9. BÖLÜM: DEVLET ELİYLE ASİMİLASYONA HİZMET EDEN AKADEMİK VE KURUMSAL YÖNLENDİRMELER (Mehmet Yapıcı ( Devrimi )

(Arifane Canların Bildirisi Üzerine Açıklamalı Yorumum)
(Aleviliğin Bilim ve Kurumlar Üzerinden Dönüştürülmesi, Manipülasyonun Biçimleri ve Sonuçları)
9.1. Bilim Görünümlü Asimilasyon
Devlet, Aleviliği bastırmakta zorlandığı dönemlerde,
onu bilimsel, kültürel veya kurumsal görünüm altında dönüştürme yoluna gitmiştir.
Bu yeni yöntem, “yasaklamalar” dan daha tehlikelidir;
çünkü baskı değil, tanıma kisvesi altında yürütülür.
Son yıllarda devletin “Aleviliği tanıyoruz, destekliyoruz” söylemi,
aslında Aleviliği devlet ideolojisine uygun biçimde yeniden tanımlama sürecinin parçasıdır.
Bu süreçte iki ana kanal kullanılmıştır:
1. Asimilasyona hizmet eden akademik yönlendirme (üniversiteler, enstitüler, araştırmalar),
2. Kurumsal denetim (resmî başkanlıklar, yerel idareler, kültür projeleri).
Amaç, Aleviliği özünden koparmadan görünürde yaşatmak, özünde dönüştürmek olmuştur.
Bu, bir nevi “yumuşak asimilasyon” biçimidir.
9.2. Üniversitelerde Kurulan Enstitüler: Bilimin Siyasallaşması
Son 15 yılda birçok üniversitede “Alevilik-Bektaşilik Enstitüsü” ya da
“Alevi-Bektaşi Araştırma Merkezi” adıyla kurumlar açılmıştır.
İlk bakışta olumlu görünen bu adımlar, Alevi toplumu tarafından umutla karşılanmıştır.
Ancak kısa sürede görülmüştür ki, bu merkezlerde yürütülen çalışmaların çoğu, devlet destekli olup Alevilik öğretisini siyasal ve mezhepsel amaçlara göre biçimlendirmektedir.
Birçok enstitüde ders veren akademisyenlerin büyük bölümü,
Alevi ahlakını yaşamamış, bu yolun içinden gelmemiş kişilerdir.
Bu kişiler, Aleviliği bir “İslam alt yorumu” gibi anlatmakta;
pirlerin, ozanların ve halkın felsefi mirasını ilahiyat diliyle yeniden yazmaktadır.
Bu durum, bilimin tarafsızlık ilkesine aykırıdır.
Alevilik üzerine yapılacak bilimsel çalışmalar,
Alevi kimliği taşıyan araştırmacıların önderliğinde,
felsefe, sosyoloji, antropoloji ve tarih disiplinlerinin iş birliğiyle yürütülmelidir.
Fakat bugün üniversitelerdeki enstitüler, siyasal iktidarın ideolojik merkezlerine dönüşmüştür.
Alevi halkının bilgisi, bilim kisvesi altında denetim altına alınmaktadır.
Öyleki Akademik kurumlar, bilgi üretmek yerine devletin tanımladığı Aleviliği yaymaktadır.
Bu, kültürel tahribatın en tehlikeli biçimidir: “Bilim yoluyla asimilasyon.”
9.3. Yerel Yönetimler ve Kurumsal Denetim Mekanizmaları
Devlet, doğrudan kontrolün tepki çektiği durumlarda,
Alevi kurumlarını yerel yönetimler üzerinden yönlendirmektedir.
Bazı belediyeler, dernek ve vakıflara mali destek ( yönetici ve dedelere ücret baglanması gibi ) sağlayarak,
bu kurumların faaliyet ve söylem alanlarını daraltmaktadır.
Destek, görünüşte “yardım” olarak sunulur;
ama aslında bir bağlılık ilişkisi oluşturur.
Yardımı alan kurum, eleştiride bulunamaz;
eleştiremeyen kurum da özgür kimliğini kaybeder.
Bu durum, Alevi toplumunda kurumsal bağımlılık yaratmaktadır.
Yolun felsefesi olan “rıza” ve “ortaklık” ilkesi,
yerini bürokratik denetim ve “merkeze sadakat” ilişkisine bırakır.
Açıkçası Alevi kurumlarının bir kısmı, artık halkın değil, devletin Aleviliğini temsil eder hâle gelmiştir.
Bu, “içerden asimilasyon”un en tehlikeli biçimidir.
9.4. “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı”: Resmî Alevilik Modeli
2022 yılında Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulan
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı,
devletin Aleviliği doğrudan merkezi denetime soktuğu yapıdır.
Başkanlık, cem evlerinin giderlerini karşılama, personel atama,
fiziksel düzenleme ve “ihtiyaçların tespiti” gibi görevlerle donatılmıştır.
Ancak bu mekanizma, inanç özgürlüğünü korumak yerine,
Alevi inancını resmî çerçeveye oturtmak için kullanılmaktadır.
Bu başkanlığın asıl işlevi,
Aleviliği “kültürel kimlik” düzeyine indirgemek,
“felsefi inanç topluluğu” olmaktan çıkarmaktır.
Yani Alevilik, bir felsefi inanç değil, folklorik unsur gibi sunulmaktadır.
Cem evleri bu yapının denetimine girdiğinde,
pirlik makamı da dolaylı biçimde devletin onayına bağlanmaktadır.
Bu da yola ve erkâna açık bir müdahaledir.
Sonuç nemi: “Resmî Alevilik” anlayışı, devletin çizdiği sınırlar içinde bir Alevilik modeli yaratmakta; bağımsız düşünce, hakikatçi yorum ve toplumsal eleştiri susturulmaktadır.
9.5. Alevi Simgelerinin Sansürlenmesi
Devletin yürüttüğü kültürel etkinliklerde,
Aleviliğe ait kadim semboller sistematik biçimde sansürlenmektedir.
Örneğin, Hünkâr Hacı Bektaş’ın kucağındaki Aslan ve Ceylan,
ya da Pir Sultan Abdal’ın elindeki Telli Can (Bağlama)
bazı resmî afiş ve broşürlerde özellikle çıkarılmaktadır.
Bu semboller, yalnız süsleme değil;
Alevi inancının doğa, insan, evren birliğini temsil eder.
Aslan Ve Ceylan barışın, Telli Can ise sözün ve bilincin sesidir.
Bu sembollerin sansürlenmesi,
Aleviliğin felsefi ve insancıl özünün silinmesidir.
Devlet, Alevi kültürünü görünür kılarken,
onu simgesiz, ruhsuz, içi boşaltılmış politik bir gösteriye dönüştürmektedir.
9.6. Devletin görevlendirdiği; Dedeler, Sanatçılar ve Yurt Dışı Görevlendirmeleri. İhanetin Baş Aktörleri…
Son yıllarda bazı Alevi dedeleri ve sanatçılar,
devlet tarafından “kültürel temsil” adıyla yurt dışına gönderilmektedir. Bu programlar, gri pasaportlularla “tanıtım etkinlikleri” olarak yürütülmektedir.
Amaç, Avrupa’daki Alevi diasporasının özgür, örgütlü ve eleştirel çizgisini yumuşatmaktır.
Devletin finanse ettiği bu geziler,
Alevi kimliğini “dini turizm” düzeyine indirgemekte,
hakikatçi söylemleri kontrollü biçimde etkisizleştirmektedir.
Benzer biçimde, Kerbela ve Umre gezileri de
Alevilerin İslami ritüellerle bütünleştirilmesini hedeflemektedir.
Bu yolculuklar, “inanç birliği” değil,
felsefi ayrışmanın silinmesi anlamına gelir.
Alevilik, Kerbela’ya ağlamakla değil, zulme direnenlerin bilincini yaşatmakla var olur.
Umre, Hakk’a değil, iktidarın ritüeline yöneliktir.
Bu tür geziler, Aleviliği kendi özünden kopararak,
“itaatkâr, dinsel, sessiz” bir kimlik yaratmayı hedeflemektedir.
9.7. Yol Bilgeliği ve Bilimsel Bağımsızlık
Aleviliğin akademik, kültürel ve kurumsal yönlendirmelerle dönüştürülmesi, yolun ruhuna yapılmış en sinsi müdahaledir.
Devlet, artık zora başvurmadan; kirli bilim, sanat ve kültür üzerinden Aleviliği şekillendirmektedir.
Hakikatçi Alevilik ise bu oyunu görür:
Çünkü hakikat ne akademinin kürsüsünde ne de devlet dairesindedir. Hakikat, canların yüreğinde, halkın rızalığında yaşar.
Alevi toplumu, bilgiyi ve sanatı yeniden özgürleştirmedikçe,
devletin çizdiği sınırların dışına çıkmadıkça, özgün kimliğini koruması mümkün değildir.
Bu nedenle yolun geleceği,
Hakikatçı pirlerin, araştırmacıların, sanatçıların ve halkın birlikte üreteceği özgür bilgiyle şekillenecektir.
Alevilik, tanımlanacak değil; yaşanacak bir hakikattir.
“Kirli Bilimi Yoluma Karıştırdılar”
Kirli bilimi yoluma karıştırdılar,
Sözümü kitabın ardına sardılar.
Cemimi kürsüye taşıyıp inçittiler,
Hakikat susmadı, gönülde kaldı.
Önüne gelen yazdı, zincir eyledi,
Dede’ye maaşla hüküm söyletti.
Pirlik makamını talan eyletti,
Ama yol dururmu, can direnir.
Afişte ceylan yok, aslan silinmiş,
Telli Can’ı susturup vaaz dinletmiş.
İkrar kaybolmuş, biçim verilmiş,
Cöldeki aşkın sesi hâlâ yalan,
Dede’yi yolladılar yalan diyara,
Sözünü tarttılar altın paraya.
Kerbela dediler, Umre karaya,
Yolun özü değil, biçimi kalmış.
Devrimî der; bilimi satma can,
Yolun öğretmeni vicdandır her an.
Denetimle gelen bilgi yalan,
Hakikat özgürse, yol parlar yine.
Aşk ile Mehmet Yapıcı ( Devrimi )
