HIDIRELLEZ

10382148_780933721978574_2919287794246408325_n

HIDIRELLEZ
(Hıdır (Hızır) ve İlyas): Toplumsal belleğin ve gelecek ütopyasının tasarımsal örgüsüdür. Bu bağlamda, iyiliğin, dayanışmanın, zenginliğin, verimliliğin, barışın ve kardeşliğin imgesel ismidir.
Hıdır Arapça bir sözcüktür ve erkek ismidir. Arapça Hadra’dan dilimize girmiştir.
Hadra; yeşil anlamına gelir. Dilimize Hıdır veya Hızır olarak girmiştir.
Hıdır veya Hızır aslında aynı kimlikle anılırlar. Hıdır deyince Hızır, Hızır deyince Hıdır akla gelir. İşlevleri ve etkileri aynıdır. Hıdır ve Hızır yeşil rengiyle özdeşleştirilmiştir.
Hızır ya da Hıdır neden yeşil rengiyle özdeşleştirilmiştir. Bunun nedeni yeşil renginin anlamında gizlidir.
Bilindiği gibi Yeşil doğanın yaratıcı rengidir. Baharla özdeştir. Üremeyi ve yeniden var olmayı simgeler. İnsanı rahatlatan bir tondur. Yaşama zevki katar ve insana estetik bir tat verir. Doğanın yeşilliği çekicidir ve haz vericidir. Yeşil alan insana güven katar. Güven insanın rahatlığıdır. Yeşil insan ömrünü uzatır. Kısacası, yeşil, zenginliğin, huzurun, verimliliğin, yeniden doğuşun vs. rengidir ve yaşama bağlılığın simgesidir.
Bu durumda demek ki Hıdır veya Hızır; üretici, zenginleştirici, güven verici, besleyici, yaratıcı, gönendirici, haz verici, yaşama döndürücü… vs. bir işlevsellik taşımaktadır.
İnsanların en büyük ütopyası bu güzel değerlerin yaşamda gerçeğe dönüşmesidir. Oysa gerçek yaşamda bu böyle değil. Dünyanın her yanında yoksulluk, kavga, geçimsizlik, vurdumduymazlık, güvensiz yaşam alanları, öldürmeler, savaşlar, açlar, acılar, kederler, zorda kalmalar…vs. yaşanmaktadır.
O halde insanlığın bu güzel ütopyasının geleceğe taşınması gerekmektedir.
Bu gelecek güzel ütopya belleklerde tasarlanmalı, zihinlerde biçimlenmeli ve ortak belleklere taşınmalıdır.
İşte Hızır ya da Hıdır insanlığın bu güzel ütopyasının ortak belleklere taşınarak söylencesel bir konumda yaşatılması ve insanlığın bilincinde sürekli var kılınmasıdır.
Hıdır ya da Hızır; halk tarafından bazen peygamber (İlyas Peygamber), bazen veli, bazen ermiş, bazen bilge, bazen derviş ve bazen de bir mürşit olarak ortaya çıkan ve zor durumda kalanlara yarımcı olan efsanevi kutsal bir kimliktir.
İlyas; İbranice Eliyau, Eliya veya Elia sözcüklerinden dilimize geçmiştir.
Tevrat’ta, İncil’de ve Kuran’da da adı geçen bu kutsal kişi; İncil’de Mesih’in (İsa Peygamber) habercisi olarak geçer. Tevrat’ta ve Kuran’da bir Peygamber olarak adı geçer.
İlyas; ateşten bir ata binerek göğe yükselen, haber getirip-götüren, istediğinde kuraklık, istediğinde yağmur yağdıran, denizlerde fırtınalar çıkartan, denizlere egemen olan; özellikle denizlerde zorda kalmış olanları kurtaran ve onlara yardım eden bir söylencesel kimliktir.
Hıdır ve İlyas, aynı içeriklerle bezenmiş, aynı nitelikler yüklenmiş iki farklı isimlerle anılsalar da özellikleri ve algılama yönüyle aynı kimlikleri taşımaktadırlar. Her iki ismin en temel ortak yanı ve ortak anlamı “zorda kalanlara yardımcı olmaktır”.
Gerçekten de Halk arasında ki inanca göre Hızır ve İlyas iki kardeştirler. İkisi de aynı öz görevle davranır. Hızır ve İlyas (Hıdrellez) insanlara iyilik için uğraşan düşsel iki ulu insandır. Ama birisi karada yaşayanlara (Hızır), diğeri ise denizde yaşayanlara (İlyas) yardım eder. İki yılda bir kez bir araya gelir. Bunlar bir araya geldiğinde yaz mevsimi başlar. Hızır ve İlyas’ın birleştiği tarih “Hızır günü de denilen” 6 Mayıs’tır. Doğanın en çok devindiği dönemdir. İnsanların güneşle daha çok buluştuğu, eğlendiği, dinlendiği bir dönemdir bu dönem.
Hıdır ya da Hızır karada yaşayanların imdadına, yardıma koşan; İlyas ise denizlerde zorda kalmış olan insanlara yardımcı olan ve onları kurtaran ve aynı özelliklerle bezenmiş tasarımsal efsanevi kişiliklerdir.
Bugün insanların ateş yakıp üzerilerinden atlamaları; aslında İlyas’ın ateşten oluşmuş bir atla göğe yükselmesinin imgesel bir anlatımıdır.
Yine ateş üzerinde atlamak, kötülüklerden arınmak, güzel bir dünyanın değerlerini eski kötülüklerden sıyrılarak kurmak isteyenlerin yine imgesel bir göstergesidir.
Çünkü ateş aynı zamanda temizleyici ve arındırıcıdır.
Hıdır ve İlyas, insanlığı kurtuluşa taşıyan kimliktir. Her toplum, belirli zamanlarda karmaşaya akar. Her insan yaşamının belirli dönemlerinde zorluklar yaşar. Doğa da kaos ve kozmos art arda gelir. Yani, hiçbir nesne, oluşum, olgu vs. her zaman, her süreçte aynı konumda kalmaz. İşte Hızır (hıdır), bu konumsal değişiklikleri, yani hal değişimlerini yapan itici gücün soyut adıdır. Tamamen düşsel bir kişiliktir. Her an her yerde, insanın karşısına bu kişilikler çıkabilir. Hızır veya İlyas, eyleme dönüşmemiş enerjinin, eyleme dönüşmesinin insan zihninde ki algısıdır.
Bu anlamda, topluma ışık olan, insanın bilincini uyaran, topluma öncülük eden, insanı darda kurtaran, toplumsal değerleri insan yararına dönüştüren vs her olgu ve olay özünde Hızır, Hıdır veya İlyas’tır.
Hızır, toplumsal belleğin uyanışı ve insanlığın gelecek ütopyasının zihinlerde açığa çıkışının ve bu anlamda toplumsal aklın yeniden canlanışının bedenleşmesidir.
6 Mayıs, bu kişiliklerin insan belleğinde bedenleştiği gündür.
Yunus Emre diyor ki:
Yunus Emre bu dünyada
Meğer iki kişi kalır derler
Meğer Hızır-İlyas ola
Ab-ı hayat içmiş gibi (Türk Edebiyatı Tarihi; Atilla Özkırımlı; Cilt 1; Sayfa 666)
Burada Yunus, Hızır ve İlyas’ın ölümsüz olduğunu, her nesnede bitim uani ölüm olsa da, Hızır ve İlyas’ın ölmeyeceğini belirtiyor. Ozan, evreni oluşturan negatif ve pozitif enerjinin karşıtlığında, Hızır ve İlyas’ı pozitif enerji olarak sunmakta ve bunu simgeleştirmektedir. Evrende her şey var ve yok, diri ve ölü, aktif ve pasif, kapalı ve açık, heplik veya hiçlik konumda bulunur. Hıdrellez, her zaman potansiyel enerji olarak simgelenir ve gerektiğinde açığa çıkarak her nesneye ve dolaysıyla insanlara olumluluk katan gizil enerjidir.
Var olan, diri olan, heplik konumunda bulanan her şey nesnel konumda-dır, görünür ve duyumsanırlar. Burada Hızır ve İlyas’a verilen ölüm-süzlük imgesi öne çıkmaktadır. Ab-ı hayat, dirilik veya ölümsüzlük suyudur. Ölümsüz olan doğadır. Hızır ve İlyas’a yüklenilen bu imge, doğaya yüklenilen imgeyle özdeş kılınmaktadır. Şu bilinmelidir ki; Şubat Ayında tutulan üç günlük Hızır Orucuyla, Hıdrellez birbirinden farklı iki olaydır.

