HIZIR GÜNLERİ VE AYİN İ CEM ERDOĞAN ÇINAR

HIZIR GÜNLERİ VE AYİN İ CEM ERDOĞAN ÇINAR
Erdoğan ÇINAR - ALEVİLİĞİN EN ESKİ BELGESİ: GUDEA SİLİNDİRİ Alevi  mürşitleri Aleviliğin başlangıcını anlatırlarken: 'Ayin-i Cem ilk ne zaman  ve nerede yürütülmüşse Alevilik de o zamanda ve o mekanda başlamıştır'  derler.Bu mürşit

Fransız diplomat Ernest de Sarzec 1872 yılında konsolos yardımcısı olarak Basra’ya tayin edildiğinde, Sümer uygarılığının kaşifi olarak tarihe geçeceğini kuşkusuz bilmiyordu. İngiliz diplomat J.E.Taylor’un Ur kentinde yaptığı kazılar Ernest de Sarzec dikkatini çekti. Fransız diplomat ve arkeolog 1877 yılında antik Girsu şehrinde (Irak) kazılara başladı.Şans ondan yanaydı, kazılara başladığı 1877 yılında bir tapınak kompleksinin yıkıntıları altında bir kanalda Gudea Silindir tabletlerini buldu. Gudea silindir tabletleri de 1878 yılında Paris/Fransa’ya Luvr müzesine götürüldüler.( On dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde arkeolojik kazılar müzelere sergilenecek eşya temin etmek için yapılırdı) Sümer uygarlığının son reformisti, Lagaş şehir devletinin ünlü prensi Gudea tarafından MÖ.2125 yılında yazdırılan 61 cm boyunda 32 cm çapında ve 54 cm boyunda 33 cm çapında bu iki silindir tablet üzerinde Sümerlerden günümüze ulaşan, bilinen en uzun yazılı metin yer alır. Gudea Silindir tabletleri halen Paris, Louvre müzesinde Eski Çağ /Yakın Doğu bölümünde, zemin kat 2 numaralı odada, MNB 1511 ve MNB 1512 müze kayıt numarası ile sergilenmektedirler.
Sümer dilinde ve çivi yazısı ile kaleme alınmış Gudea silindirlerinin ilk kopyalanması ve çevrilmesi 1905 yılında Fransız Asurolog Francois Threau-Dangin tarafından özenle yapıldı. Sonraki yıllarda Sümeroloji’nin gelişmesi ile birlikte ard arda pek çok çeviriyi zorunlu hale getirdi. Gudea silindir tabletleri, 1927 yılında İra Maurice Price, 1948 yılında M.Lambert ve R.Tournay, 1953 yılında Adam Falkenstain,1966 yılında Samuel Noah Kramer,1977 yılında Giorgio Castellino, 1987 yılında Thorkild Jacobsen, 1997 yılında Dietz Otto Edzard tarafından okundu ve tercüme edildi. Gudea silindirlerinin son okuması Joachim Behrens tarafından yapıldı. Hermann Behrens ve Bram Jagersma’nın çalışmaları bu son okumanın temelini oluşturdu. (ETCSL, Electronic Text Corpus of Sumerian Literature)
Onlarca dilbilimci, yüzyılı aşkın bir zamandan bu yana Gudea silindir tabletleri üzerinde yer alan metin üzerinde çalışmış olsalar da Sümerli şairin dizeleri ile modern okuyucunun algısı arasındaki kimi kopukların henüz tam olarak giderildiğini söyleyemeyiz. Binlerce yıl önce unutulmuş bir yazı, ölü bir dil, bu dilin ağır grameri, nadir kullanılan yada bütünü ile kullanımdan kalkmış terimler ve bu alanda okuma yapanların ‘kültüre has bilgi’lere yabancı olmaları, Sümerli şairin ifadesi ile modern okuyucunun algısı arasındaki kopukluğun nedenleri olarak sayılabilir. Joachim Behrens tarafından yapılan son okumayı Sümeroloji’deki gelişmelere paralel olarak başka okumaların takip edeceğini öngörmek, fazlaca zorlama bir tahmin olmayacaktır.
Gudea silindir tabletlerinde; Lagaş kentinin ünlü prensi Gudea’nın gördüğü bir rüyanın yorumundan yola çıkarak bir tapınak inşa etmesinin ardından, o tapınakta icra edilen yedi günlük yeni yıl festivalinde yer alan ritüellerin belli bir düzen içinde icrası şiirsel bir dille anlatılır. Gudea silindir tabletleri Sümerlerin yeni yıl ile birlikte kutladıkları ve en kutsal saydıkları dini pratiklerine ilişkin çok kıymetli bir belgedir.
Her inanış kadım bir geçmişe sahiptir ve tarihsel bir kaynaktan beslenir. İnancı tanımlayan, tamamlayan ve ona biçim veren dini pratikler, ona inananlar tarafından özenle savunulup, korunup ve ısrarla uygulansalar da, istilacı dini akımlar tarafından zaman içinde ortadan kaldırılırlar. Bunun istisnaları da vardır; çevreden soyutlanmış, kendisini sarmalayan sair dini iklimlerin etkisinden uzak durabilmiş, bütünüyle izole edilmiş atmosferde yaşatılan dini pratikler doğdukları zamanla arasındaki müthiş mesafeye meydan okurcasına, değişmeden, kaynağına yabancılaşmadan kalabilirler.
Doğdukları kaynağa yabancılaşmadan kalan, kendisini çok da değişmeden bugüne taşıyan dini pratikler arkeologların, dilbilimcilerin bir türlü ulaşamadıkları o ‘kültüre has bilgi’yi bünyelerinde yaşatırlar. Bu yanı ile Alevilik, Sümeroloji’ye önemli katkı sağlayacak bir hafızaya sahiptir.

Alevilik kendisini beş bin yıl boyunca adeta bir kuvözde yaşatmış, doğduğu kaynak ile bağlarını koparmamış, dağarcığında uzak geçmişi aydınlatacak önemli bilgilere sahip kadim bir inanıştır.
Sözü hiç uzatmadan hemen ifade edelim ki; Alevilerin ‘Hızır ayı’nda büyük bir tutku heyecan ve bağlılıkla kutladıkları ‘Hızır haftası’ Gudea silindir tabletinde Sümerli şairin usta bir dinle anlattığı yedi günlük yeni yıl festivalinin bütün kurum ve ritüelleri ile tam bir tekrarıdır. Abartılı bir iddia gibi görünse de, aşağıda yer alan karşılaştırmalı açıklamalar, Alevi erkanının kaybolduğu zannedilen ‘kültüre has bilgi’ye hala sahiplik ettiğini, dört bin yıl öncesinde kaldığını düşündüğümüz kültürün tam da içinde yaşadığımızı gösterecektir.
Gudea silindir tabletlerinde Sümerli şairin yazıya döktüğü Sümer yedi günlük yeni yıl kutlamaları ve kutlamanın kapanışında yer alan Sümer ayini ile karşılaştırmamıza altlık oluşturmak üzere, Alevi ‘düşkünlük kurumu’nu, ‘Hızır ayı, Hızır haftası ve Hızır Cemi’ni ana hatlarıyla ifade etmek gerekir.
Düşkünlük Kurumu
Aleviliğe giriş ‘ikrar cemi’ adı verilen bir kabul töreni ile olur. Kendi karalarını kendisi verebilecek yaşa ve olgunluğa gelen kişi önce bir yol kardeşi, Alevi tabiri ile bir ‘müsahip’ seçer. Yol kardeşleri eşleri ile birlikte önce bir ‘rehber’ edinirler. Rehber, Aleviliğe giriş için niyet beyan eden iki çifti Alevi yol kuralları içinde kabul törenine hazırlar.. Alevi dedesinin ruhani önderliğinde ve topluluk üyelerinin katılımı ile yapılan kabul töreninde ‘talip’ adı verilen istekliler; ‘dilleri., elleri ve ve belleri’ üzerine yemin ederek ve birbirlerine kefil olarak Aleviliğe intibak ederler.
Bu yeminle talipler;
-Topluluğun sırlarını yabancılar ile paylaşmamaya, yalan ve kötü söz söylememeye. dedikodu yapmamaya. Iftiradan, yargıdan ve isnattan uzak olmaya.hakkı olmayanı yememeye haramdan uzak durmaya-
-.Başkasının malına ve canına el uzatmamaya, çalmamaya ve öldürmemeye, haksız yere hiçbir canlıya zarar vermemeye sebepsiz yere bir çiçeği dahi koparmamaya
-Eşe sadık olmaya. çok eşli olmamaya, yuva yıkmamaya, yıktıkları yuvanın erkeği yada kadını ile evlenmemeye
söz vermiş olurlar.
Alevi erkânında topluluğun tüm fertlerinin önünde ve mürşit huzurunda topluluğun önceden belirlenmiş kurallarına uymak üzere toplumun diğer fertleri ile kefilli ve çok şahitli, bir sözlü anlaşma yapmış olurlar. Sözleşme kefillidir, çünkü bu toplum sözleşmesinde müsahipler birbirlerinin kefili olmayı kabul etmişlerdir. Sözleşme aynı zamanda çok şahitlidir çünkü bu akit topluluğun tüm tanıklığında gerçekleştirilmiştir.
Düzenlenen yemin töreninde topluluğun kurallarına ve disiplinlerine uymaya söz verip, topluluğun geniş bahçesine alınan talipler kendi köylerinde, kasabalarında Alevi sosyal hayatının bir parçası olurlar, topluluğun Ayin-Cem adını verdiğimiz rutin ibadet törenlerine katılırlar, sürekli olarak mürşidin, pirin, dedenin kutsal gücünün denetiminde bulunurlar.
Yemin vererek topluluk içine katılan herkes sevgi toplumu içinde yaşamanın asgari gereklerini yerine getirmek zorundadırlar. Erdemli olmak, huzura ve toplumsal barışa zarar verebilecek davranışlardan uzak durmak toplumun tüm fertleri için o topluluk içinde varlıklarını sürdürebilmenin olmazsa olmaz kuralıdır.
İkrar verip, yemin ettiği halde, topluluk ile yaptıkları kefilli ve çok şahitli sözleşmeye uymayanlar, cana kıymak, birden fazla evlenmek gibi bağışlanamaz ağır suçları işleyeler, Alevi yoluna, Alevi töresine göre temiz olmayanlar, Alevi mürşidi/dedesi tarafından ‘ yolu yolumuzdan, malı malımızdan, davarı davarımızdan ayrı olsun’ denilerek ‘düşkün’ ilan edilirler ve köyden uzaklaştırılır, topluluğun dışına itilirler ‘Düşkünlük kurumu’nun işletilmesi ile Alevi toplumunun ve Alevi topluluğunun yaşam alanının ‘kötülerden ve kötülüklerden’ arındırılması sağlanmış olur.
Hızır Ayı, Hızır Günleri
Aleviler, yılın her gününde ve günün her saatinde Hızır’ anar, Hızır’ı çağırırlar ancak, ‘Hızır ayı’nda gönüller yalnızca Hızır ile dolar, kalpler sadece Hızır için çarpar.’Hızır ayı’ Alevilerin en kutsal ayı perşembe günü de Alevilerin kutsal ibadet günüdür. Aleviler ‘Hızır ayı’na çok özel bir önem atfederler. Hızır ayında edilen dualar, duaların, tutulan oruçlar oruçların, kurulan Ayin-i Cemler, Cemlerin en makbulüdür.
‘Hızır ayı’ rumi takvime göre yeni yıl ile başlar ve dört hafta sürer. Alevi topluluklar, yöresine, ocağına, aşiretine göre; dört haftadan birini geleneklerine uygun olarak Hızır haftası olarak belirler, ibadetlerini o hafta içinde yerine getirirler. Hangi Alevi topluluğunun hangi haftayı Hızır haftası olarak kutlayacağı -atalardan gelen alışkanlıkla- önceden bellidir.
Hızır haftasında salı çarşamba ve perşembe günleri ‘Hızır orucu’ tutulur. Perşembe gecesi yürütülen Ayin- Cem ile Hızır haftası sonlandırılır. Tokat Hubyar ocağı örneğinde olduğu gibi bazı ocaklarda oruç yedi gün tutulur, yedi gün her akşam cem yapılır.
Eğer yeni yıl cuma gününden üç gün önce (salı çarşamba ve perşembeyi içine alacak şekilde) başlıyorsa Hızır orucu yeni yıl ile birlikte tutulmaya başlanır. Eğer yeni yıl cuma gününden en az üç gün önce başlamıyorsa ‘Hızır orucu’ ve ‘Hızır Cemi’ bir sonraki haftaya ertelenir.
Hızır ayı toplumsal yardımlaşma ayıdır. Hızır darda, zorda kalmış olanların, çaresizlerin, babasız anasız çocukların, yokluk yoksulluk içinde olanların, muhtaçların imdadına yetişendir. Hızır günlerinde muhtaçlara, kimsesizlere, zayıflara, yetimlere, öksüzlere, kocasını yitirmiş kadınlara her zamankinden daha fazla ihtimam gösterilir. Hızır aşkına önce onların derdi sorulur, onların , önce onların yaraları sarılır.

Ayin-i Cem
Alevi Ayin-i Cemi Alevi inanışının yegane toplu ibadet törenidir. Bütün katılımcıların ortaklaşa ortaya koydukları bir ‘interaktif teatral gösteri’dir. Bu törende temsili olarak evrenin işleyişi, kozmosun dengesi ve döngüsü, inşanın halk edilişi, evren ve insanın birliği ve bütünlüğü ve yoğun söz müzik ve dans eşliğinde sergilenir.
Bu kutsal seremoni amaçlarına göre, ‘Hızır Cemi’ başta olmak üzere çeşitli isimler alır ( Hızır Cemi,Görgü Cemi, İkrar Cemi, Lokma Cemi, Dardan İndirme Cemi vb.) . Tüm Ayin-i Cemler aynı düzen içinde icra edilirler. Bu törenin düzeni, kadimde kurulmuş dünya düzeninin küçük ölçekte simgesel anlatımıdır. Aleviler bu kutsal törenin insanlığın en eski ayini olduğuna inanırlar. Gerçekten de bu ayinin yazılı geçmişi, yazının başlangıcına kadar uzanır, kayıtlı geçmişi dört bin yıldan daha eskidir. bin yıllardan bu yana sahnede olan ‘evrensel bir tiyatro klasiği’dir.
Alevi erkanı içinde Ayin-i Cem’in yürütüldüğü alana ‘meydan’ , Ayin- i Cem düzenleme eylemine ‘meydan açma’, Ayin-i Cemin sürekli yürütüldüğü ibadethanelere ise ‘meydan evi’ denilir. İlk Ayin-i Cemin Kırklar Meydanında kurulduğuna inanılır. Bu sebeple ilk Ayin-i Cemin yürütüldüğü mekan kutsal sayılır ve ‘Kırklar Meydanı’ adı ile yad edilir.
Kırklar meydanına vardım
Gel beri ey can dediler
İzzet ile selam verdim
Gel işte meydan dediler
Hatayi

Alevi Ayin-i Cemin yapılacağı gün , ‘meydan’ın ayin için hazırlanması ile başlar, ayinde sunulacak yiyecekler, (lokma), içkiler (dem) ve Ayin-i Cem’i başlatacak çerağ (çıra-mum) hazırlanır.
Alevi Ayin-i Cemi ‘kötülerden ve kötülüklerden’ temiz olmayanlardan Alevi tabiri ile düşkünlerden arındırılmış bir topluluk içinde ve temiz bir çevrede icra edilse de; ayine katılacak olan topluluk üyelerinin de birey olarak da arındırılması gerekir. Alevi dedesi ayinin başlangıcında, ayine katılacak topluluk üyelerini bir daire etrafında toplar, bu ayin düzeninde herkes yüz yüze, ‘cemal cemale’dir. Alevi dedesi yüz yüze duran topluluk üyelerinin, varsa; birbirlerine karşı olan şikayet, suçlama itham ve benzeri isnatlarını dinler, anlaşmazlıkları giderir. Alevi tabiri ile,topluluk üyelerinin birbirlerinden mutlak ‘razı olmalarını’ birbirlerine koşulsuz ‘rızalık vermelerini’ sağlar. Böylece ‘talip’ adı verilen, topluluk üyeleri de ayrı ayrı itham, isnat , şikayet ve suçlamalardan arındırılmış olur.
Hazırlıkların tamamlanmasından sonra ayini yöneten pir / dede törende hizmet görecek on iki hizmetliyi seçer. Ayin-i Cem çerağ uyarılması yada delil uyarılması adı verilen ritüelle başlar.
Alevi Ayin-i Cem’inde yer alan ve törenin Alevi erkanına uygun olarak yürütülmesini sağlayacak on iki hizmetlinin makamları hazırlanır, meydana, ‘on iki post’ serilir.
Şu meydanda serilidir postumuz
Çok şükür Mevla’ya gördük dostumuz
Pir Sultan Abdal

On iki post serilmesinin ardından sonra, dede, törende düzeni sağlayacak on on iki hizmetliyi seçer. Alevi Ayin-i Ceminde düzeni sağlayan on iki hizmetlinin adları şunlardır

1. Pir Mürşit
2. Rehber
3. Gözcü (Yoklamacı)
4. Çerağcı (Delilci)
5. Zakir
6. Süpürgeci
7. Kurbancı (kimi bölgelerde Sofracı)
8. Saka
9. Peyik
10. Pervane (Semahcı)
11. Sucu-Kuyuccu
12. Kapıcı

Alevi Ayin-i Cem’inde hizmetliler Cem ayinine katılanlar arasından seçilirler. Seçilen hizmetliler postun asıl sahipleri değillerdir, onlar geçmişin ulu Alevi mürşitlerini pirlerini temsilen hizmet görürler. Posta geçici vekaletle otururlar. Örnek vermek gerekirse Hacı Bektaş Veli Ocağında; Mürşit; Hacı Bektaş Veli’yi. Meydancı, Barak Baba’yı, Kapıcı; Güvenç Abdal’, Delilci; Kara Pirbat’ı. Sofracı Garip Musa Sultan’ı, Pervane; Taptuk Emre’yi, Süpürgeci; Resul Baba Sultan’ı temsil eder.
Ayin-i Ceme katılan tüm topluluk üyeleri tören süresince; cinsiyet, yaş, sosyal statü gözetilmeksizin mutlak biçimde eşittirler. Ayin süresince kadın-erkek, büyük-küçük, zengin-fakir ayırımı yoktur. Kimsenin kimseden üstün değildir. Herkes ‘can’dır. . ‘Can’lar cinsiyetsizdir, malsız mülksüzdür, üryandır. canların en küçüğü en büyükten sayılır
Ayin-i Cem coşkun müzik ve dans eşliğinde yürütülür. Ayin-i Cemde kullanılan telli tezeneli müzik aletine “bağlama” adı verilir. Ayin-i Cemde bağlama eşliğinde nefesler söylenir, danslar edilir.Ayin-i Cemin temel dansı ‘semah’tır. Bu kutsal dansın temel figürü dans edenlerin bir yandan kendi eksenleri etrafında dönerken bir yandan da bir daire üzerinde yaptıkları dönüşlerdir. Alevi Ayin-i Ceminde bu dans ile bir hücre içinde çekirdeğin etrafında dönen elektronlardan, hem kendi ekseni hem de güneş çevresinde dönen gezegenlere, kendi çevrelerinde ve başka gök adalarının çevresinde dönen gök adalarına kadar, varlığın büyükten küçüğe, her nesnesinde, her noktasında ve her evresinde var olan temel döngü, stilize edilir. Semah edenlere ‘pervane’ denir. Alevi terminolojisine gökyüzüne ‘semah’, gökyüzü gökyüzünde sürekli dönen gökcisimlerine ‘pervane’ adı verilir.
Gudea Silindir Tabletleri
Lagas kentinin reforfist prensi Gudea tarafından MÖ.2125 yılında yazdırılan ve Gudea silindir tabletlerinde ,Sümerli ozan; Gudea’nın gördüğü bir rüyayı yorumlatmasının ardından Gudea’nın tanrı Ningirsu onuruna bir tapınak inşa etmesini ve tapınakta yapılan yedi gün süren kutlamaları ve yeni yıl ayinini manzum bir dille anlatır.
” Şimdi Louvre’da herkesin görmesi için çok hoş bir şekilde sergilenen üzerinde kadim dünyanın edebi klasiği olan uzun ve olağanüstü bir ilahinin yazılı olduğu Gudea Silindirleri’nde de açıkça görüldüğü gibi bir tapınağın inşası ve onarımı çeşitli törenler ve sayısız ayin eşliğinde gerçekleşiyordu.” (Samuel N. Kramer ,Sümerlerin Kurnaz Tanrısı Enki, s 328)
Sümerli şairin bizlere dört bin yüz elli sene öncesinden naklettiği Sümer dini ritüelleri ve Sümer ayini ile Alevi ritüelleri ve Alevi Ayin-i Cemi birbirleri ile şaşkınlık verecek şekilde benzeşmekte hatta bazı bölümlerde, birebir örtüşmektedirler.
Düşkünlük-Kentten Uzaklaştırma
Gudea silindir tabletinde Sümerli şair, yedi günlük festivalin başlangıcından önce Gudea’nın kenti ahlaksal ve etik olarak arındırdığı, ardından temiz olmayan herkesi kentten sürdüğü ifade eder . Bu uygulama Alevi erkanında yer alan ‘düşkünlük kurumu’nun Sümer’de de aynıyla var olduğunu ve titizlikle uygulandığını göstermektedir.
” Gudea önce kenti ahlaksal ve etik olarak arındırdı … Temiz olmayan herkesi kentten sürdü ”(Samuel Noah Kramer,Sümerler s.185)

‘The ruler cleansed the city,he let purifying fire loose over it. He expelled the persons ritually unclean unpleasant to look at it and …. from the city’
Yönetici (Gudea) kenti temizledi, arındırıcı ateşi (kentin) üzerine bıraktı. Erkana göre temiz olmayanları, yüzüne bakılmayacak olanları ve …………… kentten sürgün etti.( ETCSL, Gudea Cylinders A and B ,330-344,Faculty of Oriental Studies, University of Oxford, www.etcsl.orinnst.ox.ac.uk )
Ayin Günleri
Sümerlerde yılın her ayında çeşitli ayinler yapılmakla birlikte en önemli ayin yılın ilk ayında yapılan ayindi. Gudea silindir tabletlerinde yazıya dökülen Sümer ayini, yeni yılın başlaması ile yapılan ve en kutsal sayılan bu ayindir. Sümer ayini ile Alevi ayini arasındaki benzerlik Sümer ayininin Alevilerin en kutsalı olan Hızır ayı ve Hızır günleri ile aynı günlerde yapılması ile başlar. Sümerli şair Gudea’nın silindir tabletinde Sümer ayininin yılın hangi zamanında yapıldığını şu cümlelerle naklediyor.
‘The year ended and the month was completed. A new year started, a month began and three days elapsed in that mont.’
‘Yıl bitmiş, ay tamamlanmıştı.Yeni bir yıla girildi, yeni bir ay başladı ve yeni aydan üç gün geçti.’ (Gudea Cylinders A and B Faculty of Oriental Studies, University of Oxford, www.etcsl.orinnst.ox.ac.uk)
Sümer’deki yedi günlük kutlamaların başlaması için, yeni yıla ve yeni aya girildikten sonra üç gün geçmesinin beklenilmesi Alevi Hızır haftasında Hızır ceminin perşembe gününe denk gelmesi için haftanın başlangıcının geriye çekilmesini fazlası ile anımsatmaktadır.
Hızır Ayı, Gönüllerin Yapıldığı Ay
Hızır ayı kişinin yalnızca kendisi için Hızır’ı çağırma ayı değildir. Hızır ayı aynı zamanda Aleviler için birbirlerinin Hızırı olma, Hızıra yardımcı olma ayıdır. Hastaya, yoksula , muhtaç olana yardım etmek; hastanın yoksulun muhtaç olanın Hızır’ı olmaktır. Ağlayan bir çocuğun elinden tutmak bir Hızır hizmeti., o çocuğun Hızır’ı olmaktır., Kara kışın ayazında karın ortasında kalmış kuşlar için bir avuç buğday serpmek, sokak hayvanları için kenara bir kap su koymak Hızır’a yardımcı olmaktır.
Hızır kadası olanın kadasını, derdi olanın derdini alır ancak yalnızca kendi derdi ile kendi derdi ile yoğrulmuş olana Hızır’dan fayda gelmez, eşinini. dostunun, komşusunun kurdun kuşun Hızırı olmayanın imdadına Hızır yetişmez derler.
Hızır ayında ister hane halkı, ister kapı komşu, isterse yedi kat yabancı olsun, insanlar birbirlerini incitmemeye her zamankinden daha fazla özen gösterirler.
Hızır ayı, gönüllerin yapıldığı aydır. Gudea Silindir tabletinde Sümerler’in bu kutsal ayda birbirlerinin gönüllerini yıkmamaya özen gösterdiklerini anlıyoruz
‘Şikayet suçlama ve ceza yoktu, anne çocuğunu azarlamamalı, çocuk annesine karşı sesini yükseltmemeli, hatasından dolayı köle cezalandırılmamalı, köle kız hamımı tarafından hırpalanmamalıydı.
”There were to be no complaints and accusationons or punishments, the mother must not scold the child nor must the child raise its voice against the mother; the slave was not to be punisheded for wrongdoing; the slave girl was not to be stuck by her mistress for


Ayin Ön Hazırlıkları
Sümer ayini öncesinde de Gudea ayinde sunulacak yiyecekleri, içkileri ve çerağı hazırlar. Gudea silindir tabletinde, Sümerli şair Sümer’de yapılan törenin hazırlık safhasını şöyle anlatılıyor;
“Daha sonra Gudea bir dizi ilahın yardımıyla tapınağı (cem evi) temizledi…törende (Ayin-i Cem) kullanılacak bütün yiyecekler (lokma) adak içkilerini (dem) ve tütsüleri (çerağ) hazırladı.(parantez içindeki açıklamaları ben yazdım)
Alevi Ayin-i Cem öncesinde, meydan evinin temizlenmesi, lokma,dem ve çerağın hazırlanması rutin Ayin- Cem hazırlıklarıdır.
Cemal Cemale Toplanma ve Rızalık Alma
Hazırlıkların tamamlanmasının ardından Lagas kentinin tanrıları Lord Ningirsu’nun çevresinde yüz yüze toplanırlar ve son arınma işlemi tamamlanır.
‘The Annunaki gods of the land of Lagas gathered around Lord Ningirsu in the house,the purifacition had been completed…’ ( Faculty of Oriental Studies, University of Oxford, www.etcsl.orinnst.ox.ac.uk)
Son arınma işlemi ile törene katılacak topluluk üyelerinin birbirlerinden hiçbir şikayet, ve suçlama ya da cezalandırma olmayacak şekilde hoşnut olmaları sağlanır. Bu Alevi Ayin-i Cemi öncesinde Alevi dedesi tarafından uygulanan ‘rızalık alma’ ritüelinin neredeyse ta kendisidir. ‘Rızalık alma’ sırasında ve cem suresince Aleviler ‘cemal cemale’ yani ‘yüz yüze’ otururlar ki; Sümer’de de ayin oturma düzeninin herkesin birbirini görebileceği şekilde yüz yüze olduğu anlaşılmaktadır.
Alevi topluluklarında da Sümer’de olduğu gibi, tüm zamanlarda özellikle de Hızır günleri süresince topluluk üyelerinin birbirlerinin hatırlarını kırıcı olmamaları beklenir. Her cemde Alevi dedeleri şu duayı mutlaka tekrarlarlar:
‘Hatırdan gönülden geçici olmayın, eş ile dost ile iyi geçinin. Başınıza ne hal gelirse gelsin, nefsinize ağır gelecek olanı başkası için düşünmeyin. Kalbi temiz olmayanın içinde temizlik barınmaz, bu erkan temiz olmayan yerde barınmaz.
Gördüğünüzü örtün, görmediğinizi demeyin.
Büyüğe hürmet küçüğe izzet edin.
Döktüğünüz varsa doldurun. Yıktığınız varsa kaldırın. Ağlattığınız varsa güldürün.
Hızır yoldaşınız, erenler haldaşınız olsun. Gerçekler sizleri bu bu demden, bu cemden, bu yoldan , bu ikrardan mahrum komasın
Gerçekler demine hü’
On İki Hizmetli
Sümer silindir tabletinde arındırma işleminin tamamlanmasının ardından Gudea’nın ‘tapınağın gereksinimlerini karşılayacak bir gurup tanrıyı (on iki hizmetli) atama işine geçtiği’ ifade edilir.
Sümerli şair törende görevlendirilen on iki hizmetlinin adlarını sıralar.
1. Kapıcı (gate keeper)
2. Kahya / Değnekçi (butler)
3. Nezaretçi /Gözcü (bailiff)
4. Silahtar (armaurer)
5. Müzisyen /zakir (musician)
6. Kuşbaz (game keeper)
7. Keçi Çobanı/Kurbancı (goatherd)
8. Dalyan Denetçisi (fisheries inspector)
9. Ulak /Peyik (messenger)
10. Tahıl Denetçisi (grain inspector)
11. Mabeyinci (chamberlain)
12. Arabacı (coachman)

Eski Çağda Sümer’de yapılan ayinde düzeni sağlayan on iki hizmetli ile bugün Anadolu’da halen yürütülen Alevi Ayin-i Cemlerde düzeni sağlayan on iki hizmetli arasındaki tek fark on iki hizmetlinin kimilerinde görülen farklı isimlendirmeler. Bu farklılıklar da; Anadolu’nun çeşitli bölgelerindeki Ayin-i Cem’lerinde on iki hizmetlinin isimlendirilmelerinde yer yer görülen farklılıklardan çok da fazla değildir.
Ünlü Sümerolog Samuel Noah, Kramer Gudea silindir tabletinde yer alan on iki görevlendirmenin ‘Enki ve Dünya Düzeni’ adlı ünlü Sümer mitinde Enki tarafından atanan ilahları anımsattığını ifade ediyor.
”These appointments are described in a style reminiscent of the description of the appointment of the various supervising deities by Enki in the myth ‘Enki and The World Order”’
‘Enki ve Dünya Düzeni’ adlı ünlü Sümer mitinde , Enki’nin dünya düzeninin kuruluşunda; 12 hizmetliye sırasıyla;
1.Lagün ve ırmakların,
2.Engin denizlerin ,
3.Tarımın ,
4.İyi tohum, evrensel ekmeğin ,
5.Yapı malzemesi (tuğla) üretiminin ,
6.Yapı inşaatının (duvar örme sanatının) ,
7.Otlaklardaki yaşamın ,
8.Ağılların ,
9.Tanrılar adına hüküm vermenin ve tüm evrenin,
10.Dokuma ve kıyafet imalatının ,
11.Doğumun (ebeliğin) ,
12. Deniz ürünlerinin,
düzenlenmesi görevlerine atar.
Sümer ayininin düzeni ve yönetim şeması ile Sümer’deki dünya düzeni ve yönetim şeması aynıdır. Sümer ayini Sümer dünya düzenini tekrar eder ve küçük ölçekte tekrarıdır.
Benzer durum Alevi Ayin-i Ceminde de karşımıza çıkar. Alevi Ayin-i cem’inde hizmetliler Cem ayinine katılanlar arasından seçilirler ancak seçilen hizmetliler geçmişin ulu Alevi mürşitlerini pirlerini temsilen hizmet görürler. Örnek vermek gerekirse Hacı Bektaş Veli Ocağında; Mürşit; Hacı Bektaş Veli’yi. Meydancı, Barak Baba’yı, Kapıcı; Güvenç Abdal’, Delilci; Kara Pirbat’ı. Sofracı Garip Musa Sultan’ı, Pervane; Taptuk Emre’yi, Süpürgeci; Resul Baba Sultan’ı temsil eder
Bağlama
Gudea silindir tabletlerinde Sümer ayininin müzik ve dans eşliğinde yapıldığı anlatılıyor, iki müzisyenin bu eylemi gerçekleştirmek için görevlendirildiği ifade ediliyor hatta bu ayinde çalınan müzik aletinin adı da veriliyor. Sümer dini törenleri müzisyenlerin çaldığı “balag” adını verdikleri bir müzik aleti ile müzik eşliğinde yapıldığını anlıyoruz. Kramer ‘ balag’ın başlangıçta bir telli müzik aleti iken sonradan vurmalı çalgıya dönüştüğünü ifade ediyor. Sümerlerin ardından Mezopotamya’da hakimiyet kuran Akad’larda ayinlerin bu vazgeçilmez müzik aletinin ‘balaggu’ idi.
Bugün Anadolu’da Aleviler’in Ayin-i Cem’leri de müzik eşliğinde yapılıyor. Ayin-i Cemlerde kullanılan telli tezeneli müzik aletine “bağlama” adı veriliyor. Balag, balaggu ve bağlama; sözcükleri arasında kayda değer bir ses benzerliği olduğu muhakkak. ‘Bağlama’ sözcüğü Türkçede ancak bağlamak fiili ile ilişkilendirilebilir ki; bağlamak fiili de; bir şeyi bir şeye tutturmak, yada denk yapmak paket yapmak anlamındadır.
Her kültür kendisinden önceki kültürlerden yada yaşayan başka bir kültürlerden aldığı kimi kelimeleri kendi dilinin fonetiğine uyarlayarak kullanır. Bunu yaparken de kendi diline uyarladığı kelimenin -kullandığı alanda- anlamlı olup olmadığına pek aldırmaz. Örneğin ‘ tamarindus indica’ baklagiller familyasından Afrika kökenli bir bitkidir. Bu bitkinin adı Türkçeye ‘demirhindi’ olarak uyarlanmıştır. Bu ses benzerliği üzerinden yapılmış fonetik bir uyarlamadır. Demir ve hindi Türkçede apayrı anlamları olan iki kelimedir, her iki kelime de beraber yada ayrı ayrı de anılan bitkiyi tanımlamaktan uzaktırlar. Benzer şekilde ‘bağlama’ sözcüğü Sümerce ‘balag’, Akadca ‘balaggu’ sözcüklerinin Türkçeye fonetik bir uyarlaması olduğunu söyleyebiliriz. ‘Bağlama’ sözcüğünün müzik alanında bir anlamı yoktur.
Semah
Gudea silindir tabletlerinde ‘balag’ eşliğinde yapılan dansın adı ve tanımı yok. Sümerlerin yılda bir kez yaptıkları kutsal dansın kısa bir tanımı başka bir eski tablette karşımıza çıkıyor.Tanrı Enki (Akad’da Ea adını alır) Anguşya ilahisi adı verilen Sümer kökenli mitte şöyle demektedir:
‘yılda bir kez
dönerek dans edilsin’
Samuel Noah Kramer, Sümerlerin Kurnaz Tanrısı Enki,s287, Kabalcı yayınları)
Alevi Ayin-i Ceminde edilen dansın temel figürü dans edenin kendi etrafında ve bir daire çevresinde yaptığı dönüşlerdir. Bu sebeptendir ki; Alevi terminolojisinde semah etmek yada semah yapmak tabirleri kullanılmaz. Ayin-i Cemde ‘semah dönülür’.
Sümer dansı ile Alevi semahının temel figürü da aynıdır.
Mutlak Eşitlik
Köleci toplum düzeninin ortadan kalkmasından dört bin yıl önce Sümerlerin ibadetlerini – yedi günlük ayin süresi içinde de olsa- şikayetten, suçlamadan ve cezadan arınmış, katılımcıların, (yaş, sosyal statü zenginlik-fakirlik ayırımı olmaksızın) mutlak eşitliği temeline dayandırmışlar, hatta zayıfları güçlülere karşı koruma altına almışlardı.
‘yedi gün boyunca köle kadının hanımı ile eşit olmasına ve kölenin efendisi ile yan yana yürümesine izin verildi, Fakat yol düşkünü olanların ancak kentin dışında uyumalarına izin verildi. Kötü söyleyen dilleri susturdu, kötüyü mühürledi ‘
‘… for seven days the slave woman was allowed to become equal to her mistress and the slave was allowed to walk side by side wirh his master. But the ritually unclean ones could sleep only at the border of his city. He silenced the evil-speaking tongue and locked up evil'(Gudea Cylinders A and B,1211-1223, Faculty of Oriental Studies, University of Oxford, www.etcsl.orinnst.ox.ac.uk)
‘Zengine karşı öksüze, güçlüye karşı dul kadına koruma temin etti’
‘He provided protection for the orphan against the rich and provided protection for the widow against the powerful.’ (Gudea Cylinders A and B,1224-1231, Faculty of Oriental Studies, University of Oxford, www.etcsl.orinnst.ox.ac.uk)
Hızır günlerinde, Alevi topluluk üyeleri, yaşına, cinsiyetine ve sosyal statüsüne bakılmaksızın mutlak olarak addedilirler. Alevi Ayin-i Ceminde, kadın-erkek, büyük-küçük, zengin -fakir yoktur herkes ‘can’dır. ‘Can’lar cinsiyetsizdir, malsız mülksüzdür, üryandır. canların en küçüğü en büyükten sayılır.
Meydan
Gudea silindir tabletlerinde, Sümerli şair Gudea’nın Tapınak yerleşkesinin planlaması aşamasında tapınak kompleksinde yedi adet ‘meydan’planladığını ayrıntılı olarak anlatır.
Tuğlaları ipinde dizerek (tapınak alanında) bir meydan belirledi.’ ……………………’ diyerek tapınak alanında ikinci bir meydan belirledi, ‘Bu yavrularını kanatlarının altına almış Anzud kuşudur’ diyerek, tapınak alanında, üçüncü bir meydan belirledi.’ Bu sert bir aslanı utandıran bir panterdir’ diyerek, tapınak alanında, dördüncü bir meydan belirledi.’ Bu muhteşem maviliğiyle gökyüzüdür’ diyerek tapınak alanında beşinci bir meydan belirledi. ‘Bu bollukla dolu o günün sunulmasıdır’ diyerek tapınak alanında altıncı bir meydan belirledi. ‘Bu gün batımında, ülkeyi ay ışığı ile yıkayan E-ninnu’dur’ diyerek, tapınak alanında yedinci bir meydan belirledi.

He marked out a square aligned the bricks with a string. He marked out a second square on the site of the temple, saying ‘ It is the line-mark for a topped-off jar of 1 ban capacity?’. He markede out a third square on the site of the temple, saying ‘It is the Anzud bird enveloping its fledgling with its wings’. He marked out a fourth square on the site of the temple saying ‘It is a panther embracing a fierce lion’. He marked out a fifth square on the site of the temple saying, ‘It is the blue sky in all its splendour’. He marked out a sixth square on the site of the temple sayingi ‘ It is the day of supply full of luxuriance’. He marked out a seventh square on the site of the temple saying, ‘ It is the E- ninnu barhing the country with moonlight at dawn'(ETCSL,Gudea Cylinders A and B,562-577, Faculty of Oriental Studies, University of Oxford, www.etcsl.orinnst.ox.ac.uk)
Son yıllarda ‘cem evi ‘sözcüğü türetilmiş ve ‘meydan evi’ muadili olarak kullanılmaya başlanmışsa da; Alevi sözlü geleneği içinde de ‘cem evi’ sözüne rastlanılmaz. Kadimden bu yana Cem yürütülen yapılara Alevi erkanı içinde ‘meydan evi’ Ayin-i Cem’in yürütüldüğü alana ‘meydan’ , Ayin- i Cem düzenleme eylemine ‘meydan açma’, denile gelmiştir. Sümer’de inşa edilen bir tapınağa ait mahallerin ‘meydan’ adı ile isimlendirilmesi tek başına Alevi ibadethanesini çağrıştırmada da Alevi ayini ile Sümer ayini bütünü ile karşılaştırmalı ile ve diğer ritüellerle birlikte ele alındığında; Sümer’den bugüne ‘meydan’ anlamına gelen sözcüklerin her dilde dini ritüellerin uygulama mekanını ifadede kullanıldığına ikna oluruz
Aleviliğin Başlangıcı
Alevi mürşitleri ‘Ayin-i Cem ilk ne zaman ve nerede yürütülmüşse Alevilik de o zamanda ve o mekanda başlamıştır’ derler. Bu doğrudur, çünkü Ayin-i Cem Aleviliğin temeli ve başlıca ritüelidir, Aleviliğin başyapıtıdır. Ayin-i Cemsiz bir Alevilik düşünmek mümkün değildir. Alevi inancına göre Ayin- Cem’in ilk yürütüldüğü yer kırklar meclisidir.
Kırklar kimdir, kırklar ilk meclisi nerede kurulmuş. ilk meydan nerede açılmış. ilk Ayin-i Cem nerede ve hangi zamanda yürütülmüştür? Kırklar meclisinin günümüzden bin dört yüz yıl evvel Arap Yarımadasında İslam’ın dördüncü halifesi Hz. Ali’nin toprak damlı evinde toplandığı, ilk Ayin-i Cem’in Hz. Ali’nin toprak damlı evinde yürütüldüğü, dolaysıyla Aleviliğin Hz. Ali ile başladığı çok yoğun olarak öne sürülen ancak hiçbir maddi delili olmayan, inanmak isteyenlerin dahi inanmakta zorlandıkları bir söylemdir
Hz. Ali’nin evinde cem kurulduğuna, bağlama çalınıp, nefesler söylenip semah dönüldüğüne dair elimizde hiçbir kayıt yok. Bırakın Hz. Ali’nin bağlama çalıp, semah dönmesini ve dedelik zakirlik yapıp, cem yürütmesini, elimizde Hz. Ali’nin Alevi erkanından, Alevi inancından haberdar olduğunu kanıtlayacak en küçük bir bilgi yada belge kırıntısı dahi yok. Öte yandan 1877 yılında gün yüzüne çıkarılan 115 yıldan bu yana çeşitli disiplinlerden çok sayıda bilim adamının sabırla ve özveriyle çözümlemek için emek harcadıkları 4150 yıl önce Sümer dilinde ve çivi yazısı ile yazılmış Gudea silindir tabletlerinde, Aleviliğin Hızır günlerinin ve Ayin-i Ceminin en yalın halini buluyoruz.
-Hızır haftası ile yedi günlük Sümer ayininin aynı günlerde kutlanması ve kutlama takviminin kutsal perşembeye göre düzenlenmesi
– Alevi ‘düşkünlük kurumu’nun birebir Sümer’de uygulanıyor olması
-Ayin-i Cem ön hazırlıkları ile Sümer ayininin ön hazırlıklarının birbiri ile örtüşmesi
-Ayin-i Ceminde de ve Sümer ayininde de katılımcıların benzer şekilde yüz yüze (cemal cemale) konuşlanması
– Sümer’de ve Alevi topluluklarında kutlamalar süresince topluluk üyelerinin mutlak biçimde eşit olmaları ve zayıfların ve güçsüzlerin koruma altına alınması
-Ayin-i Cemin başlangıcında olduğu gibi Sümer ayininin başlangıcında da ayini yöneten ruhbanın katılımcıların birbirlerine karşı hiçbir şikayet, suçlama ve ithamı olmayacak şekilde rızalıklarını alması.
– Alevi Ayin-i Ceminde olduğu gibi Sümer ayininde de ayini yönetmek için on iki hizmetlinin atanması,
– Ayin-i Cemi yöneten on iki hizmetlinin Aleviliğin ulu mürşitlerini temsilen o görevleri yerine getirdikleri, benzer şekilde Sümer’de dünya düzeninin kuruluşunda düzeni sağlamak için Enki tarafından on iki görevlinin atandığı ve Sümer ayinindeki on iki hizmetlinin dünya düzeninin kuruluşunda Enki tarafından atanan hizmetlileri anımsattığı
– Sümer ayininde çalınan müzik aletinin adına Sümer’de ‘balag’, Akad’da ‘balaggu’ dendiği, Bu telli ve tezeneli müzik aletinin adının Türkçenin fonetiğine uyarlanarak Ayin-i Cemde ‘bağlama’ adını aldığı
-Alevi Ayin-i Ceminde kendi ekseni etrafında ve bir daire çevresinde dönülerek yapılan ve ‘semah’ adı verilen dansın temel figürü ile Sümer’de yılda bir edilen kutsal dansın figürünün aynı olduğu
-Ayin-i Cemin yapıldığı mahale tıpkı Sümer’de tapınakların çeşitli birimlerinde olduğu gibi ‘meydan’ denilmesi,
Aleviliği bir başka bünyenin içinde eritip ortadan kaldırma girişiminin bir parçası olarak ortaya atılmış, gerçeklerle uzak yada yakın hiç ilgisi olmayan acemi işi savlar, onları üretenler ve savunanlarla birlikte Alevi yaşam alanını terk etmek zorunda kalacaklardır.
Yakın geçmişte bir etnik kökeni inkar için; ‘Onlar dağ Türkleridir, dağda kar üstünde yürürken kart-kurt diye sesler çıkardıkları için bu ismi almışlardır’ diye ortaya atılan,bugün gülümseyerek hatırladığımız söylemler gibi, bunlar da gelecekte, ancak bir mizah unsuru olarak hatırlanacaktır.
Samuel Noah Kramer’in anlatımı ile: ‘Louvre’da herkesin görmesi için çok hoş bir şekilde sergilenen üzerinde kadim dünyanın edebi klasiği olan uzun ve olağanüstü bir ilahinin yazılı olduğu Gudea Silindirleri’ hiç kuşkusuz Alevi ibadetinin en eski yazılı belgesidirler.
Alevi Ayin-i Cemi kadim dünyadan bizlere özenle korunarak ulaştırılmış kıymetli bir armağandır. Yaşayan bir tarih, sonu gelmez bir mezalim altında inatla yaşatılan bir insanlık mirasıdır.
Gudea silindir tabletlerinin Alevi ibadeti ile karşılıklı okunması Aleviliğin bugüne kadar aydınlatılmamış bir bölümünü gün ışığına çıkarmakla kalmadı; ‘Kırklar efsanesi’ ve ‘Hızır kültü’ başta olmak üzere karanlıkta kalmış Alevi efsaneleri ve Alevi kültlerinin ilk izlerini Sümer’de aramamız için haklı gerekçeler oluşturdu.
ERDOĞAN ÇINAR