LAİKLİK VE EŞİT YURTTAŞLIK (Mehmet KABADAYI)

LAİKLİK VE EŞİT YURTTAŞLIK 

 

“Bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa, gerçeği söyleyenlerden o kadar nefret eder.”

George ORWELL.

 

Laiklik nedir önce ona bakalım: Laik devlet hiçbir her alanda (inanç ve eğitim) yurttaşları arasında ayrımcılık yapmaz! Mevcut, Anayasa’nın hemen başında, “başlangıç” kısmında, (1. Madde) laiklik ilkesine vurgu yapılıyor. Laiklik 5 Şubat 1937 tarihinde Anayasa’ya dâhil edilmesine rağmen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiçbir zaman tam anlamıyla laik olmamıştır; ta başından beri yarı din devletidir. Niye mi? Kanunla oluşturulmuş kurumlarına bakarsanız (429 Sayılı Kanun ve 442 Sayılı Köy Kanun-yıl 1924 ve de 677 Sayılı Kanun-yıl 1925 ve de imar kanunları) bu durumu açık ve net bir şekilde görürsünüz. Türkiye’ye (kendine) özgü laiklik anlayışına sahip bir devlettir. Zaten yönetenler de zaman zaman çıkıp “bize özgü” laiklik demişlerdir…

 

Laik bir devlette, devletin dini ve dini (Diyanet gibi) kurumları olmaz! Laik devlet bütün dinlere ve inançlara eşit mesafede durur, inançlar karşısında; kör, sağır ve dilsiz’dir, yani hâkim değil, hakem konumundadır! Anayasa’nın 2. Maddesinde de Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir devlet olduğu ifade ediliyor. Devlet, (iktidar) bu ilke gereği tüm yurttaşlarına, yurttaşlarının inancına, diline saygı göstermek ve tüm bunları da güvence altına almak zorundadır. Aksine 3 Mart 1924 tarihinde 429 Sayılı Kanunla, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına bağlı bir teşkilat olarak kurulan ve devlet adına fetva veren Diyanet gibi bir kurum var, hepimizin vergilerinden oluşan bütçeden müftüler, hocalar, imamlar maaş alıyorlar. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, 20 Aralık 1977 tarih ve 7/14422 sayılı bakanlar kurulu kararı ile Türkiye Diyanet Vakfı adıyla bir vakıf kurulmuş ve bu vakfa vergi muafiyeti tanınmıştır. 1982 darbe Anayasa’sıyla da Diyanet’in hizmet alanı genişletildi ve yurtdışına da “hizmet” götürmesi sağlandı. Bunların olduğu bir ülkede laiklikten söz edilir mi?

 

Yine anayasa’nın,10. Maddesinde;  ise “Herkes; din, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, dini mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kimseye, aileye veya zümreye imtiyaz tanınamaz” diyor. Anayasa’nın bu hükmünce de devleti idare edenler (iktidar) yurttaşları arasında ayrımcılık yapamaz, eğer ayrımcılık yapıyor ise Anayasa’nın 10. Maddesine göre suç işliyor demektir. Anayasa’nın 14. Madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin (ritüel) ve törenler serbesttir. “Kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz” diyor. Anayasa’nın 24. Maddesinde ise; “Herkes; vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir” diyor. Anayasa’nın bu hükmüne göre de devlet hiçbir inanca karşı yasaklayıcı ve zorlayıcı olamaz!

 

Anayasa maddelerinin bu hükümlerinin tam tersine, devlet, Diyanet aracılığıyla (eliyle) yurttaşlara bir inanç sistemini dayatmış, yine Diyanet eliyle asimilasyon politikalarını yürütmüş, Alevi köylerine zorla Cami yaptırmış imamlar atamıştır. Devletin tüm gücünü arkasına alan Diyanet, uluslararası faaliyetleri de içine alacak şekilde çalışmalarını hızlandırıp ülke içinde yaptıklarıyla yetinmedi dışarıya da el attı. Gediğimiz noktada Diyanet, baskıcı, tekçi, inkârcı, asimilasyoncu anlayışını zamanın değişen siyasi atmosferine göre yeniden şekillendirdi. 2020 bütçesinden Diyanet’e ayrılan pay, 8 Bakanlığın bütçesine eşittir. Diyanet İşleri Başkanlığı’na 2021 yılında ayrılan bütçe,12 milyar 977 milyon 926 bin TL,  2022 yılında ayrılan bütçe ise 16 milyar 98 milyon 580 bin TL’dir! DİB’in 2023 bütçesi 18 milyar 620 milyon 802 bin TL, 2024 bütçesinin ise 20 milyar 729 milyon 373 bin TL olarak tahmin ediliyor! Diyanet’e ayrılan bu devasa bütçe olayı günümüze mahsus bir şey değildir, bu durum ta başından beri böyledir. Devlet, Anayasa’nın başlangıç ve 2. Maddesinde vurgulandığı gibi laik ise; din’e, dinsel kurumlara, Cami ve benzeri kuruluşlara tek bir kuruş bile ayırmamalı ve Diyanet kaldırılmalı ya da özerk hale dönüştürülmelidir! Laik ve demokratik bir devlet, aynı zamanda dinle bağlarını kesmiş bir devlettir, ancak böyle bir devlete LAİK DEVLET denilir…

 

1980 darbe Anayasa’sıyla, din kültürü ve ahlak bilgisi adıyla, din dersleri okullarda zorunlu hale getirildi! Yaklaşık 40 yıldır zorunlu olarak çocuklar bu derslere girmek zorunda kalıyorlar. Laik bir devlet düzeninde zorunlu din dersi olur mu? Laik eğitim nedir? Fransızca sözlük laik eğitimi şöyle tanımlamaktadır: “Sivil toplumun ve din toplumunun ayrılması ilkesidir. Devlet hiçbir dinsel güç icra edemez. Kilise hiçbir siyasal güç icra edemez.” Laiklik, yalnızca eğitim alanında geçerli bir ilke değil, aynı zamanda bir düşünce ve yaşam biçimidir, dolayısıyla her tür düşünce özgürlüğünü tüm yöntem, hukuk ve kültür konularını da içerir.

 

Laik bir devletin işletildiği, hayat bulduğu demokratik bir toplumda, yurttaşlık kavramı eşitlik temelinde ele alınır! Laik eğitim; dinden emir almayan, akılcı ve bilimsel eğitimdir. Laik eğitim; okullarında hiçbir din’in ya da mezhebin kurallarının zorunlu olarak öğrencilere öğretilmediği bir düzenin adıdır… Yukarıda beyan etmiş idik; Laik Devlet; dinler, inançlar karşısında tarafsızdır, okullarında öğrenim gören tüm çocuklara tek din, tek bir mezhep eğitimi vermez! Laik devlet; ayrımcı, asimilasyoncu uygulamalardan uzak durur ve laik, bilimsel, demokratik, anadilde bir eğitim sistemini uygular. Laik eğitim sisteminde din dersi zorunlu olarak değil, isteğe bağlı olarak uygulanır.  Sonuç olarak her velinin çocuğuna istediği din’i eğitimi vermede ya da vermemede özgür olduğu ve bu şekilde yürütülen eğitim sürecine laik eğitim denir.

 

Yaklaşık 40 yıldır uygulanan zorunlu din dersleri Alevi çocukları üzerinde uygulanan asimilasyon politikasından başka bir şey değildir! İnsanı kendi olmaktan çıkarıp, geçmişinden, öğretisinden kopararak kişiliksiz, toplumsal bir yığın haline getirmenin adı asimilasyondur… Bu sebepten dolayıdır ki; asimilasyon bir insanlık suçudur! Günümüzde zorunlu din derslerinin yanında, eğitim tamamen “din”selleştirilmiştir… Okullarda zorunlu din dersleri ve dinsel eğitim var ise laiklikten söz edilemez! Anayasa’nın 1. ve 2. Maddesi gereği devlet, eğitimin bütün alanlarında laik ve bilimsel eğitimi hâkim kılmak zorundadır.  Diyanet’in ve zorunlu din derslerinin olduğu bir toplum düzeninde inanç özgürlüğü ve eşitlik yok demektir. Zorunlu din derslerine son verilmelidir! Laik eğitim; demokratik düzenin olmazsa olmazıdır. Laik eğitim olmazsa, eşitlik olmaz, EŞİTLİK olmazsa demokrasi olmaz, demokrasi olmazsa barış olmaz…

 

İçimizdeki kimi devşirmelerin söylendiği gibi devlet hiçbir zaman gerçek anlamıyla tam laik, demokratik ve hukuk devleti olmadı. Zaten olmuş olsaydı, bütün bunları yazmaya ve konuşmaya gerek duyulmazdı! Devlet, her dönem tekçi, inkârcı, baskıcı ve asimilasyoncu uygulamalarını sürdürdü. Ne yazık ki; içimizden birileri devletin bu ideolojik derinliğini görüp ve gerçeklerle yüzleşmek istemiyor. İnsanoğlu tarihsel süreç içinde her zaman özeleştiri yaparak, dar-didar olup özünü dar’a çekmiştir. Gelin hepimiz çocuklarımızın yarınları için, gerçeklerle yüzleşelim, bir özeleştiri yapalım, dar-didar olup özümüzü bir dar’a çekelim, şapkamızı önümüze koyalım ve lütfen bir düşünelim, bizler ne yapıyoruz ve bizlere neler yapıyorlar diye kendimize bir soralım…

 

Kendimize gelip özeleştiri yapmanın ve dar-didar olup özümüzü dar’a çekmemizin tam zamanıdır. Hızır cümlemizin yar ve yardımcısı olsun… Aşk ile.

 

Mehmet KABADAYI.                                                                                                                                             İletişim: Mehmet_k.34@hotmail.com