TARİHSEL TOPLUMSAL OLUŞUMUN EN KÜÇÜK BİRİMİ OLARAK OCAK NEDİR NEYİ İFADE EDİYOR?

21208_1603855066514458_3359619024093264802_n

TARİHSEL TOPLUMSAL OLUŞUMUN EN KÜÇÜK BİRİMİ OLARAK OCAK NEDİR NEYİ İFADE EDİYOR?

Sirr-i men areften nefsimizi bildik
Mürsit karsisinda gtövbeye geldik
Gönül ayinesin Pak edi sildik
Tasradan görünür icimiz bizim-GÜZIDE ANA (Deli Güzüd)

Alevi toplumsal örgütlülüğünün Ocak sistemine dayandığını ilgilenen her kademeden insanın kabul etiği bir toplumsal gerçekliktir. Bunun tesbit edilmesinde ve kabul edilmesinde bir sorun gözükmemektedir. Ne ki, günün Alevi toplumunun iç dünyasına girildiğinde durum hiçte bu kadar kolay bir ifade ile geçiştirilemeyecek kadar çetrefillik arzetmektedir. Bu noktada, hem çeşitli süreklerden Alevi kitlesinin kendi içinde hem de Alevilerin bugün Ocak diye kabulettikleri aileler içinde, dizinelerle sorun yaşanmaktadır. Hangi sürek hangi Ocak yada ocaklara bağlı, hangi Ocak hangilerini Ocak olarak görüyor, hangisi hangisini Ocak görmüyor gibi sorunlar, boylu boyunca yaşanıyor. Bu sorunlar dünde yaşanan sorunlardı. Özellikle her vesileyle dikkat çektiğim 1500’lü yıllarda yaşanan ikiğnci büyük kırlımanın ardından, geride kalanların yaşadığı büyük alt-üstlüklerden buna bağlı olarak geçeirilen değişim ve dönüşümlerden kaynaklı olarak süreklilik kazandı. Günümüzde yaşananlar ise hem değişim ve dünüşüm devam ediyor hem de aynı sorunlar, değişim ve dönüşümlere koşut kendisini güncelleyerek devam ettiriyor.

Bu bağlamda, bu sorunlara otantik yapısının geldiğimiz tarihsel uğrakta tümüyle çözülmesi, dağılması, otantik yapısı ıtıbariyle Alevi toplumunun artık, sözkonusu çözülmeye koşut olarak kapitalist toplumun bir bileşeni haline gelmiş olması ve bunun deysözkonusu sorunlara eklemek gerekir özenle belirtmek istiyorum. Ama şimdilik, konun bu tarafını hiç hesaba katmadan, üstte belirlediğim sorunsalı esas alarak devam ediyorum. Yani az çok otantık yapısı ıçınde Ocak neydı, nasıl anlaşılıyordu. Kök olarak Ocak ne zaman tarih sahnsesine çıktı.Nasıl bir işlev gördü? Bu soruların yanıtını vermeğe çalışacağım. Kök Ocak ne kadar doğru anlaşılırsa, hem değişim ve dönüşümler ve hem de gelinen tarihsel uğrakta yaşananlar daha iyi anlaşılmış olur.

Kadın Atanın İnsanlığa Armağanı Olarak İlk Tüten Ocak

Bizim cografyamızda yaşayan halklar arasında kendi özgün yaşamlarının birer yansıması olarak her vesileyle kullandıkları “Öz Deyiş”(Ata Sözü) leri vardır.Bu sözlerin dokusu, adeta halkların bir aynası gibidir. Yaşam koşularını ve birbiriyle sürdürdükleri ilişki biçimlerini anlayabilmek açısından önemli kaynak niteliğindedir.

Bu özdeyişler, bir “Doğal Toplum” olarak otantik yaşam süreği içinde, çok daha güçlü ve daha başından itibaren kutsallık içerecek biçimde varlığını sürdürür. Otantik Gulbanklar, bunun en zengin örneklerini içerirler. Bu sözlerin ezici çoğuluğu, Otantik Alevi süreklerinin tamamında, farkında olusun ya da olunmasın “Ana-Kadın’ ile ilgilidir. Çünkü, üreticisi Anadır.

Örnek olsun,”Yuvayı dişi kuş yapar” ya da “Ocağın yansın(olumlu)- Ocağın sönsün(olumsuz)” gibi. Ocağın yansın demek, o hanede mevcut ocak hep yansın ya da o ocağa yeni bir Ocak(ev) eklensın demektir ama esas olarak soyun devam etsin, sürsün gibi kendinin üreyimini, üreyim dileğini ifade eder. Ocağın sönsün demek, o evin Kadın Anası ölsün demektir ki bu, soyun bundan sonra olmasın, sürtmesin anlamını taşır. Ara başlığı tam da bu nedenle”İlk Tüten Ocak” vurgusuyla bağladım.

Başa dönersem;

Anasının ardına takılıp, hazır bir yiyeceği ve hazır bir barınağı buluncaya dek dolanıp duran “insan-ı natık”, bunları bulduğu yerde eğlenip kalıyor bulamadığı zaman sürüler halinde dolanıp duruyordu. Sürü, adı üstünde sürüdür ve onlara “toplum” demek mümkün değildir. toplum dediğimizde, az yada çok örgütlü bir düzeyden sözediyoruz demektir.

Yiyecek bulduğu zaman o yiyecek bitinceye kadar orada eğlenen, yiyecek bittiğinde tekrar ikici bir alan bulucaya kadar dolanıp duran, bulamadığı zamanda belki birbirini yiyen, o da olmadığı zaman acından ölen natık insanın doğaldır ki, ne dili vardı ne de düşüncesi. Keza bu bir kaya kovuğu ya da bir mağara ya da Ağaç kovuğu olabilir, barınak için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Beslenme ve barınma, temel bir sorun olarak sürü insanın yaşamının esasını tayin ediyordu. Denebilir ki, bu iki temel sorun, çözümü yada çözümsüzlüğü, neslin üretimini de tayin eden sorundu. Sürü ancak beslenme ve barınma meselesini çözebildiği oranda neslini üretebiliyor ve devamını sağlayabiliyordu, sağlayamayanlar yok oluyordu.

Uzun yürüyüşler, deneme ve yanılmalar sonucunda sürüsünün önündeki kadın ata, ateşi bizzat yakmayı ve kontrol etmeyi öğrendi. Önceleri nereye gitti ise atreşi de beraberinde taşıdı. Konakladığı yerde Üç Taşı üçgen örneği dizerek Ocağını kurdu ve ateşini yandırdıö Ateşin kontrol edilmesinin keşfi, sürü insanın dünyasında muazzam sıçramalara yolaçtı.

Nihayet, ilk kez göçer durumda olarak konakladıgı her yerde üç taştan oluşan bir konumlama ile kurduğu Ocak her bakımdan onun korunağı olurken, giderek dürt duvardan oluşan ilk hanenin(CHANE=XANE=XİNİ) yapılmasını, giderek topraktan kapkacak üretilmesini, dahası ve en önemlisi, beslenmenin temel kaynaklarının üretilmesini, yani toprağa tohum ekilerek, yiyeceklerin bizzat kendileri tarafından üretilmesini sağladı. Tabiki bütün bu gelişmelerin olabailmesi için hazır yiyecek ve hazır barınma olanaklarının uzun konaklamalara vesile olabilecek yerler olması zorunluydu. İşte tam bu noktada Zagros-Toros-Kafkas üçgeni, bir başka deyimle “Berreketli Hilal” uzun soluklu kalışların ve sözünbü ettiğimiz gelişmelere yolacacak kolaylıkları sunuyordu. Bu nedenle de sürü ve güçer insan ilk kez kutsal Ocağüını ve Kutsal evını Bereketli Hilalde kurdu. Tabi ki burada dillendirildiği kadar bir solukta oluşmadı büün bunlar. Bir halden bir hale geçiş belkide yüzyılları kapsadı.

İlk Hane, İlk Ocak ve İlk Kutsal

Kutsallık, kavramın çıplak anlamıyla ortaya çıkabilmesi için her şeyden önce, dilin ortaya çıkması ve aynı bağlamda düşünebilme ve düşündüğünü dillendirebilmek gibi bir gelişim düzeyini zorunlu kılar. İş yapma ve bağlı olarak becerilerin artması, dilin ve düşüncenin gelişmesine hizmet etti.

Kontrol altına alınan ateşin üç taştan oluşan Ocak öncesi oluşumun, göcer durumdan kurtulup, çevresine örülen dört duvar ıçıne alındıgında, “Ortak Barınak” kurulmuş ve Ocağa kayılan ateş, bu barınak bacasında tütmeğe başlamıştı. Ortak Barınak sadece bir dört duvar çevrimi değildi. O tarihsel uğrakta, soğuktan, kardan kıştan korunma anlamını taşıdığı gibi yırtıcı hayvanlardan da koruma anlamına geliyordu. Ortak Barınak çevresinde oluşturulan ve “Ortak Beslenme” yi sağlayacak olan bitkilerin yanı sebze-meyve ve tahılların, derlenip toplanıp hem depolanması hem de günübirlik yemeklerin üretilmesini, ve korunup kollanması da sağlanmış oluyordu böylece.

Burada ifade ettiğim her bir öge düşünce ve davranışın, gelişiminin belli bir uğrağında kutsanmasına ve her bir ögenın aynı bağlamda kutsallık ifade eden kavramlarla ifade edilmesine yol açtı. Kutsallığın ve kutsal eyleminin kendisi de zamanla evrime ugrayarak Bereket ritüellerini ve buna koşut olarak Bereket şölenlerini ve giderek te Bayramlarıı getirdi.

Sürüde kandaş bir soyun ortaya çıkması mümkün değiğldi. Bunun olabilmesi için, yukarda belirttiğim gibi, ortak bir barınağa koşut olarak ortak bir beslenme zeminin ortaya çıkması gerekiyordu. Öylede oldu. Böylece ilk Ocak aynı zamanda toplulugun kendini üretmesi ve kendinin tanınması da gerçekleşmiş oldu. Beslenme-barınma ve kendinin Üreyimi yani Doğumu ortaya çıkmış üç temel olarak, ilk toplumu belirleyen en temel öğeler, toplum olabilmenin kök hücresi oldu ve kutsallık bu temelde ortaya çıktı. Mutlaka altını çizmek durumundayım. bütün bu gelişme, Kadın Ata tarafından gerçekleştirilidiği için bütün kavramlar ve oluşturulmuş kutsallıklar tümüyle dişildi. Gelmiş gecmiş bütün kutsallıklar, kaynağını bu kök hücreden yanı Ocak gerçeğinden aldılar. Rahman ve rahim olan, rızıklandırarak besleyip büyüten, esirgeyen, bagışlayan ve koruyan gibi günün tek tanrısına ayit bütün sıfatlar, ilk ocağı, ilk haneyı ve ilk beslenme kaynaklarını kendi maharetiyle kuran ve insanlığa armagan Kadın Atanın kutsal sıfatları olarak tarih sahnesine çıktılar. Bu hak onundur ve her vesileyle teslim edilmelidir.

Kadın Atanın önderliği ve önceliğinde Ocak temelinde örgütlü hale gelen ve toplum özelliği kazanmaya başlayan ilk kandaşlar, yaşam koşularını getirdiği maddi ve manevi yaşamın, o günkü ihtiyaçlar temelinde ilk işbölümlerini de ürettiler. Ocağın başından beri içerdiği üç temel kutsallığın hangisiğnğin alanına giriyorsa o temelde enine doğru genişledi ve yayıldı. Her işbölümü Kusal Kadın Atanın benliğinde somutlaştığı içiğn işlevler bağlşamında onun sıfatları oladular. Gelişmenin bu eyrinde Kadın Ata tanrıça Olmak gibi bir kutsallık kazandığında, her bir işbölümüne tekabül eden Kutsallıklarda Herkesin ve her şeyin anası olarak Ana Tanrıçanın her bir işleviğni paylaşan tarıçalar olarak tanımlandılar. İlk Üçlü kutsal işlev tek bir sıfat olarak Ana Tanrıça da somutlaşırken, ilk işblümleri çerçecevesinde Üçlek tekleşirken, toplumun en temel gereksinmeleri olarak kutsal sıfat dörde çıkarıldı. Böylece Ana Tanrıçanın en temel yardımcıları olarak iğlk dürtlü tanrıça da meydan tuttu. Tarlanın-tohumun ve ilk evcil hayvanların- ki, bir kandaş topluluk alanında bulunan tekmil hayvanlar da o kandaştan sayılıyor ve dokunulmazlık kazanıyordu.kandaşın kardeşi olarak kabul ediliyordu – korunup kollanması İşleviyle yükümlü olan Tanrıçaya yukarı mezopotamyada bilinen ilk Tanrıça “HAŞŞA” olarak anıldı ve ona “Ocağın Anası” denildi.

İlginçtir, bu gün böylesi bir arka plan tümüyle hafızalardan silinmiş olsa bile, Yukarı Mezopotamyada hala varlığını sürdüren en en eski halkların dilinde varlığını hangi biçimlerde sürdürüyor bilemem ama Kürt halkı içinde hala bir biçimde, örneğin, AŞA, EŞO, EŞE gibi kadın adları olarak hala varlığını sürdürmektedir,

En ilgincide, “Kızılbaş Kadın” başlıklı çalışmamı yaptığım zaman, alan taramasını sürdüğrürken tesbit ettiğim “Alle AŞO yada EŞO” sıfatlaması benim için oldukça şaşırtıcı olmuştu. OCak Anası bağlamına gelen bu hıtap Elbistan -Maraş Kızılbaşlarından Dersim alanlarına kadar nüanslarla hala kullanılmaktadır.

Gerçek anlamı bilinsin yada bilinmesin, iç özürü diyede adlandırabileceğim, olası her hatalı davranışın hoş görüsü bağlamında söze yada davranışa başlamadan ünce AŞA’ya yollama yapılır.”Haşa Huzurdan” yada “Haşa Meydandan ve ya Ocaktan” şeklindei iç özürü Oçağın anası Haşşa’ya yollamadır. Haşşa, Şafaklar anası diyede anılır. Rengi şafak rengidir. Ana Ata Aşanın bir ikonu Çemişgezek Pulur köyünde yapılan bir kazı sırasında açığa çıkarılmıştır.

Anas Tanrıçanın bir dğer temel özelliği Yasa koyucu olmasıdır. Bu işlevini omuzlayan tanrıça bizim topragımızda Ovcağın ana Aşa iken değik halklarda başka adlarla anılır. Batı Anadolu da ona Hena(Xena) dediler. Belki Aşaya’da bir diğer adlandırma olarak Xena diyorlardı ya da Xena Aşa’dan ayrı bir tanrıçaydı. Aynı olmaktan çok Xena adıyla anılan ayrı biğr tanrıça olarak Yukarı Mezopotamya da da işlev görüyürdu. Böyle olduğunu bir çok belirtisini bu günde görmek mümkündür. Kızlşbaşlarla sınırlı kalmamakla birlikte her kırk yaşını doldurmu Kızılbaş kadın hala başına kına yakar. Başını kınalayan kadın artık dokunulmazdır ve o artık herkesin anasıdır. Ona kimse adıyla hitabetmez.

Xena Cermenik diilerde kına anlamına geldiği gibi Kütçe dede kınadır. Kına, kırmızının/kızılın simgesi olarak görülmüştür. Tabi ki, kırmızı, yasak olanın yani tabunun da simgesidir. Kadın Ananın öndeliği ve önceliği tarihi döneminde, Kınalanmış her şey yasa/tabuydu. Dokunulmazlık kazanıyoedu ve o Xenanın koruması altındaydı. Büluğe ermış her kız ya da hamile olmuş herkadın vücüdunu kınalardı ve ona hıbır kimse hiç bir şekilde dokunamazdı

Ormanların korunup kollanması da Ananın güvencesi altındaydı. Bu işleviğni tanrıça LATA omuzlamıştı.Tabiki bunun gibi toplumun eğıtilmesi, bilgilendirilmesi de Ananın işlevleri arasındaydı ve onu da bir başka tanrıça omuzlamaktaydı.

Her tanrıca bir Ocakla temsil edildiği gibi temsilinde bulunduğu o ocağın kandaşları Ana Tanrıçaya bağlı oldukları kendi ocaklarını temsil eden tanrıçanın da talipleri omaktaydılar. Bu noktada da bir parantez açmak istiyorum. Başlı başına bir incelemenin konusu olmakla birlikte bir kaç satırla da olsa, burada da belirtmekte fayda görüyürum.

Her Alevi değil ama günün Alevisi içinde kimileri, Aleviliği tabiki Ezdailiği de bu toprakların en kadim din topluluğu görmekte ve dillendirmekteler. Ne ki örneğin Tahtacı Alevıler neden Tahtacılar, Kızlbaşlar neden Kızılbaştırlar, bu adlandırmaların kaynağı nedir sorusuna aynı bağlamda yanıt verememektedirler. Genellıkle amiyane dyımle, çul-çaputla aıklamağa calışmaktadırlarö Yürütülen tartışmaları biğr yana bırakarak belirteyim, kadim kökleri itibariyle Kadın Atanın kandaş ortaklıgının bir bireyi olduğu gibi, yukarda andığım Tanrıça Ocaklarında her birinin talibi yada kandaşı olmaları bağlamında Kızılbaş yada tahtacılar. Kızılbaşlar Aşa yada Xena’nın kandaşları oldukları için Kızılbaştırlar, Tahtacılar da aynı şekilde hem Ana Tanrıçanın hemde LATAnın talipleri olduğu için tahtacıdırlar.Yoksa tahta biçtikleri tahta alıp sattıkları için deği(!)…

Her Kandaş Bir Ocaktan Üreyip Geldiğini Kabul eder ve Kutsar

Ocak konusunda güncelde yaşanmakta olan bilgi kirliliği dikkate alındığında içerdikleri kutsalıkla beraber tekrarında yarar var. İlk toplum ilk Ocak ile birlikte oluştu. İlk ocak, gelmiş geçmiş tekmil kusallıkların kökü olan, ortak beslenme, ortak barınma ve kendinin üreyimi yani doğum olarak belirttiğim üçlü kutsalla belirlendi.

Çekirdek ocak, ilk kandaş soyun ortaya çıkmasını sağladı. Soy süreğinin hareketli olmsaına koşut büyüp çoğaldıkça kaynağının ilk kandaş ocaktan alt ocaklar ortaya çıktı. Alt ocaklardan üreyen nesil zamanla kandaş kabileleri oluşturdu. Ana kandaş ocak, büyümüş ve çoğalmış olarak zamanla Aşiret adını aldı ve giderek ilk etnik topluluğu oluşturdu.Tarihin hareketli akışı içinde bu oluşumlar yapısal özelliğkleri nedeniyle, İMECE,KOM,KOMANA ya da KOMAL, MİR-MİRAN olarak adlandırıdılar. Akademik literatürde çekirdek toplum birimi “Kılan” olarak ifade ediliyor. Benim, kendi tarihsel tolumsal özgülümüze uygun olarak burada ifade ettiğim Ocak kavramına denk düşüyor Kılan. Gelişim ve değişime koşut Kılanlar, “Gentilis” olarak belirtilen topluluk düzeyine ve Gentilisler, “Tirübü” lere evriliyor. Benim kandaş Aşiret olarak belirlediğim toplum düzeyidir bu.

Geçmeden hemen belirtmek durumundayım. Doğru dürüst hic el atılıp incelenmemiş böylesi köklü bir konuda, kısa yoldan ve çok hızlı olarak kestirimlerde bulunmak doğru değildir. Kişisel olarak yaptığım inceleme ve araştırmalar, kendi kavrayış ve kapasitemle sınırlıdır kuşkusuz. Ne ki, özellikle Alevilik gibi kadim bir topluluk süreği dikkate alındığında, en kabadayı çalışmaların, daha çokta Alevi piyasasına dönük en ucuz aktarmacılıktan öteye gitmediği ortada. Belki içinden geçtiğimiz tarihsel uğrağın Aleviler yönün taşıdığı özellikleri dikkate aldığımızda, bu da gereklidir ama büyük ölçüde yeni bir sansürlemeye yol açtığı için yeterli ve doğru bulmmadığımı da beliğrtmeliyim. Bu bağlamda, en azından bundan böyle, Aleviliğin içeriğine ilişkin genel muhtevanın, bu gibi çalışmaların hem anlaşılır olmasına hemde ciddiye alınması ve daha kapsamlı araştırmalara yolaçmasına dönük, bir farkındalık oluşturmaya hızmet edeceğini umuyorum ya da diliyorum. Sunduğum bilgiler bu kapsamda anlaşılmalıdır

Şu veya bu toplumsal nedene bağlı olarak kullanımı devam eden, kimi kavram ve sıfatlar bulunmaktadır. Anadolu’nun bütün alanlarında olduğu gibi köylü özelliklerini yakın zamanlara kadar koruyan, otantik özellikleri bakımından değişimi ve dönüşümü daha ağır gerçekleşen Yukarı Mezopotamya da, özgün olarak da Kürt halkı arasında,yukarda da belirttiğim gibi İmece, Kom, Komana, Mir, Miran gibi kavramlar, aslında, otantık Ocak yapılanmasını tanımlarlar. Çıkışları itibariyle de Kandaş Ortak yaşamın kavramlarıdır. Her Kandaş Ocak aynı zamanda bır Komanadır. Hiç bir bireyin özel mülkü yoktur. O ocakta doğan kandaşların yaşadığı topraklar ya da genel olarak üretim alanları, kandaşların ortak mülküdürler. Kandaş Ocak, bir ailedir aynı zamanda. Toplum olmanın bu tarzda tarihsel gelişimi, tümüyle bizim coğrafyamıza, bir başka anlatımla. ilk köy devrimin gerçekleştiği topraklara özgü bir gelişmedir. Oysa, özellikle batı tarihselinde mülk ve aile birbirine koşut oluştu. Bu kelimenin tam anlamıyla Devlet diye bildiğimiz egemenlik aygıtının da temelini oluşturdu. En büyük mülkün sahibi olanlar, hem cins hem sınıf esasına dayanarak egemenliğin, onun somut ve örgütlü ifadesi olarak devletinde sahibi oldular.

Ocak sadece kandaş soyun ortaya çıkması anlamıyla değil, ifade edegeldiğim gibi maddi ve manevi üretimin de gerçekleştiği yerdir. Bu haliyle ocak bir toplumsal kurumdur.Kurusallaşmanın temelidir. Toplumun ihtiyaçlarına dönük her türlü sorunun görüşüldüğü konuşulduğu ve çözüm buluduğu yerdir. Yukarı Mezopotamya özgülünde hem kutsallıklara dönük ritüellerın yerine getirilmesi hem de sözkonusu sorunların gürüşülmesi ve hem de yıllık üretimin topluluk üyelerine ihtiyuaca göre payedilmesi için Kapalı mekanlar oluşturulmadı. Bütün bu faliyetler, açık alanlarda gerçekleştirildi. Böylesi toplanmaların gerçekleştiği alanlara “MEYDAN” denildi. Meydanlarda hem CEM hem Civat’ene gerçekleştirildi. Alevilikte biçimsel de olsa hala cemyapılan yere Meydan denilmektedir. Eğer, kapalı bir mekandan sözediliyorsa burası Cemevi değil otantik olarak “Meydan Evı” olarak adlandırılmaktadır.Hoş cemler de Meydan olarak adlandırılmaktadır otantik olarak; “Görgü Meydanı”, “Hızır Meydanı” vb.gibi

Ocak kurumsal kimliğiyle, ilk şehirleşme ve Şehir devletlerin tarih sahnesine çıkmasına koşut “Tapınak” olarak adlandırılan mekanlara taşındı. Tapınak kurumsal olak kaynağını öncülü oacaktan almaktadır. Şimdilerde, oldukça yanılsamalı anlaşıldığı ve anlatıldığı gibi ritüellerin yapıldığı, tanrı yada tanrılara hamdusenanın sulduğu yerler değildir. Bu gibiğ etkinliklerde dahil olmak üzere hem maddi hem de manevi üretimin yapıldığı, sevk ve idare dildiği mekanlardaır. Kavramın kendi bile bu özelliği tanımlayacak bir ifade kavramı olarak üretilmiştir. Sözcüğün ilk hecesi “Taun” sözcüğünden alınmış olup “Sunak” anlamını taşır. devamındaki “Pınak” ise, otantik olarak orjini büyük olasılıkla Hatti yada Luvicedir ve bu gün hala yerli halkların dilinde Penak yada Pinek olarak dillendirilen sözcüktür. Üretim yeri anlamınadır. Böyle olduğu için olsa gerek; tavuklerın yatıp uyuduğu, hem yumurta hemde civciv yaptığı takalara, Pinek denilmektedir.

Ege kıyısında konuşlanmış Hıpodromlar, Anfı Teatır’lar ve nihayet Toprak Ana timsali Artemi için yapılan Efes tapınağını saymazsak anadoluda büyük yapı mekanları yoktur. Hattuşa, Harran gibi merkezlerde inşa edilen akademik dünyanın éTanrılar evı olarak adlandırdıkları mekanlar ya açık alanlarda ya da tek katlı ama büyük yapılardan oluşuyordu. Hattuşa merkezınde oluturulan tapınak üçyüz kusur odadan oluştuğu ifade edilmektedir. Bu odaların her birinde değişik üretimlerin yapıldığı da belirtilmektedir.

Yukarı Mezopotamya’nın uzun soluklu köy devrimi birikimleri Aşağı Mezopotamyaya taşındığında, özellikle Kengiler(Sumer) döneminde büyük Tapınakların ortaya çıkmasına yolaçtı. Daha sonra Şehir devletleri olarak ortaya çıkan toplumsal gelişmenin bu evrtesinde Katlı Tapınaklar, gelişmenin merkezinde yeraldı ve ilk çekirdek devlet de Katlı Tapınak merkezli olarak üretildir. Bu aynı zamanda, Ocak ve Tapınak Devlet yol ayrımının da başlangıcı oldu. Aşağı Mezopotamya da Bu ayrışma keskin biçimlere bürünürken, Anadolu ve yukarı Mewzopotamya’da daha uzun soluklu olarak zamana Yayıldı. Kadın Atanın damgasını taşıyan sürek öylesine kolayca üstesinden gelinebilecek bir sürek değildi. Sümerlerde(KENGİ)Şehir devletleri aynı zamanda Erkek egemenliği demek oluyordu. Erkeğin eğemenliği, aynı zamanda sınıflaşmanın ve sınıf egemenliğininde başlangıcı oluyordu.Anadolu ve yukarı Mezopotamya da, Kadın Atanın önderliği ve önceliği süreğini takibeden uzun bir “Eş ve Eşitlik” süreği takibetti.Denilebilir ki, Kadın Atanın önderliği ve önceliği, İ.Ö. 1250.lü yılara doğru, ancak “Eş ve eşitlik” süreğine evrilebildi. Böyle olduğu halde bu geçişler bile hiçte kolay olmadı.

