Yazı ile Şiirin Hakikat Bağlantısı Üzerine: Bir Savunma. – Mehmet Yapıcı (Devrimî)

Yazı ile Şiirin Hakikat Bağlantısı Üzerine: Bir Savunma.

– Mehmet Yapıcı (Devrimî)
Eleştiri beni eğitir noksanımı gösterir, Ama…
Lakin eleştirip ardından profilini kapatıp cevap hakkımı engelleyenlere bir çift sözüm var:
Hakikat yolu, yüzleşme ister; saklanmak, bu yolda yürümek değildir.
Söz söylerken cesaretin varsa, cevaba da rızan olsun.
Zira rızalık yoksa, yol da yoktur.
Aşk ile…
Canlara sözümüz, imam kılıklı dalkavuklara değil.
Son dönemde, “Yas-ı, Matem Gerçeği” başlıklı bölümler halinde yayınladığım yazılar üzerine bazı eleştirilerle karşılaştım. Özellikle şiirsel söylemlerimin yazının içeriğiyle birebir örtüşmediği yönündeki yorumlar dikkatimi çekti. Öncelikle, bu eleştiriyi iyi niyetle yapan canlara gönülden rızalıklarımı sunarım. Zira haklı oldukları bir yön vardır: Şiirlerim, içinde bulundukları bölümün değil, çoğu zaman bir sonraki bölümün ruhunu yansıtır. Bu, bilerek ve isteyerek yaptığım bir anlatım tercihidir. Çünkü ben, her kelâmı bir cem olarak görürüm. Bir dörtlük, bir sonraki hakikatin çerağını uyandırmalı, yolu açmalıdır. Her söz, yolun bir durağıdır; her durakta kalınmaz, ilerlenir.
Benim yolum, Hakikatçi Alevilik’tir. Bu yol; başını secdeye değil, akla, vicdana ve yüreğe koyanların yoludur. Sözüm; iktidarların uydurduğu inanç kalıplarına değil, insanı hakikatin aynası bilenlerin vicdanına söylenmiştir. Yazdığım her şiir, yalnızca süslü bir dilin ürünü değil, derin bir bilincin, bir önsezinin ve bir “yol izinin” yansımasıdır. Şiirlerim, bazen içinde bulunduğumuz karanlıkta değil, yakında doğacak gün ışığında şekillenir. O yüzden her kıta, bir sonraki bölümün çağrıcısı, habercisi, öncüsüdür.
Eleştirileri yapan bazı kesimler, maalesef ne yazının bütününü anlamış ne de şiirin ruhunu kavrayabilmiştir. Hele ki kendisine “Aleviyim” deyip de, hâlâ imamların gölgesinden çıkamamış, din zırhına sarılıp hakikati kendi egosuna tutsak edenler varsa, onlara tek sözüm şudur: Siz ne bu yola niyet etmişsiniz ne de bu sözleri anlayacak yüreğe sahipsiniz. Aleviliği imamların gölgesine sokmak isteyenler, halktan, hakikatten, rızalıktan fersah fersah uzak olanlardır.
Ben sözlü geleneğin bir neferiyim. Yolun, demde pişmiş, meydanda yoğrulmuş, halkın dilinde hak olan o sözlerini, bugünün diline aktarmaya çalışan bir yoldaşım. Şiirlerimde bazen Nesimi’nin “En-el Hakk” çığlığı, bazen Pir Sultan’ın dara duruşu, bazen de İbreti’nin halkı uyandıran haykırışı vardır. Bu sözler, belli bir kalıba değil; hakikatin akışına bağlıdır. Bu nedenle, şiirsel söylemlerim bölümle birebir örtüşmese de, bütünsel akışta, o şiirler her zaman yazının ruhunu taçlandırmak için vardır.
Ben kelamı, yolun kılavuzu sayarım. Her dize, bir niyaz; her hece, bir murattır. O yüzden sözlerim yalnız bugünü anlatmaz, geleceği de görür. Kimi zaman şiir, bir sonraki yazının ayak izini sürer; kimi zaman ise gelecekteki hakikatin aynasını şimdiden aralayarak okura yoldaşlık eder. Bu yöntem, tesadüf değildir. Bu, Hakikatçi Aleviliğin sezgiye, irfana ve derin kavrayışa dayalı öğretisinin bir gereğidir.
Buradan, sözün gücünü hakkıyla taşıyan ve anlamaya çalışan her cana tekrar sesleniyorum: Yazdığım her kelime, her dörtlük, her deyiş; bilinçle, iradeyle ve aşk ile kurulmuştur. Her biri, bir bütünün parçasıdır. Şiirin görevi sadece süslemek değil, geleceğin yolunu bugünden işlemektir. O yüzden bazı şiirlerimin içerdiği kavramlar, içinde bulundukları bölümden bir adım önde olabilir. Çünkü ben yol alıyorum; hem kendim hem de okuyan canlar adına. Yazılarım ve şiirlerim birbirini tamamlayan iki kanattır; biri yolun haritasıysa, diğeri o yolda uçuşun kanadıdır.
Bazıları şiire bakıp yazıya çatıyor, bazıları ise yazıya takılıp şiiri anlamıyor. Oysa hakikat bir bütündür. Birlik bilinciyle bakıldığında, şiirle yazının dans ettiği, birbirini tamamladığı, birbirine ruh üflediği görülür. Bu yol, öyle kuru bilgiyle değil; sevgiyle, aşkla, niyetle yürünür. O niyet sende yoksa, ne yazıyı okursun ne şiiri duyarsın.
Son sözüm şudur:
Yazdığım her söz, bir çerağdır. Kiminde aydınlanır, kiminde körleşir. Ben canlara yoldaş olmak için yazarım; zalime dalkavuk olmak için değil.
“Sözün Özü Gönülde”
Devrimî
Her sözü mizanla tart, özünü yürekle bil,
Dışta arama Hakk’ı, içeride diridir bak.
Görmeyen, söze çatıp zanneder ki akıl kıt,
Oysa söz gönülde pişer, yoldaş ise hal ile.
Şiiri sır sanırlar, yazıya denk gelmeyen,
Bir satırda hakikat, bir mısrada dönmeyen.
Yolu görmemiş olan, elbet çerağı sönmeyen,
Anlamaz cem olurken, gönülde durur cemal.
Ne imamın gölgesi, ne sarık ne cübbedir,
Yol bilen her sözünü, aşk ile mühürledir.
Hakikat çıplak gezer, gönül onu örtedir,
Sözü söylerken dikkat: Dil, candır; yazı, kemal.
Ben yazmam kuru lafı, her dörtlükte bir niyaz,
Yarınların sırrıdır, bugünden atılan saz.
Kim ki gönülsüz okur, görmez sözdedir biraz,
Can olan anlar beni, nâr içinde yanan har.
Sözüm yolda bir izdir, aşk ile serim serim,
Her kıta bir dem çeker, her hece bir yol derim.
Devrimi şiirin aynadır, okuyan kendin görür,
Cahile perde olur, arife hak kelamım.
Aşk ile…
Mehmet Yapıcı – Devrimî