İnsanlığın, Aleviliğin Tarihi Köken ve Kaynakları Üzerine.

İNSANLIĞIN, ALEVİLİĞİN TARİHİ KÖKEN VE KAYNAKLARI ÜZERİNE

(Feramuz Sah Acar / 22.6.2016)
Afrika yolculuk alevi tarihin kaynaklari DAB devrimci aleviler birligi Feramuz Acar

1993 Sivas katliamından sonra yeniden gün ışığına çıkan Alev-i-lik hakkında yüzlerce yazar, araştırma yapıp kitap yazdı ve daha yüzlercesi de yolda. Bu kitapların çoğunu ilgiyle okuduk, okuyacağız. Her birisinde Alevilikle ilgili güzel, doğru bilgilerin yanı sıra abartma, çaptırtma, gerçekle ilgisiz çelişkili yanlar da var.
Alevilik sorgu görgü yoludur. Fakat Aleviler Sorgulama yeteneğini unutmuş, sorgulamadan inanıyor.
Alevi yazarların her birisi Aleviliği farklı kaynaklara dayandırıp farklı yer ve tarihlerden başlatıyor, farklı sonuçlara varıyor. (Örnek: Alevilik Semavi dinlerin ve İslam’ın özü, Alevilik eski Türk, Kürt, Arap, Fars inanç ve kültürü, Eski Mısır, Sümer, Luvi, Hitit, Zerdüş inançları vs. vs. diye uzanır.)
Doğru bulgular yanında Aleviliği tek milliyet, tek inanç ve tek kültüre dayayan görüşlerdir bunlar. Doğal olarak bunlar okuyucularda kafa karışıklığına yol açıyor.

Aslında Alevi araştırmacılarımız büyük bir resmin küçük parçalarını bulmuşlardır. Yapılması gereken bilimsel sorgulayıcılığı elden bırakmadan, akla, mantığa, bilime ve sevgiye uyan parça ve bulguları yerli yerine koyup gerisini çöpe atmaktır. Aleviliğin o büyük resmini ortaya çıkarmaktır.

Yine de ortaya çıkacak olan bu resim, belirli bir zamana ait, güncel, anlık göreceli olacaktır. Çünkü Alevilik dogmatik değil, değişen gelişen, devri daimi olan (evrimleşen) bir öğretidir. Fakat yüzyıllar süren bu asimilasyondan kurtulmak için o büyük tarihi, güncele ve geleceğe ışık tutacak bir resimle ortaya koymamız gerekmektedir.

Alevilik deyince genel algı; İslam Halifesi İmam Ali’ye bağlılık olarak algılanır. Fakat Aleviliğin İslam’la Halife Hz. imam Ali ile, Ehlibeyt, Kerbela 12 İmam ile özde zerrece bir ilgisi yoktur. Gerçekte ise Aleviliğin ALEV, IŞIK ve Kâmil i Alim olma, 12 Burç, Kutsal aile, Haksızlığa direniş vs. ile ilgisi var. Bu konulara ayrıca başka bir yazıda bildiğim kadar ile değineceğim.

Alevilik; insanı, doğayı, bilimi, sevgiyi kutsayan, varlık felsefesine dayalı bir inanç öğretisidir. Alevilik, semavi dinler gibi dogmatik, Allah, kitap (Kuran), peygamber, hayır şer, kader, cennet, cehennem, huri dağıtan, pazarlayan, ateşte yakan bir din değildir. Aleviliğin böylesi bir “Tanrı, Allah” anlayışı ve yine onun tarafından gönderilmiş, ilahi bir kitabı ve peygamberi yoktur. Buzullar, doğal afetler, hastalık ve savaşlar dolayısı ile insanlar dünyanın bir ucundan diğerine göçmüş, dilleri, inançları ve kültürleri birbirine karışmış, etkilenmiştir. Bu nedenle Aleviliği ve Alevi tarihini belirli bir tarihe ve topluma bağlamak doğru değildir.

Var olan dinler ve dinciler ebedi ve kesin olanı bildiklerini iddia ederler. Oysa bilim, sevgi ve felsefeye dayalı bir öğretiden yana olanlar her şeyi sorgulayıp öğrenmeye çalışırlar. Ve bu güne kadar dinlerin ortaya koyduğu tüm iddiaları çürütmüş ve çürüteceklerdir.

Semavi din ve kitapların anlattığına göre ilk insan Âdem Peygamber’den sonuncusu Muhammed’e kadar 25 peygamberle tanışmıştır. Bir insanın ortalama 80 yıl yaşadığını düşünürsek toplam 2 bin yıl eder. Muhammet’ten bu yana da 1400 yıl geçtiğine göre insanlık tarihi 3.400yıl eder ki, oldukça gülünç bir rakamdır bu.

Bilim ise bundan 340.000 yıl öncesinde dünyada “Neandertal” denen onlarca insan türünün yaşadığını, fakat buzul çağı, kuraklık ve doğal afetlerden dolayı bunlardan Ortadoğu ve Avrupa’da yaşayanların zamanla soylarının tükendiğini iddia eder. Fakat Afrika’dakilerin soylarını devam ettirdiği, bugün dünyada yaşayan tüm insanların dört kan gurubunun (4 DNA çeşidinin) dördünün de (Omo) Orta Afrika kökenli olduğunu gösterir.

Bunların yaklaşık 250 bin yıl önce Afrika’ya dağıldığı ve ilk kez 190 bin yıl önce Nil nehrini takip ederek Afrika’nın dışına çıkıp Mezopotamya bölgesine yerleştikleri tahmin ediliyor. Fakat 90 bin yıl önce başlayan küresel buzul çağı dolayısı ile bunların nesillerinin yok oduğunu görüyoruz. Aşağı yukarı 85 bin yıl önce de insanların ikinci kez Afrika’dan çıkıp Bab-El Mendep Boğazı’ndan Güney Arabistan üzerinden batı Hindistan’a geçtikleri düşünülüyor. Oradan da sahil boyundan Çin’e ve Kuzey Avustralya’ya varıyorlar. Bu arada 70 bin yıl önce Endonezya’da cereyan eden TOBA Yanardağ’ı toplu bir felakete yol açıyor ve insanları batıya yöneltiyor. Buzların erimesiyle 50 bin yıl önce de insanlar batı Hindistan’dan, Iran üzerinden Anadolu’ya ve Avrupa’ya geçiyorlar.

40 bin yıl önce Orta Asya’ya, 20 bin yıl önce Kuzey Amerika’ya, Kanada’ya, 15 bin yıl önce Güney Amerika’ya ulaşıryorlar. Buzların daha da erimesi ile aşağı yukarı 10 bin yıl önce de Kuzey İskandinavya’ya ulaşıyorlar.
((http://www.genomturkiye.com/buyuk-yolculuk.html)

Bilinen en eski insan yerleşimi bundan 200 bin yıl önce Güney Afrika / Mozambique’de ‘Maputo’’ bölgesinde bulundu. (http://www.viewzone.com/adamscalendarx.html )

Var olan İnsan DNA’sının dünyaya yayılımına baktığımızda 50 bin yıldan beri Anadolu’da Mezopotamya da insanların avcı ve toplayıcı olarak yaşadıklarını görüyoruz. İlk yerleşik yaşama tarım ve hayvancılığa 14 bin yıl önce (Kürdistan’da) Urfa Göbeklitepe’de başladıklarına dair emareler var elimizde. Bilinen ilk inançsal merkezlerini de o zaman yapmış olabilirler.

Anadolu ve Mezepotam’ya kaynaklı bir inanç öğretisi olan Alevilik, Urfa Göbeklitepe kazılarının ciddi bir şeklide araştırılmasını gerektirir. Toplumsal yaşam, tarım ve hayvancılık için güneş- ay dönümü, 12 burç, yani 12 ay ve 365 günlük güneş takviminin bulunması can alıcı önem taşıyor. Göbeklitepe tapınağında 12 yıldız burcu, kadın erkekle sembolize edilen ay-güneş, kadın erkekli ibadet, ilk bira ve şarabın keşfi, Aleviliğin 12 kültünü, rızaya dayanan toplumsal yaşam biçimini, cemin kaynağını ta o tarihlere götürür. Fakat konunun ciddi bir şekilde her yönüyle araştırılması gerekir. Göbeklitepe’deki kabartmaların çok ileri bir düzeyde olduğu ve öncesi olan bir gelişme sürecinin varlığına işaret eder.
((http://arkeolojihaber.net/tag/gobekli-tepe/))

Yine Afrika’da ‘Maputo’da bulunan 200 bin yıllık en eski yerleşim yeri dünyanın birçok yerinde gün ışığına çıkarılması gereken birçok Göbeklitepe’nin varlığına işaret eder.

Alevi devriye deyişlerinden bir örnek. Edip Harabi’nin dile getirdiği gibi Alevi tarihi varlıkla başlayıp, insanla, toplumsal ve bilimsel gelişme ile evrimleşerek devri daimini sürdürür.

Daha Allah ile cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik

Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik.

Alevilikte vahdeti mevcut/vücut, Enel-Hak görüşünü anlatan yüzlerce deyiş var. Bu nedenle Alevi tarihini, köken ve kaynağını belirli bir zamana, tarihi bir olaya ve topluma sabitlemek mümkün olmadığı gibi doğru da değil. Ve Pir Sultan’ın da belirttiği gibi;

Halımızı Hal eyledik
Yolumuzu Yol eyledik
Her çiçekten bal eyledik.
Arıya saydılar bizi..

Toplumsal yaşamın var olduğu her ortamda Aleviliğin köklerini ve izlerini sürmek mümkün. Bu varlıkta, bu yaşam ortamında, tabi ki her şey Alevilik değildir. Alevilik zaman içinde değişen ve evrimleşen bir yapıya sahip olsa da, neyin Alevilik neyin olmadığını gösteren, Aleviliğin temel özü, kırmızı çizgileri, belli ölçüleri ve olmazsa olmazları vardır. Aleviliğin hangi çiçekten neyi alıp bala çevirdiğini bilmemiz ve belirtmemiz gerekir. Ancak o zaman Aleviliğin tarihi köken ve kaynaklarına doğru, doğru bir yolculuğa çıkmış olur, bugünümüze ve yarınımıza ışık tutabiliriz.

Bazı Alevi yazarların tarihi bir toplumda ve kültürde Aleviliğin de sembolü olan bir pireyi mercekle büyütüp deve haline getirmeleri, sorgulamadan “İşte gerçek Alevilik budur” diye sunmalarını, tutarlı bilimsel bir yaklaşım olarak görmediğimizi belirtmek isteriz.

Alevilik, bildiğimiz kadarı ile hiç bir hâkim sınıfın inancı veya devlet öğretisi olmadı. Genel bir halk inancı olarak doğup geliştiğini, dolayısı ile öyle şatafatlı tapınaklarının, inanç merkezli binalarının ve büyük kaya oymalarının ve heykellerinin olmadığı bir gerçektir. Sümerler’de Hititler’de bazı krallar için yapılan şenlik ve törenlerde bulunan 30, 40 hizmeti cımbızlayıp 12’ye indirgeyerek veya bir bölümü kırılmış (asılı 16 olan) sadece 12’si görünen Hitit kaya kabartmalarını (yeraltı tanrılarını) 12 İmam (sanki Alevilikte imamlık varmış gibi) ve Alevilik diye sunmak doğru olmasa gerek. İlk ve tek Tanrı’lı din olan Zerdüştlüğün Alevilikle ortak yanları olduğu açık ve nettir, fakat Zerdüştlük’te Alevilikte olmayan cennet cehennem gibi kavramlar var ki, bu bize uymaz. Örnekler çoğaltılabilir. Gerçekle ilgisi olmayan çarpıtmalar bir yana, 2, 3 benzerliği veya sembole takılıp Alevilik kesin olarak şu veya bu inanç kökeninden geliyor demek doğru olmaz.

Ayrıca bilmemiz gereken bir konu da, bizleri Sünni’lik ve Şii’lik ile İslamlaştırmak ve asimle etmek için yazılı kaynaklarımızın Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde yok edildiği, çarpıtılıdığı ve sahteleştirildiğidir. Sivas Katliamı’nda kaybettiğimiz Asim Bezirci Pir Sultan isimli kitabında 7 tane Pir Sultan olduğunu ve Pir Sultan adına sahte deyişler türetildiğini belgeleriyle bir bir sunuyor bize.
İşte bir örnek:

Cemi günahların yere dökülür
Hak yoluna abdest aldığın zaman
Sağ yanıma iki melek dikilir
Sabah namazını kıldığım zaman

Gökten yere saf saf olur melekler
Meleklere müştak olur felekler
Hak katında kabul olur dilekler
Öğlen namazın kıldığın zaman

Sofu olan daim beş vaktin kılar
Onun içi dışı nur ile dolar
Muhammed Ali’den şefaat umar
İkindi namazın kıldığın zaman

Mümin olan daim selaser gezer
Kiramen katibin hayrını yazar
Kendi eli ile kendi cennetin düzer
Akşam namazını kıldığın zaman

Gökten yere kim indirdi Burağı
Hu deyince yakın eder ırağı
Dünyadan Ahirete yanar çerağı
Yatsı namazın kıldığın zaman

Pir Sultan Abdal’ım, ey Hıdır ilyas
Gönlünde kalmasın gam ile garaz
Yedi Yasin bir Elham üç kere İhlas
Hak nasip eylesin öldüğüm zaman

Görüldüğü gibi bu sahte deyişte ‘’Pir Sultan’’ İslam’ı ve namazı övüyor. Hâlbuki Osmanlı belgelerine göre Pir Sultan’ın katlini vacip kılan resmi fermanda; 1- Pir Sultan dinsiz, namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, 2- Şeriata aykırı söz ve davranışlarda bulunuyor. 3- Müslümanlara ‘Yezit’ diyor ve şarap içiyor. 4- Kur’an ve İslam peygamberi hakkında uygunsuz sözler söylüyor. 5. Saz ve çalgı çalıyor, semah dönüyor, oyun oynuyor, Cem Ayini gibi gizli toplantılar yapıyor ve toplam 12 suçtan dolayı idam ediliyor. Benzer sahte deyişler Yunus Emre ve diğer ulu ozanlar içinde geçerli. Alevi deyişlerinin yarısından fazlası Sünni-Şii unsurlarla doldurulmuş. Asıl Alevileri asimle eden deyişler ise Gülbenklerde olan bu İslami unsurlardır. Bunların hepsinin çöpe atılması lazım.

Bu kargaşadan kurtulmak için, genel olarak neyin Alevilik olup olmadığını ölçebileceğimiz bir parametremizin olması lazım. Bu nedenle Aleviliğin olmazsa olmazı olan temel özünü, kırmızı çizgilerini, Alevi aydın, yazar, pir, sanatçı ve yöneticileriyle birlikte belirlememiz gerekiyor. Burada geliştirmeye açık, her cümlesi bir kitabı kapsayan, özlü, kısa bir taslağı önerilerinize sunmak isterim.
Aleviliğin olmazsa olmaz türünden kırmızı çizgileri, ölçü ve parametreleri ne olmalıdır?

1 )) Haci Bektaşi Veli (HBV) “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” der. Ve HBV Makalat’ında 4 kapı 40 makamın, ilk 1’ci makamı inanmakla ilgili olanından (imanla) başlayalım. “Akıl, mantık, bilim ve sevgiye uyana sahip çık, uymayandan uzak dur’’ der.
Alevilik sorgu ve görgü yoludur. Başta Allah da olmak üzere her şeyi sorgulamaya alır. “Anan yok, baban yok, sen benzersin piçe Tanrı” der. Bu yöndeki bir sorgulama bize Aleviliğin, dogmatik, tek tanrılı semavi dinlerle, onların “hayır şer, Allah, kitap, peygamber, cennet cehennem gibi anlayışları ile ortak hiçbir yanımızın olmadığını, Aleviliğin kendine özgün bir inanç olduğunu gösterir. Ve Alev-i Yolu’nun erkân ve gülbenkleri sonunda ”Hü Gerçeğin Demine” diyerek biter. Uzatmayalım Aleviliğin 1. Parametresi akıl, mantık, bilim, sevgi ve sorgulamaktır. Bu anlamda Aleviliğin semavi dinlerden (Tevrat, İncil ve Kuran’dan) ayrı, kendine özgü bir inanç öğretisi olması gerekir.

 

2))   “Yetmiş iki milleti bir görmeyen bizden değildir” diyen Alevilik tüm halkları, insanları eşit olarak görür. Yetmiş üçte topluyor canı candan ayırmıyor. Bu nedenle Türk, Kürt, Arap, Fars, ”temiz ırk” gibi ırkçı, milliyetçi, Kemalist, faşizan anlayışların Alevilikte yeri yoktur. Bu yol ırkların değil kırkların yolu. (Genetik olarak nüfusumuzun sadece % 10 ve 15’inde Türk DNA’sının olması gibi) İnsanı insan görmek varken 72 milletin yaşadığı Anadolu’da herkesi bir gözde görmek varken ırkçılık yapmak ”salyangöz” satıcılığından başka bir şey değildir. Kısacası insanı Hak bilmek, ırkçı, milliyetçi, faşist olmamak öğretimizin 2. Parametresi olsa gerek.

 

3))   Aleviliğin 40’lar cemi mitolojisinde, yani Aleviliğin ütopyasında, bugüne kadar eşitlikçi bir kültür, yaşam, duruş ve ona uygun bir direniş görüyoruz. Bir üzüm tanesini, bir lokmayı, yârin yanağından gayrı her şeyi rızalıkla paylaşmak, baskıya, sömürüye zulme karşı mazlumun yanında olmak, birlikte üretip birlikte paylaşmak, ezip sömürülmeden direnmek, barış içinde dünyevi bir cennette mutluca yaşamak, Alevilikte olmazsa olmazın temel ilkesidir. Yani Alevilik hâkim sınıf- devlet dini olmamış, komünal yanını yitirmemiş,ana erkil toplumlardan bu yana, Marx’tan, Lenin’den ve Mao’dan önce var olmuş, Bedreddin ve Börüklüce gibi militanları olan büyük, köklü bir inanç öğretidir.. Kısaca ve öz olarak; Aleviliğin 3. cü Parametresi paylaşımcı, komünal, sosyalist ve devrimci olması gerektir.

 

4))   “Kadın, erkek birdir bizde, eksiklik senin görüşlerinde.” der. Alevi inanç/öğretisine beşiklik etmiş Anadolu, adı üstünde ana tanrıçalarla doludur. İslam, kadını bugün bile insan yerine koymazken, cariye olarak alıp satarken, Alevi kadınları pir postuna oturmuş, Bacıyanı-Rum olmuş, gerektiğinde silah kuşanmış, erkeğinin yanında savaşmıştır. Bu konuda da söylenecek çok şey var. Uzatmayalım Alevilikte kadın İslami asimilasyonla yok olan eski yerini mutlaka almalıdır. Bu nedenle Alevi kurumlarında eş başkanlık ve %50 kadın kotası acilen uygulanmalıdır. Öz olarak Aleviliğin 4. Parametresi kadın erkek eşitliği, yani cinsiyet eşitliği olsa gerek.

 

5))    Öğretisi 4 kapı 40 makam üzerine kuruludur. 4 Kapı; hava, ateş, su ve topraktan oluşan doğal elementleri simgeler. Haci Bektaşi Veli “Dört kapıda can” diyor. “Can hakka yürüyünce yel yele, od oda, su suya, toprak toprağa, can cana, can hakka gider” diyor. Aleviliğin yaratıcı gücü olan Hak anlayışı, daim var olan, yaratılamayan, yok edilemeyen, devri daimi olan bu dört doğal ana unsurdur. Dört element olan vahdeti mevcut, vahdeti vücuda bağlanıyor. İnsan üç dakika hava almasın, vücut ısısı üç derece düşsün, üç gün su içmesin, bastığı topraktaki cevher (yiyecek) olmasın yaşaması mümkün değildir. Alevi cemlerinde mum yakarak, dem içerek, nefes söyleyip pervane (semah) olarak, lokma paylaşılarak, küçük büyük bir olarak, her candan rızalık alınarak kutsanan bu beş unsurdur, yani doğanın kendisidir. Alevi tarihinde ve öğretisinde ihtiyaç halinde bile orman, hayvan kesiminde ne kadar dikkatli, dengeli olunduğu görülür. Alevilik, İslam halifesi Kasap İmam Ali’nin 70 arşınlık İslam’ın kanlı kılıcı ile din adına kelle kesmesi değildir. Artık özüne dönüp cem ve erkânlarında geçen doğa-çevre öğretisini işlemeli ve öğretmelidir. Doğa çevre kirliliği, kapitalizmin dengesiz üretim tüketimi ile başta insanlık olmak üzere tüm canlıları yok olma tehlikesi ile karşı karşıya getirmiştir. Aleviliğin 5. Parametresi Varlık felsefesine dayalı, Doğal inanç, doğal çevre ve ekolojik dengeye dayanan yaşam biçimi olsa gerek.