Abdal Musa der ki:
Hızır ile İlyas bizim yoldaşımızdır
Ne zerrece günden ne hod soydanız. (Atilla Özkı-rımlı; age; sayfa 666)
Abdal Musa bu dizelerde, Hızır ve İlyas’ın yoldaşı olduğunu, yani aynı felsefeyi, aynı inancı, aynı görüşleri ve aynı davranışları benimsediklerini ama onların asla bencil olmadıklarını, kendilerini üstün görmediklerini ve tüm insanları eşit gördüklerini belirtmekte-dir. Bu düşüncede Hızır’a, paylaşımcı, olgun, kendini bilen, benliğini aşan bir insan imgesi verilmektedir.
Hod, kendini beğenen demektir. Abdal Musa, dizelerinde “Ne hod Soydanız” derken; kendisini beğenen, soyunu öven, öne çıkaran bir anlayışta olmadığını ve herkese aynı eşitlikte baktığını belirtmektedir. Alevi-Bektaşi inancının da bu değerlerle insana ve topluma baktığını belirtmektedir. Bu görüş ve duruş, kendisini düşünen, doğayı hoyratça kullanan ve sevgisizliği yaşam biçimi olarak gören insanların davranışına gösterilen bir karşı duruştur ve bir tepkidir.
6 Mayıs, bizim toplumsal belleğimizde 3 fidanın idam edildiği gündür. 3 fidan bugün hayattan koparıldılar ama aynı gün yeniden doğdular. Bugün, onların da ölümsüzleşmelerinin, potansiyel enerjilerinin milyonların bedeninde itici güç oluşturmalarının ve toplumsal bellekte uyanışın, uyandırılışın; insanlığın ortak vicdanının, ortak aklının, ortak kurtuluşunun simgesi olmuşlardır. 3 Fidan (Deniz, Yusuf ve Hüseyin) Hızır, Hıdır veya İlyas’ın soyut algısını somuta çevirmişlerdir.
İnsanlık için, kendi canlarını vermekten çekinmeyen ve toplumsal bellekte, yeniden doğuşun simgesi olan Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in de anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Onların yaydığı ışık, insanlık var olduğu sürece de bilinçleri aydınlatmaya ve insanlara Hıdırellez olmaya devam edeceklerdir.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.