10. BÖLÜM: TARİKATLAR VE SOYDAN GELENLERLE İÇ ASİMİLASYON (Mehmet Yapıcı ( Devrimi )

(Arifane Canların Bildirisi Üzerine Açıklamalı Yorumum)
(Alevi Ocaklarının Dönüştürülmesi, Yolun İçinden Kopuş ve Özün Yeniden Hatırlanması)
10.1. İçten Çözülme ve Yolun Bozulma Tehlikesi
Alevilik tarih boyunca dış baskılar, yasaklar ve katliamlarla karşılaşmış olsa da, yolun esas direncini daima iç birliği ve öz bilgeliği ile sağlamıştır.
Fakat bugün tehlike dışarıdan değil, içeriden gelmektedir.
Alevi toplumu, kendi içinden başlayan bir yozlaşma ve asimilasyon süreciyle yüz yüzedir.
Bu süreçte en büyük tahribat, ocaklar ve dergâhlar üzerinden yaşanmaktadır.
Bazı ocaklar, “devlet destekli tarikatlar” veya “dinî vakıflar”la iş birliği yaparak, ne yazık ki Alevilikle hiçbir ilgisi olmayan İslamî tarikat ritüellerini yürütmektedir.
Bu durum, Alevi yolunun felsefi özünü, yani bilim, rızalık, sevgi ve hakikat merkezli yapısını giderek zayıflatmaktadır.
Aleviliğin asimilasyonu artık zorla değil, gönüllü kabullenme biçiminde işlemektedir.
Yolun dili, inancı, töresi, erkânı unutturulmakta; yerine sünni-tasavvufî kalıplar geçirilmektedir.
Arifane Canlarının ifadesiyle:
“Aleviler artık kendilerini dıştan değil, içten dönüştürmektedir.”
10.2. Ocakların Hakikat Anlamı ve Eğitim İşlevi
Alevilikte ocak, yalnızca bir soyun ya da ailenin adı değildir.
Ocak, pişme, aydınlanma ve olgunlaşma mekânıdır.
Nasıl ki ateş, pişirerek hamı olgunlaştırır;
Alevi ocağı da bilgiyi, bilinci, sevgiyi pişirir.
Ocak; yolun öğretildiği, erkanın öğrenildiği, insanın içten arındığı bir manevî okuldur.
Mürşit ve Pir, burada öğretmendir; talip, öğrencidir; cem ise dershanedir.
Bu anlamda ocak, yalnız soy bağıyla değil, bilgelik bağıyla işler.
Ancak günümüzde birçok ocak, malesefki biyolojik soy zincirine indirgenmiştir.
Oysa Alevilikte soy, kan değil, irfan bağıdır asıl olan.
Yani mursitlik, pirlik babadan oğula değil; bilgiden bilgeye geçer.
Bu unutuldukça, ocak sistemi kalıtsal bir otoriteye dönüşmüş,
yolun demokratik, kolektif yapısı zedelenmiştir.
Canlar Görünen Oki: Ocak, artık pişiren değil; pişmemiş ham inançları tekrarlayan başka bir yapıya dönüşmüştür.
Oysa gerçek ocak, pişirir, sorgular, üretir ve bilinçle ısıtır.
10.3. Tarikat Etkisi: Yolu Bozan Sessiz Dönüşüm
Son dönemlerde bazı ocak ve dergâhlarda,
Alevilikle ilgisi olmayan tarikatlara ait zikir, dua, ayet ve sûre okumaları yapılmaktadır.
Bu etkinlikler, “birlik” veya “inanç kardeşliği” bahanesiyle meşrulaştırılmaktadır.
Oysa Alevilik, hiçbir dine eklemlenemez;
çünkü o, dinlerin öncesine ve ötesine ait bir hakikat yoludur.
Yolun merkezinde vahiy değil; insan bilinci, doğa sevgisi ve hakikat arayışı vardır.
Bu tarikatlaşma eğilimi, sadece inanç biçimini değil,
düşünce tarzını da dönüştürmektedir.
Aleviliğin sorgulayıcı, eleştirel, özgürlükçü karakteri,
yerini itaat, biat ve teslimiyet kültürüne bırakmaktadır.
Bazı dergâhlarda “şeyh”, “mürit” veya “mürşit-hoca” gibi
Alevi öğretisinde bulunmayan unvanlar kullanılmakta;
cemler dua kalıplarına, semahlar törensel gösterilere dönüşmektedir.
Sonuç olarak: Bu dönüşüm, Aleviliği sözde görünürde yaşatırken aslında özünden koparmakta; Alevi yolunu İslamî bir tarikat gibi göstermektedir. Bu da iç asimilasyonun en sessiz ama en yıkıcı biçimidir.
10.4. On İki İmam Bağlantısı ve Soy Uydurması
Bir diğer sorun da, bazı ocakların kendilerini
“On İki İmam soyuna bağlı” göstermeleridir.
Bu anlayış, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde,
Aleviliği “meşru kılma” aracı olarak teşvik edilmiştir.
Oysa tarihsel olarak, Alevi ocaklarının On İki İmam’la
biyolojik bir bağ kurduğuna dair bilimsel hiçbir kanıt yoktur.
Bu bağ, çoğunlukla 16. yüzyıldan itibaren oluşturulan şecere belgeleriyle uydurulmuştur.
Amaç, Aleviliği İslam’ın içine hapsetmek,
“Şii meşruiyet” üzerinden sistemle uyumlu hâle getirmektir.
Hakikatçi Alevilik bu iddiayı reddeder.
Çünkü Alevilik, kişilere değil, ilkelere bağlıdır.
On İki İmam sevgisi, bazıları için tarihsel bir saygı olabilir;
ama Alevi yolunun kaynağı aşla ve aşla değildir.
Yolun kaynağı, ”Hakk, Doga, İnsan, ( Hakk, Evren Can ) yani haktır, doğadır, candır, emektir, bilgeliktir, rızalı yaşamdır.
Bu hakikat unutturuldukça, Alevilik soya dayalı bir mezhebe dönüştürülür.
Unutmayalım: On İki İmam bağlantısı, tarihsel bir manipülasyon olup,
Aleviliğin özgür yapısına gölge düşürmektedir.
10.5. İç Asimilasyonun Sonuçları
Alevi toplumundaki iç asimilasyonun sonuçları derindir:
Bilgi yozlaşması: Ocaklar, öğretim merkezi olmaktan çıkıp,
siyasi ve dinsel çıkar ilişkilerine girmiştir.
Rızalık sisteminin bozulması: Mürşit–Pir–Talip bağı,
sevgi ve sorumluluktan uzaklaşarak otoriterleşmiştir.
Yolun tahrif edilmesi: Erkanlar şekle indirgenmiş,
sorgulama ve bilinç boyutu kaybolmuştur.
Toplumsal bölünme: Alevilik içinde “mezhepçi” eğilimler artmış,
“( Hakikatçi Alevilik yerine )” ”Biz Hakiki Muslumanız Kuran Bizim Kitabımız On İki İmam Soyumuz Diyen İslamcı Alevilik” ayrışması derinleşmiştir.
Kültürel yozlaşma: Deyişler, semahlar, cemler gösteri kültürüne dönüşmüş, içsel anlamı tahrip edilip unutulmuştur.
Alevi yolunun en güçlü yanı, her zaman eleştirel akıl olmuştur.
Bu eleştiri kaybolduğunda, yol ruhsuz bir kalıba dönüşür.
10.6. Sonuç Olarak Canlara Düşen Görev: Ocağı Yeniden Yakmak
Gerçek Alevi ocağı, devlete değil halka;
soy zincirine değil bilinç zincirine bağlıdır.
Bu ocağı yeniden yakmak için;
Aleviliğin öz öğretisine, yani bilim, sevgi, rızalık ve paylaşım ilkelerine dönmek gerekir.
Her ocak, yeniden eğitim ocağı hâline gelmelidir.
Pir, artık sadece soyun değil; bilginin, emeğin, adaletin rehberi olmalıdır.
Alevilikte kurtuluş, dışarıdan değil;
içeriden uyanışla gelecektir.
Gerçek yol çerağı cem meydanında değil;
her canın vicdanında yanmaktadır.
“Ocağı Yeniden Yak”
sanırlar ocak söndü, köz kaldı kül oldu,
Yolun sesi kayboldu dilde iz kaldı.
Tarikat girdi pirin yerine, seyh geldi
Yol karardı, canlar yolundan saptı.
Ocak pişirirdi insan hamını dergahta,
Eline, diline, beline bağlar canını.
Şimdi soyla övüp unuttu anlamını,
Bilgi değil, övünç yerini soy aldı.
On İki İmam dedin, kanla bağ mı var?
Bilim desin, göster kanıtı nerde var.
Hakikat soyla değil, gönülde bilgiyle var,
Yalan soy zinciri yola sığmaz nem kaldı.
Zikirle, sureyle cem kuranlar, dizin döver,
Hakk’ı dışta arar, özünde uzak duranlar.
Pir sözünü bırakıp, imamla duaz sunanlar,
Bilmez ki yol, hakikatçi kalpte yanar hâlâ.
Devrimî der; yak ocağı yeniden harlasın,
Aydınlat gönlü, sönmez çerağın yansın.
Soy değil, bilgiyle pişir canı yol alsın,
Hakikat yoldur, aşkın ateşi kullerinden dogar.
Aşk ile Mehmet Yapıcı ( Devrimi )
