Aleviler Dernekçilikle Ne Elde Etmeyi Düşünüyorlar?

Aleviler Dernekçilikle Ne Elde Etmeyi Düşünüyorlar?

Dernekçiliğe, sosyal medya ilave edilerek kalıcı yapıya sahip olunacağı düşünülüyorsa, bunun mümkün olmadığını her Alevi bilmelidir. Aleviler zaman kaybetmeden küçük dünyalarından uzaklaşıp, temel ilkeleri olan ortak yaşam felsefesinde toplanırlarsa, tarihe gömülmekten kurtulacaklardır. Yoksa gelecek çok tehlikeli sinyaller veriyor.

Dernekçilik: Genellikle diktatör devletlerin, kendisine karşıt siyasi kültürel oluşumların içerisini boşaltmak amacıyla, yasal güvencesi olmayan geçici kanuni yönetmeliklere dayanan bir oyundur. Dünyanın her yerinde kendi özgün siyasal, maddi ve askeri yapısını oluşturmadan hareket etmek, derin belirsizliğe yelken açmaktır. Herhangi bir kültürel oluşum, ne zaman kenddi siyasi, askeri, maddi gücüne sahip olmuşsa, mevcut durumu ancak lehe çevirebilmiştir. Onun dışında, kalıcı olmayı hefleyen kültür derneklerini, devlet resmi olarak direkt veya dolaylı desteklemediği sürece, hayatta kalmaları mümkün değildir.

Alevi Derneklerini; mevcut devlet yapısı resmi olarak tanımadığına göre, hangi siyasi yapıya dayanarak kalıcı olacaklarını net ortaya koymalıdır Aleviler. Şu unutulmamalı ki, insanlar psikolojik olarak her zaman gelecek vaad eden kalıcı yapılara daha çok yakınlık gösterirler. Alevi Dernekleri, bulundukları konumları itibariyle, henüz gelecek için kalıcı bir şey vaad edecek durumları görünmüyor. Kısa sürede somut bir gelişme olmazsa, Alevi Derneklerinin önemi daha da zayıflayacaktır. Tüm Alevilerin bu noktaları derin tartışmaları gerekiyor.

Siyasi, maddi ve askeri oluşum düşüncesi bir tarafa, okumuş okumamış çoğu Alevi, İslam olup olmadığı konusunda bilgisizlik ve siyasal hesap içerisinde hareket etmektedirler. Ortodoks Emevi İslam’ın dışlağı Şii Müslümanlık mıdır? Ya da Alevilik kendi özüne uygun bağımsız bir inanç olduğu noktasında, çok az Akevi netleşebilmiştir. 1498’den bu yana, Osmanlı’nın uydurduğu Bektaşi Şiilik temeline göre faaliyetlerin devam etmesi, bir adım ileri gidilmediğini gösteriyor.

Bektaşi Şiilik; esasında Aleviliği tamamen özünden saptıran ve ne olduğu belli olmayan bir asimilasyondur. Bu bakımdan beş yüz yıl önceki anlayışı aşan çok fazla bir ilerlemenin olduğunu söylemek zor. Alevi Derneklerinin faaliyet ve kültür çalışmaları, eskiyi tekrarın dışında özellikle Alevi gençlere yeni bir bakış açısı kazandırmış değil. Dernekçiliği siyasi, askeri destekleyecek devrimci bir yapı olmadığı sürece, hiçbir kültür derneğinin ileriye gidemeyeceği bilinmelidir.

Özellikle Türkiye gibi demokratik en ufak yapının oturmadığı, İslam Din Radikalizminin derin şekilde yaşanması, her türlü kültürel faaliyetleri anlamsızlaştırıyor. İslam karanlığı, taklitçi şoven yaşam anlayışı, Türkiye’deki insanların zihniyet devrimini her zaman engellemiştir. Böyle toplumsal yapılarda yalnızca dernekçiliğe umut bağlamak, aslında büyük bir umutsuzluktur da.  1960’lı yılların sonuna doğru, Ankara’da ilk kurulan Hacı Bektaşı Veli Kültür Derneği’nden günümüze, Alevi Derneklerinin geldiği nokta, Alevilerin çoğunluğunu tatmin etmediği herkesce biliniyor. Dernekçiliğin; Alevilerin geleceğini neden belirleyemeyeceği, Anadolu ve Mezopotamya tarihinin derinliklerine bakılırsa daha net anlaşılır.

Alevilik; Kürt sorunu gibi Orta Doğu, Anadolu ve Mezopotamya’nın en temel kültür, inanç, düşünce, siyasal yapıların başında geliyor. Böyle derin, bölge halklarının geleceğini etkileyecek bir kültürün, dernekçilikle kurtulacağını düşünmek baştan her şeyi kaybetmeyi göze almaktır. Çünkü söz konusu bölgede, 1500 yıldır İslam’a direkt ve dolaylı bağlı egemenlik sürdüren gerici yoz devletlerde, insani en ufak bir değişim görülmediği gibi, İslam’ı zayıflatacak hiçbir yapıya da müsamaha gösterilmemiştir. Söz konusu devletler ve İslam’ın tüm olumsuzluklarının yanında, Alevi Dernekleri de özellikle “İNANÇ” konusunda takanıp kalmış durumdalar.

Aleviliğin İslam içi veya dışı olduğunu ifade eden Alevilerin hepsi, Aleviliği bir inanç, çağdaş yaşam felsefesi olarak tarif etmeleri, Alevileri ve de Alevi olmayanları ikna etmeye yetmemiştir. Bu noktada en önemli mesele, İnancın; anlam ve içerik olarak, görünen ya da görünmeyen bir varlığa bağlanmanın, (Tapınma) metafizik olduğunu kabulenememe gibi durumun varoluşudur. Aleviler sürekli doğa, insan, insanlıktan yana olduklarını belirtselerde, her hafta Dört Kapı Kırklar Makamı, Cem Semah, Aşure ve 12 Hizmeti, doğacı veya doğa üstü dinsel inançlara göremi ya da başka bir yapıya mı dayandığını netleştirmiş değiller.

Çok ilginçtir; Dört Kapı Kırklar Makamı, Semah Cem, Aşure ve 12 Hizmet töreni ya da ibadetini, İslam’ın tüm Mezhepleri reddetmekte. Haklı olarak Kuran’da bunların hiçbirisi yazmaz. O zaman 12 Hizmeti neye göre değerlendirmek gerekir? Doğacı metafizik dini inanç desek, Aleviler bunu kabul etmediği gibi, Materyalist olduğunu da reddediyorlar. Zaten her türlü tapınmacı inançsal yapı, Materyalizme terstir. İşte Aleviler çok önemli bu noktaları somutlaştırmadıkları sürece, bin yıldan bu zamana kadar yapıla geldiği gibi, iki arada bir derede kalmayı sürdürecekler. Ve bu anlayış hiç kimseye bir şey kazandırmaz, kandırmamıştır da.

Somut felsefi temele daynamadan hem inanrım hem de bilimden yanayım demek, aynı zamanda inancı beliszileştirdiği gibi, bilimi basitleştirip ikisini de bozmaktır. Bu anlayış tam da Kemalistlik gibi her şey iken hiçbir şey olmak demektir. Genel ifadelerle insan olmak, insanca ortak yaşamak, bilim, doğacı olgulara sahiplenmek, bazı İslam’i anlayışlarda dahil diğer çoğu inançlar aynı ifadeleri kullanıyor.

Örneğin Hıristiyanlık reformuna benzer şekilde, Aleviler doğacı veya doğaüstü inanç olduklarını belirledikten sonra seküler, laik, insanlık, bilim ve modernizmden yana olmalarına hiçbir insan itiraz etmeyecektir. Hıristiyanlık gibi çoğu tek ve çok tanrıcı inançlar, ileri ya da geri oturmuş bir felsefeyle kendilerini tanımlayıp, mevcut siyasi yapılardan meşru görülmelerini istemişlerdir. Aleviler bu noktada temel iki felsefeden hangisine dayandıklarını oturtmuş olsalar, düsürt siyasi yapılar gerçek anlamda Alevileri sahiplenecektir.  Alevilerin kendileri net olmadığı için, egemen yapılarda rahatlıkla Aleviler üzerinde her türlü oyunu sürdürebiliyor. Alevilik kendi felsefi, siyasi ve hukuk yapısını oluşturmadığı sürece, belirsizlik daha da derinleşecektir.

Çağımız insanı siyasi, maddi ve kariyer için her hileyi yapmakta en ufak utanç duymayan bir noktadayken, “İyi Ahlak Felsefesi Temennileriyle” canavar insanın frenleneceğini düşünmek zaman öldürmektir. Bu çağ insanını terbiye ve islah etmenin tek yolu doğru, gerçek maddi müeyyidelerle birlikte, demokratik siyasi ve askeri yapıya sahip olmakla mümküdür. Alevi Derneklerinin kendileri maddi müeyyideleri uygulayacak siyasal, askeri güçleri olmadığına göre, Alevileri neye göre ıslah etmeyi düşünüyorlar? Büyük insanlık hedefi olan bir düşünce ve inancın, dernekçilikle bu amacına ulaşacağını düşünmesi, eskiyi tekrar edeip pikolojik olarak geçiçi rahatlamaktır. Alevi Dernekçiliğine benzer tarihsel bir örnekse, Türkiye Sol Hareketlerinin 1970’li yıllardaki dernekleşmelerini gösterebiliriz.

Sol hareketler 1970’li yıllarda dernekleşirken, en az kırk parçaya bölünmüşlerdi. Kendilerini siyasal olarak yaşatacak askeri yapıyı oluşturamamaları, darbeyle birlikte dağılıp yok oldular. Şimdi Alevi Dernekleri de benzer tarihsel durumu yaşamakta olup, federasyon ve diğer bağımsız derneklerle birlikte, toplam 240 adeti bulması, her şeyden önce bilgi kirliliğidir. Nasıl bir anlayıştır ki, dünyaya örnek olduğunu ifade eden Alevi inancı, kendi içerisinde doğru düzgün birlik oluşturamıyor? Her Alevi samimi olarak tüm bu noktları sorgulamalıdır. Türkiye Solu ve Alevilerin dernekçiliğe biçtikleri önemin ne kadar gereksiz ve kendilerini oyalayıp zaman öldürücü olduğunu geçmiş örneklerden rahatlıkla anlaşılabilir.

Buna Kürdistan İşçi Partisi (PKK) pratiğini de örnek verebiliriz. 12 Eylül 1980 darbesini ve sonrasındaki her türlü faşist saldırıyı yaşayan PKK, en ufak dernek vb. oluşuma tenezül etmeden, öncelikle teorik siyasetini ve askeri yapısını oluşturup, kendini halkına, düşmana kanıtladıktan sonra çeşitli kültürel derneklerin önü açılmış oldu. PKK olmasydı bu kültür derneklerinin hiçbiri bir gün dahi yaşatılamazdı.

Alevilerdeki kafa karışıklığı ve siyasi netleşememenin en önemli nedeni, Türkiye’de okuyan okumayan çoğu insanın kravatlı, şalvarlı feodalizmi yaşatan toplum özelliğine sahip olmalarıdır. Bunlar bölgecilik, hemşehricilik, grupçuluk, akrabacılık, dindaşlık, aşiretçilik, adamcılık, kariyer, kıskançlık, lüks, özenti gibi Orta Çağ feodalist kültürün hâlâ etkin olmasıdır. Alevi Derneklerinde faaliyet yürütenlerin çoğunluğunda benzer özellikler çok belirgindir.

Alevilikte samimi, biraz bedel ödemeyi göze alan her dernek, önce Türkiye gerçekliğini net olarak analiz edip, siyasi, askeri ve maddi gücünü oluşturmak zorunda. Bu gerçekleştirilirse, Alevileri dost düşman herkes ciddiye alacak ve kalıcı kurumsallaşma daha erken gerçekleşecektir. Şimdiye kadar yapıladığı gibi ne İslamız ne değiliz ne içindeyiz ne dışında. Ya da tamamen dindışıyız ancak materyalistte değiliz gibi belirsizlik içerisinde dernekleşmeye umut bağlanması, devletin her türlü direktiflerini ya kabul etmektir veya savaşarak kazanılmalıdır. Bu iki seçeneğin dışında başka bir yol yok. Rejim partilerinin siyasetine güvenen Aleviler, baştan kaybettiklerini kabul etmeliler. Onun dışında rejime karşı olup kendi siyasi, askeri ve maddi gücünü oluşturmayan Alevilerse, kendi kendilerini dejarzdan başka bir anlama gelmeyen faaliyet içerisinde olduklarını kabul etmelidirler.

Cu, 14/08/2020 – 12:12 — Cemal Zöngür

Please follow and like us:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*