HAKİKAT YOL’UNDA (ALEVİLİKTE) İKRAR VE RIZALIK

Hakikat Yol’u (Alevi) yaşam biçimimiz ikrar ve rızalık hukuku üzerine inşa edilmiştir. İkrar ve rıza esasına dayanan Hakikat Yol’u (Alevilik) öğretisi; kendi içinde var ettiği ahlaki değerleri, dış etkenler içinde alarak ve ona benzeşerek değil, Yol’un kendi özünden var olan rızalık, dâr-didar ve sorgu-sual esaslarından beslenerek ve de reklam ve gösterişten uzak durarak kendini günümüze taşıdı.
İkrar; Alevi öğretisinin temelini, özünü ikrar oluşturur. Öncelikle ikrarı iyi bilmek gerekiyor. İkrar, dille söylenip verilen söze gönülden bağlı kalmak demektir. Kişi (Can) önce kendine ikrar verir. Sonra Ana’sına ikrar verir. Can’ın Ana’sına verdiği kan (göbek bağı), süt ve dil (Ana-Dili) ikrarıdır. Can, bağlı bulunduğu ocağa, mürşid’e ve pir’e ve de Yol’a ikrar verir. Verilen bu ikrar bağı ile içinde yasadığı toplum ile barışık yaşayacağına, nefsine ağır geleni bir başkasına söylemeyeceğine, kısacası incitmeden “eline, diline, beline” sahip olarak yaşayacağına dair söz verir. Devamında eşine (eşitine) ve musahibe ikrar verir. Özü itibariyle talip, rehber, pir, mürşid ikrarlarıyla var olmuş eşitlikçi, komünal bir toplumsal yapı içinde birlikte yaşamaya verilen söze ikrar diyoruz.
Hakikat Yol’unu (Aleviliği) din olgusuyla ve dogmatik yapılarla karıştırmamak gerekiyor. Çünkü ikrar ve rızalık temeli üstünde kurulu olan Hakikat Yol’u (Alevilik) öğretisi; Semavi dinlerin aksine emir, korku ve mükâfat üzerine değil, gönüllülük esasına dayalı olarak ikrar, rıza ve akıl esasları üzerine inşa edildi. Bu Yol’a giren her can, ikrar vererek kendi rızası ile girer. Burada hiçbir zorlama, dayatma ve hiçbir baskı söz konusu değildir. Bu Yol’da rızalık vererek, razılık alınarak yaşanılır. Bu Yol’a kendi rızasıyla ikrar vererek giren her Can bu Yol’un yolcusudur. Bu Yol’a girip bu yolun yolcusu olunmasındaki amaç ise iyiye, güzele ve insan-i kâmil’e ulaşmaktır.
Bütün canların aynı özden geldiğinin (vardan var oluş) bilinci ve birliğe ulaşma arzusu ile tüm insanlar arasında barışın olmasını saylan değerlerin başında da rıza hukuku gelir. Rızalık hukuku kavramı; rızalık, Hakikat Yol’u içinde en sık kullanılan kavramlardan biridir. Hakikat Yol’u (Alevi) öğretisinde “rıza” kelimesi yalnızca izin anlamına gelmez. Rıza; doğal, içsel ve karşılıklı onaylanmadır. Bu anlamıyla Hakikat Yol’unda üç tür rızalık vardır. Birincisi Can’ın kendisi ile olan rızalığı, İkincisi Can’ın toplum ile olan rızalığı ve Üçüncüsü ise Can’ın Yol ile olan rızalığıdır.
Birincisi Can’ın kendisi ile rızalığı; ilk önce kişinin kendisinden razı olabilmesi için kendi özüyle dar olup, kendi kendini ölçüp, kendi özü ile yüzleşip özeleştirisini yapması gerekir. İkincisi Can’ın toplum ile rızalığı; Yol’un kuralları gereği kişinin içinde bulunduğu toplumdan, toplumun da bu Can’dan razı olması gerekir. Toplum ile rızalığın sağlanabilmesi için kişinin, Cemevi ve Dergâh dediğimiz mekânlar da hakikat meydanın da, Cem erenlerinin huzurunda yani toplum önünde dâr olup yaşamı boyunca yaptıkları ve yapamadıkları ile ilgili hesap vermesi yani dâr’a durup sorgu-sualden geçmesi gerekir. Üçüncüsü Can’ın Yol ile rızalığı; Yol ile rızalığın sağlanabilmesi için ise, Can’ın kendisine öğretilen Yol’un kurallarına uyması yani riayet etmesi ve Yol’umuzun gereklerini yerine getirmesi gerekir gerekir. Bu üç rıza ile birleşip, Yol’un gereklerini yerine getiren Can El Ele, El Hakk’a diyerek insani kâmil mertebesine ulaşmış olur.
Rıza şehri: erkin olmadığı, toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretimin ve dayanışmanın öne çıktığı bir dünya tasarımıdır. Bu şehir, mülksüzlerin, zenginsiz ve fakirsiz yaşadığı bir şehirdir, adı bu yüzden rıza şehri’dir. Rıza şehri her Can’ın diğer candan razı olduğu eşitler diyarıdır. Bu şehir de senin-benim yok, para-pul yok, sadece emek var! Tüketecek kadar üretmek var. Bu şehir de bencillik-ego yok, hiçlik var. Bu şehir de şiddet, hırs, kin-kibir yok, sevgi ve iyilik var. Bu şehir de sen ve ben yok, biz-bizler var. Bu şehir de yalan söyleyip insanı kandıranlara, ikiyüzlülük yapanlara yer yok. Bu şehir de herkesin söyleyecek bir sözü var. Bu şehir de ağaçların, çiçeklerin, kuşların, börtü-böceklerin açıkçası her canlının hakkı var. İşte bu anlamıyla bu şehir ne bir coğrafi bir bölgedir ne bir binadır, ne bir “holding” binası gibi bir mekândır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Rıza Şehri; “her hangi bir amaç için” yapılan bir yapı kompleksi değil; üretim, tüketim, paylaşım ve iktisadi yapılanmasıyla, ideolojik, ahlaki ve de kültürel dokusuyla başlı başına bir ahlaki-politik toplum tasarımıdır… Sevgiyle. Aşk ile.
Sevgiyle. Aşk ile.
Mehmet Kabadayı