Bu Makalenin Sonucuna Doğru Giderken

Anlattıklarımdan da anlaşılacağı üzere konumuz yanlış olara anlaşılageldiği gibi ilahiyatın ya da teolojin konusu değil, doğrudan bu disiplinin alanına girse bile farketmezdi, doğrudan tarihselliğin ve toplumsallığın kounusudur.Tanrıçalar, tanrılar yada bizzat tek ve tekel tanrının kendisi de dahil olmak üzere hicbir kutsali fizik yasalarına tabi kılınarak ne fizik alanında ne de fizik ötesinde aramak gerekmektedir.Bu yaklaşım yöntemi doğrudan tarihselliğin ve toplumsallığın gelişim, değişiğm ve dönüşüm yasalarında aranması gerekmektedir. Tersine böylesi bir konuyu, kendi somut gerçekliğinden koparmak ve en anlaşılmaz bir alanda kamplaştırmaktan öte bir işlevi yoktur olmamıştırda.

Bu bağlamda işlemeğe çalıştığım konu sanıldığından daha kapsamlı bir konudur ve bir makaleye sığdırmakta mümkün değildir. Bu nedenle anlattıklarımı toparlayarak özetle ifade edecek olursam; Kandas Ocak site devletlerin ortaya cikmasiyla, kurum olarak Tapinaklasirken Kadin Ata süregine bagli olarak kandas ocak süregine devamla yolunu ayirdi.Bu ayni zamanda Ortaklik ile mülk toplumunun da ayrismasi demeti. DevletOcak ile Devlet disi Ocak savasimi aslinda modernitenin kiliklarini giyinmis olsa bile hala sürmektedir.

I.Önce 250.lili yillara dogru baslayan Kandas Ocaklar arasi Kardeslik, dört bir taraftan devletli iliskilerin kusatmasina karsi gelistirilmis bir yeniden organize olma anlamini tasiyordu. Denilebilirki devletlerin merkezileserek imparatorluklarin ortaya cikis ve Alevi Ocaklari öncelikli olarak hedeflerione koymalari,Kandas ocaklar olafrakAlevi Komanalarini daha büyük organizasyolara zorldi I.Sonra 700.lü yillarda belli bir olgunluga ulasan bu arayis süregi, Yol Kardesligi Olarak da adlandirilan bir üst evreye organize oludu. Etnik topluluklara denk gelen Ana Ocaklar merkezilesti. Her etninin Aleviligi kendi tarihsel toplumsal özelliklerini devam ettirirken YOL olarak adlandirilan maddi yasam kosullari hepsinin ortak paydasi sayildi. Cünkü hepsi dogal olarak ayni anlamli olarak IMECE,KOM KOMANA Yada KOMALAYdi.2Yol bir Sürek Binbir° olarak anlamlandirdilar bu organizasyonun yeni seklini- Bu ayni zamanda Ocaklar cevriminde olusturulan dergehlerin olusmasi pior, mürsit de dahil ihtiyaclarin geregi bütün hizmetlilerin Bu Dergahölarda özel olarak yetistirilmesini de getirdi. Kandastaki Ocak soylu sürek terkedildi. /00.lü yillar ile 1200 li yillar arasi bu gelisme bütün zamanlarinin en gökemli örgütlülügü, en gelismis otrganize birligiydi, hem bir ciftci +Coban Tolum olarak ve hemde Ortaklik süregini devam ettiren bir toplum olarak.
Önce 1240 li yillarda gerceklestirilan birinci büyük yikim ve kirilmayla büyük bir yikim yasandi, Doruktan inis basladi. Ocagin bu yeni düzenin allak bullak edildi. Ikinci kezde 15oo lü yillarda yasandi. Ocak v e dergah düzeni, bir yandan Osmanlini baskenti Istanbul diger yandan Iranin Kumkentini baskent edinen ve Ali´nin gününden beri ilk kez Iranda iktidar olan Sia muktedirlerinin cift yönlü saldiri ve müdahelesiyltekmil yapilanma darmadagin edildi.
HASIM KUTLU

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın