EVRENİN ÖZÜ IŞIK (ENERJİ) ve HAK

10996073_1618555405089566_4343234518288750047_n

EVRENİN ÖZÜ IŞIK (ENERJİ) ve HAK

Işık, enerjidir ve evren enerjiden oluşmuştur.
Bugünkü bilimsel bilgiler, bize en küçük maddeden, en büyük maddeye kadar her şeyin enerjinin farklı titreşimlerinden, frekanslarından oluştuğunu ve maddenin, enerjinin belirli yoğunluklarını içerdiğini belirtmektedir.
Işık, gizi, sırrı, karanlığı aydınlatandır, yani çerağdır.
Işık, ateştir, yakandır, dönüştürendir ve devindiricidir.
Işık, ısıdır, nemdir, yani emicidir.
Işık, renktir, çeşitliliktir.
Işık, melodidir, müziktir.
Işık, iletişimi sağlayan her türlü araçtır.
Işık, sağlıkta kullanılan her türlü gereçtir.
Ve ışık her şeydir ve her nesne ışıktan, yani enerjiden oluşur.
Bundan dolayı Alevi bilgeleri Aleviliğe “Işık Felsefesi” demişlerdir.
Alevi bilgelerince Tanrı, gizli hazine, açığa çıkmamış potansiyellik olarak değerlendirilmiştir. Her şeyin kendisinde bulunduğu temel var edici güçtür Tanrı… Alevi teolojisine (Südur= oluşum; öğretisine) göre, gizli hazineden (tanrı’dan) açığa çıkan her şey nesnelleşir.
Buna göre ilk oluşumda tanrı Hakk, hakikat (gerçek) olarak belirmiştir. Burada Alevi bilgelerin üstün zekâsı devreye girer ve kapalı bir şekilde soyut, metafizik tanrı, somuta dönüştürülür. Görüleceği gibi, Big-Bang’ deki anlatım buraya taşınmıştır. Big-Bang, sonsuz yoğunlukta, patlamaya hazır, toplu iğne başı büyüklüğünde ki bir öğeyi var saymaktadır. Bu anlatımda da, açığa çıkmayı bekleyen, enerjisini dönüştürmeye başlamış olan bir tanrı (gizil nesnellik, potansiyellik vs.) tasarımı ortaya konmuştur. Tanrının, yani potansiyel enerjinin, aktüel olması, açığa çıkması söz konusudur. Südur (ışık) felsefesinde, oluşta, bu aşama Hakk aşaması olarak belirtilmiştir.
Südur (ışık felsefesi) fizikçilerin ortaya koydukları Big-Bang (Büyük Patlama) evren modeline çok benzemektedir.
Büyük Patlama Kuramını ilk kez Georges Lemaitre (1894-1966) ortaya attı. Lemaitre, “Bir nesne, bir yere doğru gidiyorsa, orada bir patlama olabileceğini” söyledi. George Gamow da(1904-1968) bu kuram üzerinden hareket ederek, evrenin büyük patlamayla başladığını ve bunun 10 milyar yıl önceye dayandığını belirtti. Patlamaya hazır gazın adına da Yilem (Ülem) dedi. (Evren ve Yaratı; Abdullah Rıza Ergüven; Gerçek yay. 1990, Sayfa 200; age;). Bugünkü bilimsel veriler ışığında birçok bilim insanına göre, evrende birçok “büyük patlama” olmuştur ve olagelmektedir. İçinde bulunduğumuz evren yaklaşık olarak 14, 5 milyar yıl önce bedenleşmiştir.
Evren döngüsellik içinde (biten ve yeniden doğan) hareket etmekte ve vardan varlaşma gerçekleşmektedir. Biten kendini gizlemekte ve bu giz içinde, nesnelleşen evrenler açığa çıkmaktadır. İşte Hâk aşaması, Alevi öğretisinde, gizil nesnellikten açığa çıkan nesnel gerçekliği anlatan bir kavramdır.
Soru şuydu: Patlayan özdek (veya Yilem) neredeydi? Patlamadan önce ne vardı?
Bu sorunun yanıtı bugün de tam olarak verilememiştir. Ama Alevi bilgelere göre, patlamadan önce “her şey, bir bütünlük içinde, gizil nesne olarak bir arada, “Künt-ü Kenz” konumundaydı.
Künt-ü Kenz durumu, Büyük Patlamada ki Yilem’le (ülem’le) örtüşmektedir.
1-) Hakk Aşaması: Hak, görünen varlığın gerçek ve bütünsel özüdür. Bu anlamda var olan nesneler çok farklı görünüşlerde olsalar da, hepsi aynı özden çıkmışlardır. Özünde, evreni var eden her şey enerjidir. Enerji, hareketi devinimi, dönüşümü sağladığı gibi, yoğunlaşarak katı, sıvı ve gaz hâlindeki maddeleri de oluşturur. Hakk denilen olgu, maddeleşen, gerçekleşen, açığa çıkan nesnel olgular ve olaylar bütünüdür. Enerji, dalgalar boyutunda olduğu zaman duyu organlarımızca kavranamaz. Bu konumda, duyularımızla belirli frekanstaki ışınları da algılayamayız. Böylece, algılayamadığımız her şey bize bir gizdir. Açığa çıkanlarsa, belirli frekanslar üzerinde yoğunlaşıp, beden alan maddelerdir. Bu anlamda aşığa çıkan yani görünür veya algılanır konuma gelen her nesneyse, insanlar için giz olmaktan çıkmışlardır. Bu anlamda giz olmaktan çıkan her nesne Hak’tır. Daha açıkçası bedenleşen, ortaya çıkan, açıklıkla kendini gösteren her şey Hak’tır ve gerçektir. Alevi teolojisine göre Hakk, mekâna yansıyan tanrısal görüntüdür. O hâlde Hakk tanrıya ilişkindir.
Hakk, açığa çıkmış bütün gerçekliktir. İnsan da, bir birey olarak varlığıyla bir gerçektir. O halde her şey tanrıdan geliyorsa, bu durumda, insanın bütünlüğü de tanrıdan gelmektedir. Çünkü tanrı, evrensel enerjinin sonsuz var edici gücüdür.
Hakk, Südur teorisinde evrenin oluşumunun birinci aşamasıdır. Bu aşamada tüm nesneler, vahdet (birlik) konumdadır. Damlanın deryada olması gibi, tüm nesneler bu aşama da Hakk’ın içinde mevcut olarak bulunmaktadır. Örneğin, 1956 yılında dünyaya gelen bir insan doğmadan önce neredeydi sorusuna bilgelerimiz, “evrensel var edicinin özündeydi ve özün içinde potansiyel olarak Hakk’ın içindeydi” demektedirler. Bu olgu, bir tek tohumun içinde yüzlerce besinin, meyvenin olması gibidir. Tanrı, tohumun içindeki gizli meyvedir. Tohum ise Hak’tır, gerçektir ve bedenleşmiştir. Tanrı da gerçektir ama insan bilinci ve duyularıyla algılanamadığı için, gizli konumdadır. Şu bir gerçek ki, Hakk’ın içinde bulunup da açığa çıkmamış sonsuzca potansiyeller bulunmaktadır ve bu aktüellik ve potansiyellik durumu, sonsuzca sürecektir. Olgulara, oluşlara, devinimlere, nesnelere, geliş-gidişlere vs. bir son biçmek yanlıştır ve büyük bir yanılgıdır. Her oluş, birçok olgular sonucunda meydana gelir. Bir tomurcuğun içinde bir çiçek, bir çiçeğin içinde bir meyve, fışkırarak kendisini açığa çıkarır. Bu her oluşum için geçerlidir. Her oluşun gerçekleşmesi, aşamalar süreçler, tekâmüller ve koşullar içerir. Bu anlamda, Südur teorisine göre, oluşun, meydana çıkmanın, fışkırarak evreni var etmenin belirli aşamaları olmuştur.
Buna göre, Tanrı’dan sonraki ilk aşama Hakk aşamasıdır.
Binali Doğan Dede, bir dörtlüğünde şöyle der:
Hakk’ın Kudret aynasıyım
Bende görünür Hak cemâl
Hem varlığın binasıyım
Hükmü dür ol Cenab-ı Zül Celâl
Binali Doğan Dede, Hakk’ın gücünü bildiğini ve Hakk’ın gerçekliğini yansıtan bir ayna olduğunu belirtmektedir. Tasavvuf, bütün varlığı Tanrı’nın bir görüntüsü olarak sunar. En küçük maddeden en büyük maddeye kadar her şeyin Hakk’ı yansıttığını ifade eder. Böyle olunca da her şey Hakk’tır der.
Hakk, açığa çıkmış bütün gerçekliktir. İnsan da bir birey olarak varlığıyla bir gerçektir. Her şey Tanrı’yı yansıtıyorsa, bu durumda, insanın bütünlüğü de Tanrı’yı yansıtır. Bilgeler, veliler, pirler vs. insanın cemâlinde (yüzünde) Tanrı’yı gördüklerini belirtmişlerdir. İnsanın yüz hatlarında Tanrı’nın belirdiğini söyleyen Binali Doğan Dede de aynı görüşü ortaya koymaktadır.
İnsan, doğanın bir parçası olarak, küçük bir doğadır. Bütün varlığın özü insan da mevcuttur. Tüm varlık içinde insan beyin yapısı, düşünsel yetisi ve güçlü belleğiyle, doğanın en üstün varlığıdır. Doğayı hem yorumlayan, sorgulayan, değiştiren ve hem de yasalarını bulmaya çalışan insandır.
Hakk, görünen varlığın gerçek ve bütünsel özüdür. Nesneler çok farklı görünüşlerde olsalar da, hepsi aynı özden çıkmışlardır. Kuantuma göre de, her şey her şeyin içindedir. Birbirinden kopuk hiçbir şey yoktur. Temel gerçeklik budur. Her şey enerjidir. Pozitif ve negatif enerji, evrenin her yanına egemendir.
Enerji, dalgalar boyutunda olduğu zaman duyu organlarımızca kavranamaz. Duyularımızla, belirli frekanstaki ışınları da algılayamayız. Algılayamadığımız her şey bize bir gizdir. Açığa çıkanlar ise giz olmaktan çıkmışlardır. İşte giz olmaktan çıkan her nesne, “Tanrı’dan” fışkırıp açığa çıkan ve görülen gerçekliktir. Bu anlamda Hakk, Tanrı’nın bir yansımasıdır. Madde, potansiyel durumdaki enerjinin belirli bir yoğunlukta ortaya çıkmasıdır. Bu gerçekliği çözümleyen bir insan varlığın gerçeğine, özüne ulaşmış demektir. Gerçeği özüyle kavrayıp, onu gönül hanesine konuk eylemek, o gerçeği gönül hanesinde saklamaktır. Çünkü bazı bilgiler herkesle paylaşılamaz. Yunus Emre bir dörtlüğünde şöyle der:
Hak cihana doludur
Kimseler Hakk’ı bilmez
Onu sen senden iste
O senden ayrı olmaz
Yunus Emre, evrenin her anı ve her mekânı hakla doludur diyerek, Hakk’ı her şeyin var edici, beden verici ve enerji sunucu özü olarak gördüğünü ve hiçbir şeyin Hakk’ tan ayrı olmadığını belirtmektedir. Bu anlamda, görünen, algılanan ve düşünülen evrenin her noktasında var olan tek gerçek Hakk’ tır.
Hakk, yalnızca görünen ve algılanan evrende değil, açığa çıkmamış olan gizil evrende de vardır.
Nasıl ki, bugün görünen bütün evren bir süreçte Big-Bang aşamasında bir tek noktanın içinde potansiyel olarak var idiyse ve nesneler, büyük patlamayla beden var olduysa, bu oluşumun batıni düşündeki karşılığı Hakk kavramıyla tanımlanmaktadır.
Bir kaysı çekirdeğinin içinde, milyonlarca kaysı gizlidir. Ama insan bilinci, çekirdeğin içindeki milyonlarca kaysıyı göremez. Çünkü insan en fazla üç boyutlu düşünür ve çekirdeğin içindeki kaysılar, çok daha farklı boyutlardadır. Dolayısıyla o boyut algılanmadığı sürece insan bilincine gizlidir. Ama insan bilinci tarafından algılanmasa bile onlar vardır. İşte Hakk, diğer bir yanıyla gerçekten var olup, insan bilinci tarafından algılanmadığından yok sayılan, gerçekliktir.
Özet olarak, Hakk, var olan gerçeklikle birlikte, gizil nesne veya açığa çıkmamış gerçeklik olarak da var olan; görülen ve görülmeyen bütün evrenin en itici, en var edici temel enerjisidir…
Bu anlam da, her şeyin özü, bir tek gerçekliktir ve o da Hakk’ tır… Hakk, var oluşu sağlayan en temel itici güçtür… Tasavvufa göre, Hakk, bu itici gücünü tanrıdan almıştır ve Tanrı, hem görünenin ve hem de görünmeyenin içinde mevcuttur ve tek var edici olandır.
SULEYMAN ZAMAN

1 yorum

  1. Sizi yürekten kutlarım Işık dostları, inşallah eserlerimi okumak nasip olur.
    ”Yaratılış Bilim” adlı eserim 8,5 yılda hazırlanmıştır. ”Müslümanlar Nereye Koşuyor” adlı eserimde bölücü yönetimlere gereken mesajı vermek üzere hazırlanmıştır. Hepinizi ayrı ayrı kutlarım Allah’a emanet olunuz
    Saygılarımla,
    Işık Evren Türk

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.