 

6))    Alevilikte cem erkânı inancımızın bütün özelliklerini (üstteki 5.Maddeyi de) sembolik olarak içinde barındırıyor. Aleviliğin tarihi kökenlerini araştırırken geçmişte şu veya bu şekilde bir cem erkânı var mı bakmak gerekir. Ne yazık ki bugün ki cem erkânının içerisi İslami unsurlarla kirletilmiş, Cemevleri minaresiz camilere benzetilmiştir. Bu semavi/İslami unsurları en kıza zamanda toplayıp çöpe atmamız gerekir. Bunu yaptığımızda Aleviliğin özüne varmış, konuları bilim ışığında güncelleşmiş, çağdaşlaşmış, bugünümüze ve yarınımıza ışık tutmuş olacaktır. Alevi cem erkanına bakıldığında sorgu ve görgünün geçerli olduğu yerde “Peygamberim, malım mülküm var, şanım şöhretim var, cana kıyarım, rızasız lokma yerim” diyenler hemen kapı dışı edilir. Kadın, erkek, çocuk, her can eşittir orada. Hava, Ateş, ışık, bilim, sevgi, su, dem, toprak, lokma, paylaşım, müzik, dans, muhabbet, kültür, sanat, ezilenden yana olmak ,direnmek, 72 milleti aynı görmek, El, dil, bel, kendini bilmek, vs her şey vardır. Doğaya ve topluma dair her şey kutsanır, kimse kimseye üstünlük tasarlamaz, böbürlenmez, cennet, arsa, huri pazarlanmaz. (Alevilikte Cem erkânı başlı başına ayrı bir yazı konusu.)
Sonuçta Aleviliğin 6. ve birleştirici ana parametresi Cem Erkanı olsa gerek.

Aleviliği; Allah, Muhammed, Ali, Ehlibeyt, 12 İmam, Kerbela (sevgisi) ile tarif eden, 1400 yılık Arap çöllerine gömenler, Alevi geçinen yazarlar, Türkiye, Avrupa, Dünya Alevi Hareketi yöneticileri, artık kafalarını o kumlardan çıkarmalılar. Sorup sorgulayan canlarımızı Alevi kurumlarından uzaklaştırmak yerine, Alevi yol erkânında köklü devrimlere, yeni yapılanmalara gidilmesi gerektiğini kabullenmek zorundadırlar. Bu anlamda iki yıl önce ”Devrimci Aleviler Birliği’nin(DAB’ın) ortaya koyduğu ve 12 Haziranda AABK’ın Avrupa Parlamentosu önünde yaptığı basın açıklaması ve düşündükleri” başlıklı yazıda Veli Balaban Can’ın dile getirmiş olduğu köklü reform taleplerine katılmamak elde değildir. Ayrıca 3 Temmuz’da AKM’nin Hochtanus’ta düzenleyeceği Doğa Cemi’ni bu reform hareketinin somut bir adımı olarak görüyor, kendilerini kutluyorum.
Bazı Alevi dostu canlar bizim İslam’ı eleştirmemizden alınıp darılabilirler. Oysa İslam’i çevrelerin Alevilere yönelik hakaretleri karşısında bizim eleştirilerimiz devede kulak bile sayılmaz. Kaldı ki yüzyıllardır hâkim iktidar ve inançlar tarafından yanmış yakılmış, asılmış kesilmişiz. Biz Aleviler olarak din ve inanç için hiç bir cana kıymadık. Aleviler olarak inanan inanmayan diğer toplumlara hep saygılı olduk. Elbette onların da Aleviliğe saygılı olmalarını bekleriz. Tek istediğimiz Diyanet Kurumu’nun ve zorunlu din derslerinin kaldırılmasıdır. Her inancın kendi kendini yönetip, inancına dayalı her türlü giderini (zorunlu vergiden değil) kendi cemaati ile karşılamasıdır. Bu da devlete ve diğer inanç ve inançsızlıklara karşı olmazsa olmazımızdır.

Feramuz Sah Acar / DAB/ 22. 6. 2016

1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.