2 . BÖLÜM – TABİAT ANA ( Mehmet Yapıcı ( Devrimi )

2. 6. Cahil İnsanın Doğayı Çıkar Olarak Görme Yanılgısı
Cahil insan, doğayı yalnızca kendi çıkarları için kullanan, onu tüketilecek bir malzeme gibi gören insandır. Ormanları yalnızca kereste, suları yalnızca enerji, hayvanları yalnızca et ve deri, toprağı yalnızca maden kaynağı ve inşaat alanı olarak gören anlayış, tabiatın kutsallığını inkâr eder. Oysa Hakikatçi Alevilik öğretisi doğayı bir Ana; koruyup kollanması gereken, rızalıkla yaklaşılması gereken canlı bir bütün olarak görür.
Doğayı çıkar için kullanan insan, kısa vadeli kazançlar uğruna uzun vadeli felaketleri hazırlar. Bir orman yok edildiğinde sadece ağaçlar değil, binlerce kuş, böcek, bitki ve o ormana bağlı yaşam zinciri yok olur. Bu zincirin kırılması, sonunda insana da zarar verir.
Doğayı İncitmek, Kendini İncitmektir
Hakikatçi Alevilikte şu anlayış temel kuraldır: “Doğayı incitmek, hakikati incitmektir.” Çünkü insan tabiatın ürünüdür, doğadan bağımsız değildir. İnsan doğadan koparsa, kendi özünden de kopar.
Bir derenin kurutulması, yalnızca doğanın değil, insanın da susuz kalmasıdır. Bir hayvan türünün yok edilmesi, ekosistemin bozulması ve insanın geleceğinin tehlikeye girmesidir. Bir toprağın zehirlenmesi, yalnızca tarımın değil, insanın yaşamının zehirlenmesidir. Bu nedenle doğaya ihanet eden, aslında kendi geleceğine ihanet eder.
Cahil İnsan ve Hakikat Körlüğü
Cahil insan, doğanın verdiğini tükenmez sanır. Ormanları kestikçe yeniden büyüyeceğini, suları kirlettikçe temizleneceğini, hayvanları öldürdükçe yerine yenilerinin geleceğini zanneder. Oysa tabiatın dengesi sınırlıdır. Dengesi bozuldu mu, felaket kapıya dayanır.
Bu nedenle Hakikatçi Alevilik, cahil insanı uyarır:
“Doğa senin malın değildir, sen onun çocuğusun.”
“Onu sömürdüğünde kendini yok edersin.”
“Tabiat Ana’ya ihanet etme, çünkü o senin yaşam kaynağındır.”
Cahil insan doğayı yalnızca kaynak görürse, kendisini de kaynağından koparır. Bu kopuş, hakikat körlüğüne yol açar.
Öğüt: Doğayla Uyumlu Yaşamak
Hakikatçi Alevilikte doğaya verilecek en önemli öğüt şudur:
“Doğa sadece kaynak değildir, senin anandır. Onu tüketme, onunla yaşa. Onu sömürme, onunla uyum bul. Tabiat Ana’yı tanımayan insan, yaşamın hakikatini bilmez.”
Bu öğüt, yalnızca bir nasihat değil, bir yaşam felsefesidir. İnsan doğayla uyum içinde yaşadığında, hem kendi varlığını hem de hakikatin sürekliliğini korur.
Hakikat Yolcusuna Son Hatırlatma
Hakikat yolcusuna hatırlatılan gerçek şudur:
Doğa olmadan insan olmaz.
Doğayı hor gören, özünü hor görür.
Doğayı sömüren, hakikat yolundan çıkar.
Hakikatçi Alevilikte Tabiat Ana, yaşamın öğretmeni ve rehberidir. Onu tanımayan, yaşamın hakikatini de bilemez.
Tabiat Ana’nın Hakikat Yolundaki Yeri
Canlar; Hakikatçi Alevilikte Tabiat Ana, yalnızca üzerinde yaşadığımız çevre değil; bizzat hakikatin bir yüzüdür. O, yaşamın döngülerini taşıyan, doğuran, büyüten ve yeniden var eden kutsal bir varlıktır. İnsan, kendi özünü ancak Tabiat Ana’ya bakarak tanıyabilir. Çünkü doğa, hakikatin en büyük aynasıdır.
Modern ekoloji bilimi doğanın dengesini, çeşitliliğini ve hassas yapısını ortaya koyarken, Hakikatçi Alevilik aynı gerçeği yüzyıllardır dile getirir: Her can birbiriyle bağlıdır, zincirin bir halkası koparsa bütün düzen bozulur. Bu nedenle Alevilik, doğayı incitmemenin yalnızca ahlaki değil, varoluşsal bir gereklilik olduğunu söyler.
Tabiat Ana, insana üç temel ders verir:
Sabır: Bir ağacın büyümesi yıllar alır; hakikate varmak da sabır ister.
Denge: Doğadaki her unsur uyum içinde işler; insan da kendi yaşamında denge kurmalıdır.
Döngü: Doğa doğum, yaşam ve ölümü bir bütün olarak yaşar; bu döngüyü anlayan insan ölümü korku değil, dönüşüm olarak görür.
Bu dersler, hakikat yolcusunun olgunlaşmasının temel taşlarıdır.
Doğayı incitmeyen insan, hakikate daha yakındır. Çünkü doğayı incitmek, aslında kendi özünü incitmektir. Hakikatçi Alevilikte doğa Hakk’ın görünür yüzüdür. Tabiat Ana’yı tanımak, doğayla rızalık içinde yaşamak, insanı hakikate götüren en kestirme yoldur.
Tabiat Ana’yı tanımayan, hakikati tanıyamaz. Onu sadece kaynak gören, yaşamın özünü kaybeder. Ama onu ana olarak gören, sabırla, dengeyle ve döngünün bilgisiyle yaşarsa hakikatin kapısı ona açılır.
Hakikatçi Alevilik şu gerçeği öğretir: Doğa yalnızca yaşamın kaynağı değil, yaşamın kendisidir. Onu tanımak Hakk’ı tanımaktır.
Tabiat Ana’nın Sırrı
Tabiat anadır, canı besleyen,
Su ile, toprakla, nefes söyleyen.
Ateşin ışığı ile birliğe yürüyen,
Her unsur insana yol olur.
Su damlası arıtır, gönül pak olur,
Akışıyla canlar hakikati bulur.
Yağar gökten yağmur, akar dere,
İçinde sır vardır, yolcuya şifa olur.
Hava candır, nefesle ruhu taşır,
Her soluğu Hak’tan insana aşır.
Görünmezdir ama bağlar taşır,
Birleştirir canı, tutar ses olur.
Ateş yanar, ışıkla gönül dolar,
Cehalet perdesi onunla solar.
Çerağ uyandığında meydan açar,
Hakikat yolunda bilinç reber olur.
Toprak doğuran, bir’i bin eden,
Ekinle, lokmayla rızalık veren.
Düşen can onda dirilir yeniden,
Toprak Ana cana devran olur.
Ormanlar, dereler, kuşlar, çiçekler,
Hepsi birer can’dır, hepsi kardeştir.
İncitme ki doğa senden incinmesin,
Hakikat gönülle senle bir olur.
Bir böcek yok olsa zincir kırılır,
Bir tür tükenince denge bozulur.
Her canın işlevi vardır varlıkta,
Bozma uyumu, kal yolda, ne olur.
Sabırla öğüt verir ulu ağaçlar,
Kök salar toprağa, dalları açar.
Hakikate varmak zamanla naçar,
Çabuk isteyenin yolu düş olur.
Dengeyi öğretir yaşam bize,
Ne eksik, ne fazla, sır bu denizde.
Özde sevgi olmazsa vay bize,
Doğa incinirse dünya nice olur.
Döngüyü öğretir yaprakla çiçek,
Düşer toprağa yeniden gelecek.
Ölüm son değil, devri daim ançak,
Bu bilgiyi bilmeyen cahil olur.
Cahil talan eder, doğayı horlar,
Ormanı keser de ocaklar söner.
Sanırki devran hep böyle gecer
İncinen aslında kendi özü olur.
Devrimi can, Tabiat Ana’yı tanı,
Onunla bul gönül, onunla canı.
Hakikate erdirmek ister isen insanı,
Doğa ile barışık yaşamla olur.
Aşk ile Mehmet Yapıcı ( Devrimi )
