UYGARLIKLAR BEŞİĞİ ANADOLU’DA KADIN

UYGARLIKLAR BEŞİĞİ ANADOLU’DA KADIN  (DAB / Bektaş Özgür)

kadin hdp anadolu

Yeryüzünde, Anadolu’dan daha evvel yaşanmış ve yaratılmış hiçbir uygarlık izi henüz bilinmemekte ve bulunmamaktadır; insanlık Anadolu tarihiyle özdeş, Anadolu’da, Alevilik tarihiyle özdeştir. İnsansal uygarlıklar bağlamında Anadolu, aynı zamanda Aleviliğin de ser-çeşmesidir. Bu gerçeği anlayabilmek ve kavrayabilmek için hemen her dönemin siyasi despotlarının halka karşı yaptığı her namussuz uygulamayı haklı ve meşru göstermek üzere kurgulanmış sınıflı toplum hükümranlarının yazdığı veya yazdırdığı tarihsel belge ve metinleri halk sınıfı merceğinde diyalektik yöntemle incelemek zorunludur.

İnsan tütünden insanoğlu kategorisine geçiş sürecinde gurup evliliği yaşanıyordu. Bir kadınla cinsel ilişkiye girmek isteyen erkek, kadının gönlünü kazanabilmek, sevgisine mazhar olabilmek için ona oldukça kibar ve sevecen yaklaşması gerekiyordu; zira kadının istekli olması ve seçici önceliği vardı. O toplumda bu doğal bir kuraldı; bu kurala uymayan erkek, toplumsal yaptırıma maruz kalıyordu. Kadın, bu konumuyla toplumsal, özellikle de cinsel ilişkilerde medeniyet diyebileceğimiz algı ve anlayışın öncüsü ve temel unsurudur.

Hamileliğin ileri evresinde barınakta kalmak ve doğumdan sonrası çocuk bakımıyla ilgili analık görevi kadını barınağa bağlıyordu. İlkel koşullarda koruma yetersizliğinden çocuğu sık hastalanan kadın, tedavi amacıyla çeşitli bitki ve meyvelerden ilaç üreterek tıbbın ve eczacılığın yaratıcısı oldu. Günümüzde doktorun verdiği ilaçtan fayda görmeyen hastalara önerilen bitkilere ‘Koca karı’ ilacı denmesi tesadüfî değil, ilkel eczacılık geleneğinin ürünü ve devamıdır. Hamilelik sürecinde ve çocuk bakımıyla barınakta kalmak zorunda olan kadın, boş zamanlarında günlük ihtiyaç fazlası av hayvanlarının evcilleştirilmesi, süt ürünü besin değeri, yün ve deriden giysi ve örtü üretmesi, kadının toplumdaki özel konumunu yerini belirginleştirdi ve saygınlığını artırdı. Barınak çevresine atılan meyve ve sebze çekirdeklerinin zamanla filizlenip tekrar meyve ve sebzeye dönüşmesini gözlemleyen kadın, ilk evrede bahçeciliğin, zamanla, insanlık tarihinin en büyük devrimi sayılan tarım kültürünün yaratıcı temel unsurudur.

 

Kadının tüm bu beceri ve yeteneği yanında özverili yaratıcılığı, insan neslinin devamını sağlayan doğurgan özelliği, kadına ‘Ana Tanrıça’ payesi verilerek yüceltilmesine, adına ‘MA’ BETH ler (Tapınak) inşa ve ihya edilmesine, toplumda öncelikli ve saygın konuma gelmesine temel teşkil etmiştir. İnsan neslinin devamını sağlayan kadın la, besin bereket kaynağı toprağın bir tümcede birleştirilerek ‘TOPRAK ANA’ denmesi, tesadüfî bir olay değildir. ‘MA’ kelime köküyle başlayan yerleşim birimi, bölge ve coğrafi adlar, örneğin Mardin, Munzur, Manisa, Marmara, Maraş ve daha nicesi Anadolu’da binlerce yıl manevi anlamda saygınlığıyla hükümran olmuş Ana Tanrıça ‘MA’ adını çağrıştıran adlardır. Antik Kent diye andığımız ‘Site Devletler’ dönemine tekabül eden bu tarihsel evrede ekilebilir toprağın mülkiyeti topluma aittir.

Sosyal, siyasal ve hukuksal sarmalda ve ortakçı mülkiyet üzerinde şekillenen bu toplumsal yapıya Alevi terminolojisinde ‘RIZA ŞEHRİ’ denir. Mezopotamya Sümero-Akado kökenli Musevi, İsevi ve Muhammedi dinlerin tarih sahnesine çıkışı, ortakçı mülkiyet Anaerkil yaşam tarzına karşı özel mülkiyet biçimi olan Ataerkil yaşam tarzına geçiş dönemine tekabül eder.

Anaerkil yaşam tarzından Ataerkil yaşam tarzına geçişle ve semavi dinlerin siyasal, sosyal ve hukuksal değer yargılarıyla kadının aşağılanma ve köleleştirme dönemi başlamıştır. İslam’ın kutsal kitabı Kuran’a göre kadınlar “köpek, eşek ve domuz sıfatında yaratılmış”, “kadın yeryüzünde şeytanı temsil etmektedir”, “Kadın erkeğe emanettir”, “Gerektiğinde dövülmelidir” şeklinde ayetler vardır. Tarihte kadının kutsandığı günümüz Anadolu’sunda giderek artan kadın katliamı, siyasi kadroların salt parasal çıkar uğruna toplumu zihnen esir almak için yücelttikleri İslam’ın kadın algısının tezahürüdür. Her ne kadar kadın cinayetleri bireyler tarafından işlense de, bu vahşi kişilerin cüret kaynağı kadına dair İslami algıdır; bu tür davranışları besleyen ortam, siyasilerin söylemleridir.

 

Bu Türkçü İslamcı siyasal ortamda, Özgecan bedeninde işlenen vahşetin çok daha vahşice-sini göreceğimizden kuşku duyulmamalı. Özgecan vahşetine karşı Anadolu halkının duyarlı kesimi ayağa kalkmış ve önemli bir tepki oluşmuştur.

Yapılması gereken bu tepki potansiyelini önümüzdeki seçimlerde var gücümüzle çalışıp HDP saflarında siyasal güce dönüştürmektir. Bunu başardığımızda, Anadolu’da tarihin derinliklerinde kadınla başlayan insansal yaşamı ve çağdaş medeniyeti kadınla devam ettirmenin yolunu açmaya katkı sunmuş oluruz.

 

DAB / Bektaş Özgür  20. 2. 2015

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın