ALEVİLİK, MİLLİYETÇİLİK VE IRKÇILIK  Mehmet Yapıcı ( Devrimi )

ALEVİLİK, MİLLİYETÇİLİK VE IRKÇILIK  Mehmet Yapıcı ( Devrimi )

Günümüzde Cemevlerinde, milliyetçi akımın etkisinde kalmış, aslını inkâr eden bazı Aleviler, inkârcı asimilasyonculuğa soyunmuş ve ırkçılık yapmaktadır. Gerçeği göremeyen, at gözlüğü takmış bazı Aleviler, ait oldukları ana dilleri ve etnik kökenlerini milliyetçi bir yaklaşımla Aleviliğin önüne koymaya başlamışlardır. Öyle ki kolektif emekle, ihtiyaçtan dolayı bir araya gelmiş canların fedakârlıklarıyla oluşturdukları kurumlar içinde “Ben Kürt Alevisiyim”, “Ben Türk Alevisiyim” gibi söylemlerle toplumsal kutuplaşmalara neden olunmaktadır. Görülüyor ki bazı canlar, “73 millete bir nazarla bakmak” desturunu çiğneyerek kendi milliyetçi düşüncelerini Aleviliğin içine sokmakta ve bu yolla sisteme, egemene (AKP ve MHP vb.) hizmet etmekte, Aleviliği kafatasçı bir anlayışla ırkçılaştırmaya çalışmaktadır.
Aleviliğe kendi içlerinde oluşturdukları bu milliyetçi hastalığın etkisiyle bakan bazı kişiler, yarattıkları bu ırkçı tartışmaları Aleviliğin öz değerlerinin dışında, tarihî geçmişi örnek göstererek, sözde kültürel bir gerçeklikmiş gibi eski inançlara -örneğin Şamanizm (Türk inancı), Zerdüştlük (Kürt inancı)- dayandırmakta ve bu yolla zarar vermektedirler. Evet, Türklerin bir kısmı İslamiyet’i kılıç zoruyla kabul etmeden önce Şamanizme, Kürtlerin bir kısmı da Zerdüştlüğe inanıyordu. Ancak Alevilik, bu iki farklı inancın devamı değildir. Nasıl ki İslamiyet’in devamı değilse, Alevi toplumunu bir bütün (73 millet) olarak düşünürsek, halkların kardeşliğini savunan “Rıza Şehri” anlayışı içinde Türk, Kürt, Arap vb. farklı dillerde konuşan canlarımızı nereye koyacaksınız?
Alevilik doğru anlaşıldığında, her milletten canın binbir donla bütüne hizmet ettiği; sınıfsız, sınırsız bir dünya insanlığına hoşgörüyle yaklaştığını ve evrensel bir bütünlük içinde cana ve canlılara hizmeti esas aldığını görmek gerekir.
Alevilerin kültürel öğretisinde ırk, dil, din, sınıf ve cinsiyet ayrımı yoktur. Varsa da bu, milliyetçi ırkçı hastalığın pençesindeki akılların uydurduğu yalanlardandır. Onun adı da Alevilik değil, Alevilik dışındaki her şeydir. Alevilik; insanı, canlıları, doğayı merkeze koyan, “En-el Hak” diyen, cemal cemâle rızalık gören, niyaz olan, “Yarın yanağından gayrı her şeyde ortaklık” anlayışını savunan bir hakikat felsefesidir.
Şimdi bu bağlamda soralım: Alevilik, ırkçı ve milliyetçi olabilir mi?
Alevilik, toplumsal birlikteliği önceleyen; inanç, ahlâk ve edep ile insanı kâmilleştiren bir anlayıştır. İmece usulüyle üretimi, dayanışmayı bireyler için değil, toplumun her kesimi için önceleyen sosyal yaşamı, demokrasiyi ve özerkliği esas alırken, çağ dışı bir hastalığı kendi içinde barındırması mümkün müdür?
Canlar, Kürtlerin, Türklerin, Arapların hepsi Alevi değildir. Alevi olmak için soy-sop gerekmez. Tabiri caizse çocuklar bile bugün bunu bilmektedir. Artık yapmayın; yazıktır, zulümdür Aleviliğe! Biz bu gerçekliğin aşinasıyız. Halklar Alevilikte birdir. Her isteyen, özünü dara çekip ikrar vererek yola ve erkâna uyar; edep ile benliğini yok eder; kin, kibir, haset, garez, nefret, kıskançlık gibi huylarını silip; rızalığı, paylaşımı, eşitliği, sınıfsız ve sınırsız bir dünyada yaşatabilir.
Bakın, öğretimiz dört kapı kırk makam ile bireyin kendini olgunlaştırmasını ve ham evren kişiden kâmil insana dönüşmesini öngörür. Bu, yolun ilk ilkesidir. Alevilik, insanlığın ve insan olabilmenin tek yoludur.
Dedik ya, milliyetçilik ve ırkçılık Aleviliğin özünde yer bulamaz; zaten esamesi bile okunmaz. Aleviyim diyen her can bunu çok iyi bilir. Ceme giren ölü candır, cemden çıkan diri candır. Arınmış, durulmuş, halk ile Hakk olmuş; özünü dara çekip benlikten ve ikilikten arınmış, bütüne hizmeti ikrar etmiş candır. İnsanı merkeze alan, böceğe, kurda, kuşa, tüm canlı ve cansız varlıklara ikrar veren bir can, yola yoldaş, cana kardeş, bütüne turap olmuş fakir gönlüyle eşit olmuştur.
Pir huzurunda özünü dara çeken can, rızalık üzere görgüden geçer, arı duru olur. Cem gören, semah yürüyen, dem alan; dara durup sorgudan, görgüden geçen kadın-erkek eşit bir olur; deyiş söyler, bağlama teline aşkla düşer; bir lokmayı kırka böler; küçüğü, büyüğü bir gören bir can, milliyetçi-ırkçı olabilir mi? Olsa olsa düşkün olur; o da ancak canavar olur.
Canlar, Alevi kurumları ve Cemevlerinin görevi, toplumsal birlikteliği sağlamak, bireyi ve toplumu eğitmek ve olgunlaştırmaktır. Bu kurumların işlevi, ahlâklı bireyler yetiştirme yeridir. Böyle olması gerektiğini söylüyoruz ama bakıyoruz ki birçok kurum ve inanç evi maalesef bu hizmetin dışına çıkmış; Alevilik dışında her şeye hizmet eder hâle gelmiştir.
Diyeceksiniz ki: “Madem böyle, neden anlatıyorsun, neden yazıyorsun?” Yazıyoruz çünkü umudumuz var, umudumuzu yitirmedik. Direnecek ve başaracağız. Zulme, sömürüye, ırkçılığa, milliyetçiliğe, insanlık dışı her türlü anlayışa ve yaşama karşıyız.
Konunun başına dönelim: Alevi kurumları ahbap-çavuş ilişkisiyle, ideolojik kliklerle, “köylüm, yandaşım, partilim, ülküdaşım, dava arkadaşım” anlayışıyla yönetilecek yerler değildir. Bu kurumlar; dedikodu, mal-mülk, unvan ve statü paylaşım yeri de değildir. Eğer böyle olursa, orası milliyetçi, yobaz, ırkçı, çıkarcıların mekânı olur; hak yolunun değil, çıkar yolunun ve gecenin karanlığında kervan yürütenlerin yeri olur. İster misiniz böyle olsun?
Alevi Kültür Merkezlerinin işlevi; her milletten insana kendi ana diliyle, demokratik merkeziyetçi bir anlayışla kendisini ifade edebileceği, bilimsel gelişim sağlayacağı bir merkez, bir gelişim ve kardeşlik evi olmalıdır. Bu kurumlar, yukarıda değindiğimiz yapıcı çözümlerle insanı olgunlaştırmalı, kemalete erdirmeli, birlik ve eşitliği yaşatmalıdır.
Gönlüm yeter dese de, bilincim karşı çıkıyor, dilim susmuyor.
Af ola. — Devrimî
Alevilik, canı kemalete ulaştırmak ise, yolda birlik, hakikatte öze ermek ise; o zaman kendimize gelmeliyiz. Başkası gibi olmayalım (AKP, MHP zihniyeti gibi). Milliyetçi, ırkçı, yobaz olmayalım. Alevilik özünde, 73 millete bir nazarla bakmak ve onlarla bir olmaktır. Din kisvesi altında ırk, renk, dil ayrımı yapmayalım. Yolda bir olmalıyız. Hakikatte biat kültürü yoktur. Can olan cana değer verir, canı bir görür. Doğa Ana gibi, her canlıyı bağrımıza basmalıyız. Bu dünyayı (bu cennet mekânı) cehenneme çevirmeyelim. Çünkü bu dünyadan başka bir cennet yoktur. Gelin, vardan var olan varlıklara hizmet edelim; her işimizi rızalıkla görelim.
Peki, nedir rızalık?
Devletin (kapitalist emperyal güçlerin yarattığı tek benci egemen düzenin) anlayışını reddeden, sınırsız, sınıfsız ve ortakçı üretimi ve paylaşımı savunan; emeğe ve yeteneğe göre var olan sosyal yaşamı esas alan; bireyin özgünlüğünde toplumsal özgürlüğü Hakk bilen; her ihtiyacı eşit paylaşan bir dünya düşü… İşte Alevilik, tam da bu rızalık üzerine kurulu bir hakikat yoludur.
