NE DEMİŞ PİR BOZUK DÜZENDE
SAGLAM ÇARK OLMAZ
Bugün Alevi toplumu içinde eleştiriler, çoğunlukla bireyler üzerinden yükseliyor. Gürsel Erol ya da benzeri isimler hedef tahtasına konuluyor. Oysa meselenin özü kişilerden değil, yolun özünü taşıması gereken kurum ve önderlerden kaynaklanmaktadır. Eğer Alevi kurumları, federasyonları, dernekleri, dedeleri, anaları, mürşitleri, rehberleri ve talipleri yolun gereğini hakkıyla yerine getirseydi, ne Erol gibiler meydan bulabilirdi ne de cem evleri çıkar odaklarının sahasına çevrilirdi.
Cem evlerinin Dönüşümü ve Yozlaşma
Cem evleri ve kurumlarımız, yolun felsefesini besleyen, toplumu bir arada tutan, genç kuşaklara erkan aktaran mekânlar olması gerekirken; bugün birçok yerde asli işlevinden kopmuş durumdadır. Siyasetçiler buraları propaganda alanına çevirmekte, makam-mevki ve kişisel çıkar hesapları cem evlerinde itibar bulmaktadır. Yolun ahlakı ve erkânıyla bağdaşmayan kişiler, bu mekânlarda saygınlık kazanabilmektedir.
Bugün cem evlerinin kapıları, halkın rıza’lık düzeni için değil; siyasi bağlantılarla güç devşirmek isteyenlere açılmıştır. Asimilasyonun en güçlü biçimi tam da burada işlemektedir: Cem evi, yolun öğretisini değil, koltuk sevdalılarının ikbalini beslediği anda Aleviliğin içi boşaltılmaktadır.
Kurumsal Zaaf ve Sorumluluk
Asimilasyonun derinleşmesinde tek suçlu dış güçler ya da devlet politikaları değildir. Asıl sorumluluk, yolun emaneti taşıması gerekenlerdedir: Analar, Pirler, Mürşitler, Rehberler ve Talipler. Eğer bu önderler ve canlar yolun hakkını verseydi; hiçbir siyasetçi cemevini arka bahçesine çeviremez, hiçbir menfaatçi bu meydanlarda boy gösteremezdi.
Sisteme bel bağlamış, siyasi partilerden medet uman, yolun özünü unutarak koltuk peşine düşmüş sözde kurum yöneticileri, cemevlerini halkın evi olmaktan çıkarıp çıkar gruplarının mekânına çevirmektedir. Bu manzarayı “asimilasyon” diye tarif ediyoruz. Ama unutulmamalıdır ki asimilasyonun kaynağı sadece dış baskılar değil, içerideki yozlaşmadır.
Asimilasyonun Geldiği Boyut
Tarih boyunca Alevilik baskılara, yasaklara, katliamlara maruz kaldı. Fakat bugün yaşanan asimilasyon farklıdır: İçten çürüme. Bu yeni biçimde Alevilik, kendi mekânında, kendi eliyle törpüleniyor. Halkın rızalık düzeni yerini koltuk hesaplarına bırakıyor. Yolun felsefesi unutuluyor, genç kuşaklara aktarılması gereken hakikat, siyaset ve çıkar ilişkileriyle gölgeleniyor.
Asimilasyon artık zorla değil, kendi ellerimizle gerçekleşiyor. Yol önderleri susarak, kurumlar halktan koparak, talipler sorgulamadan boyun eğerek bu çürümeye ortak oluyor. Bu durumda Alevilik, bir hakikat yolundan çok, folklorik bir gösteriye indirgeniyor.
Çözüm ve Çıkış Yolu
Bugün yapılması gereken şey, dışarıda düşman aramadan önce aynaya bakmaktır. Hakikatçi Alevilik öğretisi, her cana şu soruyu sorar:
“Yolun hakkını gerçekten veriyor musun?”
Eğer cevabımız hayırsa, önce kendi kurumlarımızı ve önderlerimizi sorgulamalıyız. Çünkü bir yolun içini boşaltan, dışarıdan gelen saldırılardan çok, içerideki zaaflardır.
Çözüm; siyasetin gölgesinden çıkıp yeniden hakikat merkezli, rızalık temelli, halkçı ve adil bir yol anlayışına dönmektir.
Çözüm; gençleri koltuk kavgalarıyla değil, hakikat, semah, bilgi ve paylaşım kültürüyle buluşturmaktır.
Çözüm; cem evlerini birer toplantı salonu değil, Rıza Şehri’nin kapısı olarak yaşatmaktır.
Bozuk Düzende Sağlam Cark Olurmu ?
Gürsel Erol gibi figürler cesaretlerini, Alevi kurumlarının içine düşen bu zaaflardan almaktadır. Dolayısıyla asıl sorun kişiler değil, kurumların ve önderlerin yolun emaneti karşısındaki sorumluluğudur. Yolun düşmanı dışarıda değil, içerideki çürümede gizlidir.
Gerçek kurtuluş, yeniden yolun özüne dönmek, emaneti hakkıyla taşımak, rızalık düzenini yaşatmaktır. Aksi halde asimilasyon derinleşmeye, Aleviliğin içi boşaltılmaya devam edecektir.
Bugün her bir cana düşen görev şudur:
“Yolun hakkını ver, yoksa yol seni terk eder.”
Aşk ile….. Mehmet Yapıcı ( Devrimi )
