Güneşe ve Doğaya Sevdalıyız – Mehmet Yapıcı ( Devrimi )

Güneşe ve Doğaya Sevdalıyız

İnsanın yaşamı boyunca yöneldiği en büyük hakikatlerden biri doğadır. Doğa, sadece üzerinde yaşadığımız bir mekân değil; insanın özünü, varlığını ve bilincini şekillendiren ana kaynaktır. Alevi yolunun hakikatçi yorumunda güneşe duyulan sevda, aslında insanın doğaya, toprağa, ağaca, suya, kuşa, börtü böceğe, yani bütün varlık âlemine duyduğu sevdanın özlü bir ifadesidir. Çünkü güneş, yaşamın kaynağıdır; doğadaki her dönüşüm onun ışığıyla, onun sıcaklığıyla mümkün olur. Bu nedenle “güneşe sevdalı olmak”, sadece gökteki ışığa değil, yaşamın bütün döngülerine, doğanın yeniden dirilişine ve varlıkların birliğine sevdalı olmaktır.
Güneşe Sevda: Aydınlık ve Hakikatin Kaynağı
Hakikatçi Alevilik, güneşi yalnızca fiziksel bir gök cismi olarak görmez; o aynı zamanda hakikatin, bilginin ve sevginin sembolüdür. Güneş, ayrım yapmadan herkese ışığını sunar. Fakire de zengine de, iyilere de kötülere de, dostlara da düşmanlara da aynı ışığı verir. Bu yönüyle güneşe sevdalı olmak, ayrım gözetmeden adaleti, sevgiyi ve paylaşımı savunmak demektir.
İnsan güneşe sevdalı oldukça aydınlanır; karanlık fikirlerden, zulümden ve bencillikten uzaklaşır. Hakikat yolunda yürüyen bir can için güneş, hem içsel bir öğretmen hem de evrensel bir yol göstericidir. Güneşe sevdalı olmak, bilime, akla, sevgiye ve hakikate sevdalı olmaktır.
Doğaya Sevda: İnsan ile Varlık Âleminin Birliği
Güneşe sevdalı olan insan doğaya da sevdalı olur. Çünkü güneş doğayı canlandırır, yeşilin her tonunu yaratır, ağaçlara çiçek açtırır, tohumları filizlendirir. Bu döngünün içinde insan, doğadan ayrı bir varlık değildir. İnsan, toprağın, suyun, ateşin ve havanın bileşiminden doğmuştur. Doğa ile insan arasındaki bağ koparılamaz.
Hakikatçi Alevilikte doğa kutsaldır, çünkü Hakk’ın en somut görünümlerinden biridir. Doğaya sevdalı olmak, bin bir donda Hakk’a sevdalı olmaktır. Bu sevda, yalnızca doğayı seyretmek ya da ona hayran kalmakla sınırlı değildir. Onu korumak, yaşatmak, onunla uyumlu yaşamak anlamına gelir. Ağacın çiçek açması, kuşların ötmesi, börtü böceğin varlığı, insanın da yaşama sevinciyle eşdeğerdir. Doğa incindikçe insan da incinir.
Emek ve Toprak: Sevdalı Olunan Kutsallık
Doğaya duyulan sevda aynı zamanda emeğe duyulan sevdayı da beraberinde getirir. Çünkü insan, doğayla ilişki kurarken en çok emeğiyle bağ kurar. Toprağa tohum eken insan, onun filizlenmesi için alın teri döker, emek verir. O tohum filizlenip meyve verdiğinde, yalnızca bir ürün değil, insanın emeği, sevgisi ve umudu da filizlenmiş olur.
Toprak, Hakikatçi Alevilikte “Ana” olarak görülür. Çünkü insanı besler, doyurur, bağrında saklar. Toprağa verilen emek, toprağın cömertliğiyle birleştiğinde hakikatin en sade öğretisi ortaya çıkar: Sevgiyle verilen emek, fazlasıyla geri döner. İşte bu nedenle emeğin kutsallığına sevdalı olmak, insanın kendine ve topluma sevdalı olması demektir.
Paylaşım ve Kardeşlik: Bir Ağaç Gibi ve Bir Orman Gibi
Doğaya duyulan sevdanın en güzel ifadesi, yaşamı paylaşma kültürüdür. Alevi yolunun felsefesinde “yarin yanağından gayrı her şeyde ortak olmak” ilkesi bu paylaşımın özüdür. Yani can, mal, emek, sofradaki ekmek, tarladaki ürün, birlikte yaşanan sevinç ve acı ortaktır. Çünkü sevgi yalnızca bireysel bir duygu değil, toplumsal bir bağdır.
“Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine yaşamak” sözü, işte bu sevdanın toplumsal yansımasıdır. İnsan tek başına özgür olmalı; kendi benliğini, düşüncesini, kimliğini yaşatabilmeli. Ama aynı zamanda ormanın içinde, yani toplumun içinde kardeşçe, dayanışmayla, paylaşarak var olmalıdır. Bu anlayış, Hakikatçi Aleviliğin barışçıl, eşitlikçi ve toplumcu yönünü gösterir.
Sevdanın Dönüştürücü Gücü
Sevdalı olmak, yalnızca bir duygunun ifadesi değildir; sevda, yaşamı dönüştüren bir güçtür. Güneşe sevdalı olan insan, içindeki karanlıkları aydınlatır. Doğaya sevdalı olan insan, yaşamı korur ve güzelleştirir. Emeğe sevdalı olan insan, üretir ve paylaşır. Dayanışmaya sevdalı olan insan, kardeşliği büyütür.
Sevda, insanı hakikate bağlayan görünmez bir bağdır. Bu bağ, insanı doğaya, doğayı evrene, evreni ise Hakk’a bağlar. Hakikatçi Alevilikte bu bağ, Rıza Şehri’ne giden yolun temelini oluşturur. Çünkü rızalık, sevda olmadan kurulmaz.
Yani Canlar
“Güneşe ve doğaya sevdalı olmak” yalnızca bir duygu hali değil, Hakikatçi Alevilik felsefesinin özünü yansıtan bir yaşam biçimidir. Bu sevda, insanın evrenle kurduğu bütünlüğü, emeğin kutsallığını, doğanın korunmasını, paylaşım ve kardeşlik bilincini ifade eder.
Güneşin ışığında büyüyen her çiçek, toprağa ekilen her tohum, kuşların ötüşü, böceklerin varlığı insana hakikati fısıldar: “Sen doğadan ayrı değilsin; doğa sensin, sen de doğasın.” İşte bu bilinçle sevdalı olmak, yalnızca doğaya değil, hakikatin kendisine sevdalı olmaktır.
Sevdalıyım Güneşe Ve Doğaya
Güneşe sevdalıyım, ışıkla doğar günüm,
Hakikatin aynası, aydınlatır her yönüm.
Yeşilin bin bir tonu, gönlümde açar çiçek,
Doğayla bir olunca, can bulur yaşam.
Toprak Ananın kucağında, filizlenir her emek,
Tohumda umudum var, sevdayla büyür yürek.
Emeğin kutsallığıdır, gönülde açan bahar,
Sevdalıyım toprağa, insanlığa çıkar yolum.
Bir ağaç gibi hürüm, köklerim derinlerde,
Bir orman gibi kardeş, sevdam büyür dillerde.
Yarın yanağından gayrı, her şeyde ortaklık var,
Sevda ile yoğrulmuş, rızalık büyür gönüllerde.
Kuşların ötüşünde, böceklerin sesinde,
Hakikatin nağmesi, yankılanır özümde.
Her canın varlığına, incitmeden sevdalıyım,
İncindim ama incitmedim, yol aşkına bağlıyım.
Güneş doğar eşitçe, mazluma ve zalime,
Sevda öğretir bize, kin tutmayı bilmeyene.
Aşk ile yürüyene, hayat yokuş olsa da,
Hakikat yoldaşıdır, sevda güç olur.
Doğa bir aynadır ki, insan onda görünür,
Kim özünü bilirse, Hakk ile bir olur.
Güneşe sevdalı can, karanlığa ışık olur,
Sevda yolun rehberi, hakikate yol olur.
Ortak soframızdadır, emeğin kutsal tadı,
Sevda ile paylaşır, canların gönül muradı.
Kardeşliğe sevdalı, barışa yanar ışıgı,
Güneşe dönük yüzüm, hakikatle bir olur.
Devrimi, Pir aşkına yol dedik, sevdayla,
Doğa bizim aynamız, özümüzde yansıyan.
Sevdalıyız güneşe, sevdalıyız hayata,
Hakikatle can cana, varalım Rıza Şehri’ne.
Aşk ile Mehmet Yapıcı ( Devrimi )