BÖRKLÜCE MUSTAFA (DEDE SULTAN)

10959677_1603856889847609_1305256912831880890_n

BÖRKLÜCE MUSTAFA (DEDE SULTAN)

Bana Dede Sultan derler; derviş olmadan, kemal yoluna girmeden önce adım Börklüce Mustafa idi. Bu gördüklerin, benim yoldaşlarımdan sağ kalanlardır. Biz Karaburun taraflarındaki memleketi hepimiz ortak idik. Kadınlarımız dışında her şeyimiz de anca beraber kanca beraberdik. Bizde tımar sahibi yoktu, sahibi arz yoktu. Vüzera yoktu, ümera yoktu. Hepimiz malı ortak, m…ülkü ortak, keyfi ortak, tasası ortak, kararları ortak bir kardaşlar cemaati idik. Bizim gibi olanlar yahut olmak isteyip de buna gücü yetmeyenler, Huda’nın eseri ya da insan emeğinin eseri malı mülkü kendi uhdelerinde yığın etmiş ve bu yığını kendine hasretmiş mahlûkatı sevmez, onları gerçek insan neslinden saymaz. Öyleleri de insan neslinden hiç kimseyi sevmez. Hele bizim gibilerin güçlenmesinden ödleri patlar. Bizi yok etmek isterler; çünkü bilirler ki biz yeterince güçlenince onları zemin-i arz‘dan yok ederiz. Ve elbette bir gün hepsini yok edeceğiz. İşte anın’cün üstümüze ordu göndermişlerdi‘‘

Börklüce Mustafa (Dede Sultan) kimdir?

Börklüce Mustafa (Dede Sultan) Şeyh Bedrettin’in müridi ve dava arkadaşıdır. Anadolu’nun batısında bu günkü adıyla Aydın ili yöresinde yaşıyordu. Osmanlıların Anadolu’yu işgal ettiklerinde Osmanlıları tanımayan bir Alevi Piridir. Ortakçılık düşüncesini savunan Dervişlerden (Alevilerden) on bin kişilik bir ordu oluşturarak, Osmanlılara karşı baş kaldırdı. Adım adım Anadolu’yu işgal eden Osmanlı ordusu Çelebi Mehmet paşa’nın emriyle Rumeli ordularını Börklüce Mustafa’nın ordusunu imha etmek için, tecrübeli komutanlarından Süleyman beyi Mustafa Börklüce’nin üzerine yolladılar.

Börklüce Mustafa kararlıydı direnecekti ve direndiler. Dede Sultan Osmanlıların ordularını bozguna uğrattı.
Osmanlılar büyük bir darbe almıştı. Osmanlılar uzun bir süre güç toplamaya başladılar Bu sefer görevi Aydın valisi Ali beye verdiler.
Osmanlı orduları Yeniden Dede Sultan’ın ordusuna saldırırlar. Dede Sultan bir kez daha Osmanlı ordularını bozguna uğratır.
Ordu komutanları Aydın valisi Ali Bey korumalarıyla Manisa ya zor kaçarak kurtulur. İkinci saldırıdan da başarısız olan, Osmanlılar çılgına döner. Mehmet Çelebi, Börklüce Mustafa’nın (Dede Sultan) gücünü iyi hesap etmiş olacak ki üçüncü saldırı için Anadolu ve Rumeli’de bulunan bütün ordusunu bir araya getirip, veziri Beyazıt paşa komutasında, Börklüce Mustafa’nın (Dede Sultan) kuvvetlerinin üzerine gönderir.

Mehmet Çelebi bu orduyu yola çıkarırken ve ilerlerken, katliam yapmakta sınır tanımıyordu. Yaşlı-genç-.çocuk demeden kılıçtan geçiriyordu. İki güç arasında savaş başladığından Mehmet Çelebinin kuvvetleri sayı ve teçhizat bakımında daha güçlüydü. Dede Sultanın ordusu yenildi. Dede Sultan ve önder kadrolar tutuklanarak Efes’e götürülür.
Börklüce Mustafa’ya (Dede Sultan)a her türlü işkence yapılarak düşüncelerinde vazgeçilmesi ve Osmanlılara itaat edilmesi istenir. Dede Sultan bu ihaneti reddederek inançlarının doğruluğunu cesaretle savundu.
Bundan sonuç alamayan Mehmet Çelebi, Börklüce Mustafa’nın müritlerini tek tek onun gözleri önünde işkencelerle idam ederek duygularını esir almayı denedi. Fakat o duyguların değil, devrimci düşüncelerin ve devrimci iradenin bir insanı olduğu için, bunlardan etkilenmek bir yana, daha da dirayet kazandı.
Müritlerinin idam edilirken başlarını dik tutarak; “Eriş Dede Sultan” diye haykırmaları onun direniş gücünü artırıyordu. Bunun üzerine Börklüce Mustafa 1417’de asılarak idam edildi. Cesedi çivilerle çarmıha gerilerek şehrin içinde dolaştırıldı. “Kadınlar müstesna, erzak, giyim kuşam, ehli hayvan, arazi gibi şeylerin hepsi, herkesin müşterek malıdır‘‘ diyen Börklüce, ben senin emlakine tasarruf edebildiğim gibi sen de benim emlakime aynı surette tasarruf edebilirsin” diyordu Börklüce Mustafa.

Tornak Kemal kimdir?

