40’lar Cemi

Kırklar Cemi; mekân olarak Ali’nin evinde, Alevi sözcüğü de “Ali Evi”nden türediği kabul edilirse bu meclis, dönemin ortamına uygun mantık ölçüleriyle Peygamber Muhammed’in yakın dostları (sahabe) ve yakın akrabalarından oluşması gerekir. Bu bağlamda bu meclis eşleriyle birlikte peygamberin damadı, kuzeni ve sağ kolu durumundaki başta Hz. Ali olmak üzere, peygamberin kayın babası Ebu Bekir, damadı Osman, kayın biraderi Maviye, Ali’nin damadı ve yine Muhammed’in kayın babası Ömer, karıları ve benzerlerinden oluşması gerekir. Ne ilginçtir ki; bu dost ve akrabaları Muhammed’i, “peygamber” sıfatıyla Kırklar Cemi’ne kabul etmezler, içeri girdiğinde de pir makamında oturan damadı ve musahibi olduğu söylenen Ali dâhil kırkların hiçbirini tanımadığı, Muhammed’in;“ Ya size kimler derler?” sorusundan anlaşılmaktadır. Bu konuda farkına varılması önemli bir ayrıntı ise; Kırklar Semahı nefesinin (şiir) yazarı Şah Hatayi 15. asrın son, 16. asrın ilk çeyreğinde yaşamış; efsane Kırklar Meclisi de, Muhammet’e atfen Miraç söylencesi MS. 7. asrın ilk çeyreğine tekabül etmektedir. Tarihe dair bu yanılgı sorgulanmaz mı?

Kırklar Meclisi Masalının Şifrelerinin Çözümü

1- Muhammed’in “peygamber” kimliği ve sıfatıyla Kırklar Cemine alınmaması, Ali’nin pir postuna oturtulması, Alevilikte mürşit önderliğine inanıldığının, dini lider peygamber kültüne inanılmadığının, Muhammed şahsında peygamberliği, İslam dinini, İslam’ın kural ve hükümlerini içeren Kuran’ı simge diliyle aleni ve toptan reddidir.

2- Kapı açılıp Muhammed’in içeri girdiğinde herkesin ayağa kalkması; zaten peygamber sıfatıyla içeri alınmayan, fakat tanınıp bilinmese de onun insan sıfatına saygı gösterilmesi Aleviliğin köklü hümanist gereğindendir.

3- Muhammed’in; “Ya size kimler derler?” sorusuna hepsi bir ağızdan; “Bize kırklar derler, birimiz kırk, kırkımız bir” demelerine karşı Muhammed’in; “Ya siz otuz dokuzsunuz” sözüne, “Selman rızık aramaya (şeydullaha) gitti, onda tamam varımız” denmesi ve Muhammed’in; “Neden malum biriniz kırk, kırkınız bir” sorusunu akılda tutarak devam edelim.

4- Muhammed’in kuşkusunun giderilmesi bir yana, kırklardan birinin yaralanması, dışarıdan uzanan el de dâhil kırkının da aynı yerinden kan çıkması, meclis dışında da olsa bir canın acısının, kederinin toplumun tümünün acısı ve kaderi sayıldığı bir yaşam tarzının tipik hümanist gösterisidir.

5- Selman’ın kap içinde önüne koyduğu bir üzüm tanesini Muhammed’in
kırka pay edemeyişi; bir yandan onun, hakça paylaşımcı bir geleneğe sahip olmadığının, öte yandan, ‘Yârin yanağından gayri’ bir üzüm tanesinin dahi eşitlikçi, toplumcu bir anlayışla paylaşılabileceğinin somut anlatımı ve Rıza Şehri yaşam biçiminin temelidir.

6- Bir üzüm tanesinin suyunun (dem-rakı) kırklar ve Muhammed’le kırk bir kişi –yani Muhammet Kırklardan sayılmamaktadır- arasında pay edilerek (Aleviler, İslam’da içkiyi yasaklayan Muhammed’e Kırklar ceminde dem-rakı içirmişler) mest olunması, adil paylaşımın toplumsal barışın temeli, dolaysıyla güven içinde coşkulu bir yaşamın kaynağı olduğunun sembolik göstergesidir.

7- Toplumsal barışın, güvenin ve huzurun kaynağı olan adil paylaşımın yarattığı coşkuyla huşu içinde ve aşkla semah dönmeye başlanması; toplumsal acı ve keder gibi sevinç ve coşkunun da, eşitlikçi bir yaşamın gerçeği olduğunun uygulamalı anlatımıdır.

8- Semah esnasında peygamber Muhammed’in başından düşen sarığın hep birlikte yerden kaldırılıp kırka bölünerek bellere sarılması; (kemer-best) bir kişinin de olsa, sorunlarının toplumun ortak sorunu olduğunun, çözümünün de ancak toplumsal duyarlılık, gayret ve elbirliğiyle gerçekleşeceğinin tipik ve sembolik ifade tarzıdır.

9- İslami figür ve söylemlerle bezenmiş hayali kırklar ceminde kadın-erkek birlikte semah dönüldüğünü bilemem. Ancak Alevi cem törenlerinin önemli ve temel ritüeli olarak uygulanan semah, hâlâ huşu içinde ve aşk ile dönülmektedir. Bu semahın içerdiği mesajlar; ilk başta Alevi değer yargılarına göre ve yaşam tarzı içinde kadın erkek eşitliğinin içselleştirildiğinin canlı ve somut kanıtıdır.

10- Diğer önemli boyutuyla semah, eşit sayıda canların (kadın-erkek) el, ayak ve bedensel hareketlerle kendi eksenleri ve bir daire etrafında ve dünyanın dönüş yönünde dönmeleri; hareket ve döngü halindeki evreni stilize eden muhteşem bir gösteridir. Alevi dünya görüşünün teatral ve görsel bir seremoni ile anlatımı olan, cem töreninin temel taşı niteliğindeki semah, mevcut görsel ve içerdiği anlam boyutuyla, tarihin tanık olduğu hiçbir dinsel inanç töreninde yoktur. Semahla özdeş olan Alevilik dünyevi bir anlayıştır; herhangi bir dinsel, mezhepsel ve uhrevi bakış açısıyla açıklanamaz. Zira ‘semah’, Arapça ‘Sema-gökyüzü’ demektir. Semah dönmek, hareket ve döngü halindeki evrenin, insan figürleriyle sembolik ve görsel bir anlatımdır. Semah dönen canların huşu içinde Hak’la Hak olduğu, yani insanın doğayla bütünleştiği anlayışı, Aleviliğin ideolojisi Bâtıni felsefenin temel ilkeleriyle örtüşmektedir. Semah dönen kadın erkek figürü, her anlamda Aleviliğin temel sembolüdür.

İslami zorbalığın baskısı altında Ali ve Muhammed’i kutsallaştırıp ilahlaştıran Aleviler, bu İslami figürlerin en yakın dost ve akrabalarına cem ayinlerinde asırlar boyu lanet okudular, okuyorlar. Bu gerçekler karşısında Aleviler, YOL gerçekleriyle örtüşmeyen Alevilik algılarını sorgulamak, zihinlerini yüzlerce yıldan beri işgal eden yalan ve kirli bilgiye karşı, ‘Ezber bozan’ tavır almalıdırlar. Aleviler Ancak, Kırklar Meclisi kültü içinde sır edilmiş Rıza Şehri siyasal erkinin ve sosyal yaşamın temel değerleri üzerinden ÖZE DÖNÜŞ sağlayabilirler; bununda ilk adımı, Çok boyutlu Alevi Erkânını günümüz sosyal yaşam ortamına uyarlamaktır.

Devam edecek.

Bektaş Özgür. 18/12/2014

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın