Alevilik ve ANA dili(7)

“Lafazanlık” 

Alevi “rönesanslar”, Alevi “demokratlar”, Alevi “devrimcidir zaten amacılar ”,Alevi “alisiz olmazcılar ”, Alevi “alisizler”, Alevi “müslüman özü olanlar”,Alevi “düalistçiler”, Alevi “bilimselciler”, Alevi “hümanist ve doğacılar”, Alevi “dincidirler”, Alevi “ateistler”, Alevi “siyasetçiler-siyasiler”, Alevi “rızacılar” , Alevi “komünarcılar”, Alevi “siyasetsizler”, Alevi “bürokratlar”, Alevi “aristokratlar”, Alevi “geçinmeciler”, Alevi “feodaller”, Alevi “batini zahiriciler”, Alevi “dört kapı, dört makamcılar”, Alevi “kapitalistler”, Alevi “vurdum duymazlar”, Alevi “hasasiyetçiler”, Alevi “anmacılar”, Alevi “kerametçiler”, Alevi “tapu kadastrocular”

İşinize geldiğinde “demokrat” olmak “devrimci” olmak, “alici” olmak, “alisiz” olmak, “çağdaş” olmak “rönesansçı” olmak, “siyasetsiz” olmak, “siyasetçi” olmak, “tapucu” olmak…vs olmak, bir size mi düşer “usta”!?

Sahi dert nedir USTA?!

Bu süreç gösteriyor ki “lafazanlık”!!! İle çok uğraşacağız (!)

“Lafazanlık”, onun ÖZNESİ( bizzat bilinçli) olarak yapanlar ve öyle yada bunun bir  “Parçası” yapılanlar tarafından çok başvurulan bir yöntem. Çünkü, Asimilasyonu gören kitlenin, hoşnutsuzluğunun kaynağının farkındalar ve onun ÖRGÜTLÜ BİR GÜCE dünüşmesinden “rahatsızlar”! 

“Lafazanlar” söze gelince,“ örgütlü olmalı, siyasetin siyasetsizliğine alet olmamalı, özüne dönmeli(tabi öz onlara göre ne ise ), Alevilik, Alevilik olmalı(ekleniyor tabi) nokta” diyorlar ama ortaya çıkardıkları: sürece yayma, bireyselcilik, ego, kariyer ve ben merkezcilik! 

Aşılanmak isteneninin, bundan ötesi olmadığı, “lafazanların” durumunda da ve pratik “örgütlülüklerde de” aşikar! İstenilen “Alternatif sadece KENDİLERİ VE DURUŞ(suzluk)LARI”!!!

“Lafazanlar” Özünde , “Alevilerin kafasını açmak” adına, her şeyi “aynılaştırıp”, özünde doğru pratikleri bulandırıp, karıştıracak ve Alevi hareketinin (objektif yada subjektif) örgütlenmesine karşıt olan pratikle buluşacak ve buluşuyor da.

Bu yüzden, Alevi hareketi “LAFAZANLIK” yapanlara değil, kitlesine gitmelidir!

“Lafazanlık” bilinç bulandırmaktan öteye geçmiyor!

Alevi hareketi, ego ve kariyer “lafazanları” karşısında, KAHRAMANI olan kitleleri kucaklamalı!

Kitleleri kucaklamak içinde, kitlenin diline, yaşamına ve hoşnutsuzluğuna eğile bilmelidir! Kitle kuyrukçuluğuna , “halk buna hazır değil” gibi mantıklara değil, değişime kolektif olmalıdır.

Aleviler ve Alevi hareketi, ALEVİYİZ demek istiyor mu?

Gerçeğe “Hü” diyor mu?

Bilim yolundan gidilmeli deniyor mu?

Değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu kabul ediyor mu?

Hepsi bir yana covid19 sürecinde, din hanelerinin kapanması ve Cem evlerinin, kurumlarının işlevsiz olduğunu kavrıyor mu?

Kendi ANA DİLİNİ KONUŞMAK İSTİYOR MU?

Artık bu konuda, bir sabun kadar faydalı olamayan (Veli Balaban’ın deyimi ile) bir  “YOLA NE HACET?” Bunun bilincinde olan bizler, Alevi rotasının nereye çekildiğini görüyoruz.

Bunları  sorgulayan, yaşayan Aleviler de bu hoşnutsuzlukları dile getiriyor. 

Aleviliğimiz, tarihinin öz örgütlü gücünü açığa çıkarmalı, örgütlenme tıkanıklığını açması için, kitlenin ÖZNE olması gerektiği gerçeğini kavramalı ve kitlesinin ASIL SÖZ SAHİBİ olacak duruma getirmeli!

Bunun içinde BİLİNÇLİ bir kitle temeli ihtiyacı doğrultusunda, “lafazanlığa” pirim vermeden, ALEVİ KİTLESİNİN BİRİCİK FELSEFESİ OLAN SORGU YOLUNU açığa çıkarmalı!

Bu sorgu yoluna güvenerek, “lafazan” değil öznesi olan kitleyi örgütlü güce çevirmeli!

“Laf kalabalığı yapan, lafın orasından girip burasından çıkan, laftan öteye gidemeyen, boş konuşan, kafa şişiren insan.” Bu gayeyi güden lafazanlığın amacı, sadece örgütsüzlük ve kafa karışıklığı yaratmaktan öte değildir!

Var olan “çürümüş” örgütlük ile “oluşmak” isteyen YENİ örgütlülüğümüzü silikleştiren, laftan “öteye gitmeyen” kitleyi de manipüle eden “hünerdir”! Lafazanlık.

Sözün cambazı olan ve böylesi “görev üstlenen” neye hizmet ede bilir ki? Bu “lafazan” birey ve örgütler artık biliniyor:

Aptalın dili mi? Abdalın dili mi?

İslamın dili mi? Aleviliğin ANA dilimi?

İşte bunun sürecine girdik. Bir YOL ayrımı!

Bu yüzden şu soruyu sormak gerektiğine inanıyorum :konu Alevilik ise, bu özgülde, “Alevilik üzerine” lafazanlık nasıl yapılıyor?!

Bir kısmı var ki, her örgütlenmeyi, bireyi, aydını ister Aleviliği özüne uygun savunmaya çalışan olsun, ister islam içi “Aleviliği” savunsunlar, hepsi onlar için aynı. Silikleştirmek ve gerçeği gölgelemekten öte değil. İki zıt kutbun aynı olması eşyanın tabiatına aykırı olsada, onlar bu ayrımı silikleştirirler.

Şu dense “bu bu eksikliklerine rağmen bu kutup” kuzey kutbu(!) o zaman bile anlaşılır. Bunlar genelde “örgütlü güç” alerjisi taşıyan ve zaten derdi sadece “lafazanlık” üzerinden yürütenlerdir. 

Hiç bir örgütlü güç bunları “taşıyamaz” her biri “büyük İskender”. Bunlar çok pirim elde etmese de, Alevi hareketinin “ayrık otu” misaldir. 

Bir grup “örgütlü gücün temsili” olan, Alevi “islamcılar”. Bunlar daha “örgütlü”, çünkü karşıtımızdan ekonomik ve pratik destek imkan ve olanak elde ederek hareket eder. 

Alevi “islamcı” kanatın “lafazanlığa ve diline örnek vererek yorumlamak istersek; 

“Alisiz Alevilik diyen soysuzlar. 

“Alisiz Alevilik diyerek ecdadımıza saldıranlar

“Aleviliği siyasete bulayanlar. 

“dış güçleri ajanı, maşası

“Muhammet mürşit Ali pirdir,Allah Muhammed Ali Aleviliğin özü,başlangıcıdır, 

Kuran değiştirildi

“Namazımız kalındı abtestimiz alındı”cılar var!

Bu “Lafazanlık” dilini “karşıtın dilinden” alan, “camide içki içtiler, bayrağı yaktılar, ecdadımıza laf ettiler”ciler ile aynıdır!

Kuran değişti derler(ki Kuran’ın dediklerini neden yapmadıklarına, takkiye sözde bulmuş olsunlar.) Sorarız, Kuran ne zaman değiştirildi?  Ömer Osman zamanında. Nedenleri : o dönem kitaplaştırıldığın da, ehlibeyt ayetlerinin çıkarıldığına dayandırılır! Kendi dayanaklarıdır. “Yazar çizer araştırmacıları” öyle der.

Peki Ali ne yaptı onlardan sonra? “Halifelik”. Ama biz (“islamcı” Aleviler) Ali’den iyi biliriz. 

“ Abdestimiz alındı namazımız kalındı” diyerek, Ali’den sonra cami, mescit yolu tutmayan, bu takkiye, Ali sonrası bizzat oğulları, torunları sonrası kılınan namaz ve  sahiplenilen kuranı görmezler ama tarih kötü bir arşivci(!)

Biz Kerbela’da da Yezid’e karşı olan (Hasan’ın muaviye  ile yaptığı anlaşma sonucunda Hasan’ın ölümünden sonra ondan  maaş almaya devam eden Hüseyin, 6 yıl sonra iktidar (yani Halife) olmak istemesi ve çıkan kavgada “mazlum” seçenler, için bunu) hatırlatırız. 

Biz İslamın “özü” 2 milyar müslümandan islamı iyi bilenler. “ ama bir gün islamın şartını yerine getirmeyen, Muhammed ve Ali gibi yaşamayanlar , tarihi bile “kafamıza göre yazanlar; en önemlis hiç okumadığımız Kuran’ın DEĞİŞTİĞİNİ BİLEN, islamcı “Aleviler”e

” gerçeğe HÜ” deyince Alevi hassasiyeti” çiğneyen, saygısız kişi ve kurum oluyoruz. 

“Lafazanlık”(!) 

Geldikleri imam kültü, ne ara PİR’e; ne ara kuran, telli “kuran”a; ne ara ayetler, NEFES’e; ne ara namaz yerine Cem’e döndüğü, aklın “şaşırtıcı” halidir! 

Diyelim KARŞITINIZ kuranınızı  değiştirdi, bari imamlığınızı KORUYUN(!) yada bize ait olmayan, takiye yapmak zorunda kalmış olmayı, GERÇEK DİYE YUTTURMAYIN! Bu lafazanlığınız kitlede bile artık ciddiyet kazanmıyor! Bilim ve Araştırma çağındayız!

Bunlardan farklı gözüken “lafazanlık”, aynı dili teori pratiği şöyle dile getirir. “Yol bir, sürek bin bir“. Süreğin parçası olan devrimci, muhalif Aleviler , “ya biz” deyince, , “Alisiz Alevilik diyen beyinsizler” olarak süreğin dışına atılıyor. Oysa düne kadar benzer şekilde kendileri de “beyinsiz” düşünceyi savundular. Arşiv kötü bir şey(!) 

Burda “lafazanlık”, halkın hassasiyetinden 40 yıldır beslenmiş ve hatta millet vekili olmuşlar da var. ( olunsunlar tabi ki ama Alevi halkına dönen bir getirisi, asimilasyona karşı net bir duruşu olmuyorsa “ne hacet”)

Tespit yapıyorlar:  “gördük ki” diyorlar, Alevi örgütlülüğü “yetersiz” kalmış, “sendikal bir tüzük”, yetersiz kalmış, “daha güçlü, herkesi kucaklayan” vs vs. 

 Alevi toplumunun takkiyeci ve asimilasyoncuları ile bir araya geliyor ama dinamik gücü hala dışında tutuyor. “Lafazanlıktan” öteye geçmiyor/geçmeyecek de. Çünkü daha 40 yılda  geçse, yol almayı bırak, bir adım atmayacakları ortadadır. 

Bir de her ikisinden (Alevi tabanı gibi) hoşnutsuz gözüküp ama her cümlede “yezit” diyerek yükselip, “Kerbela’dan buyana” diyen kesimde vardır. Utangaç “lafazanlar”(!) Doğruyu savunduğumuzu ama kitlenin hazır olmadığından, siz yolu açın biz buradayız diyerek arkamızdan “cenaze safına” durur gibi olanlar var.

Bitmedi tabi. Alevi tarihin de sadece “batini zahiri” oynayanda var. Olayın görünen “zahiri” kısmına “şeriat tarikat” marifet hakikat kısmında, kendisi ile Alevi toplumunu takkiye dilinde tutan, yutturmaya çalışanda var. Öyle ki “sır” meselesinde, “doktora” yapmış bu anlayış, “cahil” ve daha Aleviliği “bilmeyeni”, şeriat kapısına ait, kendisini hakikatlı sayıyor. Bilim ve teknoloji çağında, asimilasyonun iliklere işlendiği yerde, “ilk kapı şeriat diyerek” ve hele ki “islam” Aleviliği, kuran ayetleri ile Cem yaptırılan toplumu “aydınlatıyor”! 

Alevi takkiyesin de “şeriat” talip olmanın öncesi, “tarikat” kapısı da talip olan iken, islam kavramlarından vazgeçmeden, yapmaya “çalışıyor”. Yine Alevi takkiyesin de zahiri olarak, “görünürde ki” yaşanan ile batini yani “görünür sanılanı” “kodlanmış” takkiyeyi, yorumluyor. Özetle “sır” olgusunun bekçisi sanıyorlar kendilerini. Oysa 21. Asırda Alevi aydın, araştırmacı, akademisyenler, aktivist ve kimi pirler ve yolun talipleri, bilim ve teknoloji çağında, hala köleci ve feodal dönemin koşulları ile Aleviliğin yaşatılamayacağını, sağır sultanın bile duyurup,  haykırmasına rağmen. Alevilik asimile edilerek, artık geri kalan, Aleviliğin kendi genç kuşağına hitap etmediğini, hatta orta kuşağın son köprü olduğunu ve “sır” gibi saklamanın, ne Aleviliğe ne de geleceğe bir faydasının olmadığını ortaya koyuyorlar/ki ortada da.

Bilinen ve tarihsel gerçeklerle ortaya çıkan gerçeğe, asimilasyona “batini zahiri” şeriat-tarikat” gibi kavramlarla Aleviliğin bölündüğü , ya da bunları “sır” gibi tutmanın anlamını yitirdiğini, Aleviliğin asimilasyon da  vardırdığı noktayı GÖRMELERi ve GÖSTERİLMESİ zorunlu kılmakta.

Bu özgülde “batini sırcılar”, atom çekirdeği “sır” olmaktan çıktı, süper sicim keşfedildi!!!, senin “sırrın” hala sır ve “doktora” tezlik “şizofrenik” bir hal aldığı düşüncesi hakim bende. Hatta ilerici, okuyan sorgulayan ve “neden gelmiyorlar” dediğin GENÇLERDE de HAKİM GÖRÜŞ de bu. Gerçeğe Hü deriz ya…

İki Alevilik yoktur. “İslamcı” ise İslami usül ile yaşamak ya da değilse kendin olarak yaşamak denklemini, 7 yaşında ki çocuk da söyleyecek durumda!!! 

Aptal ile abdal olmak ayrımı veya  noktasında Alevileri çıkmaza ve çelişkiye itiyorlar. 

Durun siz kardeşsiniz(!) demek “bize” düşer usta.

Bunların hepsinin, Vardıkları nokta Alevilik OLMAMASINA (asimilasyonun değirmenine su taşımak olmasına) rağmen, ortada bir “kavga” yaratılıyor. Kavga, “asimilasyonu başardık başarıyoruz, sizde utangaç davranmayın” diyenler ile “ durun daha hassasiyet ve yeni hassasiyetin pazarı var, onuda tüketelim”ciler arasında sürüyor. 

İki tarafın, kurum dernek ve “aydın” üstünlüğü ve  elde ki ekonomik güç “pazar” kavgası tek ayrışan noktaları. Yoksa ikisi de kardeş(!)

İsim vermeden bildiğiniz bir kavgayı, kendi sözleri ile alıntılayacağım. “Kardeş” kavgasını kendiniz, bir laboratuvara ihtiyaç duymadan, görecek(ki görenlerinizde var) hak vereceksiniz.

“Ülkücü” Ocak zadeler, “allah Muhammed Ali” yolun vekili, kurucusu, şucusu bucusu derken, “karşıt” olarak gördüğü kişilerin, “Alisiz Alevilere” CESARET(buna dikkat)  verdiğini ve buna “müsade etmeyeceklerini” haykırıyor(!) 

“Karşıt” olan “örgütlü” gücümüz ( “sırrı hakikat postçular”) cevap veriyor “hak Muhammet Ali” mürşit makamı, yolun mihenk taşı, “düşkünlükten” dönün vs.vs…

Birde üçüncü taraf olan ve ikinci tarafa destek sunan “büyük” başka bir kurum”umuz”, “hak Muhammet Ali” yoluna yenilediği bağlılıkla başlayıp, birinci taraf olanlara “haddini” bildirip, ikinci tarafa destek oluyor!

sonra unutup, bu sözleri, “bilimsel, çağdaş Alevi” olma yolunda bizi..

Sahi kim kime CESARET veriyor muş(?)

“Alisiz” Alevilik meselesi öncelikle dikkatimizi çeksin! Faik bulutun kitabının ismini ezberlemiş, okumamış hatta Faik bulutu bir dönem “eleştiren” bu anlayış, kurnazca önlerine atılan, olayı “hz Ali” ile sınırlayan saçmalığa dönüştürülüyor. 

Oysa bilinmeli ki: Alevilik, sadece “Alisiz” değil , Alevilik semavi DİNSİZ! 

Üç semavi dine Pir Bektaşı Veli “Mekke’de Kudüs’te Hac’da” değil, KENDİNDE ARA” diyeli YÜZLERCE YILI DEVİRDİK! 

Kavgalarına dönelim. Ne anladınız?!

“Hak-allah Muhammet Ali” ile seslenen bu “yol önderleri” diliniz anlayışınız aynı ise, kavga tam olarak neyin kavgası?!

Rant yada takkiyeciler ile islam asimilasyonu arasında mı?

Bu soru elbet onlara değil bize olmalı!

Onlara diye bileceğimiz: madem eleştiriye “açık” ve “değişimin” kaçınılmazlığını görüyorsunuz. “Kör olmadan” görün!

Bu durumun “Alevi hareketi” olma şansı, asimilasyona karşı durma şansı ne kadar?!

Ben Devrimci Aleviler Birliğinin (DAB) bir üyesi olarak, tutarlı ve net ilkesi olan DAB’ın Alevi hareketinin bir parçası olduğuna inancım (pratiksek olarak da) tam. Alevi hareketi, böylesi net duran örgütlerle ancak asimilasyonu aşar!

Tek başına bu süreci DAB aşar demek hayalci ve tek Alevi hareketi demek de gerçekçi değildir. Avusturya AABF “kendine özgü Alevilik” davası bu sürecin önemli bir ayrımı. Bu mücadeleyi veren canlar için elbet kolay olmayacak. 40-50 yıldır giydirilmiş “kurum” gömleğini, ters düz etmek istiyorlar. “Ranta, asimilasyona” dayalı ilişkileri, değiştirmek kolay değil ama imkansız da değil. Avusturya Alevi hareketi de, Alevi hareketinin öznelerine yaslanmalı. Birlik Alevi ilkesi üzerinden Net duracak olanlarla aşılır!

Bu günlerde filizlenen 17+Alevi kadınlar gibi asimilasyona dur diyen örgütler ve bunların Birliği ancak ARZULANAN ALEVİ HAREKETİNİ SAĞLAYACAKTIR! 

Aleviliğin kendine özgü, tekrardan kendini “güncelleme” durumuna, 17+Alevi kadınları çıkışı ve Aleviliği islam ve “erkekleşen” Aleviliğin, Alevi kadın üzerine uygulanan asimilasyon ÜZERİNE yoğunlaşması ve eksik kadın yanımızın giderilmesi, güzel bir örnektir.

Duruşları ve tespitleri ALEVİ ve KADINCA! Alevi hareketi için önemli zeminlerden biridir. Net ve ilkeli duruşu Alevi hareketinin GERÇEK ANLAMDA YENİDEN ÖRGÜTLENMESİNDE, önemi aşikardır!

Kullandıkları dil ALEVİLİĞİN ANA DİLİDİR!! Bahsetmek istediğimizde BU “İMKANSIZ” denilendir! 

 Örgütsel ve birey “lafazanlığı” ile değil, teorinin pratiğe yansıma gerçeği ile ele almamız gerekir.

Bu da KADRO İLE MÜMKÜN. O kadroların “kolektifleşmesi” ile mümkün! Böylesi Alevi örgütlenmelerin BİRLİĞİ İLE MÜMKÜN!

Okuyan, araştıran ve bu işin öznesi olan her can, kitleye de bu olanakları sağlayıp, asimilasyon cenderesinden çıkarmaya yoğunlaşması gerektiği, bunun da (benim gibi “lafazanların” değil) Aleviliğimizin ÖZNESİ olma durumu ile mümkün olduğunu kavramamız gerek. Bu yüzden Kadroların açığa çıkması hayati önem arz etmektedir..!!

Sonuç Alevilik,Aleviliktir! Onun BİR ANA DİLİ VARDIR! Dilinden uzaklaştırılmak istenilen Aleviler DİLİNİ KONUŞUYOR!

Durun “NOKTA”sınıda koyayım.(nokta diye nida atanlara haksızlık olmasın)

Siz neresindensiniz? O ALEVİLİĞİN…

“Yeni akım”, lafazan “kamil” olan,  birde kamilin  başına İNSAN gerek! İNSANİ KAMİL!

Okunması gerekip, okunamayan, insan gerek.

Bir de anlattığın kadar ANLAMAK gerek.

Gerek gerek de, bir de şunları iyi anlamak gerek:

 “Filozoflar dünyayı, yalnızca, çeşitli şekillerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.” (Feuerbach Üzerine Tezler Marks)

“Hareket halindeki bir kütle, yönünün değiştirilmesine direnecektir. Aynı şekilde dünya da yeni fikirlere karşı çıkar. Fikrin öneminin ve değerinin kavranması zaman alır.” (Nikola Tesla)

“Dünyayı güzellik kurtaracak ve bir insanı sevmekle başlayacak her şey” (Sait Faik Abasıyanık) 

“aşk ile sevmek bir güzelliği

Ve dövüşe bilmek o güzellik uğruna.” (Adnan Yücel)

“Aslına varmayan elbet GOCUNUR

Onu avutmaya mecbur değiliz” (Aşık İbreti)

“Bize aşktan başka din iman gerekmez” (Aşık İbreti)

“Aşk ile başlayıp aşk ile biten başka bir yol var mıdır? Alevilikten başka” (Tayfun Yasin)

“Dört kitapta yoktur bu ilim inan

İlm-i Devriyedir bu bir sırrı kan

Bulup bir mürşid-i kamil ü irfan

Okuyup bu dersi âyanâ geldim”(pir Hüsnî )

“Ey sözlerin aslını bilen

Gelde bu söz nerden gelir

Söz aslını anlamayan

Sanır bu söz benden gelir” (Yunus Emre)

İşte bu, Alevilik ve Ana dili ile anlayıp kavrayacağımız bir YOLDUR!

Haydar Ceylan 22 Mayıs 2020 

#DevrimciAlevilerBirliği 

Please follow and like us:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*