Tornak kemal Şeyh Bedrettin’in, Börklüce Mustafa’dan sonra önder müritlerinden biridir. Manisa yöresinde, altı bin kişilik Alevilerden oluşan ordusuyla Osmanlılara direnir.
Defalarca Osmanlı saldırılarını geri püskürttür. Börklüce Mustafa’nın esir düşerek katledilmesi, Tornak Kemal ordusu üzerinde moral bozukluğuna yol açar.
Tornak Kemal’in Askeri düzeni bozulmaya başlar. Osmanlılar tüm güçlerini toparlayarak yeniden Tornak Kemal ordusuyla savaşmaya başlar, Tornak Kemal’in orduları yenilir.
Esir düşenlerin tamamı idam edilir. Bu tarihten sonra Aleviler açısında yeni bir süreç başlar.
Katliamlar peş peşe gelir. Anadolu’nun dört köşesinde Alevi avına çıkılır. Alevi Pirleri tutuklanırlar. İslamiyet’i kabul etmemekle suçlanırlar. Kimisi kılıçtan geçirilir. Kimisi idam edilir.
Geçmişiyle yüzleşmeyen, Geçmişte yaşanan acılardan ders çıkarmayanlar geleceğe de sağlıklı adımlar atamazlar. Bugün Alevilerin çoğu kendi tarihlerini bilmiyor.
Çünkü Osmanlılar tarafında saklanan bir Alevi tarihi var. Daha on beş gün önce gençlerin çoğunlukta olduğu bir sohbet toplantısında Börklüce Mustafa’yı anlatırken -üzülerek söylüyorum ki- gençler Börklüce Mustafa’yı (Dede Sultan) tanımıyordu. İsmini dahi duymamışlar.
Çünkü Alevi kurumların çoğunda Resmi ideolojinin dışına çıkılmıyor. Anadolu Alevileri kendi inançları uğruna bin yıldır katliamlara, baskılara, kıyımlara, idamlara maruz kalmıştır. Bunca zulme rağmen İslamiyet’i reddetmiş, yasaklamalara rağmen, kendi inançlarında asla taviz vermemiştir.
1925’de Mustafa Kemal tarafında, çıkarılan bir yasayla Alevilik yasaklandı. Alevi dergâhları kapatıldı. Buna rağmen Aleviler kendi ibadetlerini gizli sürdürmeye devam etmişler “Alevilik İslam’ın özü“dür diyenlere sormak lazım, madem İslam’ın özü bizdik, Aleviler Müslümanlar tarafından, neden hep yakıldı, yıkıldı, kesildi, asıldı.
Kafanızı kuma gömmekle gerçekleri yok edemezsiniz.
Tarihe bir bakın Katledilen tüm alevi pirleri İslam’ı tanımamakla ve başka bir dini yaymakla suçlanmışlar ve idam edilmişler.
Bazı alevi kanat önderlerini birçok alevi kurumun başkanları ‘’Aleviliğin İslam’ın içinde olmadığını,’’ yazdıklarıma katıldıklarını dile getirmelerine rağmen, ‘’bugünkü koşullarda bunu söylemek Aleviler bölünür, Müslümanlar bunu hakaret sayar’’ kaygısını taşıyarak zamana bırakılmasının daha doğru olacağını söylüyorlar.
Açıkçası bugün takiyye yaptıklarını itiraf ediyorlar.
İnsanın kendi inancını ispata davet edilmesi zulümdür.
İnancımızı açıklamak, savunmak neden başka bir inanca hakaret olarak algılanır, anlamak mümkün değil.
Tarihimiz boyunca hep hakarete maruz kaldık, bu nedenle katlimiz vacip görüldü, bugün de buna maruz kalıyoruz. Kabul etseler de etmeseler de biz Aleviler tüm asimilasyonlara karşın kendi temel değerlerimiz üzerinden sürdüre gelmişiz.
Aleviler başkalarının inancına saygı duyuyorsa, başkaları da Alevi inancına saygı duymak zorunda. Yaşadığımız zaman diliminde, Alevilik etrafında bir hayli şeyler yazılmakta ve çeşitli çarpıtmalar ile Alevilik kendi temel kaynaklarından koparılmaya çalışılmaktadır.
Asırlardır bu yol izlenilmektedir. Bundandır ki Alevi gençleri Pirlerini tanımıyorlar. Aleviliğe yalan yanlış fikirler nispet edilmekte ve bu suretle muhtevası bozulmak istenmektedir.
Alevi Aydını (!) diye öne atılan, ama Alevilikle alakası olmayan bazı insanlar Aleviliğe çeşitli tanımlar getirmekte kimi ‘’yoldur’’, kimi ‘’İslam’ın bir yorumudur’’, kimi bir ‘’tarikat’’ gözüyle bakmaktadırlar.
Bunun doğal bir sonucu olarak da, özelikle Alevi gençliği Alevilikten uzaklaşmaktadır. Çünkü artık Alevi gençliği bu masallara inanmıyor.
Alevilik bir Anadolu dinidir.
Aleviler kendi inançlarını yaşamak istiyorlarsa kendi tarihleriyle yüzleşmek zorunda Anadolu Aleviliği anlaşılabilmesi için Osmanlıların Anadolu’ya gelişiyle birlikte 1200 ile 1600 yıllarında yapılan katliamların nedenlerini araştırmak zorunda. O Tarihlerde alevi pirleri İslam’ı kabul etselerdi. Katledilmezlerdi. Tarihimizi öğrendiğimizde görecekler ki; ‘’Alevilik İslam’ın Özü’dür’’ demek için insanın insan olma vasıflarını yitirmesi lazım.
Baris AYDIN

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın