
Hakikat Yolunda Bir Öz Eleştiri: Suskunluk mu, Saygı mı? –
Mehmet Yapıcı ( Devrimi )
Zaman zaman bazı canlar, sosyal mecralarda Hakikatçi Alevilik üzerine yaptığım paylaşımların altına gelen hakaretvari, küçümseyici ya da ötekileştirici yorumlara karşı sessizliğimi eleştiriyorlar. “Neden cevap vermiyorsun?”, “Bu ağır sözlere niye susuyorsun?”, “Hakaret edenlere neden gerekeni yapmıyorsun?” diye soruyorlar. Belki haklılar, belki haksızlar… Ancak bu suskunluğum, çoğu zaman sessizlik değil; bir tutum, bir seçim, bir öğretiye sadakat halidir. Bu nedenle bu yazı, hem bir öz eleştiridir hem de bu tutumumun ardındaki hakikat arayışını açıklamaya bir katkıdır.
1. Kendi Yoluma Neden Sahip Çıkıyorum?
Ben kendimi bir etnik aidiyetin, bir kutsal kitabın, bir tarihi soy zincirinin ya da bir dinsel mitolojinin ötesinde tanımlarım. Ben Türk’üm diyen can da benim canımdır, Kürt’üm diyen de; Ali’ye inanan da benim canımdır, Muhammed’i mürşit gören de. Lakin ben Hakikatçi Aleviyim. Benim yolumda kitap, kişi ya da soydan önce hakikat vardır. Doğruluğu sınanmamış, zamanın terazisinden geçmemiş her söz, kimden gelirse gelsin benim için sorguya muhtaçtır. Gelenekler kutsal değildir. Sadece tarihin bir parçasıdır. Eğer hakikate hizmet etmiyorlarsa, yüzleşilmelidir.
Birçok can dedesinden, dedesinin dedesinden gelen öğretileri sahipleniyor. Saygım vardır. Ama ben o öğretilerin her birini sorgulamakla yükümlüyüm. Çünkü hakikat, ataların mirasında değil, insanın kendi içinde ve evrende aradığı gerçekte yatar. Hunkar Veli boşuna ”Her ne ararsan kendinde ara”demedi. Ne salt soydur bu yolda esas olan, ne de kutsal kabul edilen kitaplardır. Esas olan bilgidir, emektir, rızalıktır, adalettir. Eğmeden, bukmeden, ötekileştirmeden yolu yurumektir.
2. Cevap Vermemek Acizlik midir?
Gelen hakaret dolu yorumlara cevap vermemek bazen suskunluk değil, direniştir. Ben kimsenin inancına sövmedim, kimsenin yolunu aşağılamadım. Ben yalnızca kendi yolumu anlattım. Hakikatçi Aleviliğin evrensel, özgürlükçü, doğayla barışık, sevgiye dayalı felsefesini yazdım. Ama ne yazık ki, bu anlayış dahi bazılarını öfkelendiriyor. Çünkü kendinden farklı olana tahammül edemeyen bir zihniyet hâlâ kol geziyor.( Muhammet’ci, Ali’ci ve 12 İmam’cı ).
Ben bu zihniyete sövgüyle karşılık verirsem, aynı zemine çekilmiş olurum. Oysa bu yol öfkeyle değil, aşk ile yürünür. Her saldırıya cevap vermek, her karanlığa ateş yakmak değildir. Bazı karanlıklar vardır ki, ona ışık tutarsan gölgen de yanar. Ben o gölgede değilim. Ben hakikatin ışığında yürümeye çalışan bir yolcuyum. Bu yüzden bazen susuyorum. Bazen yazmıyorum. Bazen de sadece okuyorum, araştırıyorum dilimin döndügü aklımın yettigince ögreniyor ve öğretiyorum.
3. Okumayan, Sorgulamayan ve Hakareti Düşünce Sananlara…
Hakikatçi Alevilik, cehaleti yüceltmez. “Ben bildiğimle yetinirim” diyen bir zihniyetin değil, “Ben bildiğimi sorgularım” diyen bir aklın yoludur. Bu yüzden ben sürekli okurum, araştırırım. Hatalarım olur, yanlışlarım da vardır. Ama asla yanlışta ısrar etmem. Çünkü ben alimin öğrencisi, talibin öğretmeni olmaya çalışan bir canım. Ne kibirli bir dede, ne de herkesin arkasına düştüğü bir mürşit… Yalnızca hakikatin peşinde bir yolcuyum.
Eleştiriye açığım. Ama eleştiri bilgi ister. Hakaret değil, akıl ister. Karşındaki canı aşağılamak kolaydır. Ama oturup onun düşüncesini anlamaya çalışmak zordur. Söz konusu olan Alevilik olunca herkes bir anda “biliyor” olur ama kimse kaynak okumaz, kimse tarih bilmez. Sadece kendi inancını merkeze alarak diğerini yargılar. Bu da cehaletin başka bir yüzüdür. İşte ben bu cehalete karşı susarak değil, üreterek, yazarak, anlatarak direniyorum.
4. Kendime Yönelik Öz Eleştirim
Bazen gerçekten de yeterince cevap veremiyorum. Bazen korktuğumdan değil, kırmak istemediğimden… Bazen de o kadar çok saldırı oluyor ki, cevap vermekle anlatmak arasında seçim yapıyorum. Ama bu suskunluğum, bana yöneltilen her eleştiriyi de haksız kılmaz. Belki daha açık yazmalı, daha sık anlatmalı, daha fazla muhabbet kurmalıydım. Belki anlaşılmak için daha çok çaba göstermeliydim. Bunu bir eksiklik olarak görüyorum ve kendime not düşüyorum: Daha fazla anlat. Daha çok paylaş. Ama hakikatten sapmadan.
Çünkü bu yol ne bir cemaat yoludur, ne de bir ideoloji. Bu yol, canın cana can olduğu; bilginin sevgiyle yoğrulduğu, cehaletin bilgiyle aşıldığı bir Hakikat Yolu’dur. Bu yolda “ben doğruyum” demek yetmez; “Ben eksiklerimi biliyorum” demek gerekir. İşte bu yazı, tam da bu nedenle bir öz eleştiridir.
Son Söz: Sevgiyle Direnmek
Benim için hakikat, tek bir kişinin ya da topluluğun tekelinde değildir. O, ancak ortak akıl, sevgi, sorgulama ve rızalıkla açığa çıkar. Ben, bu uğurda susuyorsam bu suskunluk bir teslimiyet değil; bir direniş biçimidir. Ne kimseye düşmanım, ne de kimseye biat ederim. Yalnızca hakikate diz çökerim.
Yolumuz açık olsun canlar. Aşk ile…
“Sustum ama Sustum Ki…”
Sustum ama sustum ki sözüm ağır gelsin,
Cevap değil, hakikat her gönüle ersin.
Taşa sövmem, taşa can can katar mı ki?
Aşk ile direnmek, cevaptır her daim.
Kimi der ki “Ali’mdir”, kimi “Muhammed”,
Ben ararım özdeki saf hakikati hep.
Ne kitapla bağlıyım, ne soyla övünürüm,
Benim yolum sorudur, ben cevabı severim.
Sözüm kırmasın diye eğdim dilimi,
Cehalet bağırınca seçtim bilimi.
Yol ehli küsmekle, öfkeyle değil,
Sevgiyle dövermiş gönül erini.
Ben her satırda cana can olmaya geldim,
Karanlıkta yansa da ışık olmaya geldim.
Yazdım, çizdim, anlattım, sustum da yine,
Kırmadan dökmeden doğrulmaya geldim.
Eleştirin okudur, ben Arap değilim,
Ben düşünen canım, cahil softa degilim.
Alimin talibiyim, talibe öğretmen,
Kendimle savaşır, özde bir halim.
Dilimde Pir Sultan, kalbimde Nesimi,
Sorgu benim secdem, aşk benim ilmim.
Ne küfre cevabım var ne de alkışa,
Devrimi yolcudur canlar, yolum menzilim.
Aşk ile Mehmet Yapıcı ( Devrimi )
