özelliklerine göre belirli bir süre yaşadıktan sonra ömrünü tamamlayıp ölüyorlarsa, din ve kültüler de aynı şekilde on binlerce yıl yaşadıktan sonra yok olup gitmektedirler. Özellikle din ve dil kültürlerinin yok oluşlarında iki temel etki belirleyici ve düşündürücü rol oynuyor. Bunlardan birisi dinlerin insan toplulukları tarafından asırlarca yaşatılıp, yaşama sağladığı maddi ve manevi işlevsel özelliği zayıfladıktan sonra doğal yollarla yok olması. İkinci önemli olaysa, bazı din ve dil kültürüne sahip toplumlar, diğerleri üzerinde baskı, katliam ve de asimilasyonla yok etmeye çalışmaları, dinlerin bilinçli şekilde öldürülmeleri anlamına gelir. İşte Kızılbaşlıkta Anadolu ve Mezopotamya’da İslam toplumları tarafından bilinçlice katliama maruz bırakılarak öldürülmeye çalışılan din felsefisinden sadece birisidir. Bunun nedenlerini anlayabilmek için Kızılbaşlığın tarihine bağımsız bakış açısıyla somut kaynaklarını incelemekten geçer. Devlet ya da belirli siyasal gruplara dayanarak inceleme yapmak, hiçbir din veya kültür hakkında objektif sonuç vermediğini herkesin bilmesi gerekir.
Alevilik üzerine bugüne kadar çok fazla kitap yazıldığı biliniyor. Ancak yazılan kitapların büyük bir kısmı, devletin kendisine göre şekillendirmiş olduğu, Kemalist ve Bektaşi Aleviciler tarafından yazıldığı için, bağımsız ve objektif davranmadıkları herkes tarafından bilinen bir gerçek. Her zaman dayanak olarak Hz. Ali ve 12 İmamların yaşamları ve ibadetleri referans gösterilmiştir. Bütün bu çabalara rağmen referans alınan Hz. Ali ve 12 İmamların yaşam, din ve ibadetleri ile Anadolu’da yaşayan Alevilerin yaşam inanç ve ibadetleri arasında en ufak bir ortak nokta ve benzeşme olmadığı, yapılan objektif araştırmalarla rahatlıkla görülüyor.
İslam toplumları ve Türkiye sisteminin tüm asimilasyoncu çabalarına rağmen Aleviler ne tam olarak Sünni ne de tam anlamıyla Şii olmuşlardır. İslamiyet yanlısı olan bu çabaların tek başarılı olduğu nokta, Aleviliği içinden çıkılamaz bir karmaşaya sokarak, hiçliğe (Nihilizme) doğru sürüklemiştir. Belki de İslam ve faşist düzen yanlılarının temel hedefleri de buydu. Şimdi Aleviliğin gerçek çıkış tarihini ve yerini, kültürlerin “Anası ve Beşiği” olan Mezopotamya ve Hindistan’da başlayan Neolitik çağdan itibaren ele alarak öğrenebiliriz.
Kızılbaşlığın ortaya çıkışını ve tam olarak tarihini söyleyebilmek için, günümüzde Alevilik adıyla yaşatılan “Cem, Semah, Musahiplik ve Dört Kapı Kırklar Makamındaki” özün ya da inançsal felsefenin nerelerde ve hangi dini kültürlerde yaşatıldığına bakarak söyleyebiliriz.
Musahiplikte olduğu gibi, insan sevgisi ve doğaya verilen değerler, temel dini felsefe olarak belirleyici şekilde yaşatılmayan hiçbir din ve kültür, Kızılbaşlıkla asla ortak özellik taşımaz. Çünkü Kızılbaş Alevilikteki Tanrı sevgisi insan, doğa ve özellikle kan bağı olmayan insanların kardeş olmalarının (Musahip) yaşatılmasına dayanır. İnsana ve topluma mantıklı ve dürüst duygularla yaklaşmadan, sırf camiye, kiliseye, havra vb. yerlere gidip Allah’ın adını anarak kendisini affettirmek ya da ondan yardım dileyen ibadetlerin, Alevilikte hiçbir anlamı, ciddiyeti ve geçerliliği söz konusu değildir. İşte bunun için Kızılbaş Alevilik diğer tek Tanrılı dinlerden tamamen ayrı düşmektedir. Alevilikteki bu yapının diğer din ve kültürlerden hangisinde aynı doğrultuda bir inanç, ibadet ve yaşamın yaşatılıp yaşatılmadığı, aynı zamanda Kızılbaşlığın tarihi de demektedir.
Bugüne kadar dinler tarihi üzerine yapılan araştırmalarda, tek Tanrılı dinler olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’in inanç felsefelerinde, Aleviliğe benzeyen en ufak bir inanç, ibadet ve yaşam noktasına rastlanmadığı görülmektedir. O zaman bu konuya merak salanlara tek bir yol kalıyor. O da Neolitik çağdan itibaren oluşan tarımcı sosyal toplulukların inanç ve ibadet yapıları incelenerek ancak doğru sonuca varılabilir. Bunun yerine sadece egemen olan din ve devletlerin kendi siyasi çıkarlarına göre yazıp topluma empoze ettikleri inanç ve ibadetlerle hiçbir din kültürü somut olarak ifade edilemez.
Bilindiği üzere toplumların ilk sosyal, kültürel, dinsel, ekonomik ve üretim açısından toplu ve düzenli yaşamın, Tarım (Neolitik) Çağı’ndan itibaren başladığı herkes tarafından kabul edilmektedir. Tarım Çağı M.Ö. 15 bin yıllarında Ana Tanrıça kültürüyle başlayıp, günümüze kadar çeşitli dini isimler olan Şamanizm, Brahmanizm, Budizm, Şintoizm, Taoculuk, Konfüçyüs, İndra Mitra, (Güneş Tanrı) Hinduizm ve Zerdüştlük adıyla ikili (Dualist) felsefi anlayışlarda yaşatılmıştır. Kızılbaşlığın; bunlar içerisinden özellikle Zerdüştlük, Mitra ve Şamanizm felsefesini ön plana çıkaran, Mazdek, Mâni, Hürremilik, Babek, Kızılbaşlık ve Alevilik adlarıyla bu zamana kadar geldiğini görüyoruz. Açıkçası Kızılbaşlığın doğuş ve gelişim tarihini şu bilgiler doğrultusunda daha net olarak anlamak mümkündür……

Please follow and like us:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*