5. BÖLÜM: İKRAR, MÜŞKÜL VE DÜŞKÜNLÜK (Mehmet Yapıcı ( Devrimi )
(Arifane Canların Bildirisi Üzerine Açıklamalı Yorumum)

5.1. İkrar: Yolun Temeli, Bilincin Sözüdür
Hakikatçi Alevilikte “ikrar”, insanın Hakk’a, doğaya, topluma ve kendine verdiği bilinç sözüdür.
Bu söz, bir “yemin” ya da “iman” değildir; sorumluluk bilinciyle yaşama sözüdür.
Alevilikte yola girmek, yalnızca bir inanç beyanı değil, yaşamın her alanında doğruluk, adalet, sevgi ve rızalıkla davranmayı kabul etmektir.
İkrar, insanın kendi özünü tanıma kararıdır.
Pirler “İkrar bir defa verilir, bozulmaz” derken, kastettikleri; bu sözün dünyevi değil, varoluşsal bir bağ olduğudur.
Bir can, ikrar verdiğinde artık yalnız değildir; o, yolun halkasına dâhil olmuştur.
Bu halka, sevgiyle birbirine bağlanan, aynı hakikat bilincinde buluşan canların topluluğudur.
İkrar, Alevilikte “yola girmek” olarak da tanımlanır.
Bu yola giren kişi, artık “ben” değil “biz” bilinciyle yaşar.
Kendini toplumdan ayrı görmez; çünkü bilir ki, bireyin kemali, toplumun rızalığıyla mümkündür.
Bu nedenle Alevilikte “yola ikrarla girilir, rızalıkla yürünür” denir.
İkrar, bir teslimiyet değil; özgür iradenin hakikatle birleşmesidir.
Hiçbir can ikrara zorlanamaz; çünkü zorla verilen söz, hakikat sayılmaz.
İkrar, özgür aklın, vicdanın ve sevginin onayladığı bir bağdır.
5.2. İkrarın Felsefi Anlamı: Hakikatle Sözleşmek
İkrar, insanın kendi vicdanıyla yaptığı bir hakikat sözleşmesidir.
Bu sözleşmede şahıs değil, öz konuşur.
Yani insan, toplumun birliğine, doğanın yasasına, sevginin adaletine, emeğin yüceliğine söz verir.
Alevi öğretisinde “ikrar”, bireyin bilinçli dönüşümünü başlatır.
Bu dönüşüm, nefsin denetlenmesiyle olur; kişi, kendisini sınar, içindeki karanlığı görür. İkrarında Cana, gelme gelme, Dönme dönme, gelenin malı, dönenin canı, bu meydan er meydanı. ( Er: Kadın, Erkek eşitliğinin simgesidir. Ayrı, gayrı yoktur) diye telkinde bulunulur.
Bu, “ölmeden önce ölmek” öğretisinin ilk adımıdır.
İkrar veren can, artık her davranışında “Bu yolun edebine uygun mu?” diye düşünür.
Arifane Canları’nın vurguladığı gibi, yolun ana direği ikrardır.
İkrar bozulursa, yol da bozulur; çünkü ikrar, toplumsal güvenin temelidir.
Bir toplulukta kimse kimsenin arkasından konuşmuyorsa, kimse kimseyi kandırmıyorsa, orada ikrar vardır.
Ama yalan, kin, çıkar, hırs ve kibir baş gösterdiyse; orada ikrar çiğnenmiştir.
İkrar, yalnız bireysel değil, kolektif bir ahlaki sistemdir.
Bu nedenle Alevi toplumunda “ikrar vermeyen, yol kardeşi olamaz.”
Yol kardeşliği, yalnızca sevgi değil, sorumluluk paylaşımıdır.
5.3. Müşkül: Yolun Uyarısı, Vicdanın Sınavı
Alevilikte “müşkül”, bir canın ikrara uygun olmayan davranışı sonucu düştüğü vicdani sıkıntı hâlidir.
Müşkül, düşkünlükten önceki uyarıdır; kişinin yanlışını fark etmesi, ama hâlâ dönme şansı olmasıdır.
Müşküle düşen can, yolun rehberine, pirine ya da cem meydanına gelir ve durumu açıklanır.
Bu bir “yargı” değil, bir bilinç düzeltmesidir.
Toplum, o cana sırtını dönmez; bilakis el verir.
Ama önce o canın “hatasını görmesi” gerekir.
Çünkü Alevilikte kimseyi affetmek için değil, doğruyu göstermek için görgü yapılır.
Müşkülün çözülmesi, bireyin vicdanıyla yüzleşmesine bağlıdır.
Yolun amacı insanı dışlamak değil, iyileştirmektir.
Bu nedenle müşkül, bir cezalandırma değil, farkındalık sürecidir.
Pirler der ki:
“Yol, döveni de, döneni de bilir; ama dönen kendini bilirse müşkül kalkar.”
5.4. Düşkünlük: Yoldan Kopuşun Halidir
“Düşkünlük”, Alevilikte en ağır vicdani durumdur.
Bir can, yola verdiği ikrara aykırı davranmışsa, yalan söylemiş, rızalık bozmuş, emek sömürmüş( Hırsızlık ), cana kıymış ya da hak yemişse, ve benzeri toplum dışı davranışlarından vaz gecmez ise, düşkün sayılır.
Düşkünlük, toplumsal dışlama değil, ruhsal bir aynaya bakıştır.
Yol, düşkünü hor görmez; ama onu olduğu hâliyle kabul etmez.
Çünkü düşkünlük, ikrarın bozulması, yani hakikatten uzaklaşma demektir.
Arifane Canları’nın bildirisinde belirtildiği gibi, düşkünlüğün kaldırılması yalnızca yol erkânı ile mümkündür.
Yani düşkün, yine cem meydanına gelir; toplumun ve pirin huzurunda hatasını kabul eder, rızalık diler.
Bu sürece “dardan indirme” denir.
Bu erkan, yalnız bir tövbe değil, hakikate geri dönüş törenidir.
Düşkünlüğün kaldırılması, bireyin yeniden doğuşudur.
Ama bu, sadece sözle olmaz; canın eylemiyle, tutumuyla, emeğiyle kanıtlanmalıdır.
Alevilikte düşkünlük kalıcı değildir; çünkü yolun özü, affetmek değil, dönüştürmektir.
5.5. İkrarın Toplumsal Yönü: Rızalık Düzeni
İkrar, bireysel bir bağlılık sözü olmasının ötesinde, Alevi toplumunun etik düzeninin temelidir.
Her can, hem kendine hem topluma karşı sorumludur.
Bu sorumluluk “rızalık” kavramıyla tamamlanır.
Rızalık, herkesin birbirinden memnun olduğu bir toplumsal barış hâlidir.
Bir toplumda rızalık varsa, orada kin yoktur, öfke yoktur, çıkar yoktur.
O toplumda insanlar adaletle, sevgiyle yaşar.
İkrar bu düzenin çimentosudur; müşkül ve düşkünlük ise onu koruyan vicdani mekanizmalardır.
Alevi yolu bu dengeyle işler:
İkrar birliği kurar.
Müşkül uyarır.
Düşkünlük arındırır.
Böylece toplum, kendini sürekli olarak yeniler ve temizler. ”Not: Bazı canlarımız, bu durumu Hıristiyan geleneği olan, günah cıkartma rutieli ile karıştırmaktadır”…
Bu sistem, dışsal bir otoriteye ihtiyaç duymaz;
çünkü Alevilik, vicdanı hukukun önüne koyan bir yoldur.
5.6. Canlar Sonuç Olarak İkrar Bozulursa Yol Susar:
İkrar, Alevilikte “yolun dili”dir.
O bozulursa, kelam susar; cem karanlığa gömülür.
Bir toplum, ikrar bilincini kaybettiğinde, birlik dağılır, sevgi çözülür.
Bu yüzden her can, önce kendi ikrarına sahip çıkmalıdır.
Alevilik, dışarıdan denetlenen değil, içten denetlenen bir yoldur.
Bu denetimi sağlayan şey; korku değil, bilinçtir.
Yolun edebi, insanın vicdanıdır.
İkrarına sadık kalan, Hakk’a da sadıktır.
Arifane Canları’nın bildirisi bu gerçeği hatırlatır:
Bugün Alevi toplumunun yeniden dirilişi, ancak ikrar bilincinin canlandırılmasıyla mümkündür.
Çünkü yol, sözle değil, sözün ardındaki eylemle yaşar.
“İkrar Bir Defa Verilir”
İkrar verdim yola, dönmem geri,
Sözüm rızalıkla, gönlüm seri.
Hakk’ın terazisidir insan yeri,
Aşk ile pişeriz meydan içinde.
Müşkül düşen cana el uzatılır,
Pir gözüyle bakar, öz anlatılır.
Düşen değil, dönen diriltilir,
Hak yoluna dönen, can bilinir.
Düşkünlük dar değil, aynadır bize,
Yanlışı görürüz, döneriz öze.
Toplum rızalık verirse yüze,
Kırmadan, dökmeden, ışkla sarılır.
İkrar bir defadır, sözü bozulmaz,
Hakikat meydanı, yalanla yurunmez.
Rızalık kalesi, nefsle kinle yıkılmaz,
Bir olan canlara aşk olsun yine.
Devrimî der ki; yola sadık kal,
Edep erkan ile gönlüne var.
Sözünde dur can, dönme bi hal,
İkrarın cerasıdır cana yolun direği.
Aşk ile Mehmet Yapıcı ( Devrimi )
