1937-1938 DERSİM KATLİAMI (Mehmet Kabadayı)

1937-1938 DERSİM KATLİAMI (Mehmet Kabadayı)

“Tarihe bir tekerrür zinciri olarak değil, ancak; geçmişi öğrenmek, geçmişten ders çıkartarak, geleceğe bakmak ve geçmişte yapılan yanlışları tekrarlamamak için yaklaşılırsa sağlıklı sonuçlara varılabilir. Zira bugün dünden gizlidir, dün bilinmeden bugün anlaşılamaz.”

 -DERVİŞ-

1920’lerin ikinci yarısından sonra Dersim’e yönelik pek çok rapor hazırlanmıştır. Özellikle Hamdi Bey’in 2 Şubat 1926 tarihli raporu, “Dersim gittikçe Kürtleşiyor, mefkûreleşiyor tehlike büyüyor. Dersim, Cumhuriyet için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kati bir ameliye ihtimalatı-elimeyi önlemek, selameti memleket namına farzı ayindir” tespitiyle başlıyor. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın İçişleri Bakanlığı ve Başbakanlığa (1930) sunduğu Rapor’da da “Islahat”ın belirli bir takvime göre aşama, aşama yapılmasını öneriyor. Ve “İlk safhada ana yolların yapılması, silahların toplanması, reislerin, bey ve ağaların, seyitlerin bir daha gelmemek üzere Batı Anadolu’ya nakli. Reisler alındıktan sonra, halkın ve en azgın olanların Dersim’den çok uzak olan ovalara sevki ve öz Türk köyleri içerisinde dağıtılmalı” diyor.  İçişleri Bakanı Şükrü Kaya da, 1931 Tarihli Rapor’unda Dersim’e acil bir şekilde askeri harekât önermektedir. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın Rapor’unda, planlanan askeri harekâtın safhaları (aşamaları) şöyledir: “Birinci sene-aşama (1932–1933): Silah toplamak. 1- Askeri harekât başlamadan tüm silahlar toplanmalıdır. 2- Reisleri bir daha Dersim’e dönmeyecek ve kaçamayacak bir şekilde Batı vilayetlerine sürgün edilmelidir. (Rapor’da “Reislerin Batı’ya sürgün edilme işi, harekâtın bitimine kadar gizli tutulmalıdır”, bu çok önemlidir deniliyor.) 3- Kuzey Dersim halkı da Batı’ya göç ettirilmelidir.”

Başbakan İsmet İnönü de 1935 tarihinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e bir Rapor sunar.  Başbakan İsmet İnönü’nün raporu doğu ve güneydoğu illerini kapsamaktadır. Konumuz Dersim olduğu için Rapor’daki Dersim bölümü kısaca aktarıyorum. İ. İnönü bu Rapor’unda “Dersim Islahı” için program, hazırlık, silah toplanması ve aşiretlerin sürgünü olmak üzere dört aşamalı bir plandan bahseder. İnönü’nün hazırlattığı 1935’teki raporda özetle şöyledir: “Dersim Kürtlerine karşı vaktiyle set olan Türk köyleri dağılıp zayıflayarak ve Ermeniler kâmilen (tamamen) kalkarak Dersimlilerin istilasına karşı meydan tamamen boş kalmıştır. Erzincan yanındaki boş köyler, Dersim’in semiz ve mütehakkim halkı ile süratle dolmaktadır. Erzincan beyleri arazilerinde işlemek için Dersimlileri (maraba) adıyla kullanmaktadırlar. Bu beylerin bir nevi Dersimli himayesine sığınmasıdır. Bu köyler ve marabalar Dersim çapulcu kollarının içeri yayılması için menzil ve yatak rolü yapmaktadır. Az zamanda Erzincan’ın Kürt merkezi olması ile asıl korkunç Kürdistan’ın meydana gelmesinden ciddi olarak kaygılanmak yerindedir. Dersim vilayetinin yeniden teşkiliyle askeri bir idare kurulması ve ıslahın bir programa bağlanması lazımdır.”  Bu raporlarda da anlaşıldığı gibi öyle birilerinin dediği ve iddia ettiği gibi Dersim’de bir isyan olmamıştır. Dersim’in üzerine gidilmesi çok öncelerden planlanmıştır.

Tekçi akıl, 1924 yılından başlayarak tek ulus yaratmak ve toplumu değiştirip dönüştürmek için tüm olanaklarını kullanırken, “çıbanbaşı” olarak gördüğü Dersim’e “neşter” vurmayı planlar ve bir yandan da bölgeye ve Dersim’e yönelik raporlar hazırlatırlar. Yukarıdaki Rapor örneklerinde görüldüğü gibi Dersim üzerine yapılacak harekâtlar 1937’den çok önceleri planlanmış ve ancak 1937 yılında devreye konulmuştur.  4 Haziran 1934 tarihinde Türkiye’yi üç bölgeye ayıran 2510 Sayılı İskân Kanun,  25 Aralık 1935 tarihinde de bir nevi sıkıyönetim kanunu olan 2884 Sayılı Tunceli İlinin İdaresi Hakkındaki Kanun çıkarılır. Kürtçe Gümüş Kapı anlamındaki Dersim adı Tunceli (‘Tunç- Eli’) olarak değiştirilir ve 04 Ocak 1936 tarihinde Dersim Vilayeti’nin adı Tunceli Vilayeti olur.

Birer program halinde devreye sokulan askeri harekâtın planları dâhilinde, 6 Haziran 1936 tarihinde tarihî Dersim Bölgesini (Tunceli, Elazığ ve Bingöl) kapsayan ve merkezi Elazığ’da bulunan Dördüncü Umumi Müfettişlik kurulur. (Çok partili rejime geçişin ardından, 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti (DP) döneminde Umum Müfettişlikler lağvedilir! DP Diyarbakır Milletvekili Faik Bucak, Umum Müfettişlikler için; “bu memleketin tarihinde kara bir lekedir ve siyasi tarihimizde iğrenç ve korkunç kanlı sahifeler ilave etmekten başka bir vazife görmemiştir” der.) Umumi Müfettişliğin kapsadığı bölgelere olağanüstü yetkilerle donatılan General Abdullah Alpdoğan Genel Vali olarak atanır. Dersim’in kimi yerleşimlerine, Karaoğlan, Sin, Haydaran ve Pah gibi stratejik merkezler bucak yapılır. Bu bucaklarda karakol (kışla) yapımına, yol yapımına ve de okul yapımına başlanır. Bütün bunlara paralel olarak Elazığ’da da bir İstiklal Mahkemesi kurulur. Genel Vali General Abdullah Alpdoğan, 1936 yılı ortalarında Dersim’de silah toplamakla işe koyulur, adli kayıtlara geçen 3.700 kişiden silahlarını teslim etmeleri istenir, bunlardan 2.000’i silahlarını teslim eder ancak Genel Vali Alpdoğan bütün bunlarla da yetinmez. Dersim halkı üzerinde baskı üzerine baskı uygular.

Reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk 1 Kasım 1936 tarihinde TBMM’nin açılış konuşmasında Derim için şunları söyler: “Dâhili işlerimizden en mühim bir safha varsa o da Dersim meselesidir. Dâhilde bulunan işbu yarayı, bu korkunç çıbanı, ortadan temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararların alınması için hükümete tam ve geniş salâhiyetler verilmelidir.” Evet, Dersim katliamında Reisicumhur M. Kemal Atatürk’ün haberi yoktu, hastaydı diyenler bu satırları tekrar tekrar iyi okumalılar. Reisicumhur M. Kemal Atatürk’ün 1 Kasım 1936 tarihinde TBMM’nin açılış konuşmasında söylediklerinden de anlaşıldığı üzere ta başından planlanarak, hazırlıklar yapılarak ve zemin hazırlanarak 04 Mayıs 1937 tarihine gelinmiş olunur.

Reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk, 04 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulunu toplar. 25 Aralık 1935 tarih ve 2884 sayılı Tunceli Kanunu çerçevesinde 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Dersim üzerine harekât başlatma kararı alır!  04 Mayıs 1937 tarihli bu karar; Dersim’de tenkil, tedip ve tehcire olanak vermek ve Dersim üzerine askeri harekât düzenlemek için çıkarılır.  4 Mayıs 1937 tarihli Gayet Gizlidir başlıklı bu karar da şu satırlar yer alıyor: “Son günlerde Tunceli’de vukua gelen hadiselere dair raporlar, 4.5.1937 tarihinde Atatürk’ün ve Mareşal’in huzurları ile tedkik ve mütalaa (inceleme ve değerlendirme) edilerek aşağıdaki sonuca varılmıştır.”(…) “Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe, isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kâmilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.” Ek olarak; “Not: Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lazımdır” deniliyor.

Reisicumhur M. Kemal Atatürk, bu kararın devamında en iyi eğitimli ve donanımlı Muhafız Alayı’nın usta erlerini ve subaylarını Elazığ’a gönderir. Dersim’in çevresi binlerce asker tarafından kuşatılır ve Dersim’e giriş ve çıkışlar yasaklanır. 1937 yılının Mayıs ayından itibaren Dersim üzerine karadan ve havadan yoğun bir şekilde saldırı başlatılır. Devletin orantısız gücü karşısında Dersim halkı çok kayıp verir. Seyid Rıza, ‘barış görüşmeleri’ için Erzincan’a giderken 10 Eylül 1937 tarihinde Muti Köprüsünde ‘tuzağa düşürülerek’ askerler tarafından yakalanır ve Elazığ’a götürülür. Elazığ’da kurulan sözde bir mahkeme ile (İhsan Sabri Çağlayangil’in hatıratında anlattıklarına göre bir Pazar günü 75 yaşın üzerinde olan Seyid Rıza’nın yaşı küçültülür, henüz 18 yaşında olmayan oğlu Resik Hüseyin’in yaşı da büyütülür.) tercümana gerek görmeden, yargılananların anlamadığı dil ile karar verilip Seyid Rıza, oğlu ve 5 yol arkadaşı 15 Kasım 1937 tarihinde idam edilirler. Ordu, idamlar sonrasında 1937 kışında geri çekilir. Ancak 1938 baharında tekrar saldırıya geçer ve saldırı tüm şiddetiyle devam eder…

Dönemin hükümetinin son derece yetkilerle donattığı General Abdullah Alpdoğan, 1938 yılında devletle işbirliği içinde olan Dersim aşiretlerini de tenkil ve tehcire tabi tutar. Tehcir edileceksiniz diye köylerinden toplananlara toplu katliam uygular. Mağaralara sığınan yaşlılar, kadınlar ve çocuklar zehirli gaz ile katledilir. Yüzlerce Dersim’li kız çocuğu batı illerine götürülür. “Neticeyi söylüyorum. Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da böylece bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti…” Bu sözler, İhsan Sabri Çağlayangil’in sözleridir! Çağlayangil, bütün bunları 1986 yılında Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı röportajda dile getirmiştir.  İ. Sabri Çağlayangil, o dönemin devlet görevlisi ve emniyet amiri olarak Dersim katliamına ve Seyid Rıza ve de yoldaşlarının idamına tanıklık biridir. Çağlayangil, sonraki dönemler de Milletvekilliği, Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı da dâhil önemli görevler üstlenmiş biridir. Çağlayangil’in yukarıdaki sözleri, 1948 yılında Birleşmiş Milletlerin ortaya koyduğu soykırım tanımıyla eksiksiz bir şekilde uyuşmaktadır. Dönemin (1937-1938) devlet yöneticileri kendilerine göre uydurdukları akıl almaz gerekçelerle ve Dersimlileri suçlu göstererek Dersim’de insanlık suçu işlemişlerdir.

Sözlü anlatımlarda 1937-1938’de Dersim’de 40 bin ile 50 bin arası insanın katledildiği söylenir. Dördüncü Umum Müfettişlik Gizli Raporuna göre; Dersim’de 13 bin 806 kişinin sivilin öldürüldüğü yazmaktadır. 6 Ağustos 1938 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla da, 32 İl’e toplam 2907 aile, 14441 kişi (can) sürgün edilmiş! Köklerinden koparılarak sürgün edilen bu 14441 kişi (can), “bir köye, bir hane” denk düşecek şekilde dağıtılıp, zorunlu ikamet ettirilmiş. Uygulanan bu sürgün yöntemiyle aileler birbirinden koparılmış. Böylece Dersimli ailelerin kendi tarihlerini, dillerini, kültür ve inançlarını kısaca tüm değerlerini unutmaları sağlanarak asimilasyona uğramaları hedeflenmiştir. Bütün bunlar inkâr edilemez bir gerçektir! Bütün bunları görmezden gelmek ve yok saymak bir insanlık suçudur…

Sonuç olarak. Günümüzde “Barış”ın bir anlamıyla da “Demokratik Türkiye = Demokratik Toplum” inşasının konuşulduğu ve çözüm yollarının arandığı bu süreçte geçmişle yüzleşmek gerekiyor. Geçmişle yüzleşmenin yaşanabilmesi için de güçlü bir siyasi iradenin ortaya konulup TBMM bünyesinde öncelikle Dersim katliamı ve Cumhuriyet’in birinci yüz yılında işlenmiş “faili meçhul cinayetler”de dahil tüm katliamların ve cinayetlerin araştırılıp ve ‘onarıcı adalet çözümlerinin’ üzerinde durulması için bir “Hakikat Komisyonu”nun kurulması kaçınılmaz bir gerçekliktir. Kurulan “Hakikat Komisyonu” çalışmalarını tamamladıktan sonra Dersim katliamı ve diğer (Zilan, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi vb.) katliam ve sürgünlere ilişkin devlet arşivlerinin kamuoyuna açılması, 15 Kasım 1937 tarihinde idam edilen Seyid Rıza ve Dersim ileri gelenlerinin mezar yerlerinin açıklanması ve o dönem asker ailelerine evlatlık ya da ev işlerine yardımcı olarak verilen ve kamuoyunda “Dersimin Kayıp Kızları” olarak bilinen kız çocuklarının akıbetinin açıklanarak yakınları ile buluşturulması sağlanmalıdır. Sevgiyle. Aşk ile.

EKLER:

Cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk, 12 Haziran 1937 tarihinde Trabzon’da kendisine tahsis edilen köşkte (Trabzon Atatürk Köşkü), harita üzerinde Dersim’e yönelik olarak yapılması kararlaştırılan askeri harekâtın planlarını da yapmış! Haritanın üzerinde Dersim Katliamı esnasındaki askeri taktikler Atatürk tarafından kurşun kalemle bizzat çizilmiş. Elazığ ve Erzincan’ın da kurşun kalemle işaretlendiği haritada, Tunceli’deki işaretleme ve çizimlerin yoğunlukta olduğu görülüyor. Haritanın altında yer alan tabelada da, Büyük Harflerle “DERSİM (TUNCELİ) DE ZUHUR EDEN İSYANDA ASKERİ DURUMU GÖSTEREN TAKTİK İŞARETLER BİZZAT ATATÜRK TARAFINDAN ÇİZİLMİŞTİR” yazmaktadır. Bütün gerçekler apaçık ortadayken, bir kesim o tarihten bu güne kadar Reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk’ü, bir kesim İsmet İnönü’yü, bir kesim de Celal Bayar’ı bu katliamda dâhili yok diyerek toplumu manipüle etmeye çalıştı. Dönem tek parti dönemidir, M. Kemal Atatürk bir partinin (CHP) genel başkanıdır. Aynı zamanda devlet başkanıdır yani Reisicumhurdur. İsmet İnönü 1937’nin, Celal Bayar ise 1938’in başbakanlarıdır! Bütün bu olup bitenden Reisicumhur’un ve her iki döneminin Başbakanlarının dâhilleri ve sorumlulukları olmadığını söylemek ve savunmak toplumu manipüle etmek değil de nedir?

 

Sey Rıza Elazığ’da (1937) mahkemeye götürülürken. (Hasan Saltık-Kalan Müzik Arşivi) Nuri Dersimi, Sey Rıza için şunları söylüyor: “Seyid Rıza, yüksek ruhlu bir insandı. Kibir ve büyüklük gösterilerinden nefret ederdi, aşiret üyeleri gibi giyinir ve onlardan farklı hiçbir işaret taşımazdı.” Tuzağa düşürülüp (5 Eylül 1937) tutuklanan Seyid Rıza’yla beraber 58 Dersim ileri geleni Elazığ’da kurulan İstiklal Mahkemesi’ne çıkarılırlar. Özel bir yasa ile Elazığ’da kurulan düzmece mahkeme de adaletsiz ve usulsüz uygulamalar yapılır ve de sanıklara savunma hakkı dahi verilmez…

 

Sey Rıza ve yoldaşları, 22 Ekim 1937 tarihinde, Elazığ’da kurulan olağandışı (düzmece) mahkeme salonundalar. (Hasan Saltık-Kalan Müzik Arşivi) Üçüncü sırada ayakta duran Ak Sakallı Kişi Seyid Rıza! Dersim ileri gelenleri, bu düzmece mahkemede idam, müebbet hapis ve çeşitli hapis cezalarına çarptırılırlar. Seyid Rıza’yla birlikte toplamda 11 Dersim ileri geleni idam cezasına çarptırılır. Bunlardan 4 kişinin yaşlarının büyüklüğünden dolayı verilen idam cezaları 30’ar yıl ağır hapis cezasına çevrilir. Bunların dışında yine 33 kişi ağır hapis cezalarına çarptırılır (bu 37 kişiden hiçbiri cezaevinden sağ çıkamamıştır), 14 kişi ise beraat etmiştir.

 

Seyid Rıza ve yoldaşları düzmece bir mahkeme kararıyla idam cezasına çarptırıldılar. Seyid Rıza, Oğlu ve Yoldaşları İdam edilmeye götürülürken… (Hasan Saltık Arşivi) Seyid Rıza, Oğlu ve Yoldaşları 15 Kasım 1937 tarihinde Elaziz Buğday Meydanı’nda şafak vakti kanunsuz bir şekilde idam edilirler. Elazığ Buğday meydanında idam edilen Seyid Rıza, Resik Hüseyin (Seyid Rıza’nın oğlu), Seyid Hüseyin (Kureyşan aşireti reisi), Fındık Ağa (Yusufanlı Kamer Ağa’nın oğlu), Hasan Ağa (Demananlı Cebrail Ağa’nın oğlu), Ali Ağa (Mirza Ali’nin oğlu) ve Hasan (Kuyreyşanlı Ulkiye’nin oğlu) hepsini sevgi ve saygıyla anıyorum. Devirleri daim olsun. Mekânları gönüllerimizdedir.

 

Reisicumhur M. Kemal Atatürk, Başbakanlık görevini yeni devralan Celâl Bayar, Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya ve Atatürk’ün manevi kızı, Pilot Sabiha Gökçen ile birlikte 17 Kasım 1937 tarihinde Singeç Köprüsü’nün açılışını yaparken. (Kaynak: Singeç Köprüsü – Vikipedi) Singeç Köprüsü, Tunceli’nin (Dersim’in) Pertek ilçesinde bulunuyor. Pertek ile Hozat’ı birbirine bağlıyor!

 

İhsan Sabri Çağlayangil’in söylemiyle Dersim halkı mağaralara sığınmıştı! Bu fotoğrafta da görüldüğü üzere içeriye ateş etmek ve gaz atmak suretiyle insanlar katledilmiş. (Hasan Saltık-Kalan Müzik Arşivi)  Reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar ve Abdullah Alpdoğan dörtlüsünün yönetiminde on binlerce can’a mezar olan Dersim’de açık bir kitle kırımı yapılır. Birleşmiş Milletler Soykırım Konvansiyonu İkinci Maddesi’ndeki tanımlamalara göre Dersim’de yapılanlar bir soykırımdır yani bir insanlık suçudur…

 

Atatürk, Şükrü Kaya, Sabiha Gökçen ve Salih Bozok Dersim’de incelemelerde bulunuyor! (Resim Kaynak: Nevzat Onaran) Cumhurreisi Atatürk’ün görevlendirmesiyle; Dersim 1938 katliam harekâtını, Başbakan Celâl Bayar, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Fevzi Çakmak birlikte hazırlar. Harekâtın sahadaki icrasını da 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Kâzım Orbay ile Tunçeli Valisi ve Komutanı ve 4. Umumi Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğan yapar. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya o dönem yaptığı bir konuşmada; “Efendiler, memleketin halkı, Teşkilâtı Esasiye Kanunu mucibince Türk’tür ve hepsinin Türk olması ve Türkçe konuşmaları, kendi menfaatleri iktizasıdandır (gereğidir)” ve “vaten insanlık tarihi Türklerle başlamıştır, Türk olmasaydı belki tarih de olmazdı” (…) “Atatürk’ün vaz’ettiği prensipler Türk’tür” ve “Ana dili Türkçe’den başka dil konuşan Türkler’in harsî ve içtimaî sahada diğer Türk kardeşlerinin mevkiine gelmeleri için esaslı bir program altında çalışılması takarrür etmiştir” diyor. İşte bu zihniyetin aklıyla Dersim’de on binlerce insan (can) kadın ve çocuk demeden canice katledildi ve ülkenin dört bir yanına sürgün edildi…

 

Dersim’de Ordunun Yakıcı ve Boğucu Kaz Kullandığını Gösteren Belge! Bu Belge: Yönetmenliğini Nezahat Gündoğan, yapımcılığını ise Kazım Gündoğan’ın yaptığı İki Tutam Saç, Dersim’in Kayıp Kızları Belgeseli’nin devamı olan “Hay Way Zaman” adlı belgesel için yapılan arşiv çalışması sonucu ulaşılan ve ilk kez açığa çıkarılan (Telgraf) Belge’dir… Dersim Katliamı döneminde Malatya Emniyet Müdürü olan İhsan Sabri Çağlayangil’in, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla yaptığı röportajda söylediklerini teyit ediyor. Bu belge Çağlayangil’in “Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi” sözlerini (itiraflarını) desteklemektedir. Bu belgeyle Dersim Katliam’ında yakıcı ve boğucu gaz bombaları kullanıldığına dair ilk somut kanıtlar ortaya çıkmış oldu.  Bu Telgraf şöyle başlıyor; “C:27.3.937 gün ve 263 sayılı yüksek buyruklarına.

1- “Tayyare Bölüğü bugün Elaziz’e geldi. Çanakkale’den tertibi-ne emir buyrulmuş olan jandarmaların Balıkesir’den bindikleri trenin dün hareket ettiği haberi de alındı. Her sıkıntılı zamanlarda vazifelerimizi kolaylaştırıcı ve bizleri kuvvetlendirici yüksek eli, yardımı yetiştirmekle minnetimizi artıran Hükümetimizin kudretli başı aziz büyüğümüze arzı şükran müsaraat ederim.”

2- “Tayyare Alay Kumandanı’ndan yangın ve Milli Müdafaa’dan yakıcı ve boğucu gaz bombaları istedim.”(…)

 

    Katliam sonrası Uşak’ta mecburi iskâna tabi tutulan Dersimliler! (Hasan Saltık-Kalan Müzik Arşivi) 6 Ağustos 1938 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla, 32 İl’e toplam 2907 aile, 14441 insan (Can), bir tür ceza şekli olarak topraklarından kopartılıp sürgün edilmiş. Dersim’in sürgün çocuğu olan ünlü şair Cemal Süreyya, “Ben bir yük vagonunda açtım gözlerimi. Bizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar,” diye bahsediyor sürgün hayatından… Sürgün hüzünlü bir öykünün ve dönüşü giderek imkânsız olacak bir yaşamın ilk adımıdır. Şöyle ki, artık kendinize yeni bir yurt edinmek zorundasınız. Sürgün geldiğiniz yerin kültürüne ve etnik yapısına uyum sağlamak durumundasınız. Bu uyum kaçınılmaz olarak asimilasyonu ve özümlemeyi beraberinde getirir. Dahası sürgün, kendi kimliğine yabancılaşmış bir neslin doğmasını kaçınılmaz kılar…

 

    Muhsin Batur Paşa’nın Subaylara ve bizlere Atatürk imzalı dağıttılar dediği madalya! Dersim harekâtına katılan askerlere verilen madalyanın ön ve arka yüzü!  Muhsin Batur Paşa anılarında, genç bir havacı subay olarak Dersim’deki ‘özel görevi’nden şöyle söz eder: “Günlerden bir gün alayımıza emir geldi… Tren yolu ile Elazığ’a intikal edilecek, bir süre orada eğitim gördükten sonra o zamanlar Dersim denilen bölgeye gideceğiz. Tren yolculuğumuz 40 kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti. Elazığ’ın biraz uzağında, Harput’un eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik ve iki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. Okuyucularımdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum. Alay’a verilen özel görev, Elazığ bölgesinde büyük bir manevra ve resmigeçit ile bitti… Subaylara ve bizlere Atatürk imzalı birer madalya dağıttılar.”(…) Muhsin Batur’un “özür dilerim yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum” demesi Dersim 1937–1938 katliamının ne kadar zalim ve acımazsız bir şekilde yapıldığının açık bir kanıtıdır.

 

      Sabiha Gökçen’in bir gazete de yayınlanmış röportajı! Sabiha Gökçen, dönemin Tan gazetesinden Ahmet Emin Yalman’a verdiği röportajda çarpıcı itiraflarda bulunuyor. Gökçen, Dersim harekât günlerini şöyle anlatıyor: “Muhasama (çarpışma) meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiç acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor…” “Dersim’deki uçuşlarım daha heyecanlı olmuştur… İnsan evvela bombalarını atıyor, bunlar bittikten sonra canlı hedef görürse makineli tüfeğe (geçiyor) müracaat ediyor.”(…) İ. Sabri Çağlayangil’in tanıklığı, Sabiha Gökçen ve Muhsin Batur’un söyledikleri bile, tek başına Dersim 1937-38’in nasıl bir kıyım (soykırım) olduğu gerçeğinin altını çiziyor. Evet, tarihte hiç bir suç gizlenemez, hele bu suç insanlık suçuysa…

 

   

Dersim’li mazlum kadınlar ve çocuklar! (Hasan Saltık-Kalan Müzik Arşivi) Arkada sıra sıra askerler, önde mazlum kadınlar ve çocuklar. Hemen hemen bütün çocuklar yalınayak. Kadınlar üzerlerine çul-çaput gibi bir şeyler örtmüşler, bulabildikleri bir şeylerle yüzlerini örtmeye çalışıyorlar. Birleşmiş Milletler Soykırım Konvansiyonu 2. Maddesinde soykırım: “bir ulusu, bir etnik, ya da mezhepsel grubu tamamen ya da kısmen kasıtlı olarak tahrip etmek amacı ile” aşağıda sıralanan suçlardan her hangi birinin işlenmesini soykırım olarak değerlendirmektedir. a) Bir gruba mensup bireylerin katledilmesi. b) Grup üyeleri üzerinde bedensel ve ruhsal ciddi zararlara sebep olunması. c) Bir grubun yaşam kaynaklarının tamamen ya da kısmen kasıtlı olarak ortadan kaldırılması. d) Grup üyelerinin doğal üremelerinin kasıtlı olarak engellenmesi. e) Grup üyelerinin çocuklarının zorla ellerinden alınıp başka bir gruba verilmesi” eylemlerinden herhangi birinin işlenmesini soykırım olarak tanımlanmaktadır. Milletler Soykırım suçunun önlenmesine ve cezalandırılmasına ilişkin Sözleşme 2. Madde de soykırıma dair tanımlanan eylemlerin tümünün Dersim’de gerçekleştiği tüm açık kaynaklarda yazmakta. Ve İ. Sabri Çağlayangil’in, Dersim katliamına katılmış askerlerin ve de Dersim’li katliam mağduru tanıkların anlatımlarında açık bir şekilde yer almaktadır.

 

     Cumhurbaşkanı Sayın R. Tayyip Erdoğan, 2011 yılında Başbakanlığı döneminde AKP’nin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda, elinde belgelerle gerçekleri dile getirerek Dersim Katliamı hakkında konuşmuştu; Yaptığı bu konuşmada Jandarma Genel Komutanlığı’nın hazırladığı Dersim Rapor’unu da göstermişti. Ve “Dersim’de sayısı bilinmeyen binlerce insanın, kadın ve çocuğun katledildiğini, zorunlu göçe başvurulduğunu” söylemişti. Konuşmasının devamında da “Dersim yakın tarihimizdeki en acı en trajik olaylardan biridir.” “Dersim aydınlatılmayı bekleyen bir faciadır.” “Eğer devlet adına özür dilenecekse, böyle bir literatür varsa ben özür dilerim, diliyorum” demişti ve eklemişti “Dersim, CHP hükümetlerinin onlarca, yüzlerce faciasından en acısıdır, en kanlısıdır…” 2011 yılında yapılan bu konuşmanın ardından ülkemizde sıkıntılı süreçler yaşandı ve bu güne kadar da somut bir adım atılmadı. Umarım ve dilerim ki, “Barış”ın bir anlamıyla da “Demokratik Türkiye = Demokratik Toplum” inşasının konuşulduğu ve çözüm yollarının arandığı bu süreçte Başta Dersim katliamı olmak üzere tarihimiz içinde aydınlatılmayı bekleyen tüm olaylar konusunda somut adımlarlar atılarak gereği yapılır.

    Sevgiyle. Aşk ile.

 (Mehmet Kabadayı)

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

 

1- “Dersim” Jandarma Umum Kumandanlığı Yayını, Kaynak Yayınları, 3. Basım, Eylül 2000.

2- Cafer Solgun, Dersim… Dersim… Timaş Yayınları, 2010, İstanbul.

3- Cafer Demir, Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde Dersim, Umut Yayıncılık, 2014.

4- Şark Seyahati Raporu / 21 Ağustos 1935.

5-  www.navendalekolin.com – www.lekolin.org

6- https://www.bbc.com/turkce/haberler/2011/11/111123_dersim.

7- Vecihi Timuroğlu, Dersim Tarihi, Yurt Kitap-Yayın. 1991.

8- Reşat Hallı, Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar.

9- Berhem Dergisi, Yil 1988, Sayı: 3, Sayfa 23.

10- 1937 yılında yapılan Tunceli tenkil harekâtına dair Bakanlar Kurulu kararı, Milliyet, 2 Aralık 2009.

11- Marksist Tutum dergisi, no: 57, Aralık 2009.

12-  Hıdır Göktaş, Kürtler İsyan-Tenkil, Alan Yay.

13- Ali Kaya, Başlangıcından Günümüze Dersim Tarihi, Demos Yayınları, 2010.

14- Vecihi Timuroğlu, Dersim Tarihi, Yurt Kitap Yayın, 1991.

15- Ömer Şahin, Radikal Gazetesi- “İşte Gizli Dersim Arşivi” 11 Şubat 2012.

16- Ali Kaya, Ehl-i Haklar ve Dersim,2014, s. 261. (Kaynak: Başbakanlık Arşivi)

17- Reşat Hallı, Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar.

18– Mehmet Bayrak. Dersim-Koçgiri. ÖZ-GE Yayınları -39-Ankara 2010.

19- Soner Yalçın,  sonery@hurriyet.com.tr, Kılıçdaroğlu sordu Çağlayangil yanıtladı, Hürriyet Gazetesi, 22 Ağustos 2010.

20- Kaynak: https://yesilgazete.org/bekaroglundan-dersim-katliami-tanikligi.

21- Cafer Solgun, Dersim… Dersim… Timaş Yay, 2010.

22- Cengiz Kapmaz’ın röportajı, 19. Ocak 2007, Ülkede Özgür Gündem Gazetesi.

23- https://m.bianet.org/kurdi/insan-haklari/118423-dersim-i-aldim-da-ediyom-ezber.

24- https://www.evrensel.net/haber/383427/dersimde-tunc-eli-kirimi, 21 Temmuz 2019.

25- Mehmet Kabadayı, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Kitle Katliamları, Vesta Yay, 2015.

26- https://bianet.org/haber/basbakan-dersim-icin-ozur-diliyorum-134241, 31 Ekim 2013.

27- https://www.yenisafak.com/gundem/basbakan-dersim-katliami-icin-devlet-adina-ozur-diledi- 352717, 23/11/2011.

28- https://www.bbc.com/turkce/haberler/2011/11/111123_dersim, 23 Kasım 2011.

29- https://www.youtube.com/watch?v=38RqxRwnwYU / http://tr.euronews.net/

30- https://www.youtube.com/watch?v=38RqxRwnwYU.