Devrimci, çağdaş, bilimden yana olan; gelişimi, yeniliği, bilimi rehber edinen bu anlayış, bireylerin ve toplumların rızalık alıp vermesiyle kurulur. Cennet dediğimiz şey, aslında bu eşitlikçi ve paylaşımcı anlayışın adıdır.
Şimdi size tekrar soruyorum canlar: Aleviliği hangi millet ve dil kavramına sıkıştırarak ırkçı, milliyetçi, yobaz, “Hakiki Türk”, “Hakiki Kürt” yapabilirsiniz?
Kiminize göre olumlu, kiminize göre olumsuz bulunabilecek bu düşüncelerdeki tek amacımız, Aleviliğin hakikatini canlara duyurmaktır. Gerçek Alevi olmayı başardığımızda, her dilde, her renkte örgütlü olarak yolda birlikteliği canımız pahasına koruyabiliriz. Bu yolla, insanlığa ve insan olmanın onuruna yaraşır bir şekilde milliyetçiliğin ve ırkçılığın Aleviliğe uygun olmadığını anlatmalı, bu anlayışın insanlığı barbar ve yoz bir tür hâline getireceğini unutmamalıyız.
Çünkü Alevilik; dini sevgi, kabesi insan, felsefesi aşk olan bir yaşam biçimidir. Alevilik, kim olursa olsun, kirli emelleri için araca dönüştürülüp ırkçı ve milliyetçi bir şekle büründürülemez.
TÜRK canlar, Aleviliği Türkçe konuşarak yaşatabilir;
KÜRT canlar, Aleviliği Kürtçe konuşarak yaşatabilir;
Ancak hiçbirimiz onu milliyetçi-ırkçı bir kimliğe dönüştüremeyiz.
Kim hangi dilde, hangi renkteyse, hakikat neyse o özüyle yaşatmalı. Ne bu dinin ne şu kitabın sağına, soluna, önüne, arkasına, altına, üstüne yamamaya gerek yok. Aleviliği özüne uygun, hakikatiyle yaşatalım.
Bugün dünyanın neresinde olursanız olun, Türkçe, Kürtçe, Almanca, Fransızca, Arapça, İngilizce, İspanyolca, Çince, Japonca… anladığınız dil neyse, Aleviliği hakikatli özüyle, aslına uygun yaşayın. Vardan gelen, hakikat olan Aleviliği birlikte yaşatalım.
Aşk ile Mehmet Yapıcı ( Devrimi )
==============================================

Alevism, Nationalism, and Racism

In contemporary times, within Cemevis, some Alevis influenced by nationalist currents have begun to deny their essence, adopting assimilationist and racist tendencies. Certain Alevis, unable to perceive the truth and metaphorically wearing blinders, have started to prioritize their native languages and ethnic origins over Alevism through a nationalist lens. This has led to societal polarization within institutions established through collective effort and sacrifice, with declarations like “I am a Kurdish Alevi” or “I am a Turkish Alevi.” It appears that some individuals, by disregarding the principle of viewing all 73 nations with the same perspective, are integrating their nationalist ideologies into Alevism, thereby serving the system and the ruling powers (such as AKP and MHP), and attempting to racialize Alevism through a chauvinistic approach.
Some individuals, influenced by the nationalist ailment they’ve developed internally, interpret Alevism through this distorted lens. They anchor these racist debates outside the core values of Alevism, referencing historical backgrounds and presenting ancient beliefs—like Shamanism (associated with Turks) and Zoroastrianism (associated with Kurds)—as cultural realities, thereby causing harm. Indeed, before forcibly adopting Islam, some Turks practiced Shamanism, and some Kurds practiced Zoroastrianism. However, Alevism is not a continuation of these two distinct beliefs. Just as it isn’t a continuation of Islam, if we consider the Alevi community as a whole (encompassing all 73 nations), within the understanding of the “City of Consent” that advocates for the brotherhood of peoples, where do we place our fellow beings—Turks, Kurds, Arabs, etc.—who speak different languages?
When Alevism is correctly understood, it becomes evident that individuals from every nation, serving the whole in myriad forms, approach humanity without class or border distinctions, fostering universal unity and serving all beings with compassion.
In Alevi cultural teachings, there is no discrimination based on race, language, religion, class, or gender. If such distinctions exist, they stem from the fabrications of minds ensnared by nationalist and racist ailments. Such notions are not Alevism but everything contrary to it. Alevism is a philosophy of truth that centers on humans, living beings, and nature; it proclaims “I am the Truth,” sees consent in face-to-face interactions, offers reverence, and advocates for shared ownership in everything except one’s beloved’s cheek.
Now, in this context, can Alevism be racist or nationalist?
Alevism is a belief system that prioritizes social unity, moral conduct, and ethical behavior, guiding individuals towards perfection. It emphasizes communal production and solidarity, not just for individuals but for all segments of society, promoting social life, democracy, and autonomy. Can such a system harbor an outdated ailment within itself?
Dear ones, not all Kurds, Turks, or Arabs are Alevis. One doesn’t need lineage or ancestry to be Alevi. Even children today understand this. Please, refrain from actions that harm Alevism; it’s a grave injustice. We are familiar with this reality. In Alevism, all peoples are united. Anyone can, by subjecting their essence to scrutiny and making a vow, adhere to the path and its principles, eliminate their ego with decorum, purge traits like hatred, arrogance, envy, malice, resentment, and jealousy, and uphold consent, sharing, equality, and a classless, borderless world.
Our teachings, through the concept of four gates and forty stations, advocate for individuals to mature and transform from raw beings into perfected humans. This is the foundational principle of the path. Alevism is the sole path to humanity and being truly human.
As mentioned, nationalism and racism have no place in the essence of Alevism; they are entirely absent. Every soul claiming to be Alevi knows this intimately. Entering the Cem signifies a dead soul; exiting it signifies a revived soul. One who has purified themselves, united with the people and the Truth, subjected their essence to scrutiny, shed duality and ego, and pledged to serve the whole is a true soul. A soul that centers humanity, pledges to all living and non-living beings, becomes a companion on the path, a sibling to fellow beings, and humbly equal to all with a modest heart.
In the presence of the Pir, a soul that subjects their essence to scrutiny undergoes evaluation with consent, becomes pure and clear. Those who witness the Cem, perform the semah, partake in the sacred drink, stand in the sacred position, and undergo questioning and evaluation—regardless of gender—become one, sing hymns, fall in love with the strings of the bağlama, divide a morsel among forty, and see the young and old as equals. Can such a soul be nationalist or racist? At most, they become an outcast; such a person is akin to a monster.
Dear ones, the role of Alevi institutions and Cemevis is to ensure social unity, educate and mature individuals and society. These institutions should function as places that cultivate moral individuals. While we assert this necessity, we observe that many institutions and places of belief have unfortunately deviated from this mission, serving everything but Alevism.
You might ask: “If that’s the case, why discuss and write about it?” We write because we have hope; we haven’t lost it. We will resist and succeed. We oppose oppression, exploitation, racism, nationalism, and all forms of inhumane ideologies and lifestyles.
Returning to our main point: Alevi institutions should not be governed by cronyism, ideological cliques, or notions like “my fellow villager, my supporter, my party member, my comrade.” These institutions are not places for gossip, property, titles, or status sharing. If they become such, they transform into venues for nationalists, bigots, racists, and self-serving individuals; not paths of truth but routes for personal gain and clandestine operations. Do you desire such a fate?
Alevi Cultural Centers should serve as platforms where individuals from every nation can express themselves in their native languages within a democratic and centralized understanding, fostering scientific development—a center for growth and brotherhood. These institutions should, through constructive solutions, mature individuals, guide them to perfection, and uphold unity and equality.
Even if my heart consents, my consciousness objects; my tongue cannot remain silent.
Pardon me. — Devrimî
If Alevism aims to guide souls to perfection, to achieve unity on the path, and to reach the essence in truth, then we must awaken. Let’s not emulate others (like the ideologies of AKP or MHP). Let’s not become nationalists, racists, or bigots. At its core, Alevism views all 73 nations with the same perspective and unites with them. Let’s not discriminate based on race, color, or language under the guise of religion. We must unite on the path. In truth, there is no culture of blind allegiance. A true soul values and sees every other soul equally. Like Mother Nature, we should embrace every living being. Let’s not turn this paradise-like world into hell; there’s no other paradise than this world. Come, let’s serve the beings that exist from existence; let’s approach every task with consent.
Wikipedia
So, what is consent?
It’s the rejection of the state’s (the system created by capitalist imperial powers) understanding, advocating for a classless, borderless, communal production and sharing; a social life based on labor and talent; recognizing social freedom through individual uniqueness; and equally sharing every need. This vision of a world is precisely what Alevism is built upon—consent. A revolutionary, contemporary, science-oriented understanding that champions development and innovation, guided by science, is established through mutual consent among individuals and societies. The so-called paradise is, in fact, the name of this egalitarian and sharing understanding.
Now, I ask you again, dear ones: How can you confine Alevism to concepts of nation and language, turning it into a racist, nationalist, bigoted, “Authentic Turk,” or “Authentic Kurd”?
Our sole purpose in these thoughts, which some may find positive and others negative, is to convey the truth of Alevism to souls. When we succeed in truly being Alevi, we can, in every language and color, protect and develop unity on the path at all costs. Through this, we must discuss that nationalism and racism are incompatible with Alevism and that such understandings
With Love,
Mehmet Yapıcı (Devrimî)