ALEVİLİK VE İNSAN!

Alevilik inancının temelinde insan vardır.”Benim kabem insandır”, “her ne ararsan kendinde ara, Kabe’de Haç’ta Mekke’de değildir”, “eline, diline, beline “(toplumcu töre ahlak anlayışı) “hepimiz birimiz birimiz hepimiz için…” vs. gibi özlü sözlerin temeli de insandır. Dolayısıyla alevilikte dinsel inanç esas değil, insan sevgisi birincil önemdedir.

Bu belirlemeden sonra haddim olmayarak Alevilerin kafa karışıklığını biraz irdelemeye çalışacağım. Alevilik “Ali’yi seven, Ali taraftarlığı anlamına gelir.” Ancak Alevilerin (Anadolu Erenlerinin) Hz.Ali’yi bu kadar önemsemelerinin nedeni esasında, Hz. Ali’nin İslam tarihi içerisinde sürekli muhalefette olması nedeniyle, Anadolu da İslamiyet’in yayılma döneminde kılıç zorundan kurtulmak ve korunmak anlamında Hz. Ali’yi kendisine rehber almış ve islamiyetin zoraki yayılma hışmından korunmanın yolunu böyle bulmuştur. Aksi halde, Hz.Ali’nin esas taraftarları olan Şia’lar ile Anadolu Alevilerinin aralarındaki uzlaşmaz çelişkiler nasıl açıklanabilir.

Alevilerin Anadolu da kendilerine has yaratmış oldukları ibadet biçimleri cem, semah, saz ve söz vs. gibi ritüellerin hangisi Arap ve Şia kültüründe vardır. Ya da haç, oruç, beş vakit namaz vs. İslamiyet’in temelini oluşturan ibadet biçimleri (sünnilik-Şialık) alevilerde neden yoktur Alevilerin çoğu İslamiyet’in temel ibadet biçimlerine pek yüz vermese de, bazı aleviler sünniliğin ve şialığın ibadet biçimi olan inanışları yerine getirmesi, sonuç itibariyle İslamiyet’in Anadolu’yu Müslümanlaştırma sürecindeki asimilasyon politikasının bir sonucudur diye düşünüyorum.

Diğer bir yanılsamada ortodoks islam anlayışına karşı, Anadolu Aleviliğin Heterodoks (Yenilikçi-muhalif) İslam anlayışını benimsediği üzerine söylenenlerdir. Hristiyanlıkta genel kabul gören inanış biçimlerini reforma tabi tutan Protestanlık gibi, Alevilikte heteredoks İslam anlayışı ile kendine has ibadet biçimleri ile mevcut islam anlayışlarından kendisini ayırmaktadır. Bu söylemde, sonuç itibariyle İslami motif ve inanış biçimlerini ifade etmektedir. Oysa Anadolu aleviliğin İslami anlayış ve temel felsefesi ile uyuşmayan davranış biçimleri mevcuttur. Örneğin: Aleviler İslam inancının aksine kadını ikincil değil, erkekle eşit görmektedir. Bilimi esas alır. Seküler (çağdaş) laik yaşam vazgeçilmezidir. Hiç bir olay ve olguyu statik-durağan tarzda değil, sürekli gelişme ve değişim taraftarıdır. Yani olay ve olguları Aristocu bir mantıkla değil, diyalektik bir tarzda ele alır.
Bütün bunlar Aleviliğin temel özellikleridir. Oysa islam inanışı, her şey kutsal yaratıcının belirlediği kurallar bütünüdür. Gelişim dinamik değil, statik-durağandır. Önceden yüce yaratıcı tarafından kaderleri belirlenmiş kullar, sonucu bilinen bir yaşamı devam ettirirler. Şu halde hangi mantık silsilesi ile ele alırsak alalım, derin çelişkilerin ve kavrayış farklılıkların olduğu görülmektedir.
Öyle sanıyorum ki, bu temel çelişkiler tarihsel olarak Alevilerin yaşadığı acı ve zulümlerde gizlidir. Tarihte yaşadığı acıların tekkerrüründen korktuğu için bilinçaltında yatan, sürekli kişilikleri oto-kontrole tabi tutan tarihsel arka plan zihinlerden henüz sökülüp atılamamıştır. Alevilerin kendi aralarında yaşadıkları fikir ayrılıklarının temelinde de tarihsel arka planın mantık süzgecinden geçirilip bilince çıkarılmaması, yaşanan sorunlarda belirleyici önemdedir.

Türkiye Cumhuriyetinin adı laik olmasına rağmen dini inancı islam ve sünnilik anlayışıdır. Bu anlayışı bütün devlet örgütlenmesinde görmek mümkündür. Hal böyle olmasına rağmen Aleviler Laikliğin ve cumhuriyetin yılmaz savunucusudur. Bu paradoksun nedeni nedir? Aleviler devletin bütün kurumlarından dıştalanmasına rağmen, adı laik olan ama kendisi “sünni bir devlet örgütlenmesi” olan Türkiyede rejimin neden “bekçiliğine” aleviler yapmaktadır? Cumhuriyet karşıtı örgütlenmelere karşı manüple edilen aleviler, sözde irticacı, şeriatçı güçlere karşı “Türkiye laiktir, laik kalacak (!) ezberci sloganı neden atmaktadır? Bu soruların cevabı üzerinde mutlaka düşünmemiz ve tartışmamız gerekir.

Bu soruların üzerinde kafa yorduğumuz da da alevilerin bütünlüklü düşünmediğini, kafalarının karışık olduğunu görmek mümkün. Aleviliğin temelinde insan sevgisi olmasının nedeni tarihsel ve siyasal olarak toplumcu düşünmemizden kaynaklıdır. Bir insan, dilini, cinsiyetini, mezhebini, etnisitesini, rengini kendi istek ve iradesi ile belirleyemez. Yani bunlar bizim irademizi bağlı değildir. Doğuş ile birlikte kazanılan değerlerdir ve bence hiç önemi yoktur. Ama iyi, güzel insan olmak, ahlak sahibi olmak, dürüst olmak ve bunların toplamı vicdan sahibi bir insan olmak bize ve bizim irademize bağlıdır. Önemli olan da budur. Aleviler yarın yanağından gayrı herşeyini paylaşır. Bu onların insan odaklı düşünmesinden kaynaklıdır.

İnsanın insan olmasının tarihsel süreci meşagatli bir süreçtir. Bir insan, insani duygularla bezenmedikçe demokrat, demokrat olmadıkçada gerçek anlamda insan olamaz. Öncelikle demokrasiyi özümsemek gerekiyor. Demokrasi kültürü olmadan demokrasi gerçekleştirilemez. Demokrasi kültürünün temeli ailede başlar. Toplum ailelerden oluşur. Demokrasinin temelini aileden alan bireyler toplum içerisine çıktıklarında demokratik bir ortam oluştururlar. Demokrasiyi içseleştiren ve pratikte yaşayan toplumların gelişmesi insan odaklı olmak zorundadır. Bu nedenledir ki, aleviler demokrasiyi önemserler. Çağdaşlık, uygarlık, farklı olanlara saygı, empati kurma bu demokrasi kültürünü edinimden gelir. Toplumcu düşünme bu kültürün yaşama uyarlanmasından, farklı olanların hiç bir baskı görmeden kendini ifade etmesinden geçer. Bunun farkında olan aleviler bu nenenle toplumcu düşünceleri benimser. Bu kısa yazının ışığında şu belirlemeyi yapmalıyız. İslamiyet ve Şia anlayışının somutlandığı Irak, İran vb (Hz.Ali’nin taraftarları) Anadolu Alevileri ile hangi noktada benzerlik göstermektedir. Tarihi, siyasi, sosyolojik, kültürel hiç bir anlamda yanyana konulamayacağını düşünüyorum. Aleviler tarih boyunca katliamlara uğramasına rağmen, intikamcı bir mantıkla haraket edip, yaptıkları katliamları ben hiç duymadım. Oysa islam tarihi hep mezhep savaşları ve onun siyasal uzantısı olan iktidar savaşları tarihidir. Emevi ve Abbasi dönemlerindeki savaşlar tam bir kıyım savaşlarıdır. Ne uğruna? İktidarın kazanılması uğruna. Aleviler insana kıyamaz. İnsanı değil, hiç bir canlının yaşamını yok etmez. İnsan ve doğa sevgisi ile yoğrulmuştur. Zalimlerin karşısında, mazlumun ise yanında olmuştur. Temel paradigması insan odaklı toplumcu düşüncedir.

Nihat Filiz – TÜM BEL-SEN üyesi

Please follow and like us:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*