Barış, Tarihsel Katliam İttifaklarıyla Değil;
Eşitlik, Rızalık ve Özgür İradeyle Kurulur
İçindekiler

Devrimci Aleviler Birliği’nin (DAB) tutumu açıktır: Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü, silahların kalıcı biçimde susmasını ve halkların özgür iradesini savunuyoruz. Ancak barış, Alevi-Kızılbaş toplumunun tarihsel acılarını yok sayan dinci, mezhepçi ve imparatorlukçu ittifaklar örnek gösterilerek kurulamaz. Bir halkın özgürlüğü, başka bir halkın acısı üzerine kurulamaz.
1. DAB’ın temel tutumu
Türkiye’de Kürt sorununun inkâr, savaş ve güvenlik politikalarıyla çözülemeyeceği açıktır. DAB olarak siyasal sorunların şiddetten uzak, demokratik yöntemlerle çözülmesini; Kürt halkının varlığının, anadilinin, kültürünün, siyasal temsiliyetinin ve kendi geleceği hakkında söz sahibi olma hakkının anayasal güvenceye alınmasını savunuyoruz. Alevilerin tarihsel hafızasına ve hak taleplerine saygı duyulması da bu demokratik çözümün ayrılmaz parçasıdır.
ÖZDE ve DAB’ın anlayışına göre Alevilik bir din veya İslam mezhebi değil; kendine özgü, insanı, doğayı, emeği ve rızalığı merkezine alan bir Yol ve toplumsal öğretidir. DAB’ın bu tanımı bütün Aleviler adına dayatılan bir iman ölçüsü değildir. Her insanın kendisini İslam içinde, İslam dışında, seküler, sosyalist veya inançsız olarak tanımlama hakkı vardır. İnanç ve inançsızlık özgürlüğü insan hakkıdır; hiçbir lider, parti, devlet veya din görevlisi kimin “gerçek Alevi” olduğuna karar veremez.
Bu tartışmaya günlük parti hesaplarıyla değil; bilim, rızalık, eşitlik ve emek ilkeleriyle yaklaşıyoruz. Tarihsel iddialar belgeye dayanmalı; hiçbir halk, inanç veya kimlik topluca suçlanmamalıdır. Alevilerin acılarını da Kürt halkının inkâr edilen haklarını da birlikte savunuyoruz. Alevilik biat değil, ikrar ve sorgulama yoludur. Hiçbir kişi, makam veya siyasal çıkar Yol’un üzerinde değildir.
2. Barış ve Kürt sorunu
Barış yalnızca çatışmaların durması değildir. Kalıcı barış; inkârın, asimilasyonun, ırkçılığın, mezhepçiliğin, kayyım uygulamalarının, zorunlu din dayatmasının, kadın eşitsizliğinin, yoksulluğun ve emek sömürüsünün sona erdirilmesini gerektirir. Hukukun üstünlüğü, adil yargılanma, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı, işkence ve kötü muamelenin önlenmesi güvence altına alınmadan barış toplumsallaşamaz.
Kürt halkının kendi kaderini özgürce belirleme hakkını; eşit yurttaşlıktan demokratik özerkliğe ve bağımsızlığa kadar kendi özgür iradesiyle vereceği kararlara saygıyı savunuyoruz. Kürt halkının kurumları güncel koşullarda daha sınırlı bir çözümü kabul ederse buna da saygı gösteririz. Önemli olan kararın devletlerin, bölgesel güçlerin veya liderlerin dayatmasıyla değil, halkın özgür iradesiyle alınmasıdır.
Süreç yalnızca devlet yetkilileri ile bir lider veya parti arasında kapalı kapılar ardında yürütülmemelidir. TBMM’nin, yerel yönetimlerin, insan hakları örgütlerinin, kadınların, gençlerin, emekçilerin, Alevilerin, Kürtlerin, diğer halkların ve demokratik kurumların katıldığı şeffaf ve denetlenebilir bir toplumsal süreç kurulmalıdır. Geçmişte işlenen ağır hak ihlalleri araştırılmalı; arşivler açılmalı, mağdurlar dinlenmeli, hakikat ve adalet mekanizmaları oluşturulmalıdır.
3. Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisî referansına itiraz
1514 çevresinde kurulan ilişki, bütün Türklerle bütün Kürtlerin eşit ve özgür iradeye dayalı halk ittifakı değildi. Osmanlı sarayı, İdris-i Bitlisî’nin aracılığıyla bazı Sünni Kürt emirleri ve hanedanlarıyla siyasal-askerî anlaşmalar yaptı. Osmanlı bölgesel egemenliğini genişletirken anlaşmaya katılan emirler de hanedan ve yerel yönetim ayrıcalıklarını korudu. Saray bütün Türkleri, Kürt emirleri de bütün Kürtleri temsil etmiyordu. Osmanlı safında yer alan Kürt beylerinin yanında Safevilerle hareket edenler, baskıya uğrayan Kızılbaş Kürtler ve iki iktidarın dışında kalan yoksul Türk, Türkmen, Kürt, Ermeni, Süryani ve diğer halk kesimleri vardı.
İdris-i Bitlisî, Akkoyunlu sarayında görev yapmış; Farsça eserler kaleme alan bir tarihçi, bürokrat ve diplomattı. Safevilerin Akkoyunlu egemenliğine son vermesinden sonra Osmanlı hizmetine geçti ve Osmanlı yönetimi ile bazı Kürt emirleri arasındaki ilişkilerin kurulmasında etkili oldu. Tarihsel sorumluluğu etnik kökeninden değil, Osmanlı sarayı adına yürüttüğü siyasi, diplomatik ve ideolojik faaliyetlerden kaynaklanır. Selimnâme’de Kızılbaşlara yönelik takibi ve sert cezalandırmayı meşrulaştıran bir dil bulunmaktadır. Bununla birlikte, sosyal medyada kendisine atfedilen “Yedi Kızılbaş öldüren cennete gider” sözünü doğrulayan güvenilir bir özgün belge ortaya konmuş değildir. DAB, tarihsel eleştirinin söylentiye değil, belgeye dayanmasını savunur.
Yavuz yönetiminin Kızılbaşlara yönelik takip, sürgün, damgalama ve şiddet uygulamalarını bütün Kürt halkına yüklemek de tarihsel ve ahlaki olarak yanlıştır. Suç ve sorumluluk halklara miras bırakılamaz. Suç şahsidir; hiçbir halk, inanç veya topluluk bir devletin, rejimin ya da yöneticinin suçlarından kolektif olarak sorumlu tutulamaz.
Abdullah Öcalan’ın İdris-i Bitlisî değerlendirmeleri, farklı dönemlerde değişik vurgular taşımaktadır. PKK 12. Kongresi’ne gönderilen 25 Nisan 2025 tarihli Perspektif metninde “Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisî ittifakı çok önemlidir” denilerek Çaldıran, Mercidabık ve Ridaniye savaşları Kürt-Osmanlı ittifakının sonucu olarak yorumlanmış; Kürtler imparatorluğun kurucu unsurlarından biri sayılmıştır. Öcalan bu ilişkiyi açıkça “Alevileri katletme modeli” olarak önermemektedir. Ancak Kızılbaşlara yönelik katliamlar ve mezhepsel parçalanmayla özdeşleşmiş bir düzeni, amacı ne olursa olsun, bugünün demokratik çözümüne olumlu tarihsel dayanak olarak sunmak kabul edilemez. Bazı Kürt emirlerine sağlanan yararı anlatırken Kızılbaşlara ödetilen bedeli görünmez kılmak, eksik ve tek taraflı bir tarih okumasıdır.
2026’da kamuoyuna sızdırıldığı ileri sürülen İmralı görüşme notları resmî, imzalı ve eksiksiz biçimde yayımlanmadığı için kesin belge sayılamaz. Eleştirimiz doğrulanmamış aktarımlara değil, kamuya açıklanmış ve belgelendirilebilen metinlere dayanmalıdır.
Aynı ölçü, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Alparslan–Mervânîler, Nûreddin Zengî–Selahaddin Eyyubi, Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisî ve Çanakkale’den Millî Mücadele’ye uzanan Türk-Kürt birlikteliği biçimindeki tarihsel ittifak anlatısı için de geçerlidir.
Anadolu’daki heterodoks dervişler, Türkmen toplulukları ve Ahi çevreleri Osmanlı Beyliği’nin kuruluş döneminde rol oynamış; Kızılbaş topluluklar da Safevi Devleti’nin kuruluşunda önemli destek sağlamıştır. Millî Mücadele ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde kimi Alevi ve Kürt toplulukları destek sunmuştur. Ancak bu tarihsel katılımlar, söz konusu toplulukların tamamının aynı tutumu benimsediği anlamına gelmez. Sonraki dönemlerde Osmanlı ve Safevi yönetimleri Alevi-Kızılbaş topluluklara; Cumhuriyet yönetimleri ise farklı dönemlerde Alevilere ve Kürtlere karşı inkâr, asimilasyon, sürgün ve şiddet politikaları uygulamıştır. Bugünkü iktidarın da hak eşitliği yerine güvenlikçi, merkeziyetçi ve asimilasyoncu politikaları sürdürmesini kabul etmiyoruz.
Bir topluma fetih ve zafer olan tarih, başka bir toplum için katliam ve yas olabilir.
Bu yaklaşım yalnızca 2025 tarihli Perspektif metniyle sınırlı değildir. Abdullah Öcalan, 21 Mart 2013’te Diyarbakır Newroz’unda okunan mektubunda Türklerle Kürtlerin “bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamlarının kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayandığını” söylemiştir. Mektubun bütünü silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçiş ve barış çağrısı taşısa da “İslam bayrağı”nın ortak yaşamın tarihsel harcı olarak gösterilmesi sorunludur. Çünkü demokratik ortak yaşam, herhangi bir dinin, mezhebin veya kutsal bayrağın altında değil; halkların, inançların ve inançsızların eşit yurttaşlığı temelinde kurulmalıdır. Aleviler, Ezidiler, Hristiyanlar, farklı inanç toplulukları ve kendisini hiçbir dine bağlı görmeyen insanlar din merkezli bir birlik anlayışının dışında bırakılamaz.
Abdullah Öcalan, 16 Eylül 2026 tarihinde kamuoyuna aktarılan son değerlendirmesinde bu tartışmaya açıklık getirmiştir. İdris-i Bitlisî’nin Sünni mirliklerle Osmanlı arasındaki ittifakını hatırlatmasının, geçmişteki modeli eksiklikleriyle birlikte yeniden canlandırmak anlamına gelmediğini belirtmiş; Alevilerin tarihsel hafızasının ve kaygılarının ciddiye alınması gerektiğini kabul etmiştir. Amacının Aleviliği Sünnilik içinde eritmek değil, Kürtleri ve Alevileri kendi kimlikleri ve özgünlükleriyle demokratik ittifakın kurucu özneleri hâline getirmek olduğunu söylemiştir. “Mirlerin değil halkların”, “egemenliğin değil eşitliğin ve özgürlüğün ittifakı” ifadelerini kullanması ve “Alevi Rönesansı”nı ortak demokratik geleceğin önemli sütunlarından biri olarak tanımlaması olumlu ve önemli bir netleştirmedir.
DAB’ın değerlendirmesi
DAB olarak, Alevilerin eleştiri ve kaygılarının dikkate alınmasını; Aleviliğin Sünnilik içinde eritilmesine karşı çıkılmasını ve Alevilerle Kürtlerin kendi kimlikleriyle demokratik geleceğin kurucu özneleri olarak tanımlanmasını olumlu karşılıyoruz. Bu açıklamayı, önceki sözlerin yarattığı haklı kaygılara verilmiş gecikmiş fakat değerli bir düzeltme ve dolaylı özeleştiri olarak değerlendiriyoruz.
Ancak açıklamada açık bir özür bulunmadığını ve önceki tarihsel referansların doğurduğu sorunların bütünüyle ortadan kalkmadığını da belirtmek gerekir. Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisî ittifakı ve “İslam bayrağı altında ortak yaşam” anlayışı, günümüzün demokratik barış modeli olamaz. Gerçek barış; mirlerin, sarayların, devletlerin veya dinlerin ittifakıyla değil; halkların, emekçilerin, kadınların, farklı inançların ve inançsızların eşitliği, özgür iradesi ve karşılıklı rızalığıyla kurulabilir.
DAB’ın ölçüsü açıktır: Olumlu düzeltmeyi görür ve destekleriz; fakat tarihsel hafızayı, eleştiri hakkını ve eşitlik talebini hiçbir lider veya siyasal süreç adına terk etmeyiz.
4. Alevi Aydınlar Bildirisi ve DEM Parti
53 Alevi aydınının, Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisî referanslı “arkaik ve kanlı ittifakı” reddeden ve Kürt sorununun demokratik çözümünü destekleyen açıklamasını özünde haklı ve gerekli buluyoruz. Bu bildiri, barış karşıtlığı değil; barışın tarihsel katliam sembolleriyle meşrulaştırılmasına karşı bir hafıza, adalet ve eşitlik itirazıdır.
Bununla birlikte, bildiri hazırlanırken Kürt Alevilerin, ilgili Alevi kurumlarının ve Kürt toplumundaki farklı demokratik çevrelerin görüşlerinin alınması daha kapsayıcı olurdu. Tartışma sınıfsal sömürü, devlet şiddeti, emperyalist müdahaleler, laiklik ve halkların kendi kaderini belirleme hakkıyla birlikte ele alınmalıdır. Alevilerin haklı itirazı Kürt halkının özgürlük taleplerine karşı kullanılmamalı; Kürt halkının hakları da Alevilerin tarihsel acılarını susturmanın gerekçesi yapılmamalıdır.
DEM Parti’nin Alevileri barışın ve demokratik toplumun kurucu öznelerinden biri olarak tanımlaması olumludur. Ancak yalnızca doğrulanmamış görüşme notlarını reddetmek, 2025 tarihli Perspektif metnindeki Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisî vurgusunun Alevilerde yarattığı kaygıyı gidermemektedir. Tuncer Bakırhan’ın bildiri imzacıları için kullandığı “sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız” sözü üstenci ve inciticidir. Milletvekilliği bir partinin bağışı değil, halkın oyuyla üstlenilen kamusal bir görevdir. Sonradan yapılan açıklama olumlu olsa da açık ve samimi bir özür ile eşit kurumsal diyalog ihtiyacı devam etmektedir.
5. Altan Tan ve Kemal Öztürk açıklamaları
Altan Tan’ın “Ali’siz ateist sözde Aleviler” başlığı altında bazı Alevileri “dolandırıcılık” ve “sahtekârlık”la suçlaması; Alevileri inanç ölçüsüne göre ayıran, ötekileştiren ve hedef gösteren bir dildir. Kimin Alevi olduğuna Altan Tan veya başka bir siyasetçi karar veremez. Alevi-Kızılbaş toplumsallığındaki eşitlikçi ve ortaklaşmacı damar, modern sosyalizmden önce de vardı. Bir Alevinin sosyalist, devrimci, seküler veya ateist olması sahtekârlık değildir. Altan Tan sözlerini geri almalı ve Alevi toplumundan özür dilemelidir.
Altan Tan, devrimci Alevilere ve farklı Alevilik yorumlarına saldırmayı bırakmalıdır. Türkiye’de özellikle 12 Eylül sonrasında devlet politikalarına yerleşen Türk-İslam sentezi, etnik ve inançsal çoğulculuğu baskı altına almıştır. Bu sentezin milliyetçi ve dinci biçimlerine karşı çıkıyoruz. Biz Aleviler, En-el-Hak der; yetmiş iki millete bir nazarla bakarız. Kendimize reva görmediğimizi başkasına da görmeyiz. Bu da Devrimci Aleviler Birliğinden (DAB) Altan Tan’a haber olsun.
Kemal Öztürk’ün Esad yönetiminin suçlarını anlatırken kullandığı “Bu Nusayrilerin hepsini katletseler yeridir diyesiniz geliyor” sözü kabul edilemez. Devamında “intikam almadılar” demesi, “Nusayrilerin hepsi” şeklindeki tehlikeli genellemeyi ortadan kaldırmaz. Anadolu Alevi-Kızılbaşlığı ile Nusayrilik aynı tarihsel ve inançsal yapı değildir; fakat bu farklılık Nusayrilere yönelen nefret söylemi karşısında sessiz kalmayı haklı göstermez. Esad yönetiminin suçları bütün Nusayrilere yüklenemez. Kemal Öztürk sözlerini geri almalı ve Nusayri toplumundan özür dilemelidir.
6. İnsan hakları, emek ve toplumsal barış taleplerimiz
Barışın gerçek ölçüsü, iktidarın güçlenmesi değil; halkların özgürleşmesi ve emekçilerin yaşamının iyileşmesidir. Savaşın, yoksulluğun ve krizin bedeli işçilere, işsizlere, kadınlara, gençlere ve emeklilere ödetilemez. El-Emek-Hak anlayışımız gereği, barışın sosyal adaletle tamamlanmasını istiyoruz:
- Sendikal örgütlenme, toplu sözleşme ve grev hakkının önündeki engeller kaldırılmalı; güvenceli çalışma, insanca ücret ve eşit işe eşit ücret sağlanmalıdır.
- Taşeronluk, kayıt dışı çalışma, çocuk işçiliği ve iş cinayetlerine yol açan sömürü düzenine son verilmeli; işsizlere, emeklilere, engellilere ve yoksullara insan onuruna uygun sosyal güvence sağlanmalıdır.
- Savaş, silahlanma, saray, sermaye ve tarikatlara ayrılan kaynaklar; eğitim, sağlık, barınma, sosyal hizmet, ekolojik yaşam ve halkların ortak geleceği için kullanılmalıdır.
- Bölgesel eşitsizlikleri azaltan, doğayı ve yerel yaşamı koruyan, halkın üretime ve yönetime katıldığı demokratik bir ekonomi kurulmalıdır.
- Kadınların eşit temsili, yaşam hakkı ve ekonomik bağımsızlığı güvenceye alınmalı; gençlerin eğitim, çalışma, barınma ve geleceğe katılma hakkı korunmalıdır.
- Laiklik gereği Diyanet İşleri Başkanlığı ve zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır. Her inanç topluluğu kendi kendini yönetmeli; giderlerini kendi üyelerinin gönüllü katkılarıyla karşılamalıdır.
- Cemevleri, devlete veya Diyanet’e bağlanmadan bağımsız inanç, kültür ve toplumsal yaşam kurumları olarak yasal güvenceye kavuşturulmalı; zorunlu din dersleri ve Alevi çocuklarına yönelik dinî asimilasyon kaldırılmalıdır.
- Alevi, Kürt, Ermeni, Süryani, Ezidi ve diğer halklara ve inançlara yönelik katliamlarla devlet düzeyinde yüzleşilmeli; arşivler açılmalı ve hakikatler bağımsız biçimde araştırılmalıdır.
7. DAB’ın ortak mücadele çağrısı
Başta DEM Parti olmak üzere bütün siyasal partileri; Alevi ve Kürt kurumlarını; emek ve demokrasi güçlerini; kadın, gençlik, çevre ve doğal yaşam örgütlerini karşılıklı suçlama ve düşmanlaştırma dilinden uzak durmaya, eşitlik, özgürlük, emek ve barış için ortak mücadeleye çağırıyoruz. Alevi kurumları, Kürt sorununda inkârcı ve milliyetçi devlet diline teslim olmadan kendi özgün taleplerini savunmalıdır. Kürt siyasal hareketi de Alevilerin tarihsel hafızasına saygı göstermeli, mezhepçi tarihsel simgeleri demokratik çözüm modeli olarak kullanmamalı ve Alevileri eşit muhatap kabul etmelidir.
Devlet barışı taktik bir güvenlik politikası olarak değil, demokratikleşme ve hak eşitliği süreci olarak ele almalıdır. Yavuz’un fermanına, sarayların çıkarlarına ve hanedan ittifaklarına değil; halkların eşitliğine, özgür iradesine, emeğine ve karşılıklı rızalığına dayanan yeni bir toplumsal sözleşme kurulmalıdır.
Alevilerin acıları pazarlık konusu yapılamaz; Kürtlerin hakları da inkâr edilemez. Gerçek barış; hakikat, yüzleşme, eşitlik, sosyal adalet, özgür irade ve karşılıklı rızalık üzerine kurulur.
DEVRİMCİ ALEVİLER BİRLİĞİ (DAB) — 18.09.2026
Belge ve kaynak notları
- İdris-i Bitlisî biyografisi: TDV İslâm Ansiklopedisi
- İdris-i Bitlisî tartışmaları ve tarihsel kaynaklar: Birikim
- 53 Alevi aydınının bildirisi: Alevi Haberleri
- Kemal Öztürk’ün sözleri ve soruşturma süreci: Euronews Türkçe
- Abdullah Öcalan’ın PKK 12. Kongresi’ne gönderdiği 25 Nisan 2025 tarihli Perspektif metni: Bianet
- Numan Kurtulmuş’un 19 Mayıs 2025 tarihli konuşması: TBMM Haber Portalı
- Altan Tan’ın 28 Ağustos 2026 tarihli yazısı: Independent Türkçe
- Abdullah Öcalan’ın 16 Eylül 2026 tarihli açıklaması: T24
- Abdullah Öcalan’ın 21 Mart 2013 Newroz mektubu: Cumhuriyet
