7. BÖLÜM: ASİMİLASYON VE DEVLET POLİTİKALARI (Mehmet Yapıcı ( Devrimi )

7. BÖLÜM: ASİMİLASYON VE DEVLET POLİTİKALARI (Mehmet Yapıcı ( Devrimi )

(Arifane Canların Bildirisi Üzerine Açıklamalı Yorumum)
(Devletin Aleviler Üzerinde Oynadığı Oyunlar, Asimilasyon Yöntemleri ve Sonuçları)
7.1. Aleviliği Dönüştürme Stratejileri
Aleviler, yüzyıllardır bu topraklarda kendi kültürleri, dili, erkanı, felsefesi ve yaşam biçimiyle var olmuş kadim bir topluluktur.
”Osmanlı dönemi bir tarafta dursun.” Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana devlet, Alevileri “tanıma” adı altında asimile etme ve dönüştürme politikalarını sistemli biçimde uygulamaktadır.
Bu politikalar kimi zaman “hizmet” veya “eşit yurttaşlık” gibi masum kavramların arkasına gizlenmiş, kimi zaman da açık baskı, yasak ve zorbalıkla yürütülmüştür.
Devletin Aleviler üzerinde oynadığı bu oyunlar, birkaç temel hat üzerinden şekillenmiştir:
Eğitim ve kültür üzerinden ideolojik asimilasyon,
Hakikat mekânlarının kontrolü ve kimliksizleştirilmesi,
Alevi köylerinin inancsal yapısının değiştirilmesi,
Kültürel mirasın “restorasyon” bahanesiyle tahrif edilmesi,
Devletin kurduğu “Alevi kurumları” aracılığıyla içerden dönüşüm sağlama girişimi.
Bu yöntemlerin ortak amacı, Aleviliği kendi özünden koparmak, Hakikatçi ve özgürlükçü yapısını törpüleyerek, Şiia ve Sünni-İslami kalıplar içine hapsetmektir.
7.2. Eğitim Sistemi Üzerinden Asimilasyon
Alevilere yönelik asimilasyonun en etkili aracı eğitim sistemi olmuştur.
Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi, uzun yıllardır Alevi çocuklarına tek bir inanç sistemini dayatmakta; farklı inanç biçimlerine yer vermemektedir.
2007’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve 2022’de Anayasa Mahkemesi (AYM), bu uygulamaların inanç özgürlüğünü ihlal ettiğini belirtmiş olsa da, devlet bu kararları görmezden gelmiştir.
Din dersi müfredatı hâlâ tekçi ve mezhepçi bir anlayışla sürdürülmektedir.
Alevi çocuklar okullarda kendi kimliklerinden dolayı aşağılanmaya, farklı oldukları için susmaya zorlanmakta; bu da kültürel hafızanın zedelenmesine neden olmaktadır.
Son yıllarda MEB, Diyanet ve Gençlik ve Spor Bakanlığı iş birliğiyle başlatılan ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) projesi, bu asimilasyonun yeni biçimidir.
Proje adı “değerler eğitimi” olsa da özünde, okullara imam, vaiz ve din görevlilerinin sokulmasını meşrulaştıran bir sistemdir.
Böylece Alevi ve diger inaçlardaki çocukların seküler ve özgür bir eğitim alma hakkı fiilen ortadan kaldırılmıştır.
Sonuç olarak devletin, eğitim yoluyla yürüttüğü bu politikalar, Alevi ve diğer inançtaki kuşakların kendi yol dilini, kültürünü ve tarihini unutmasına neden olmuş; devlet eliyle kimlik erozyonu yaşanmıştır.
7.3. Alevi Köylerine Cami ve İmam Dayatması
Bir başka asimilasyon yöntemi, Alevi köylerine cami yapılması ve imam atanmasıdır.
Yüzyıllardır cem erkânıyla yaşayan köylerde devlet eliyle camiler inşa edilmekte, “hizmet” adı altında Diyanet kadrolu imamlar gönderilmektedir.
Bu uygulama, Aleviliği “İslam’ın ”olmadı şiia nın” başka bir yorumu” gibi göstermeye yönelik bilinçli bir politikadır.
Oysa Alevilik, İslam’ın mezhep içi değil; kendi felsefi kökü olan bağımsız bir yoldur.
Cami yapımıyla birlikte Alevi köylerinde cemler giderek seyrekleşmekte, çocuklar Diyanetin kuran dersleri öğretisiyle büyütülmektedir.
Bazı köylerde cem evlerinin yanına cami yapılarak, ibadethane ikiliği yaratılmakta ve halkın inancı üzerinde baskı kurulmaktadır.
İmamlar, dedelerin yerine geçmekte; yol öğretisiyle ilgisi olmayan hutbeler verilmekte, halkın zihin dünyası devletin kontrolüne alınmaktadır.
Bu asimilasyon politikasının sonucunda Alevi köylerinde cami dayatması, halkın kendi değerlerinden uzaklaşmasına, cem erkânının zayıflamasına ve kolektif bilincin çözülmesine yol açmıştır.
7.4. Kültürel Mekânların Kimliksizleştirilmesi
Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Kültür Bakanlığı aracılığıyla yürütülen “restorasyon projeleri”, Alevi inanç mekânlarının kültürel miras statüsü altında kimliksizleştirilmesine dönüşmüştür.
Örneğin Hacı Bektaş Veli Dergâhı, bugün resmî bir müze olarak yönetilmekte; içeriğinde Alevi inanç öğelerine değil, folklorik ögelere vurgu yapılmaktadır.
Cem mekânları “turistik ziyaret alanı” hâline getirilmiş, inançsal işlevi büyük ölçüde yok edilmiştir.
Pir Sultan Abdal, Nesimi, Hallacı Mansur, Melulî gibi Alevi önderlerinin öğretileri, devletin “tasavvuf kültürü” adı altında İslam mistisizmiyle harmanlanarak yeniden yorumlanmıştır.
Bu da Aleviliğin kendine özgü felsefi dilinin yok olmasına neden olmaktadır.
Restorasyon adı altında mekânlar onarılırken, anlamlar tahrip edilmektedir.
Sözde Devlet, kültürü korumak bahanesiyle Aleviliğin hafızasını silmekte, kutsal mekânları “müze” statüsüne indirgemektedir.
7.5. Kurumsal Asimilasyon: “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı”
2022’de Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulan “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı”, devletin Aleviliği merkezi denetime alma projesidir.
Bu kurum, cem evlerini “devletin desteklediği kültür merkezleri” hâline getirerek, Aleviliği bağımsız bir inanç ve felsefe olmaktan çıkarmayı hedeflemektedir.
Başkanlık, cem evlerinin bakım ve giderlerini karşılamak bahanesiyle bu mekânların denetim hakkını üzerine almıştır.
Böylece Alevi toplumunun öz yönetim hakkı elinden alınmış, devlet tarafından “meşru” kabul edilen bir Alevilik biçimi yaratılmıştır.
Bu uygulama, Osmanlı dönemindeki “ocakların denetimi” politikasının güncel bir versiyonudur.
Yani devlet, Aleviliği kontrol altına almak için artık silah yerine ödenek, baskı yerine bürokrasi kullanmaktadır.
Açıkçası Devletin bu yeni kurumsal modeli, Aleviliği “devletin tanıdığı” bir kültürel folklora dönüştürmekte; özgür, eleştirel ve hakikatçi yapısını yok etmektedir.
7.6. Asimilasyonun Toplumsal Sonuçları
Devletin bu çok yönlü politikalarının Alevi toplumu üzerinde derin sonuçları olmuştur, olmayada devam edecektir:
Kültürel yabancılaşma: Genç kuşaklar kendi yol dilini, sembollerini, erkânlarını tanımaz hâle gelmiştir.
Toplumsal çözülme: Pir’lik, Dede’lik ve ocak geleneği zayıflamış, rızalık sistemi yerine bireycilik yerleşmiştir.
İnançta ikilik: Bazı Aleviler (”Pir’i, Dede’si, Kurum Başkanları ve yönetiçiler”) İslami kalıplarla Aleviliği tanımlamaya başlamış, bu da kimlik karmaşasına neden olmuştur.
Sanatta yozlaşma: Alevi deyişleri ve semahları, kültürel gösteriye indirgenmiş, özündeki öğreticilik kaybolmuştur.
Yolun itibarsızlaştırılması: Devlet destekli “resmî Alevilik” anlayışı, halk içindeki hakikatçi Aleviliği gölgede bırakmıştır.
Tüm bu sonuçlar, Aleviliğin tarihsel özünü; doğayla barışık, paylaşımcı, rızalık temelli, özgür düşünceli karakterini zedelemektedir.
7.7. Hakikat Yolunun Direnişi
Arifane Canları’nın uyarısı nettir:
Devletin yürüttüğü bu politikalar, bir “tanıma” değil, dönüştürme operasyonudur.
Aleviliği toplumsal bir bilinç ve hakikat yolu olmaktan çıkarıp, devlet eliyle biçimlendirilmiş bir kültürel simgeye indirgeme çabasıdır.
Ancak Alevi yolu, asimilasyonla yok edilemeyecek kadar derin köklere sahiptir.
Bu yol, yüzyıllardır baskıya, yasaklara, katliamlara rağmen varlığını korumuş; her dönemde yeniden dirilmiştir.
Bugün de aynı diriliş, bilimin, bilincin, sevginin ve rızalığın ışığında sürmektedir.
Yol, ne devletin himayesiyle ne de bürokratik tanımlarla yaşar.
Yol, canların yüreğinde, ortak rızalıkta, Hakikat’in ışığında yaşar.
Ve hiçbir güç, bu ışığı söndüremez.
“Asimile Olmaz Yolumuz”
Yolumun üstüne gölge saldılar,
“Tanıyalım sizi” diye geldiler.
Cami kurup imamları koydular,
Gönlümde aşkı ışkı söndüremediler.
Okula din dersi, camiye ses,
Köye vaaz, gence “seriat” heves.
Muslumanız dediler, secde verdiler,
Hakikat bilinci yıkılmaz, göremediler.
Restore dediler, gönül yıktılar,
Dergahı müze, çerağı ampül,
Hünkar Veliyi “şair” yaptılar,
Ama kelamı hakikat bilemediler.
Devlet “yardım” dedi, el uzattı,
Kültür diye gönül bağı sattı.
Cemime karışıp dilimi yaktı,
Yolum rızalık dedim, duymadılar .
Devrimî der; bizde ikrar birdir,
Yol Hak’tır, haktan dönülmez.
Ser vermişiz, eğilip bükülmez,
Aşk ile yürüyen, Arifane biziz .
Aşk ile Mehmet Yapıcı ( Devrimi )