Zorumlu Acıklama: Kamuoyuna ve Yol Erlerine Açık Özeleştiridir

Ben Mehmet Yapıcı, mahlâsım “Devrimî”…
Son zamanlarda kimi dostların ve yol arkadaşlarının dile getirdiği eleştiriler, hakikati anlatma çabamın yanlış anlaşıldığını fark ettirdi bana. Bu nedenle susmayı değil, konuşmayı; küsmeden, darılmadan açıklamayı; özeleştiriyle kendi yoluma bir ışık tutmayı, dostluk hukukunun gereği olarak görüyorum.
Her şeyden önce şunu açıkça ifade etmeliyim: Benim amacım bir devrim yapmak değil. Ben bir sistem kurmak, siyasal bir önderlik iddia etmek, toplumu peşime takmak için bu yola girmedim. Benim bütün derdim; unutulanı hatırlatmak, görünmeyeni göstermek, sesi bastırılan hakikatin sesini yükseltmektir.
Mahlâsım “Devrimî”dir, çünkü ben dıştaki düzeni değil, içteki körlüğü sarsmak istiyorum. Devrimîlik, benim için bir ideolojik sıfat değil, vicdani bir uyanış halidir. Bilinclere ve benlige sinmiş korkuyu, yılgınlığı ve teslimiyeti aşkla, bilgiyle ve rızalıkla aşmak için bu adı taşıyorum. İddiam, hakikatin adını yeniden duyurmaktır; yoksa ben ne bir liderim, ne bir kurtarıcı, ne de bir yol belirleyiciyim.
Kimi dostlar, yıllardır konuşulan kavramları yazmanın bir devrim olmadığını söylüyorlar. Haklılar. Ama zaten ben “devrim yapıyorum” demedim. Yalnızca şunu demek istedim: Sözler kirletildi, kavramlar yozlaştı, anlamlar boşaltıldı. Bugün, Aleviliğin özünü İslami kalıplara hapseden söylemler her yana sinmişken; “rızalık”, “cem”, “ikrar”, “varlık”, “hakikat”, “kamil insan” gibi kavramlar sahipsiz bırakılmışken; bu kavramları yeniden özüne döndürmek bir sorumluluk değil midir?
Ben bu sorumluluğu hissettim. Bu yolun talibi olarak, sadece yazdım. Ne bir makam için, ne alkış için, ne de “öncü” denilsin diye. Yol ehli canlar, sözüm size: Ben sizinle eşitim. Kalemim sizinle aynı sofrada yoğrulmuş, aynı acının gölgesinden geçmiş bir kalemdir. Benim yazdıklarım; ne bir bildiri, ne bir manifestodur. Bir hatırlatma, bir çağrı, bir niyazdır.
Bana yöneltilen bir soru var:
“Kaç entelektüelle görüştün, kaç akademisyenle bir araya geldin, kaç pir, kaç ana, kaç ozanla, yazarla yol yürüdün?”
Bu sorunun cevabı bir kelimeyle verilmez. Çünkü ben yalnızca masa başında yazan biri olmadım. On yıllardır çok sayıda platformda, gerçek yaşamın içinde; panellerde, sempozyumlarda, cemlerde, sunumlarda, sokakta, meydanda; pirlerle, analarla, yazarlarla, ozanlarla, akademisyenlerle, halkla birlikte oldum.
Sadece düşünsel değil, toplumsal zeminde de ortak akıl, ortak dert, ortak niyazla yoğrulduk. Ortaklaştık. Konuştuk. Tartıştık. Rızalıkla yürüdük. Ve hâlâ yürüyoruz.
“Vardan Var Olma öğretisi ne sundu?” diye soruluyor. Oysa bu öğreti, bizim kullukla değil varlıkla, itaatle değil bilinçle, korkuyla değil sevgiyle yaşama yürüdüğümüz yolun adıdır. Vardan var olmak, doğanın, insanın, evrenin birbirinden ayrı değil bir ve bütün olduğunu fark etmektir. Bu fark ediş, sessiz kalınarak değil, anlam yeniden üretilerek yaşanır.
Benim sözüm kibrime değil, hakikate dayanır. Bu özeleştiriyi yazmamın nedeni, hatalarımı görmemek değil, maksadımın yanlış anlaşılmasından doğan bulanıklığı temizlemektir. Yolumuz berrak, sözümüz açık olmalı. Ben de bu açıklığı burada canıgönülden sunuyorum.
Sözlerimi, bu yola gönül veren her cana bir çağrı olarak bitiriyorum: Gelin yeniden konuşalım. Gelin, hakikati birlikte hatırlayalım. Suskunluk zamanında konuşmak, konuşulması gerekenden susmak kadar ağırdır. Ben susmayacağım. Çünkü Hakikat, konuşuldukça yaşar.
“Hakikatin Çağrısıdır Sözüm”
Sustum sanan yanılır, dilim hakikat der söylenir,
Sözüm kibirden değil, hakikatten özden beslenir.
Ne taht kurmak derdimdir, ne alkışla gönlüm senlenir,
Ben gönülden yazdım hep, aşk ile derdim demlenir.
Devrimî der mahlâsım, içte kıyam hurafe koparır,
Dışta saltanat değil, içten benliğim aşk der daglanır.
Aşk ile, bilgi ile cehalet parçalanır, hakikat sahlanır,
Kör düğümler çözülür, aşk ile gönüller bağlanırız.
Rızalıkla yürüdüm, ne buyruğun, ne emrin takarım,
Kalemim halkla yoğrulmuş, sözüm özde serim yakarım.
Pirle, anayla, canla, yarenle yan yana birim, ona bakarım,
Yolum beni neye götürürse, oradadır hakk derinim.
Vardan varlık öğretimiz, kul değil can olmalıyız,
Doğanın diliyle Hakk, can cana birliğe uymalıyız.
Korkuyla değil sevgiyle, aşkla birlikte doğmalıyız,
Her nefeste hakikatte, yolda ikrara uymalıyız.
Kavramlar kirletildi, öz boşaltıldı, hakikat gizlendi
İkrar, cem, rıza, hak, yüreğimde sırlandı, saklandı.
Ben özüne dön dedim, her anlam riya sanıldı,
Hakikatci susmaz direnir, en büyük yalan Ali’ydi.
Ne yol gösteren oldum, ne bir önder hayalim,
Sadece çağrı benim, uyan diyedir hâlim.
Birlikte konuşalım, sözümüz var, cemalim,
Hakikat yaşar ancak, konuşuldukça er’lerim.
Ey yol eri canlarım, buyurun lokma dolsun,
Rızayla, aşkla gelsin, her sözünüz yola konsun.
Ben susmam, siz de susmayın, gönlümüz bir olsun,
Bu deyiş, hakikatin çağrısıdır, gönül kalsın yol susmasın!
Aşk ile Mehmet Yapıcı ( Devrimi )
