ALEVİLİĞİ İSLAM İÇİ OLARAK GÖREN ANLAYIŞIN AÇMAZLARI – 1 Musahiplik Olayı. (Ezeli Doğanay)

ALEVİLİĞİ İSLAM İÇİ OLARAK GÖREN ANLAYIŞIN AÇMAZLARI – 1

Musahiplik Olayı.

(Ezeli Doğanay)

Kır ve kent kültürü çatışmasında sıkışan bir olgu Musahiplik. Doğuş ve geliş anlamında kır kültürünün bir ürünü olan Alevilik kentlerdeki sosyo-ekonomik ilişkiler içinde nefes alma zorluğu çekmektedir. Örneğin musahiplik olayı kolektif bir kır kültür örgütlülüğüdür. Üstelik Aleviliğin alt kimlikleri olan Nusayrilik ve Şiilikte böyle bir olgu yoktur. Mücerret dervişlik kolu olarak doğan Bektaşiliğin Babagan kolunda da musahiplik yoktur. Genelde Bektaşilikte ise yaygın değildir. Bu olgu yalnızca Kızılbaşlıkta (tek musahip esastır) Tahtacılık ( üç musahip) ve Ahilikte (İki musahip ) vardır. Köy yerinde herkes birbirini tanımakta ve yakından tanıyıp gözlemlemektedir. Neredeyse bütün ilişkiler imecedir. Böyle olunca 4 kişinin (iki can ve eşleri) bir beden de yekvücut olması günahları ve sevapları paylaşması ettik anlamdan da birbirinden sorumlu olmaları kolaydır. Çünkü sürekli göz önünde ve yaşamları yaşayışları ve yapacakları bellidir. Aslında her ne kadar Türkçe de “Ahret Kardeşliği” olarak da adlandırılırsa özünde bu kurum doğum ile ölüm arasındaki süreç ile ilgilidir. Yani dünyalık yaşamın, dirlik ve düzenin sağlanmasına, eşitlik ve adalete yöneliktir. Kürtçe de bu kuruma “destda bıra” Kardeşçe el vermek destek sunmak anlamındadır ki bu isim bu kurumun özüne daha uygundur. Birbirilerine her zaman müdahale etme hakları vardır. Yanlışa mehil vermemek için bunu yapmak zorundalar. Musahip sözcük olarak Arapçadır. “sohbetleşen, söyleşen, sohbet arkadaşı” anlamına gelir

Musahip olmanın koşulları ve Kuralı:
“Musahipliğin oluşması için adaylarda aranan önemli ve yerine getirilmesi kesin olan koşullar şunlardır:

1. Musahip olmak isteyen iki kişi muhip olmalıdır. Yani ikrarı alınmış olmalıdır.

2. Her iki adayın evli olması gerekir. Veya her iki adayda taliplik ikrarı vermiş (bekâr iki muhip olmalı) Genelde evli olanlar aranır.

3. Musahip olmak isteyen adayların, karakterlerinin birbirine uygun olması gerekir.

4. Adayın kesin olarak Eline, Beline Diline sahip olmaları bu azalardan hiç kimseye zarar vermemiş olmaları gerekir.

5. Adaylardan her ikisinin de zengin ve ya yoksul olmamaları gerekir. Adaylardan birisi zengin ise diğeri maddi bakımdan Musahip olacağı adaydan fakir olmalıdır. İki yoksul kişinin de musahip olmaları genelde kurala aykırıdır. (Burada ekonomik olarak Muhammed ile Ali’nin konumları aynıdır. Musahipliğin bu kuralından dolayı onların musahip olmaları olası değil.)

6. Adayların aileleri arasında iki kuşak önceye dayanan evlilik bağının bulunmaması gerekir. (Oysa bu kurumu İslam ile başlatan daha doğrusu Ali ile Muhammed’i musahip yapanlar bu iki kişinin kayınbaba ve enişte olduğunu unutuyorlar)

7. Adaylardan herhangi birisinin yüz kızartıcı suç işlemiş ceza almış olmaması gerekir. Suçlu kimselerin musahiplik ikrarı alınmaz.

8. Adayların aileleri arasında düşmanlık ve birbirine zarar vermemişlik bulunmalıdır.

9. Adayların her zaman birbirine yardım edebilmeleri için aynı bölgede olmaları ve birbirilerine yakın oturmaları gerekir. (Buna dikkat edin can alıcı nokta burasıdır kır, kırsal yani köy yerinde bu ilke geçerli olabilir. Peki, musahiplerden biri Avrupa da, Amerika ve ya Avustralya da ise ne olacak?)

10. Adaylar arasında akrabalık bağının bulunması gerekir. (Musahipliği İslam içi ve Muhammed Ali ile başlatanlar bu iki kişinin akrabalıklarını unutuyorlar herhalde.)

11. Adaylardan birisinin diğer adaydan farklı konumlarda olması gerekir. Örneğin adaylardan birisinin maddi bakımdan daha iyi olması kültür bakımından daha bilgili olması, sanat bakımından daha usta olması gibi, farklılıklar aranır. Temeli sosyal ve ekonomik yardımlaşma olan Musahiplikte böyle koşullar aranması olağandır. Zengin olan aday yoksul olan adaya yardım edecektir. Sanatkâr olan aday sanatkâr olmayan adayı yetiştirecektir. Güçlü olan aday güçsüz olan adayı koruyacaktır. Böylece sosyal denge kurulmuş olacaktır.” (1)

Musahiplerin birbirilerine karşı sorumlulukları oldukça ağırdır. “Musahiplik ikrarı vermiş kimse, onun bilincine varan kimsedir. Bir sürü deneme ve bekleme süresinden sonra iyice düşünülerek verilmiş bir karar olduğundan, sonucu sağlam olur. Musahiplerin bilinçli olarak verdikleri ahitler, onlara karşılıklı sorumluluklar yüklemektedir. Bu sorumluluğun önemini belirtmek için birkaç örnek vermek yerinde olacaktır. Ana baba bir iki öz kardeşi ile Musahiplerin mukayesesini yapmak sanırım daha yerinde olacaktır.

1. Musahip olan dört can birbirine karşı adilce ve hakça sorumludurlar. Her şeyden önce onlar dinde dünya ve ahiret kardeşi olmuşlardır. Bu şekilde kurulan kardeşlik ana baba bir öz kardeşten daha ileri ve daha kutsal kabul edilir.

2. Ana baba bir öz kardeşler anlaşmazlılığa düşebilirler, kavga edebilirler. Ve hatta birbirilerinin hayatına son verdikleri olmuştur.

3. Musahiplikte ise; Anlaşmazlık olamaz, kavga olamaz hele cinayet görülmüş, işitilmiş bir olay değildir.

4. Öz kardeşlerin çocukları birbiriyle evlenebilirler.

5. Musahiplerinin çocukları karşılıklı kardeş olduklarından üç öbeğe kadar aralarında evlilik görülmez ve böyle bir düşünce kesinlikle çocuklar arasında meydana gelmez.

6. Öz kardeşten birisinin ölümü halinde dul kalan eşi diğer kardeş ile, yani kayınbiraderi ile evlendirebilir.

7. Musahiplerinin birisinin ölümü ile dul kalan eşi, diğer Musahip ilen katiyen evlenemez. Zira bunlar kardeş bacıdır. Musahibi ile evlenen kişi öz kardeşi ile evlenme ile eş değerde tutulur. Bu bakımdan böyle bir evlilik meydana gelmez ve düşünülemez.

8. Öz kardeşler kendi ana babalarına karşı gelebilirler.

9. Musahipler birbirilerinin ana babalarına karşı gelemezler.

10. Öz kardeşler arasında miras hukuku geçerlidir. Musahipler arasında ise yardımlaşma geçerlidir. Bu yardımlaşma ekonomiktir, sosyaldir ve kültüreldir. Musahiplerden birisinin suç işlemesi halinde otomatikman Diğer Musahip sorumlu tutulur. Gerekçe olarak: Musahibini koruyup kollamadığı ve suçtan alıkoymadığı, gösterilir. Kardeşlerde ise böyle bir sorumluluk yoktur. Bu sorumluluktan ötürü Musahipler her hangi bir konuda karar alacakları zaman mutlaka karşılıklı görüşürler.” (2)

Böyle olunca bu olayın köklerinin İslam içine götürüp oradan başlatmak bilimsel değildir. Musahiplik kurumunu İslam’la başlatanlar genellikle kendilerine Sebe Süresi 46 ayeti esas alırlar. Ayet diyor ki: “De ki “Size, bir tek şey öğütleyeceğim: Allah için ikişer, ikişer teker, teker kalkın sonra iyice düşünün.” Arkadaşınızda cinnetten eser yok. O şiddetli bir azap öncesinde sizi uyaran bir kişiden başkası değildir.” (3) Ayrıca iddialarına destek anlamında Sabe ayetine ek Enfal süresi 72.73.74 ve 75 ayetleri de kaynak göstermektedirler ancak o ayetlerde de Musahiplik değil Hicret ile ilgilidir. Şimdi bu ayetin ve ya ayetlerin Kızılbaş Alevi Erkânında ki Musahiplik ile ne ilişkisi var. Her şeyi ille de İslam ile başlatmak isteyen kimi yazarlar bilimsel ve rasyonel düşünmek yerine Kızılbaş Aleviliği kökleri üzerinde yeşertmek yerine onu aslı astarı olmayan köklere bağlatarak karmaşık tanınmaz bir öğreti haline getirmeye çalışmaktadırlar. Kaldı ki Musahiplik hem Ezidi Kürtlerinde var ve Kızılbaşlar da olduğu gibi Pir huzurunda iki evli can ahiret kardeşi olurlar. Ayrıca İran ve Kuzey Irakta yaşayan Ehli Hakçı inanışta da musahiplik inancının olduğunu konu ile akademik düzeyde ilgili olan herkes biliyor. (4) Bir defa Aleviliğin alt kimlikleri olan Şiilik ve Nusayrilik hariç Kızılbaşlık, Bektaşilik, Tahtacılık, Çepnilik, Türkmen Aleviliği, Saraç ve Abdalların İslam’la ilik ve kan uyuşmazlığı vardır.

Kimi hadislere dayanılarak verilen bilgilere göre Mekke den kaçan Muhammed ve kimi yakınları Medine de ki insanlara yük olmamak için tüketici olmaktan kurtulup üretici duruma geçmek için orada hazır bulunan Müslümanları birbirine ahitleştirerek (sözleştirerek) kardeş yapmıştır. Kendisi de Ali’nin elini tutarak “Bu da benim dünya ve Ahiret kardeşimdir” demiştir. (5) Bu hadis ne kadar doğrudur böyle bir olay yaşanmış mıdır? Orası pek bilinmez ancak bilinen ve bugünde uygulanan bir şey varsa o da Musahiplerin birbiriyle yâda çocuklarıyla evlilik yapmadıklarıdır. Muhammed ile Ali’nin kardeş olmasını musahiplik olarak görüp musahipliğin kökenini oradan başlatıyorlar. Ancak musahip diğer musahiple kardeş olunca doğal olarak kızı ile evlenemez. Bilindiği gibi Ali Muhammed’in kızı Fatıma ile evlidir ve onların bu anlamda musahip olmaları mümkün değildir. Aleviliğin alt kimlikleri içinde Tahtacılar, Ahilik ve Kızılbaşlarda musahiplik vardır.

İslam içinde Aliciliği esas alan imamet boyutunu öne çıkaran Şiilik, Zeydi’ye, Nusayri’ler, İsmail’iyle ve diğer Aleviliği İslam içi olarak gören hiçbir kolda musahiplik yoktur.

Talip on yaşında musahip tuta
Yirmisinde özün gerçeğe kata
Otuzunda vara mürşide yete
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran (6)

Kimi Araştırmacı yazarlar Kul Himmet’in bu dizelerinden yola çıkarak Musahiplik yaşının “On veya on iki olarak” söylemişlerse de asıl kabul evliliktir. Kızılbaşlık evliliği esas almaktadır. Çünkü musahiplik yol kardeşliği ve gönül rızasına dayalı kolektif bir tapınım biçimidir. Evlenmeden musahip olunduğunda eşler arasında beğenmezlik veya rızasızlık olabilir. Buda olayın amacına ters düştüğünden yetişkin ve evli iki kişinin kararı ve dört kişinin gönül rızasına dayalı olması gerekir. Musahipliğin İslam ile bir ilişkisi olmadığını kapı komşunuz bir Müslüman varsa sorun göreceksiniz ki yanıtı olumsuz olacaktır. Anadolu Aleviliğinde alt kimlik olan Şii ve ya Nusayri komşunuz ve ya tanıdığınız varsa ona da sorabilirsiniz “sizde musahiplik var mıdır?” diye duyacağınız yanıt yine hayır olacaktır. Öyleyse bu toplumcu kolektif tapınım biçimi Aleviliğin diğer alt kimlikleri olan Kızılbaşlık, Tahtacılık, Ahilik’ e nereden geçmiştir. Ya da bu alt kimliklerin kendi özgün buluşları mıdır? Musahiplik köken olarak Zerdüştlükten çıkıp geldiğini ve yine Zerdüşt kökenli bir kardeşlik örgütlenmesi olan Ahilik üzerinden Kızılbaşlığa, Tahtacılığa geçtiğini konunun uzmanları söylemektedirler (7) Olayın nasıl yapıldığı konusuna geçmeyeceğim bu konuda yeterince kalem oynadı kitap yazıldı. Bu yazının amacı bu inancın kent kültürü içinde ki tıkanıklıklarına işaret etmek sorunların çözüm noktasında öneriler sunmaktır. Ancak bu konuda ki sorun şu. 1960 yılından sonra köylerden kentlere akan Aleviler bu inançlarını buralarda nasıl koruyacaklar. Yan yana oldukları için musahiplerin birbirilerini denetleme, yardım etme, gözleme şansları vardı. Şehirlerde bu mümkün mü? Musahibin biri Ankara’ya diğeri İzmir’e İstanbul hatta yurt dışına gitmişse bunlar birbirilerine nasıl kefil olacaklar?

Dört Erkan:
1. Hizmet Görme Erkânı: Muhiplerin, kendilerine verilen günlük daimi zikirleri dışında haftanın Perşembeyi Cumaya bağlayan her gece yapılan erkândır.

2. Musahiplik Erkânı: Musahip kardeş olmak isteyen iki muhibbin bu isteklerini kendine özgü özel merasimiyle yerine getirme erkânıdır.

3. Görgü Erkânı: Musahip kardeş olan iki muhibbin eşleri ile birlikte, bir yıl içinde yaptıklarından dolayı sorgulama erkânıdır.

4. Düşkünlük Erkânı: Alevilik yolu kurallarına göre suç işleyen yol mensubu Taliplerin yaptıkları suçlardan ötürü yargılandıkları erkândır. (Alevilikte yargı sistemi bölümünde bu konuyu ayrıca inceleyeceğiz.)

Kızılbaşlarda Şubat 13,14,15 tarihleri arasında yapılan Görgü Erkânı cemlerinde genellikle musahipler Pirin huzurunda yıllık sorgularını yaparlar. Peki, bir yıl boyunca değişik yerlerde yaşıyorlarsa birbirilerini görmedikleri duymadıkları halde olaylara nasıl “gördüm“. „Duydum” “Tanığıyım” diyebilirler? Kentleşme süreciyle birlikte bu kurumunda kendini yenilemesi ve güne uyum sağlayan bir biçimde şekillendirmesi gerekecek.

Kaynakça.
1. Haydar Kaya Musahiplik. İstanbul. 1989

2. Haydar Kaya Musahiplik. İstanbul. 1989

3. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk. Kur’an-ı Kerim Meali. Yeni Boyut Yayınları. İstanbul 1993

4. Prof. Dr. İrene Melikoff. Uyur İdik Uyardılar. Cem Yayınları 1993

5. Haydar Kaya Musahiplik. İstanbul. 1989

6. İsmail Kaygusuz. Aleviliğin Toplumsallaştırılmış Tapınç Kurumlarından Musahiplik. Alev Yayınları İstanbul 1991.

7. Galip Demir. Osmanlı Devletinin Kuruluşu ve Ahilik. Ahi Kültürü Araştırma ve Eğitim Vakfı Yayınları. İstanbul 2000

Ayrıca Konu İle İlgili Şu Kaynaklara Bakılabilinir
Prof. Dr. İrene Melikoff. Uyur İdik Uyardılar. Cem Yayınları 1993

Prof. Dr. Claude Cahen Osmanlıdan Önce Anadolu’da Türkler. (Çev. Yıldız Morgan) E 3. Yayınları İstanbul 1984.

Prof Dr. Claude Cahen İslamiyet (Doğuşundan Osmanlı Devletine Kadar) Çev. Esat Mermi Erender. Bilgi yayınları Ankara 1990.

Osman Nuri Ergin. Mecelle-i Umar-ı Belediye, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı Yay. İstanbul 1995 ikinci basım cilt 1.

………….

Şair Araştırmacı yazar / Ezeli Doğanay

Please follow and like us:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*