Alevilik, Aleviler ve Asimilasyon (2)

10806375_1602994403267191_1816204286292211726_n

Alevilik, Aleviler ve Asimilasyon (2)

Oldukça zayıf bir insan bünyesinin, bulunduğu ortama bağlı her tür hastalığa yakalanmasına açık olduğu gibi, Aleviler de asimilasyona uygun bir toplumsal ortamda bulunmaktadır. Bu asimilasyon ortamı, hiç şüphesiz doğal bir ortam değil, siyasi dayatmalarla oluşmuş bu durum, sürekli ve çok yönlü oldukça yoğun propaganda altında asırlar boyu süregelmektedir. Alevilik ve Aleviler üzerinde yürütülen asimilasyon, basit bir olay değil, planlı bir devlet politikasıdır; bu politikayı etkisiz kılmak, en azından etkisini asgariye indirmek, mutlak, Alevilerin sorunu ve Onların karşı tedbir ve mücadelesine bağlıdır.

Kırsal yaşamda asırlar boyu dede-talip ilişkisi sarmalında evrensel bilgi gelişiminden kopuk, eğitimsiz dedenin kulaktan dolma söyledikleri sorgulanmadan doğru kabul edilmekte, bilimsel değeri olmayan sözlere inanılmaktaydı. İç göçle başlayan geleneksel yapının çözülmesi, şehir yaşamı içinde şekillenen yeni toplumsal ilişkiler, Alevi toplumunu birçok sorunla karşı karşıya getirdi. Musahiplik kurumunun işlevsiz kalması, cem töreni ve görgü-sorgu ritüelinin yapılamamsı Alevi toplumunu boşlukta bıraktı. Yeni ortamda yeni bir yapılanma için arayışa yönelen Aleviler, asimilasyonun ilk ayağı olarak cenazelerini camiden kaldırmaya başladılar.

Kendilerinin, komşu ve iş arkadaşlarının cenazelerine katılarak caminin yolunu öğrenen Alevilerin bir kesimi, “mahalle baskısı” denilen olguyla Ramazanlarda sahur vakti ışık yakarak oruç tutuyormuş görüntüsü verdiler; bayram namazlarına, arada bir de cuma namazına gitmeye başladılar. 1500’lü yıllarda Osmanlı’nın Bektaşi Tarikatı ile cem törenlerinin içine sokuşturduğu İslami figür ve söylemlerle birleşen camiyle yakınlaşma, Alevilerin bir kesiminin farkında olmadan, devletin planlı ve sürekli asimilasyon politikasına önemli katkı vermelerinin başlıca nedenleridir.

Konferans salonlarında, panellerde, toplantı yerleri ve miting meydanlarında “Devlet Aleviliği ve Alevileri asimile etmek istiyor” diye bağırıp çağırmanın, feryadı figan etmenin devletin bu politikasını teşhir etmekten başka bir işlevi olmaz. Bu çağ dışı politikayı işlevsiz hale getirebilmek için toplumsal yaşamın her alanında ve devlet karşısında kem-küm etmeden net bir dille; ‘Biz Müslüman değil Aleviyiz, bize gösterildiği kadar saygı gösteririz’ demek, asimilasyona karşı atılmış ilk adım olacaktır.

İslam Osmanlı’nın kanlı kılıcı karşısında ve inanmadığı halde ”Elhamdülillah Müslüman’ım” deyip, Şii-İslam değerleri olan Muhammet, Ali, On İki İmam, Ehl-i Beyt vb. kalkan olarak kullanmak veya bunların arkasına sığınmak, şeriatın sınırsız şiddet döneminde masum bir davranış olarak kabul edilebilir. Ancak günümüzde burjuva anlamda da olsa Evrensel İnsan Hak ve Özgürlükleri’nin görece ve kısmen yasal güvence altında olduğumuz ortamda, çağdışı İslami figürlerin arkasına saklanmak, dürüst ve tutarlı Alevilik karakteriyle uyuşmuyor; Aleviliğin kadim değerleriyle de örtüşmüyor.

Alevi Yol Erkânı’nı Şii-İslam figür ve söylemlerden, özellikle de “Alevi-İslam” safsatasından arındırmak Alevilerin, gerçek Alevi kimliğine kavuşmasının önünü açacaktır. Temel işlevi toplumsal barışı sağlamak, cehaleti bilgiyle aşmak, yani İnsan-ı Kamil yetiştirmek ve ilim-irfan yuvası olan Cem Evlerini gerçek işlevine kavuşturmak Alevi olmanın gereğidir. Nerede nasıl yaşadığı ve nerede nasıl öldüğü bilinmeyen İslam’ın On İki İmamına ve özellikle Kerbela’ya ağıt ayinine dönüşmüş Cem Törenlerini kadim tarihsel işlevine dönüştürmek, bu çağdışı asimile politikasına karşı bir dik duruş ve devletin Alevilikle ilgili zihnini sarsan ciddi bir darbe olacaktır.

Alevilik bünyesinde böyle bir gelişim, önce kendilerinin öz güvenini geliştirecek, Aleviler ve Alevilik hakkında devrimci demokrat kesim üzerinde saygın, olumlu etki yapacak, devlet, dik duran toplum gücü karşısında Alevi politikasını gözden geçirmek zorunda kalacak; tıpkı, Kürt Özgürlük Hareketi karşısında olduğu gibi… Aleviler inançsal (kült) kimliklerine kavuşabilmek için, devletin Aleviliği tanımlamasını, tanımasını istemeden ve beklemeden, devlete, Aleviler üzerinde oyun oynayamayacak fırsat bırakmayan örgütlü bir güç olmak zorundadır.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın