Din, üç asırdır klasize edildiği gibi bir iman ve itikat konusu değildir. Her dinin iman etmeyi gerektiren bölümü vardır ama din, iman ve itikattan ibaret değildir.◀

10255937_1603478686552096_6191149111899999786_n

Din, üç asırdır klasize edildiği gibi bir iman ve itikat konusu değildir. Her dinin iman etmeyi gerektiren bölümü vardır ama din, iman ve itikattan ibaret değildir.◀

Aleviliği tanımlamak yerine anlatmayı esas alan bir yaklaşımı daha doğru buluyorum. Tanımlar hangi kestirimler içinde yapılırsa yapılsın, dar olur, anlaşılması gerekeni tam ve doğru olarak vermez. Her tanım nereden bakarak tanımladığınıza bağlı olarak bir karakter kazanır ve görecel olur.
Bu çerçeveden anlaşılmak üzere Aleviliği en genel olarak bir “Doğa Dini” olarak ele almak doğru olur. Tarihsel ve toplumsal bakımından hangi dönem dini olursa olsun fark etmez, dini bir toplum formatı olarak ele aldığınızda, Aleviliğinde bir doğa dini olarak, kadim Ortaklık Toplumu’nun bir bütün olarak üst yapısını ifade ettiğini görürsünüz. Tarihsel kökleri de, kadim Ortaklık Toplumu’na dayanır. Tarihsel süreğin evrimine, değişip dönüşmesine bağlı olarak bu kadim köklerden evirilerek, değişip dönüşerek günümüze akıp gelmiştir.

Kadim Ortaklık, üç temel kutsallıkla kendini ifade ederken, sonraki evrelerin ve evrimlerin bir tekmil kutsallıklarının da temelini oluşturur son kutsallıklar. Beslenme, Barınma ve Üreyim(doğum)dir. Bu üçlü kutsallığın temelinde ise Ana vardır. İlk kadim ortaklık, doğal olarak Kadın Anaya aittir. Alevilik bu bağlamda, kadimliği ölçüsünde Alevilik, Kadın Ananın, bize bir armağanıdır. Bütün kutsallıklarının temelinde dişil öğe vardır ve “Doğum” kavrayışı esastır.

Bütün değişim ve dönüşümlere, çözülüp bozulmalara karşın Günümüze gelebilmiş Dersim’in bilinebilen eski adının Mananalıs KOMANASI, ya da Anamisi(dımılkıce) ya da Mamiki(Ermenice) Komanası olarak tarihe kayıt düşmesi bu belirlemem açısından tesadüf değildir. İlki Luwiceydi ve her üç dilde de yapılan Vurgu Ana tanrıça MA nın Halkı anlamına gelmektedir.

Alevi literatürü ezici çoğunlukla bu kadim geçmişe aittir ve olabildiği kadarıyla hala varlığını sürdürmektedir. Oldukça ağır bir evrim geçiren kadim doğuş yeri Yukarı Mezopotamya ve Anadolu’dur. Hal böyle olunca da Alevi literatürü bu coğrafya kökenlidir, Örneğin, kadim Aleviliğin köklerine izafeten, toplumsal yapıyı RIZA ŞEHRİ olarak tanımladılar. İkrar verip topluma üye olmayı ise RIZA ŞEHRİ evladı olmak(Yol Evladı) şeklinde tanımladılar. Anadolu’nun batı ve orta Anadolu’sunda hala kullanılan, İmece, dayanışma, paylaşma ya da Ortak gibi, Yukarı Mezopotamya alanına gelindiğinde ise, KOM, Komal, Mir, Miran ve Komana gibi kavramlar, hep bu yapıyı anlatan kavramlardır.

Alevilik kendi başına bir dindir, din ise toplumsal yapılanmada üst yapıyı ifade edendir. Din, üç asırdır klasize edildiği gibi bir iman ve itikat konusu değildir. Her dinin iman etmeyi gerektiren bölümü vardır ama din, iman ve itikattan ibaret değildir. Bir bütün olarak, siyasal alanı yani üst yapıyı ifade eder. Örneğin egemen dinler diye tanımlanan dinler, bir başka deyişle kapitalizm öncesi dinler(bölgemizdeki), şemsiyesinde Allahın olduğu Allah Devletlerinin kendisiydiler. Kapitalizmle birlikte, Allah’ın yerini Kutsal Ulus aldı. Allah Devleti de yerini Ulus Devlete bıraktı. İslamiyet, Tek ve Tekel olan Allah’ın Dini olarak tek tanrılı dinlerin en evrime uğramış olanıdır. Tek ve tekel Allah kutsallığı şahsında oluşturulan ise Tek ve tekel merkeze bağlı kutsal devlettir. Feodal Tekel de diyebiliriz buna ve Allah, zaten bunun metafizik ifadesinden başka bir şey değildir. Mülkün ve hükümranlığın devleti.

Bu anlayış çerçevesinde Alevilik, mülk ve hükümranlık dünyasının/kutsallığının zıddı olarak Ortaklığın ve Hakkın(Rıza Makamı) toplumu olarak kendini ifade eder. Bütün kutsallıkları öte dünyalılığı reddedendir. Dünya Ananın, doğurduklarının tümünü, ihtiyaçlarına göre rızıklandırdıgını, bu bağlamda da cümlenin bu Yola bağlı olarak, ihtiyacına göre yaşamaları gerektiğini ifade eder. Başına her ne gelmişse, şöyle inandığı buna inanmadığı için değil, tamda böyle yaşadığı için gelmiştir. İslam’ın Allahı, ortak kabul etmez, bu bağlamda onun dünyasal temsilcisi Halife ve devleti de ortak kabul etmez. Mülk onundur, istediğine lütfeder istediğine etmez. Oysa, Alevilik, benim mülküm değil ortaklık diyor, hükümranlık değil rızalık diyor. Hükümranlık anlamında makam ya da kariyer yoktur. Hizmet ve Rızalık vardır. Dolayısıyla Aleviliğin yaşadığı bir yerde, Tek ve tekel olarak hükmetmek mümkün olmaz. Olursa da Aleviliği bastırarak, yok ederek olur. İşte orada, hükmetmek için kan dökmek kaçınılmazdır hükmetmek isteyene.

Anlatmaya çalıştığım özellikler bir kere kavrandı mı, Alevilik İslam’ın içinde mi dışında mı, gibi sorular, anlamını yitirir. Buna karşın şu kadarını belirtmek de yerinde olur. Bizim coğrafyamızda bir tekmil tarihsel devrimlere, Peygamberler öncülük etmiştir. İster Semitik İbdrahimi dinler olsun ister Aryenik Zerdüşti dinler olsun, çıkışları itibariyle tekmil kutsallıklarını kadim Ortaklık zemininden alırlar ve Ortaklık olarak yola çıkarlar. Ne ki her çıkış kendisini koşullayan egemenlik sistemine kavuştuğu andan itibaren, işin doğası gereği Ortaklık değerlerinden koparlar, O değerlerle zıtlaşırlar.

Alevilik, İslam’ın çıkısına bu bağlamda sahiplenir. O değerleri, kendisinin değerleri olarak görür. Devletleşmiş İslamı ise reddeder. Belki, doğru anlamıyla İslam’ın “özü olma” söylemini bu temelde ifade ederek doğrulayabiliriz. Yolun bilgeleri ne yaptıklarını ve ne söylediklerini bilerek hareket etmişlerdir. Bu gün, bu söylemi dillendirenler, bu bağlamda değil, hem asimilasyon etkisiyle hem korku etkisiyle ve hem de soyu koruma etkisiyle bunu ifade etmektedirler.

Haşim Kutlu

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın