TÜRK-İSLAM FAŞİZMİ

DEVRİMCİ ALEVİLER BİRLİĞİ (DAB) (2) DAByazilar2
“TÜRK-İSLAM FAŞİZMİ”
Maraş ve Çorum katliamları üzerine Madımak faciası, Alevilerin örgütlenmesine zemin teşkil eden ciddi ve önemli etmenlerdir. Cumhuriyet yasalarıyla yok sayılan sosyal bir potansiyelin örgütlenme girişimiyle gündeme oturmasından beri Alevilik ve Aleviler ülke gündeminden düşmeyen tartışma konusu durumunu korumakta. Söz konusu tartışmalarda, bir yandan Alevilikle ilgisi olmayan diyanet ve ilahiyat çevresinden ahkâm kesen ve Aleviliği tarif eden gayretkeşler, diğer yandan Alevilerin içinden Alevileri ve Aleviliği rant kapısı gören Cemal Şener ve Rıza Zelyut vb. yazar-çizer takımı zevat, Türk-İslam Sentezinin gönüllü misyoneri kınalı keklikler olarak Aleviliği soysuzlaştırma yolunu tuttular.

Bu süreçte devlet, bir yandan bilinen asimile politikası gereği “Alevi Açılımı” safsatasıyla çalış-taylar ve Diyanet onaylı raporlar düzenlerken, öbür yandan Alevi örgütlenmesini bölüp parçalamak maksadıyla sinsice doğrudan finanse ettiği “Cem Vakfı, Cem Dergisi, Cem Radyo ve Cem TV’yi yayın hayatına soktu. Alevi-İslam propagandasıyla sahne alan İzzettin Doğan Hoca Efendi, Alevilerin nezdinde meşru olmayan Diyanet bütçesinden “Alevilere pay” talebiyle Diyaneti Alevilerin gözünde meşrulaştırma gayretine girişti; “Alevi-Sünni kardeş” sloganıyla giriştiği “Cami-Cem-evi” projesini yüzüne gözüne bulaştırdı. Birbirini yadsıyan, ötekileştiren zıt inancın inananları kardeş olabilir mi?

Yasal engellere ve çarpıtmalara karşın Alevi örgütlenmesi önemli mesafe aldı; katılımı görece yoğun ciddi mitingler düzenleyip takdire şayan başarı sağladı. Bu faaliyet ve süreçte emeği geçen örgüt yöneticileri, Alevi toplumunun saygı ve sevgisine mazhar olmuştur. Ancak, her türden örgütlenme gibi Alevi örgütlenmesi de, hata, zaaf, eksik ve yanlışlar içermektedir. Söz konusu olumsuzluklar, geleneksel yapısı zorunlu çözülmüş, yeniden yapılanma süreci yaşayan Aleviliğin değil, örgüt yöneticilerinin eksik bilgisi veya örgütlenmeye dair yanlış algı veya anlayışlarının pratikte oltaya çıkan olumsuz sonuçlarıdır. İstemeyerek düşülen yanılgılar, eleştiri-özeleştiri yöntemiyle aşılabilecek hatalardır.

Eleştiri-özeleştiri yöntemiyle aşılamayacak hata yaparak Alevi örgütlenmesine zarar veren yöneticiler arasında, kariyer tutkusu olanlar, bulunduğu makamı maddi çıkar amacıyla kullananlar olmuştur. Diğer yanda, siyasi istikbal uğruna CHP vb. siyasi partilere yakın duran, bunlara karşı duruşu olmayan veya yarım ağız eleştiride bulunanlar, Alevi hareketine ciddi zarar verdi ve vermekteler. Aleviliğin özüne uygun yeniden yapılanabilmesi için CHP ve Kemalizm’e karşı net bir duruş alınması zorunludur. Zira Kemalizm Türkçü-İslamcıdır; Aleviliğin milliyeti ve herhangi bir dinle hiçbir ilgisi, ilişkisi yoktur. Yeniden yapılanma sürecinde ki Alevilik, öz kimliğini bulabilmesi için İslami zeminin dışına çıkması ve kendi öz değerleri üzerinde şekillenmesi gerekiyor.

CHP’ye karşı duruş ancak, Onun temel politikası olan Türkçü-İslamcı ve asimilasyoncu politikasını kavrayıp, Ondan siyasi umudu kesmekle ve köklü, aktif bir teşhir kampanyasıyla olasıdır. Kemalizm, Anadolu’yu Türkleştirme ve İslamlaştırma idealiyle tarih sahnesine çıkarılmış İttihat ve Terakki ideolojisinin üzerinde kanlı bir örtü olduğu bilinmelidir. “Tekke ve Zaviyeler Kanunu” hükmüne göre Alevi Dergâhlarını süresiz kapatan, bu bağlamda Alevileri ve Aleviliği yok sayan zırva yasanın altında Mustafa Kemal’in imzası vardır. Anadolu IŞIK ERENİ Pir Hace Bektaş Veli 1238 de ki Babai İsyanında, zalim Selçukluya karşı kılıç kullanmış siyasi bir kişilik ve kimliktir.

Günümüz Cem Evlerinde Pir Hace Bektaş Veli’nin resminin yanına ısrar ve özenle asılan Mustafa Kemal resminin ne anlama geldiği yorumunu okurların takdirine bırakıyorum. Yine istisnasız her Cem Evine özenle asılmış On İki İmam ve Hz. Ali resimleri, ‘Ne için’ sorusunun muhatabıdır. “İmam” sözcüğü İslami sıfattır. İmam sözcüğü, Aleviliğin bir değeri ise, neden, İmam Hace Bektaş, Pir Sultan’a neden “İmam Sultan” denmiyor? Alevilikte, bir insan öldürmek “Hakk’ı” öldürmek olarak algılanır; cezası düşkünlüktür. Hz. Ali Müslüman olduğu günden öldüğü güne kadar kılıcında insan kanı kurumamıştır. Din uğruna öldürdüğü insan sayısı belirsizdir. Sadece bu gerçek, Hz. Ali’nin Alevi Erkânı hükmüne göre sorgulanmasını gerektirir diye düşünüyorum.

05/12/2014. Bektaş Özgür.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın