UNUTULAN TARİH 1917-1921 DERSİM HÜKÜMETİ

UNUTULAN TARİH.
1917-1921
DERSİM HÜKÜMETI
Davut Kurun
Birinci dünya savasında osmanlı orduları doğu cephesindeyenilgiye ugramışlardı. Enver Paşa bizat kendi komutasında, doğu cephesinde yeni bir harekata girişmek için uzun süreli bir hazirlık yapmıştı . yüz bin kişilik bir ordu ile rusları ansızın arkadan cevirip imha etmek için orduyu geçitvermez Alahuekber dağlarından geçirmek ister. Osmanlı ordusu daha ruslarla karşılaşmadan, 40 bin kişi Alahuekber daglarında kara kışın öldürücu soğuğunda donar. Dagları aşabilen 30- 40 bin kişilik birliklerle ruslara saldıran Enver Paşa elindeki askerleri de bu çarpışmalardan kayberedek İstanbula döner. Rus orduları ciddi bir direnişle karşılaşmadan kuzey kürdistanın kuzey bölgelerini ve doğu karadenizi işgal eder.
Erzincana kadar gelen Rus orduları Dersimlilerin gayri nizami birlikleri tarafından durdurulurlar. Panik halinde geri çekilen Osmanlı ordusunun 28 ve 36. fırkaları Dersime sığırlar ve orada korunurlar. 1. Rus Ordusu, Munzur dağları, sadak dağları ve Çardaklı bogazında cephe tutmuş, daha fazla ilerliyemiyordu.
1917 den sonra Rus ordusunda disiplin bozulmuş, askerler savaşmak istemiyorlardı ve özellikle sivil halka karşı silah kulanmıyorlardı. Rus ordusu Dersim cephesini bir kaç kez kırmak için cılız girişimler yaptıysa da , gerek Dersim güçlerinin güçlü direnişi gerek rus ordusunda giderek hakim olan devrimci düşüncelerin etkisiyle askerlerin sivil halka karşı savaşmak istememeleri sonucu, bu girişimler başarıya ulaşamadı.
1917 Rusyada Ekim devrimi oldu ve bütün cephelerde devrimci akser konseyleri yönetime el koydu. Osmanlı ordusunu bozguna uğratan 1. Rus ordusunda da Bolşevik partisi üylerinden oluşan konsey yönetime el koymuş ve Çar taraftarı general ve subayları tutuklamıştı. 1. Rus ordusunun yönetimine Gürcüstan Sosyal Demokrat parti üyesi ve İşçi sovyetleri üyesi Arsak Cemalyan, Viktor Tedzaya, karargah fotografçısı Esadze getirildiler. 1. Kızıl ordu olarak askeri birlikler yeniden örgütlendirildiler. 1. Kızıl ordu yönetimi, komutayı alır almaz Osmanlı savaş esirlerine Bolşevik devriminin ilkeleri anlatılarak serbest bırakıldılar. İstiyenin kızıl ordu ile birlikte kalabileceğini istiyenin ise gidebileceği söylendi. Yeni komuta konseyi, işgal bölgelerinde propaganda birlikleri oluşturarak halkı kızıl orduya destek olmaya ve bölgelerinde yönetimi ele almak için hazırlık yapmaları ve komiteler oluşturmaları propagandasını yapıyordu.
Sovyet hütümeti bütün cephelerde savaşı durdurdu ve işgal bölgelerinden çekilecegini açıkladı. Bu savaşın emperyalist bir savaş olduğunu ve esas amacının Osmanlı topraklarını paylaşmak olduğunu belgeleriyle açıkladı ve ingiltere iler Çarlık rusyası arasında yapılan paylaşım anlaşmalarını açıkladı.
1.Kızıl ordu, Lenin ve Sovyet hükümetinin direktifleri doğrultusunda 24 kasım 1917 dv Osmanlı hükümeti ile bir barış antlaşması imzaladı. Antlaşma hükümlerine göre, kızıl ordu işgal bölgesinde üç ay içinde çekilecek ancak çekildiği bölgelerde yönetimi yerel halkın seçimle oluşturacağı konseylere devredeceği Osmanlı hükümetinin de halkın yönetimine saygı duyacağını ve tanıyacağını, osmanlı idaresi ve ordusunun herhangi bir şekilde bu yönetimlere müdahale edemiyeceğini, herhangi bir karışıklık durumunda sovyet ve osmanlı hükümetlerinin ortak kararları ile ve bölgede oluşan hükümetin talebi doğrultusunda hareket edileceği, ve benzeri hükümler yer almıştı.
Erzincanda mütareke imzalandıktan sonra, osmanlı mütareke komisyonu başkanı ve Enver Paşanın amcası, bu mütarekenin kağıt üzerinde kalmaya mahküm olduğunu ve bu toprakların osmanlı idaresine geçeceğini açıklamıştır.
Mütarekeden hemen sonra, 1.Kızıl ordu komtanı Arsak Cemalyan, Kürt,Türk ve Ermeni ileri gelenleri ile bir toplantı yaptı. Bölgede nüfus sayımı na göre halk temsilcileri sayısı belirlendi ve en kısa zaman içinde Erzincan, Bayburt, Dersim bölgelerini kapsıyacak 25 halk temsilcisinin hemen belirlemesi çalışmalarına başlandı. Kızıl ordunun desteği ile çevre bölgelere propaganda birlikleri seferber edildi. Birinci kızıl ordu parti ve askeri komitesi Türk, Kürt ve Ermeni halkına ve emekçılerine çağrısı adı altında ki bildiri bölgede büyük bir heyecan uyandırdı. Halk büyük bir heyecanla olanbitenleri anlamaya, istanbul hükümetini tanımamayı ve kendi hükümetini kurmaya başladı. Çarlık ordusu korkusuyla kaçanlar yerlerine döndünler. Doğu ve Batı Dersim adına toplantıya Katılan Alişan bey, Bir araba ve 16 Atlı ile Dersime gitti ve Dersim ileri gelenleri ile bir toplantılar yaptı. Bu toplantılarda Dersimlilerin Şuura hükümetine aktif şekilde katılması kararlaştırıldı ve yapılan seçimlerle Hozat, Polemor, kızılkilise Mazgert ve Plurdan halk temsilcileri seçildi. Bu temsilcilerden ismi bilinenler, Use Seydali, Ağaye Piremed, Memo Loliz,, Ali, ve Çeko dur..Batı Dersimdende Alişan Bey iki Delege ile gelir. Dersim delegeleri 8 bin kişilik bir askeri güçle Erzincan’a gelirler. Dersim Delegeleri Erzincan’a gelirken, Soveyt ordusu ve Ermeniler askeri törenle karşılanırlar. Erizincan’da bulunan 5 Türk delegesi karşılama törenlerine katılmıyorlar. Ermeni temsilciler heyeti başkanı Muradof Paşa, törende bir konuşma yapar. Muradof Paşa, Ekim devriminin dünyadaki ve bölgedeki etkilerini anlattıktan sonra “ Türkler Kürtler ve Ermeniler kardeştir. Bizi birbirimize kırdıranlar emperyalistler ve onların yerli işbirlikçileridir. Biz çektiğimiz acıları unutuyoruz ve barış elimizi uzatıyoruz. Bütün Kürt, Ermeni ve Türk rençberleri ve amaleleri birleşerek kendi şuuramızı kuralım. Bizim Sultanlara ihtiyacımız yoktur. Rus amalesi zalim Çarı devirerek kendi hükümetlerini kurdular, bizde birleşerek kendi hükümetimizi kuralım. Lenin ve Ordusu bizi destekliyor” dedi.
Daha sonra Dersim delegeleri, Belediye binasında düzenlenen, Türk, Ermeni delegeleri ve kızıl ordudaki siyasi komiserlerle tanışma toplantısına katıldılar. Dersim delegeleri toplu halde Kerimoğlu mahalesinde kendilerine tahsis edilen Misafirhanede kaldılar. Aynı hafta Cuma günü Erzincan Belediye Meydanında çevre köylerinde gelenlerinde katılımıyla büyük bir miting düzenlendi. Erzincan tarihinde ilk defa böyle çoşkulu bir kitle gösterisine sahne oluyuordu. Ermeniler, Kürtler ve Türkler bayramlaşıyor, birbirlerini kutluyor ve kucaklıyor ve birkaç ay öncesine kadar sürüp gelen katliamları kınıyorlardı. Halk artık kendi efendisi olack, artık kendi yöneticilerini kendisi seçecektir. Mitingde kızıl ordudan bir yetkili de konuşma yaptı Kızıl ordunun işgal olmadığını, Çar generallerini işledikleri suçlardan dolayı yargılanacaklarını, işgalden zarar gören küçük esnaf ve zanaatçıların zararlarını karşılıyacaklarını, topraklarına el konulanların topraklarının iade edileceğini ve zararlarının giderileceğini belirterek, Kurulan Erzincan Rençber ve amale Şuurasına her türlü desteğin verileceğini söyledi. Mitingde Kürt Ermeni ve Türk temsilcileri adına da konuşmalar yapıldı. Miting bir bayram havasına dönüşmüş, eski düşmanlar barışıyordu, eski güzel anılarını anlatarak nasıl kapı-komşu ve iç içe kardesçe yaşadıklarını anlatıyorlardı.
Kerimoğlu mahalesindeki İbiş’in büyük konağı şuura toplantıları için kulanılıyordu. İşçi köylü temsilcileri İbiş’in konağında aldıkları kararları Belediye binasında çalışmalarını sürdüren komisiyonlara aktarıyor, komisiyonlarda kararları icraya koyardı.
Şuura bir halk iktidarı idi. Şuura kararları, Bayburt, Erzincan ve Dersim komisyonları kendi bölgelerinde yürütmekle görevli idi. Şuura kararlarını o çokluğu ile alıyordu.
Şuura tartışmaları Ermeni delegelerle Türk Delegeler arasında olurdu. Bir çok karar Türk delegelerin muhalefetine rağmen alınıyordu.
Şuuraya Kızıl ordunun ve RSDP(B) üyelerinin askeri, sayasi, ve ekonomik desteği ile kısa zamanda gerçek bir iktidar oldu. İlk etapta, Sovyetlerdeki Kolhozların benzeri bir kolektif üretim çiftlikleri oluşturuldu. Türk delegelerinin muhalefetine ragmen istihbarat ve askeri örgüt ve polis teşkilatı kuruldu. Maliye kanunu çıkarıldı ve vergilerin Istanbul hükümetine değil, şuuraya ödenmesi ve vergi miktarları belirlendi. Toprak kanunu çıkarıldı, topraksız köylülere toprak dağıtıldı , tenkil komitesinin el koyduğu ermeni toprakları sahiplerine iade edildi..
Türk temsilcileri toprak kanununa özellikle engel olmak için ellerinden geleni yaptılar. Dersim delegeleri de bu tartışmalarda ikiye ayrıldılar. Türk ve Ermeni delegeleri arasında çok sert tartışmalar yapıldı ve kanun oy çokluğu ile çıkarıldı.
Osmanlı ordusu bölgeden çekilirken bölgede yeni bir illegal örgütlemeye gitti. Rus işgal güçlerini rahatsız edecek askeri eylemlilikler için bazı türk köylülerini örgütleyip silahlandırmış ve istihbarat ağını geliştirmişti. Osmanlı ordusu bölgeden çekilirken Ermenilerin eylemlerine karşı kendilerini savunmak için türk köylerinene askeri malzeme bırakmıştı. Ancak Rus ordusu bölgede olduğu sürece Ermeni ve Türk çatışmasına meydan verilmedi ve bu silahlar da kulanılmadı. Ancak savaş öncesinde ve savaş süresi içinde oluşturulan Tenkil komitesi, cemiyeti islamiye, Kararkol örgütü gibi İttihatçı örgütlenmeler, Çarlık ordusunun işgali dönemi boyunca faaliyetlerini gizli olarak yürüttüler. Şuura daki türk temsilciler Cemiyeti islamiye’nin insiyatifi altında idiler. Bu örgütlerin yöneticileri ise İttihat ve Teraki partisi yönetimi tarafından atanıyordu.
Ekim devriminin bölgedeki etkisi hissedilince, Kızıl ordunun ve Ermeni taşnak partisinin halkların kardesliği propagandasi Cemiyeti islamiyenin etkisini çok zayiflatti. Şuura faaliyetlerine katılan Türk köylüleri eskiden Ermeni korkusuyla desteklediği Cemiyeti İslamiyeye desteklerini çektiler hatta karakol örgütün elamanlarını kovdular ve faaliyetlerini ifşa ettiler. İttihat teraki Cemiyeti islamiyeyi yeniden canlandırmak için Cafer beyi bölgeye gönderdi. Ancak Ekim devriminin bölgede yarattığı halkların kardeşligi öyle güçlenmişti ki Cafer bey fazla etkili olamadı. Bunun üzerine Mazhar Bey bölgeye görevli olarak gönderildi, oda başarılı olamayınca yerine Abdulmabut atandı. Abdulmabut digerlerinden farklı bir strateji ile Erzincana geldi. O resmi olarak Erzincan Müftülügünü de üstlenmişti, ancak esas görevi Cemiyeti islamiyeyi canlandırmak ve Şuura hakimiyetini sınırlamak ve Türk ordusunun bölgeye girişinin zeminini hazırlamaktı. Abudulmabut Kızıl ordunun yavaş yavaş gerki çekilmesinden cesaret alarak, Cemiyetin merkezini bizzat Erzincan Merkezdeki Camiilere aldırdı. Çalışma alanlarını 7 bölgeye ayırarak görevliler atadı ve propağanda grupları oluşturarak yoğun bir çalışma başlattı.
Abdulmabut, görünürde Şuura çalışmaları karşışında lakayıtsız görünmesine rağmen, fiiliyatta şuura hakimiyetini kırmak için elinden geleni yapıyordu. Ermenilerin ve Dersimlilerin Müslümanların mallarına el koyacaklarını ve müslümanları bölgeden kovacaklarını, Camileri depoya çevireceklerini, müslümanlığın yasaklanarak Rusyadaki gibi dinsizligi getireceklerini, gibi klasik anti-komünist propağandayı geliştirerek kitle desteği sağlamaya çalışıyordu. Müslümanların vergilerini Hırıstıyanlara ve dinsiz Şuura hükümetine verilmemesini, Vergileri ancak Allah adına Sultanın toplama yetkisi olduğunu söyleyip müslüman köylerini haraca bağladı. Kızıl ordunun, Kirbuz ve Kolhozların halk içinde etkili olmak için verdiği Maddi destek, bu kuruluşları yoksul köylülerin gözünde çok itibarlı kılmıştı. Cemiyeti İslamiye Kolhozların bu etkisini kırmak için İstanbul hükümetinden çok böyük bir ödenek aldı ve müslüman köylülere yiyecek ve giyecek yardımı olarak dağıttı. Bütün bunlara rağmen Cemiyeti İslamiye tecrit çemberini kıramadı. Müslüman ve Türk halkı da Ekim devriminin etikisi ile Şuura çalışmalarını destekliyordu. Bunun üzerine Cemiyeti islamiye ve Karakol örgütü provakasyonlara başvurmaya karar verdiler. Henüz kuruluş aşamasında olan Erzincam Şuura hükümetinin askeri ve istihbarat birimleri, Şuura çalışmalarını destekliyen türk ve müslüman halkın desteği ile Cemiyeti İslamiyeyi suç üstü yakaladılar. Erzincan’ın Zetkig ve Mola köylerindeki camiileri yakan Cemiyeti İslamiye “Ermeniler camiilerimizi yaktılar” diyerek ortalığı karıştırmaya, müslüman halkı ayaklanmaya çağırdılar. Aynı zamanda Karakol örgütünün ikinci adamı ve karakol örgütünün üyesi Tayyar Bey halka silah silah dağıtırken Şuura güçlerince suç üstü yakalandı. Bölge halkı bunun üzerine Cemiyeti islamiyeye karşı ayaklandı, Tayar ve Abdulmabut linç edilmek istenirken, Kızıl ordunun müdahalesi ile kurtarıldılar ve İstanbul hükümetinin isteği üzerine İstanbula gönderildiler.
Kızıl Ordunun 1918 Şubat sonuna kadar erzincanı boşaltması gerekiyordu. Kürt ve Ermenilerin daha fazla kalma istekleri fazla etkili olmadı. Ermenilerin büyük çoğunluğu Taşkan partisi taraftarı ve Erivanda Menşevik hükümet kurarak Bolşeviklere karşı savaşıyorlardı. Erzincandaki 1.Kızıl ordu çok acil olarak Kafkasyadaki Menşevik hükümetlere karşı harekete geçme emri almıştı. Erzincan ve Çevresindeki Ermenilerin Bolşevik taraftarlığı fazla inandırıcı bulunmadı ve Kürtlerde ise sosyalist düşünce hakim eğilim değildi.Bu nedenle Kızıl Ordu , Cemiyeti İslamiye ve İstanbul hükümetinin işgal planlarına karşı fazla bir şey yapmadan, Şuuraya istenilen destegi ve güvenceyi vermeden çekildi.
Kızıl Ordunun Erzincan’dan çekildigi gün Türk delegeler Şuura çalışmalarından çekildiklerini ve İstanbul hükümetine bağlı olduklarını açıkladılar ve azınlık olmasına rağmen Şuura adına 9. Osmanlı ordusunu bölgeye davet ettiler. Erzincan, Bayburt ve Dersimi saran şenlik ve coşkulu hava yerini tedirginliğe bırakıyordu.. Osmanlı Hükümetinin Sovyet hükümümeti ile yaptığı barış antlaşmasına uymıyacağı, böleyi işgal ederek Ermenileri kovacağı söylentileri yayılmaya başladı. Cemiyeti islamiye ise artık Ermenilere açıkça savaş çağrısı yapıyor ve Dersim delegelerini “cihad”a kazanmak için yoğun çabalar harcıyor, etkili kişileri ve Subayları araya koyuyordu. Bu heyetlerin başlarından biri de gizli Azadi örgütü sorumlusu Binbaşı Cibranlı Halit Bey idi. Cibranlı Halit Bey, Dersim ileri gelenleri ile gizli görüşmelerde yaptı ve onlara, henüz ayaklanma ve savaş zamanı olmadığını, kürtlerin belli bir hazırlıktan sonra topluca ayaklanmaları halinde sonuç alabileceklerini telkin ve tavsiyelerinde bulundu. Seyit Rıza ve birkaç Dersim ileri gelenleri Cibranlı Halit Bey’in önerilerini kabul etti, hatta yazılı bir kayıt olmamasına rağmen, bazı söylentilere göre, Seyit rıza Müfrezesiyle birlikte Halit Beyin yanında osmanlı ordusuna katılarak Erzurum’a kadar gitmiş ve burada ermenilere yapılan katliamları görmüş ve suçsuz insanların, kadınların çocukların öldürülmesine isyan ederek Binbaşı Halit bey ve Nuri Paşa nezdinde bazı çıkışlar yapmış, ancak onlardan azar işitince Erzurumu terk ederek Dersime dönmüştür.
Ancak Türk hükümetinin bütün çabalarına rağmen, Dersimliler “Cihad”a karşı çıktılar ve “kim saldırıya geçerse ona karşı oluruz” açıklaması yaptılar.
Ermeni Delegeleri de son kez iyi niyet girişimi yaptılar ve Türk tarafına “sorunları müzakere etme” çağrısı yaptılar. “Türk Komitesindeki” bazı isimler buna Cemiyeti İslamiye adına olumsuz cevap verdiler. Aynı Çağrıyı Dersim delegeleri yeniledi , bu sefer Türk Komitesi olumlu cevap verdi. Ancak “ uzlaşma andlaşma toplantısında hiçbir sonuç alınmadı”. Türk komitesinin muhalefetine rağmen, çoğunluk kararıyla, her iki taraf beş gün içinde ellerindeki silahları Belediye Başkanı Mehmet Emin Bektaşi’nin adamlarına teslim etmesi gerekiyordu. Toplantıda Muradof Paşa Türk delegelere yönelik “ Osmanlının Ermenilere yaptıklarını herşeye rağmen, size mal etmeden unuttuk ve birarada yaşamak için çabaladırk, barış elimizi uzattık. Ancak siz osmanlı ordusunun yaptıklarına sahip çıkıyor ve kışkırtıcılık yapıyorsunuz. Siz böylece kendi halkınıza ihanet ediyorsunuz. Siz sizi bize karşı kırşkırtanların köleliğini yapıyorsunuz. Teslim olmıyacağız ve savaşacağız. Yanımızda Sovyetler Birliğinin Amelesi, rençberi ve askeri var, Kürdistanın ve Anadolunun amalesi Rençberi ve milyonlarca yoksulu var.” Dedi ve Dersim delegelerine dönerek “ Dersimliler, Ittihatçılar ve Cemiyeti İslamiye sizi bize karşı kışkırtıyor. Ben 17 yıl Dersim Dağlarında yaşadım ve savaştım. Dersimliyi iyi tanırım. Dersimin savaş imkanını da bilirim. Ermeniler, Kürtler ve Türkler , Dersimde olduğu gibi, buralarda da kardeş gibi birarada yaşamalıdırlar. Tenkilden kaçan Ermenileri siz korudunuz, barındırdınız. Birliğimizi güçlendirelim, Türk, Kürt, Ermeni Rençberleri Şuurasını Osmanlı ordusuna karşı koruyalım, gerekirse savaşalım.” Şeklinde duygusal bir konuşma yaptı.
Tanınan beş günlük süre içinde, Ermeniler, ellerindeki silahları, Türkler teslim etmediği takdirde geri almak kaydıyla silahlarını teslim ettiler. Beş gün sonra, Türkler silahları teslim etmediği için ermeniler silahlarını geri aldılar. Dersimlilerde Dersime döneceklerini bildirdiler. Dersim Delegeleri dönmeden önce Türk ve Ermeni komitesi ile görüştüler ve tavırlarını bildirdiler. “ Şuura hükümeti Erzindanda güvenlikte değildir. Hükümet Merkezini Dersime taşıyalım. Dersim Türkleri ve Ermenilerinin birbirine karşı düşmanlıkları yoktur, bunlar şuura hükümetinin ve Dersim aşiretlerinin güvencesine sahiptirler. Bizim Erzincan ve Bayburtta olayları önliyecek ve osmanlı ordusunun işgalini önliyecek gücümüz yok, ancak Dersime karşı saldırıya kim geçerse, savunacağız. Dersim deki Ermenileri de Türk ordusuna karşı koruyacağız. Osmanlı Ordusunun veya Ermeni birliklerinin Dersim üzerinden Erzincana saldırmalarına da müsaade etmiyeceğiz. Murat Suyunun doğusunda Ermeni Türk çatışmasına izin vermeyiz. Dersimde Ermenilerde Türklerde barış içinde yaşıyabilirler.” Dediler.
Böylece, savaş nedeniyle kan deryasına dönen dünyadan ve bölgeden Dersimi tecrit ederek barış ve huzur içinde yaşayacaklarını zanediyorlardı. Dersim delegeleri daha Dersime gelir gelmez başları Osmanlı ordusu ile derde girdi.
İttihat ve Terraki Hükümeti, kızıl ordu çekilir çekilmez hemen bölgeyi işgal etme hazırlıklarına başladı. Sovyet hükümetinin Kafkasyada kurulan Menşevik hükümetlerle bu arada Menşevik Ermeni hükümeti ile savaştığı bir dönemde, barış antlaşmasını uyulmasını istemesi ve ermenileri koruması düşünülemezdi. Osmanlı ordusu kızıl orduya yardım adı altında da Menşeviktirler diye Ermenilere karşı savaş açabilirdi. Ancak Irak ve Suriye de İngiiliz ve Fransızlara karşı cepheye sürülen birlikleri geri çekmek mümkün değildi ve Bölgede yeteri miktarda osmanlı askeri birliği de yoktu. Erzincana en yakın askeri birlikler, Paluya 10 km. Uzaklıktaki Sekerat köyünde üsslenen 9. kolordu idi. Bu birlikler ancak Dersim üzerinden Erzincana gidebilirlerdi. 9. Kolordunun bazı birlikleri Doğu Dersim üzerinden Erzincana yürümek istedi. Dersimlilerin ihtarlarına kulak asmayan binbaşı Hasan Lütfü bey ve askeri birlikleri Kızılkilise yakınlarında kuşatıldılar ve çetin çatışmalar yaşandı. İstanbul hükümeti binbaşı Cibranlı Halit Beyi küçük bir askeri birlikle takrar arabulucu olarak dersime gönderdi. Halit Beyi, rus ordusu içindeki ayaklanmadan ve ekim devriminden etkilenen Erzincandaki şuura çalışmalarına delege olarak katılan ve Ermeni katliamına karşı çıkan ve 1917 de alay komutanı iken istifa ederek Dersime sığınan albay Hasan Vefa Bey karşılar. Mustafa Vefa bey aynı zamanda, Merkezi Yeşilyazıya taşınan şuura hükümetinin de askeri komutanı idi. Erzincan hükümetindeki Dersim delegeleri, birkaç Ermeni delegesi ve ve Mustafa Vefa Bey Şuura hükümetinin merkezinin Yeşilyazıya naklederek sürdürülmesi kararı almışlardı ve Cibranlı Halit bey Dersime gelirken, şuura üyeleri Dersim aşiret liderleri ile Yezilyazıda toplantı halinde idiler. Mustafa Vefa Bey ve dersim ileri gelenleri, Hasan Lütfi bey komutasındaki 9.kolordu birliklerinin, tekrar Paluya geri dönmesi ve Dersim üzerinden Erzincana saldırılmaması koşulu ile kuşatmayı kaldıracaklarını bildirirler. Ancak Dersimlilerin uyarılarını dikate almadan gelen Hasan Lütfi bey dönüş için Dersimlilerden çekinmekte ve kendisine birkaç rehber verilmesini ister. Dersimliler yanlarına Mehmet Emin ile Hatifzade Yusuf beyi verirler. Hasan Lütfi bey, Peri suyuna kadar refakat ederek, oradan ayrılmak isterken bu iki kişiyi tutuklar, paluda “divanı harp”te şuura çalışmalarına katıldıkları, askere mukavemet ettikleri ve vatana ihanet ettikleri suçlamaları ile idama mahkum edilirler ve aynı gün asılırlar. Bazı Dersimliler Binbaşı Cibranlı Halit Beyin tutuklanmasını isterler, ancak Erzurumdan yeni dönen Seyit Rıza ve Hasan Vefa bey buna karşı çıkarlar.
Dersim üzerinden Erzincana giremiyen Osmanlı ordusu Çapakçur ve Sıvas üzerinden Erzincana girdi. Direnen Ermeniler kurşuna dizilir. Ermeni halkı Erzincanda ikinci defa katliama uğrar. Kurtulanlar, çoluk çocuğu ile dağlarda gece gündüz ürkek adımlarla yürüyerek ya Dersime sığındı ya da Ermenistana gitmek için ızdıraplı yolculuğa başladı. Kimisi yollarda açlıktan, soğuktan öldü, kimisi katledildi, kimisi Ermenistana ulaşarak acı hatıralarıyla yaşamını sürdürdü. Kurtulanlar erivanda uzun süre Dersim isimli bir dergi çıkarak geçmişlerini canlı tutmaya çalıştılar.
Siyasi ufku Dersim sınırlarını aşamıyan Dersim ileri gelenleri ise kangölüne dönen dünyada bir barış adası yaratamadılar. Dersim önce, dinsel ve ulusal olarak dört taraftan kuşatıldı ve tecrit edildi. Kendilerini batı Dersim olarak tanıtan ve Yeşilyazıdaki şuura yönetimine bağlı hisseden koçkiri halkının 1921 katledilmesi karşışında ciddi bir varlık gösteremiyen Yeşilyazı şuura yönetiminin artak varlığının hikmeti harbiyesi kalmamıştı ve 1921 de fehsedildi. Artık Dersimin kendisini koruması, kötü kaderinden kurtulması zorlaşmıştı. Bir türküde söylendiği gibi artık “goça ma bena goça Ermenu”.
M.Kemal Nutuk ta Dersim konusunu çarpıtarak yazıyor. Erzurum kongresinden dönerken Erzincanda, on gün zorunlu olarak kalıyor, gerekçesi de dersimlilerin yolları tuttuğu ve yol güvenliğinin olmadığıdır. Daha sonra Sıvas kongresi sırasında Dersimlilerin Elazığ valisi Ali Galip in yardımıyla Sıvasta kongreyi basacağı yönündeki iddiasıdır. Bu iki iddia da yalan ve çarpıtmadır.
M. kemal Samsundan Erzuruma kadar gittigi bütün illerde askeri ve idarı erkandan ve ayandan biat görmüştür ama Dersimlilerden görmemistir, çünkü dersimliler M. Kemali değil, Yeşilyazıya taşınan hükümetin otoritesini tanımakta ve M. Kemalinde bu hükümeti tanımasını istemektedirler. M. Kemalin, Erzincan hükümetinin hükümranklık alanı olan Erzinzan ve dersimde izinsiz ve silahlı güçleri ile dolaşmasını istememektedirler. Erzincana müdahale edemiyorlar ama M. Kemalin silahlarıyla Dersim sınırları içinde seyhatına izin vermiyeceklerini bildirmişlerdir. Yine arabulucular ile yapılan görüşmelerde, iki silahlı asker dışında geçişlerine izin verilmiştir ve geçiş güvenliğini de dersimliler sağlamıştır. M. Kemal silahlarını salklıyarak geçmiştir.
Sivas’a vardıktan sonra da ilginç bir olay yaşanmıştır. 1911 yılında ABD ye çalışmaya giden 23 veya 24 kişi olduğu söylenen bir grup dersimli İstanbul samsun yolundan Dersime dönmektedirler. M. Kemalin sivasa vaardığı günlerde dersimlilerde sıvas cıvarlarındadır.Dersimli gurup güvenlik nedeniyle sıvaş şehir dışında konaklar ve şehire 4 kişi yiyecek için gönderir. Şehire yiyecek için giden guruptan birisin başında fötr şapkası vardır. Çarşıda dolanırken, M. Kemal 4 yabancının şehirde alış veriş yaptığını ögrenir ve yanina getirilmelerini emreder. M: Kemal kısa bir sohbetten sonra bunların dersimli olduğunu ve ABD 8 yıl çalıştıklarını ögrenir ve sorguya aldırır. Kendilerine Elazığdaki Vali Ali Galip ile ilişkelirinin olup olmadığını, ne amaçla Dersimden geldiklerini soruşturur. Sonuçta bunların gerçekten amerikadan dönen işçiler olduğunu ögrenince, serbest bırakır ama o ara para sıkıntısı çeken M. Kemal bunların 8 yılda biriktirdiği bütün paralarında el koyar ve sıvas kongresini de bu para ile yapar. Konrgre bittikten sonrada Amerikan kız lisesindeki paralara el koyarak ankaraya gider. Nutuk adlı eserinde M. Kemalin, Dersimliler Alip Galipin yardımı ile sıvası basacakları hikayesinin gerkçek öyküsü budur.
NOT… Bu makaleyi 1980 lerin sonunda yazdım.yararlandığım kaynaklar, Erzincan valisi Ali kemali’nin Erzincan Tarihi adlı eseri, K.Karabekirin anılarım, Nuri Dersimin dersim tarihi eseri , Belgelerler Türk Tarih mecmuası,, SSCB döneminde Ermanistan komünist geçlik örgütü başkanı, daha sonra milliyetçi ermenistan hükümetinin danışmanlığın yapan ve doğu entütüsünde görevli Asatrian’ın anlatımları, Dersim yaşlılarından İman Tarhan, Süleymane Topağa, Usene Çığekız, ve dedemden aktaran amcam ali gibi birçok Dersimlinin anlatımları ile bataklıktan altın arama işi gibi gerçeği bulmaya ve bu gerçeği sadık kalarak öykü şeklinde aktarmaya çalıştım. Aslında makaleyi değiştirmeyi düşündüm, bugün kaleme alsam daha farklı yazabilirdim ancak o zamanki siyasi formasiyonuma göre yazdığım için dönemin ruhunu yansıttığı için olduğu gibi kalmasını uyğun gördüm.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın