43 YILDIR DEVAM EDEN ZORUNLU DİN DERSLERİ:
1982-1983 öğretim yılı başlangıç dönemine kadar, din dersi okullarda zaman zaman isteğe bağlı zaman zaman da seçmeli olarak okutuluyordu. 1980’in 12 Eylül’ünde resmi isimlendirmeleriyle “Bayrak Harekâtı” adıyla, emir komuta zincirine uyularak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in liderliğinde Türk Silahlı Kuvvetleri bir darbe gerçekleştirdi. Gerçekleştirilen bu darbeyle yönetime tümden el konuldu, yeni bir Anayasa yapıldı. Yapılan bu 1982 Anayasası ile (14. Madde), Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi, ilk ve orta öğretimde zorunlu hale getirilerek, 1982-1983 öğretim yılından itibaren “Din ve Ahlak Bilgisi” adı altında uygulamaya konuldu ve İlkokullarda 4 ve 5 sınıflar da, ortaokulların bütün sınıflarında “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” adıyla okutulmaya başlandı. O tarihten itibaren bu ders zorunlu olarak okutulmaktadır…
1982 Anayasası Madde 2. de Türkiye Cumhuriyeti, “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devlettir” diyor. Aynı zamanda Anayasanın 24’üncü maddesinin ilk fıkrasında ‘herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir’ diyerek inanç hürriyetini tanıyor. Aynı maddenin devamında (m.24/3) “kimse, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz” diyerek inanç özgürlüğünü kabul ediyor. Fakat Anayasasında inanç hürriyetini ve özgürlüğünü kabul eden bir devlet; toplumun bütün kesiminin çocuklarına zorunlu din dersi dayatması yapıyor. Zorunlu din dersiyle bir dinin, bir mezhebin kavram, kural ve ritüellerinin devlet eliyle çocuklara dayatılması başta çocuk hakları olmak üzere laiklik, eşitlik ve de Anayasa 24. Madde de yazan “herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir” ilkesine aykırı bir durumdur. Her şeyden önemlisi de ‘eğitimi’ bir asimilasyon aracı haline getirip bir başka inancın (öğretinin) çocuklarını ASİMİLE ederek dönüştürmek çocuk hakları ihlalidir. Zorunlu din dersleri bir asimilasyon aracıdır. Bu anlamıyla da asimilasyon gayri insanidir, insanlık onurunu yaralayan bir şeydir ve bir insanlık suçudur…
Demokratik ve laik bir ülkede (rejimde) zorunlu din dersi gibi bir ders olmaz! Çünkü laik eğitim; dinden emir almayan düşünce ve davranış biçimidir. Laik eğitim; dogmatik değil, akılcı ve bilimsel eğitimdir. Diğer bir önemli konu da laiklik yalnızca eğitim alanında geçerli bir ilke değildir. Her tür düşünce özgürlüğünü, tüm yönetim, hukuk ve kültür konularını da kapsar. Bu anlamıyla da laiklik ilkesi gereği toplum ve bireyler tam olarak özgürdürler yani inançları, inançsızlıkları, hangi dine ve inanca inanacakları ya da inanmayacakları yalnızca kendilerini bağlar. Bireyin ya da toplumun inanıp ya da inanmama meselesi devleti ve ikinci şahısları ilgilendirmez. Çünkü inanma ya da inanmama özgürlüğü tıpkı diğer hak ve özgürlükler gibi mutlaktır. Bu bağlamda bireylere, topluma ve de her şeyden önemlisi çocuklara yapılan her türlü dinsel, politik ve sosyal, kültürel baskı insan haklarına aykırıdır…
Sonuç olarak: Yaklaşık 2 yıldır büyük bir mutabakat (katılım) halinde işletilen çözüm (barış) süreci bir diğer adıyla Demokratik Türkiye–Demokratik toplum süreci kapsamında demokrasiye ve barışa katkı sunan yarınlarda ülkemizi huzura kavuşturacak çok değerli çalışmalar gerçekleştiriliyor. Ortaya konulan bu gayretler değerli olduğu kadar kıymetlidir. Bu bilinçle, “Alevi Kurumlarının” uzun yıllardan beri dile getirdiği Laik ve Demokratik Türkiye ve de Eşit Yurttaşlık talepleri içinde yer alan Zorunlu Din Dersleri’nin kaldırılması yönündeki talepleri de yürütülen çözüm (barış) süreci kapsamı içerisinde değerlendirilip, gündeme acil bir şekilde alınıp, sağlıklı bir çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bu konu sağlıklı bir çözüme kavuşturulmalıdır; çünkü geldiğimiz noktada “Alevi çocukları”, gördükleri bu dersten kaynaklı olarak büyük sıkıntılar yaşamaktadırlar.
Sevgiyle. Aşk ile.
Mehmet Kabadayı
#eşityurttaşlık
#çocuklar
