1. BÖLÜM: GİRİŞ VE AMAÇ
(GECİKMELİDE OLSA ARİFANE CANLARININ BİLDİRİSİ ÜZERİNE AÇIKLAMALI YORUMUM) Mehmet Yapıcı ( Devrimi )
1.1. Giriş: Bir Yolun, Hakikatin, Bilincin Çağrısı
“Vakitleriniz ve gül cemallerinize aşk olsun.”
Bu söz, yalnızca bir selamlama değildir; bir bilinç hâlinin, bir yol duruşunun ifadesidir. Arifane Canları’nın kamuoyuna sunduğu bu açıklama, ”bazıları icin yüzeyde bir bildiri gibi görünse de”, derinde Alevi toplumuna ve insanlığa yöneltilmiş bir öz hakikat çağrısıdır.
Bu çağrının özünde “Yol” vardır. Çünkü Alevilikte her şeyin merkezinde yol bilinci bulunur: yol, insanın kendini bilmesi, toplumla rızalık içinde olması, doğayla uyumlu yaşaması ve Hakk’ın hakikatini anlaması demektir.
Arifane Canları ”Araştırmacı Yazar Abbas Tan, Mehmet Turan (Dede), Araştırmacı Yazar Piri Er ve Dr. Gani Pekşen” farklı disiplinlerden gelen, ancak aynı hakikat idealinde buluşan dört araştırmacı, sanatçı ve yol emekçisidir. Onları bir araya getiren şey kişisel görüşler değil, Alevilikteki “ortak hakikat bilinci”dir. Çünkü bu yolun erleri bilir ki, bilgi bireysel değil kolektiftir; aydınlanma bir kişinin değil, toplumun kemal bulmasıyla mümkündür.
Bu bildirinin ortaya çıkış amacı da tam olarak budur diye düşünüyorum:
Aleviliğin özünü araştırmak, yanlış bilgilerin süzgecinden geçip hakikate ulaşmak ve bunu toplumla paylaşmaktır.
Arifane Canları’nın bu ortak metni, “yolun hafızasını tazeleme” çabasıdır. Çünkü yüzyıllar boyunca Alevilik; hem devletin hem de farklı ideolojilerin elinde, özünden koparılmak istenmiştir. Bu nedenle bugün yapılması gereken en önemli şey, hakikatin üzerini örten tortulardan arındırmaktır.
“Gönül kalsın, yol kalmasın.”
Bu cümle, Alevi düşüncesinin derinliklerinde yer alan bir öğretidir. Yolun kendisi her şeyden üstündür; kişi, kendi nefsini kırmalı, gönül kırmamaya dikkat etmeli, hakikatin ışığını söndürmemelidir. Arifane Canları bu ilkeyi esas alarak “yolu yaşatmanın gönül kırmaktan daha kutsal” olduğunu hatırlatır.
1.2. Bilgi ve Hakikat Arayışının Önemi
Alevilik, bir “iman” öğretisi değil, bir bilinç ve bilgi yoludur.
Bu yolda her şey sorgulanır; hiçbir bilgi sorgusuz kabul edilmez. Arifane Canları da çalışmalarını bu anlayışla yürütmüştür. Onlar, belleğimizde yer etmiş kimi bilgilerin gerçekte doğru olmadığını fark ettiklerinde, bunu saklamayı değil, açıklamayı tercih etmişlerdir. Çünkü hakikat yolcusu bilir ki, susmak bazen haksızlığa ortak olmaktır.
Bu tutum, Alevi geleneğindeki “edep-erkan”ın bir yansımasıdır. Edep, yalnızca davranış biçimi değildir; düşünmenin, konuşmanın ve paylaşmanın ahlakıdır. Alevi felsefesinde edep, bilginin nasıl taşınacağını, erkan ise bu bilginin nasıl yaşanacağını öğretir.
Dolayısıyla Arifane Canları’nın çalışması, edep ve erkan çerçevesinde yürütülen bir bilimsel irfan hareketidir.
Onların yöntemi; farklı disiplinleri (tarih, sosyoloji, halk bilimi, edebiyat, sanat, müzik ve antropoloji) birleştirerek, bilgiye ulaşmanın kolektif aklını ortaya koymaktır.
Bu yöntem Alevilikteki “cem bilinci” ile örtüşür. Çünkü cem, yalnızca bir toplu ayin değil; bilgilerin, deneyimlerin ve farkındalıkların birleştiği bir “bilinç meydanı”dır.
1.3. Aleviliği Doğru Anlama Gerekliliği
Alevilik, yüzyıllar boyunca çoğu kez dışarıdan tanımlanmış, egemen inançların kavramlarıyla anlatılmış, hatta zaman zaman bu kavramlar içine hapsedilmiştir.
Bu yüzden toplumun belleğinde yer eden pek çok bilgi, öz Hakikatci Alevi öğretisini yansıtmaz.
Arifane Canları’nın “geçmişte belleğimize yerleştirilen kimi bilgilerin doğru olmadığını gördük” ifadesi, işte bu tahrifatın farkına varmanın sonucudur.
Bu farkındalık, Alevi düşüncesinde kendini bilmek olarak adlandırılır.
“Kendini bilen Hakk’ı bilir” sözü, yalnızca bireysel bir farkındalığı değil, aynı zamanda toplumsal bir bilinçlenmeyi de ifade eder.
Toplumun kendi tarihini, kültürünü, dilini ve felsefesini dış etkenlerden arındırarak anlaması, “kendini bilme”nin toplumsal boyutudur.
Arifane Canları, işte bu noktada yolun “kendini bilme” ilkesini kolektif düzeyde hayata geçirmiştir. Onların amacı, “kime inanıyoruz”dan ziyade “neyi biliyoruz” sorusunu sormaktır. Çünkü Hakikatçi Alevilik anlayışında inanç değil, bilgi kutsaldır.
1.4. “Deryada Katre Olmak” – Birlik Felsefesi
“Deryada katre olalım” ifadesi, bireyin kendisini hakikatin denizinde bir damla olarak görmesi gerektiğini anlatır.
Bu, tevazunun, birliğin ve bütünlüğün öğretisidir.
Arifane Canları’nın “deryada katre olalım” sözü, kendi egosunu aşmış bir bilincin ifadesidir. Çünkü Alevi felsefesinde birey, hakikat deryasının bir parçasıdır; “ben” değil, “biz” vardır.
Bu anlayışta her can, evrenin özünden bir parçadır.
Evrenin birliği, insanın birliğiyle tamamlanır. Bu nedenle “ben hakikatim” demek, “ben evrenin bir parçasıyım” demektir.
Arifane Canları da çalışmalarında bu birliği esas almıştır:
Kendilerini hakikatin sahipleri değil, taşıyıcıları olarak görürler.
1.5. “Yol Cümleden Uludur” – Evrensel Ahlak
“Yol cümleden uludur” sözü, bu bildirinin ruhunu en iyi anlatan ifadedir.
Bu söz, yolun hiçbir kişiye, topluluğa, ideolojiye ait olmadığını; her şeyin üzerinde olduğunu anlatır.
Alevi düşüncesinde “yol”, insanın evrendeki yerini doğru anlaması, adalet, rızalık, paylaşım, sevgi ve bilgelik ilkeleriyle yaşamasıdır.
Yol, Hakk’ın bilgisine varmak için yürünür; kimse yolun sahibi değildir.
Arifane Canları’nın bu bildiriyi “yol adına” değil, “yolun içinden” yazmaları, bu felsefeye uygundur.
Çünkü hakikatin kendisi sahiplenilmez; paylaşılır.
Bu bildirinin amacı da paylaşmaktır: bilginin, farkındalığın, sorgulamanın ve aydınlanmanın paylaşımı.
1.6. Bilim, Sanat ve İrfan Üçlüsü
Alevilikte bilimin yeri ayrıdır; bilim, doğayı ve insanı anlama aracıdır.
Sanat, hakikatin duygusal dili; irfan ise bilginin bilince dönüşmesidir.
Arifane Canları’nın birleşiminde bu üç unsur açıkça görülür:
Abbas Tan, halkın sesiyle konuşan bir yazar ve şairdir.
Mehmet Turan (Dede), yolun erkanını ve irfanını yaşayan bir hizmetkârdır.
Piri Er, halk bilimiyle geleneği çağdaş bilgiyle buluşturan bir araştırmacıdır.
Dr. Gani Pekşen, akademi ile halk arasındaki bilgi köprüsünü kuran bir derlemecidir.
Bu dört can, farklı alanlardan gelseler de aynı bilim-irfan bütünlüğünü temsil ederler.
Onların birlikteliği, Alevilikteki “bir lokma, bir hırka” sadeleşmesinin çağdaş bir biçimidir.
Amaçları; yolun asaletini, bilginin erdemini ve toplumun aydınlanmasını sağlamaktır.
1.7. Hakikatin Işığını Taşımak
Bu bildirinin “Giriş ve Amaç” bölümü, bir manifestonun ötesindedir.
Bu, bir uyanış çağrısıdır.
Yüzyıllardır bastırılmış, unutturulmuş, yanlış anlatılmış bir inancın özüne dönme çağrısı.
Bu çağrının hedefi yalnız Aleviler değildir; insanın kendi hakikatine dönmesidir.
Alevilik, bir dine ait olma hali değil, insan olma sanatıdır.
Bu nedenle Arifane Canları’nın açıklaması yalnızca bir “inanç bildirisi” değil, aynı zamanda bir insanlık bildirgesidir.
Bugün Alevi toplumu, modern dünyanın dayattığı hız, çıkar, siyaset ve inanç krizleri arasında sıkışmıştır.
Bu sıkışmışlıktan çıkış, ancak hakikati bilmekle mümkündür.
Arifane Canları, bu bilinçle yola çıkmış ve yolun özünü “hakikate sadakat” olarak belirlemiştir.
“Yol cümleden uludur.”
Bu söz, her satırın özüdür.
Hakikat, kişilerin değil; sevginin, emeğin ve bilginin yoludur.
Bu yol, tüm insanlığın yoludur.
DEVAM EDECEK
………… …………………………………………………………………………………………………………..
“Yol Cümleden Uludur”
Bir gönül uyandı çerağ yandı içte,
Hakikat çağırır, yol olur bizlere.
Katre’yiz deryada, öz vardır güçte,
Vakitler aşk ola, ışk ola cümleye.
Yol için düşene gönül niyaz olur,
Söz erdemle yanar, dilimiz saz olur.
Kendini bilene cihan sırdaş olur,
Aşk ile yürüyen hak olur, canlara.
Gönül kalsın dedik, yol kalmasın,
Gerçeğin meydanı hakikat söylesin.
İnsan ana der ki; “Bir ol, diri ol ki,”
Her damla birleşip deniz olsun.
Bilgiyle yoğrulan taş bile dile gelir,
Edep’le konuşan kelam gönülden gelir.
Yol dostu olana dünya sırdaş olur,
Hakikatin sesi susmaz ezelden bilinir.
Devrimi Arifane canlar sözünü söyledi,
Hakikat yerini gönüle mekan eyledi.
Yol cümleden ulu, rızalık bizde böyledir,
Aşk olsun canlara, hakikat söylendi.
Aşk ile Mehmet Yapıcı ( Devrimi )
