Alevilik-Bektaşilik ve Tarikatlar-4-

imagesMH6G0076

Alevilik-Bektaşilik ve Tarikatlar-4-

Yeniçeri Ocağı-Bektaşi Dergahı İlişkileri ve AHİLİK

Degerli Okurlar. Alevilik-Bektaşilik ve Tarikatlar adlı yazı dizimizin geçen 3. bölümünde bir Balkan devşirmesi olan Balım Sultan’ın kişiligi üzerinde durmaya çalistim. Bu kişiligin Aleviligin ve Bektaşiligin özünü boşaltmak için, Alevi inancına yeni kurallar ve ritiualleri Reform adı altında sokmaya çalistigini anlatmaya çaba sarfettim. Dolayısıyla devletin dıştan zapt edemedigi Aleviligi hile ile içten fethetmeye çalistigini ve bunuda 1501 yılından itibaren başardığını kanaatimce dile getirmek istiyorum.
Osmanlı devletinin Balım Sultanı H. Bektaş Pir evinin başina Postnişin olarak oturtulması ile, tekkenin Alevi-Bektaşi halk kitlelerine olan hizmeti Osmanlı devletinin hizmetine dönüşmüştür. Avrupa ve Balkanlarda yapılan savaşlarda ele geçirilen çocuk ganimetler devşirilerek Acemi Oğlan denilen kışlalarda askeri egitime tabi tutularak, bilahare Yeniçeri ordusuna alınarak asker yapılıyorlardı. Bu devşirme gençler ölünceye kadar askerde kalıp, evlenmeleri de yasak idi. Savaşlarda elde edilen ganimetlerden pay alan, bir savaş aygıtı olan Yeniçeri ordusunun en büyük özeligide talancı, yağmacı ve Barbar bir güç olmasıdır.
Yeniçerilerin Bektaşi tarikatına girmeleride çok yaygın bir gelenektir. Yeniçeri ocağına “H. Bektaş Ocağı” denmekteydi. Askere alınıp yemin töreni yapıldığı zaman, Bektaşilik tarikatına göre yemin yapılmaktaydı. Yeniçerilerin daha güçlü olması, Osmanlı devletine daha iyi hizmet etmesi, devletin bekası için savaşip yaşaması gibi, teorik kalıplarla tıpkı bugünkü askerlik yemini gibi and içiriliyordu.
Burada önemli olan şey, bir savaş aygıtı olan böyle talancı, barbar ve yağmacı Yeniçerilerin Bektaşiligi alet edip kullanmasıdır. Buradada devletin Bektaşiligi ele geçirerek günümüze kadar kullandığını ve zamanla Bektaşilik denilen alevi inancının ortadan kalkmasına kadar devam edecegini göstermektedir. Yoksa günümüzde başbakanların, cumhurbaşkanların, faşist ve gerici parti başkanlarının her yıl H. Bektaşi Veli tekkesine giderek gövde gösterisi yapıp,” Alevilik Ali’yi sevmekse, en büyük alevinin kendileri olduğunu” açıklamalarını izah etmak mümkün degildir.
Hıristiyan ülkelerdeki anne ve babalarından zorla alınan Gayri-Müslim çocuklardan bir savaş aygıtı yaratılmasına, Bekaşiligin bu savaş aygıtına ideolojik yataklık yapmasının kabul edilebilir ve savunulabilir hiç bir yanı yoktur. Evet, Yeniçeriler biçimsel olarak Bektaşiligi kabul etmişlerdir. Ancak öz olarak Bektaşilik Yeniçerileşmeye devşirilerek içi boşaltılmıştır ve yozlaştırılıp bitirilmek istenmiştir.
Osmanlı olmayan toplumlara diz çöktürülmesinde temel rol oynayan Yeniçeri ordusu Bektaşi Ocağına bağlandıktan sonra, bu durum Alevi tarihi araştırma ve yazımı açısında çok ciddi bir ideolojik propleme tekabül etmektedir. Zira Bektaşiligin genel olarak barışcıl ve demokrat bir dünya görüşü olmasına, barışcıl bir felsefenin oluşturucusu olmasına rağmen, bir savaş aygıtı olan talancı, yağmacı ve barbar Yeniçeri Ordusu ideolojik gıdasını Bektaşi tekkesinden almiştır. Bu çok ciddi bir problem olup, Yeniçeri ordusunun sonraki süreçlerde Alevi-Bektaşi katliamlarındaki oynadığı rol buna eklenince, konu daha dramatik bir hal almaktadır.
Alman araştırmacı-yazar Melike İrenoff” un belirttigine göre, “ Osmanlı Sultanları tarafından fethedilen ülkeleri Türkleştirmek ve İslamlaştırmakla görevli kolonizatör dervişler olan Bektaşi tarikatı 14. yüzyılda Yeniçeri Ordusuna bağlandı. Yeniçeri Ordusu islamı kabul etmiş Hıristiyan çocuklar arasında devşirilmekte ve Türk çevrelerde yetiştirilmekteydiler. Bu asker ocaklarının, yeni ülkeleri islamlaştırmakla görevli bir dervişler tarikatına bağlanmasının açıklalaması buradadır. Böylece Bektaşilik yeni alınan ülkelerde, Osmanlı devlet propagandasının aracı oldular. Tarikatın Balkanlarda ve Arnavutluk’da gelişmesinin temel sebebide budur.”
Bektaşiligin Osmanlı devlet sisteminden bugünkü Cumhuriyet sistemine kadar nasıl kullanıldığını açıkca görebilmekteyiz. Dolayısı ile devletin Bektaşiligi kendi ideolojik uzantısı haline getirdigini, bizat H. Bektaşi Veli üzerinde meşrulaştırmaya çalistirdigini görebilmekteyiz. Devşirme ve Yeniçeri Bektaşilik zihniyetini günümüze taşiyan bu anlayış hala İzettin Doğan, Fermani Altun, Rıza Zelyut, Cemal Şener gibi birçok dönme, devşirme ve ihanetçi sahte alevi güruhla devam etmektedir.
Her şeye rağmen, yani Bektaşiligin Osmanlı devletinin denetimine girmesine rağmen, Alevilerin ve ezilenlerin mücadelesi devam etmiştir. Kürdistan aleviliginin merkezi olan Dersim ve çevresi Alevilerinin ve Ocaklarının Osmanlı devletinin egemenligine girmesi söz konusu degildir. Anadoluda 12. ve 16. yüzyıllarda alevi ayaklanmaları Osmanlı despotizmıne karşi devam etmiştir. Özellikle 1511 yılındaki Şah Kulu ayaklanması Ege bölgesinden başlayarak Ankara ovası önlerine kadar gelebilmiştir. Burada bir yenilgi ile birlikte, Yeniçeri ordusunun yaptığı büyük bir katliam söz konusudur.Zaman zaman Bektaşi ocağının Osmanlı devletinin denetiminde çiktigini görebilmekteyiz.
Kalender Çelebi ayaklanmasının ezilmesinden sonra Osmanlı devleti, tüm Alevi direniş odaklarını ezmesinin yanı sıra, denetimden çikan H. Bektaş Dergahını da cezalandırma bağlamında kapatacaktır. 26 yıl süren bu kapatılma süresinden sonra, Osmanlı devleti 1552 yılında kendi ordusunda görev yapan asker kökenli Sersem Ali Paşa’yı Sersem Ali Baba yaparak, bir hile ile H. Bektaş Veli Pir Evinin başina Postnişin(ruhi lider) olarak atayacaktır. Böylece Pir Evi yeniden Osmanlı devletinin denetimi altında çalismaya devam edecektir.
Sersem Ali Babanın atanması, dergah ve Bektaşilik maskesi altında Alevi-Bektaşi toplumunun denetim altına alınmasının bir geregidir. Ancak bu sahtekarlık İstanbul ve Balkanlarda bir nevi tutulsada, Anadoluda ve Kürdistan bölgesinde kabul görmeyecektir. Özellikle Ocak aleviligine bağlı olan Kürt alevileri bu olayların etkisine girmeyeceklerdir. Hatta Kürt alevilerinin Anadolu aleviligi ile olan ilişkileri çok az sınırlı olup, bu durum 1937-38 Dersim katliamına adar devam etmektedir.
1826 yılında Osmanlı devleti kendi ordusunu kurmaya çalismaktadir. Dolayısıyla 2. Mahmut tarafından adlandırılan “H. Bektaş Köçekleri” denilen Yeniçerilerin vadesi dolmaktaydı. Yeniçeriler kurulacak yeni ordunun önünde bir engel idiler. Bu yüzden bir gecede 40.000 tane Yeniçeri katledildi. Osmanlı Şeyhhülislamı Tahir Efendinin Vetfası sonrası H. Bektaşi Veli dergahı kapatılarak malarına el konuldu.
Gerek Jöntürkler ve gereksede M. Kemal dönemindeki Türk kurtuluş savaşi sırasında Ruslara ve Ermenilere karşi mücadele eden güçlerini Dersimlilerle takviye etmek isteyen ve Dersim Kürt alevilerini Bektaşi köylüler gibi olduğuna inanan Jöntürk yönetimi, Dersimlileri savaşa teşvik etmesi için Bektaşi Çelebi Celaleddin Efendinin yardımına müracaat edeler. Celaleddin Çelebiye eşlik eden Nuri Dersimi’ye göre bu çabalar merkez Bektaşi tekkesinin Dersim’de hiç bir etkiye sahip olmamasından dolayı tamamen başarısızlığa uğramıştır. Dersimliler Jöntürk devletine tek bir asker dahi vermemişlerdir.
Türk kurtuluş savaşinda Dersim ve çevresi dışındaki Kürt alevi bölgelerinde isteksiz bir katılım vardır. Hatta M. Kemal alevileri etkilemek için, H. Bektaşi Velinin Hz. Ali’nin bir degişim şekli olduğunu söyler. Buna rağmen H. Bektaş tekkesinin etkisinde olmayan Kürt aleviler ve özelliklede Dersimliler destek vermezler. Dönemin Erzincan valisi Ali Kemal de hatıralarında Kürt alevilerinin bölücü olduğunu ve kurtuluş savaşina destek vermediginden bahseder. M. Kemalin kimi önemli aşiret ağalarını atamaya ve millet vekili seçmesine rağmen, gerekli destegi alamaz. Zira Kemalist harket Sünni-İslam bir harket olarak görüldügü için, Kürt alevileri ve özellikle Dersimliler tarafından fazla bir ilgi görmemektedir.
Anadolunun birçok bölgesindeki Bektaşiler gerek Jöntürk ve gereksede Türk kurtuluş savaşi sırasında devlete yeteri kadar asker verip, yardım etmişlerdir. Devlet tekeline alınan Bektaşilikten ancak bu kadar beklenebilinirdi. Bozulan Bektaşilik bütün çabalara karşin Kürt aleviligini ve özelliklede dersim aleviligini 1937-38 katliamına kadar etkileyememiş ve devlete peşkeş çektirememistir. Dersim katliamı ile birlikte ezilen ve dağıtılan Kürt aleviligide bilahare şehirlere, metropollere ve Avrupa’ya göçmesi ile birlikte, tıpkı Bektaşiler gibi olmasada, aynı akibete uğramıştır. Özellikle şehirlerdeki yoğun baskı ve yasaklardan dolayı Aleviler inançlarını unutarak islamize olmuş ve bitirilmek noktasına getirilmişlerdir.
Kürtlerin özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesinden sonra, Aleviler rahat bir nefes almışlardır. Dolayısı ile Aleviler örgütlenmeye başlayarak kendi kurum ve kuruluşlarını yaratmaya başlamışlardır. Özellikle Kürt alevileri hem ulusal ve hemde dini kimliklerine sahip çikmaya başlamışlardır. Bugün aleviler arasındaki temel ideolojik farklılık ve ayrılıklar, alevilerin devlete bakış açısı ve Kürtlerin özgürlük, demokrası ve barış mücadelesine olan farklı bakış açılarıdır.

AHİLİK

Ahilik Bektaşilik gibi bir Alevi tarikatıdır. Bu tarikatın kurucusu ise bir Alevi piri olan Ahi Evran’dır. Ahiligin kurucusu Ahi Evranın tekkesi Kırşehir ilindedir. Ahilik tarikatının tarihi ve geçmişinin tarihi ise net olarak bilinmemektedir. Araştırma ve kaynaklardan virilen bilgilere göre, genel olerak tarihi 1200 li yıllardadır. Ahi Evranın yaşam süreci H. Bektaşi Velinin dönemine tekabul etmektedir. Bunun bir tesadüf olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusudur. Bazı kaynaklara göre H. Bektaşi Veli ile Ahi Evran arasında bir ilşkinin olduğu iddiaları mrvcuttur.
Bazı Türkçü ve devlet alevicileri Aleviligin kuruluş yıllarını 1300 yıllarına götürüler. Onlara göre 1299 da Ahi Evranın Osman Gaziye kuşak bağladığı iddiası vardır. Bu iddia sahtekarca bir yalandır. Her şeyin kökeninde Türkçülügü aramak, zaten Türk yazar ve çizerlerin bulaştığı ırkçı ve kafatasçı bir hastalıktır.
Alevilik tarihsel olarak ne kadar eskiye giden bir kavram olsada, esas olarak 10. yüzyıldan sonra Anadoluda görülmektedir. Daha önceki yazılarımda Anadoluya gelen göçebe ve yarı göçebe Türkmen aşiretlerinin Kürt Ocak aleviliginin etkisiyle Aleviligi bir inanç olarak kabul ettiklerini belirtmiştim. Anadolu Selçuklu devleti bu dönemde hüküm sürmektedir. Bilahare 1240 yıllarında Baba İshak ve Baba Resul önderligindeki Babailer isyanı mevcuttur.
Irkçı-Türkçü yazar ve çizerler Ahiligi daha çok bir sanatkarlar topluluğu, yani bir iş ve dayanışma örgütü olarak lanse etmeye çalismislardir. Yani Selçuklular ve Osmanlılar döneminde Anadoluda yaşayan halkın sanat, ticaret ve ekonomi gib çesitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları ahlaki yönden yetiştiren bir örgütlenme olarak ele alırlar. Ahiligin Anadolu aleviligindeki yerini inkar eden devlet, böylece onu basit bir meslek odası haline getirerek ve onu asimile ederek tıpkı Bektaşilik gibi içini boşaltarak yozlaştırmıştır.
Halbuki Ahilikte alevice bazı kurallar vardır. Bu kurallar Alevilikte ve Bektaşilikte mevcuttur. Ahilikte Ahi pirlerinde uyulması gereken kurallar ve koşullar şunlardır.
1- Hakka inanmak 2-Halk içinde ölçülü ve duyarlı olmak 3- Benligini öldürmek yani bencil olmamak 4- Pirler hizmet etmek ve pir talip ilişkisini bilmek 5- Bilginlere karşi alçak gönüllü olmak 6- Buyruğu altındaki insanlara yumuşak yürekli davranmak gibi daha birçok Alevi kurallarının olduğu bir tarikat olarak görebilmekteyiz. Yine Ahiligin bütün toplumda uygulanması gereken ilkeleri de mevcuttur. Bunlardan bazıları, elini açık tutmak, sofrasını açık tutmak, gözünü bağlı tutmak, kapısını açık tutmak, belini bağlı tutmak, dilini bağlı tutmak gibi Alevilikte uyulması gereken kurallardır.
Ahilikteki bu ilkeler Ahilik tarikatının genel ögretileridir. Aynı zamanda bu kurallar Aleviligin ve Bektaşiliginde genel ögretileridir.
Degerli Okurlar. Yazımızın bu bölümüne burada son verirken, gelecek bölümde Alevikte diger önemli tarikatlara tekrar devam etmek üzere herkese salam ve saygılarımı iletiyorum.

SEDAT GEZGIN

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın