BİR DERİN OZAN AŞIK DAİMİ

asik_daimi_980

BİR DERİN OZAN AŞIK DAİMİ

Asıl adı İsmail Aydın olan Aşık Daimi’nin ailesi Erzincan (Tercan)’lıdır.
İsmail Aydın (Âşık Daimi) 1932 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. 4-5 yaşlarındayken ailesi önce memleketleri Tercan’a, sonra ise tekrar Kangal’a yerleşirler. O yıllar ülkemizin en sıkıntılı yıllarıdır.
Kurtuluş savaşından yeni çıkmış; ekonomik ve toplumsal anlamda geri bir konumda ve o dönem de “Anadolu İnsanı” yoksulluk içinde yaşamaktadır. Anadolu insanının tek geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Bu yokluk, yoksunluk ve yoksulluk içinde insanlar en zor koşullarda yaşam savaşımı vermektedirler.
Aşık Daimi’nin ailesi de, bu toplumsal yapı içinde, yaşam savaşımı vermektedir.
Âşık Daimi’nin ailesi Sivas ve Erzincan yörelerinde Ali Babaoğulları olarak tanınır. Alevi örgütlenmesi içinde Babalık ve Ocak kurumları bulunmaktadır. Bu kurumların Alevilik inancını yaşatılmasında çok önemli işlevleri bulunmuştur.
Daimi’nin bebeklik yılları bu gelgitler içinde geçmiştir. Âşık Daimi 7 yaşında Kangal’dadır. O yıllar dünyada olumsuz anlamda çok önemli gelişmeler meydana gelmektedir. Dünya hızla büyük savaşın (2. Dünya savaşının) içine sürüklenmektedir. Türkiye’de bu oluşumlardan fazlasıyla etkilenmektedir. Savaş yılları ülkemizin aynı zamanda yokluk ve yoksulluk yıllarıdır. İnsanlar kıtlık çekmektedirler. Kentler bu yoksulluktan daha da etkilenmekte, göreceli olarak köyde ki üretim ilişkileri nedeniyle köye dönmek daha çekici bir konuma gelmektedir. Tüm bu nedenlerden dolayı Âşık Daimi’nin ailesi 2.dünya savaşı (1939–1944) yıllarında tekrar ana yerleşim alanlarına yani Tercan’a geri dönerler. İlk yaşam alanları olan topraklara yeniden yerleşirler. Yeniden tarımla uğraşmaya başlarlar. Kapalı bir ekonomik yapı gerektiren ve tarıma dayanan köy toplumu, kendine yetecek kadar yaptığı üretimle kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecek koşuları oluşturuyordu. Bu toplumsal yapı o kıtlık, yokluk yıllarında kimilerince daha çekici geliyordu.
Âşık Daimi’nin çocukluk yılları Tercan da geçmiş ve askere gidene kadar da yaşamını burada sürdürmüştür. Daimi burada büyümüş, buranın havasını solumuş, suyunu içmiş, besinlerini tüketmiş ve bu yörenin kültürüyle donanmıştır. Kısacası İsmail Aydın (Âşık Daimi) düşünsel ve bedensel gıdasını burada almıştır.
İsmail Aydın’ın babasının adı Musa; Annesinin adı ise Selvi’dir. Musa Dede O yörenin isim yapmış önemli Alevi Dedelerindedir. Yörede Musa Dede olarak tanınan Musa Dede soy ağacını On iki imamlardan İmam Rıza (770–818)’ya bağlar. Alevi dedelerinden birçoğu soy ağaçlarını On iki İmamlara bağlarlar. Âşık Daimi’nin ailesinin de bu ailelerden birisi olması çok doğaldır.
Ulu Erenlerinin ve Batıni karakterli tasavvuf ehli insanların Anadolu’ya Horasan’dan geldiklerini biliyoruz. Anadolu’da ki Batıni ve tasavvufi örgütlenmeyi Horasan’dan gelen “Anadolu Erenleri” dediğimiz ulular, veliler ve mürşitler gerçekleştirmiştir. Âşık Daimi’de bu erenlerin ailelerinden birisi olabilir. Zaten bu erenler, pirler ve mürşitler birçok Ocak oluşturmuşlardır. Âşık Daimi de ocak zadelerdendir.
Daimi, yedi yaşında dedesi Dursun’dan ilk saz dersini alır. Dursun dedesinden aldığı derslerle kısa sürede iyi saz çalan birisi olur. Bu alanda ustalaşır. Vurduğu tezene kendine özgüdür. İyi saz çalan birisi olmanın yanında, iyi deyişler okuyan ve yorumlayan bir yanı da fark edilir. İsmail Aydın yaşamış olduğu kültürü çok iyi özümseyen biridir. O zaman içinde yetiştiği ailenin, bölgenin ve bulunduğu kültürel kalıtın zenginliğini kendi özüne katar. Bağlı olduğu Alevi öğretisini ve öz kültürünü derinlemesine inceler ve bu konuda kendisini yetiştirir. 20. yüzyılda Alevi- Bektaşi kültürünü devam ettiren etkili ozanların en önünde gelir. Daimi Alevilik konusunda kendisini iyi yetiştirmiş; Tasavvuf ve Batıniliği derinlemesine özümsemiş, önemli bir birikime sahip bir kişiliğe sahipti. Ozan kimliğiyle bu bilgisini ve birikimini halka yansıtmasını bilmiş ve özellikle tasavvuf konusunda önemli eserler üretmiş biridir. İleriki sayfalarda bu konuyla ilgili örneklemeli açıklamalar bulacaksınız.
İsmail Aydın bir gece rüyasında Pir elinden bade (içki) ya da dolu (kadeh) içtiğini görür. Daha sonra bu rüyanın etkisinde kalarak şiirlerinde ÂŞIK DAİMİ mahlasını kullanır.
Âşık Daimi ‘de Pir elinden bade veya dolu içtiğini belirtiyor. İçtiği bu bade üzerine İsmail Aydın eski kişiliğinden farklı; yeni bir kimlikle donanıyor. O aşkla, muhabbetle doluyor. Girdiği coşkunluğa, cezbeye, aşkınlığa kendini kaptırıyor ve o Âşık DAİMİ kimliğini kazanıyor. Artık onun içi içine sığmıyor. Aldığı bu badeyle kendinden geçiyor. Irmak olup akıyor; boran olup taşıyor; rüzgâr olup esiyor; damla, damla çoğalıp deryalara katılıyor. Kabına sığmayan bir ışık huzmesi olup çıkıyor. O çevresin ışık saçan bir güneş gibi, herkesi aydınlatmaya, kendisinde var olanı dışarıya akıtmaya, başkalarına da gıdasını sunmaya başlıyor. Ürettiği deyişlerle, türkülerle herkesin gönlüne yerleşiyor. Birçok insanın Pir’i, Mürşidi oluyor. Ünü kısa sürede tüm ülkeye yayılıyor.
Âşık Daimi; bu mahlası aldıktan ve kendi özüyle dolduktan sonra art arda bir çok deyiş, türkü, ağıt, mersiye, düvaze… gibi eserleri üretmeye ve hızla tüm ülkede tanınmaya başlamıştır. Ünü tüm ülkeye yayılmış ve ürettikleriyle aranan, dinlenen bir ozan olmuştur. O hiç yılmadan, üşenmeden ülkesini karış, karış dolaşmış ve kendi ülkesinin insanlarına gereken ilgisini ve sevgisini göstermekten kaçınmamıştır. Daimi’nin yüreği tüm insanlık için sevgiyle çarpan bir yürektir. Birçok eserlerinde hümanist anlayışı sergilemiş ve tüm insanlığın gönenç içinde, sağlıklı ve mutlu yaşamalarının istencini şiirlerinde açık bir biçimde yansıtmıştır.
Âşık Daimi, muhabbeti, hoş sohbeti seven bir yanı vardı. O köy Köy, kent kent ora benim bura benim demeden Türkiye’yi dolaşmış ve herkesle bir araya gelip sazlı- sözlü sohbetlerde bulunmuştur. Onun özünde kibir, benlik asla olmamıştır. Kendi görüş ve duruşunu içtenlikle karşısında kine anlatmaktan çekinmemiştir.
Aşık Daimi zamanının ünlü ozanlarıyla bir araya gelmiş, onlarla sohbetlerde bulunmuş ve bir çok konserlerde birlikte olmuşlardır. Bu ozanlardan bazıları şunlardır. Aşık Veysel, Aşık Ali İzzet, Aşık Dursun Cevlani, Aşık Davut Sulari, Aşık Beyhani, Aşık Mahzuni, Aşık Ekberi…vb. gibi tanınmış ozanlarla bir arada olmuşlardır. Daimi saydığım bu ozanlara değer verir, onları zevkle dinlerdi.
Âşık Daimi Yirmi yaşındayken ilk radyo programını yapar. Radyo programını hazırlayan ve sunan Ünlü Şair Behçet Kemal Çağlar’dır. (1908-1969). O tarihte 21 yaşındadır. Daimi artık yerel ozan olmaktan çıkmış, ulusal ozan olma kimliğini kazanmıştır. Artık onun sesi, sazı ve sözü tüm ülke tarafından duyulacak ve kendisini var eden özgün yapısıyla varlığını sürdürecektir.
Âşık Daimi askere gitmeden önce 1960 yılında babası Musa Dede bir trafik kazasında ölür. Bu kendisi için çok büyük bir kayıptır. İlk büyük acısını babasının ölümüyle yaşamıştır.
Âşık Daimi 1960 yılında yani 28 yaşındayken askere alınır. Askerliğini Isparta’da yapar. Askerliği biter- bitmez yaşamına bıraktığı yerden sürdürür. Onun en büyük yeteneği ozanlık yeteneğidir. Kendisi bu yönde ki işlevini devam ettirir. Yaşamını bu yola adar.
Âşık Daimi asker dönüşünden sonra köyden kente yerleşir. Daimi iki yıl Erzincan’da kaldıktan sonra İstanbul’a göç eder ve yaşamını İstanbul’da sürdürür.
Âşık Daimi İstanbul’a yerleştikten sonra İstanbul Radyosu’na sözleşmeli sanatçı olarak göreve başlar. Aslında o bir ozandı. Sadece yorumlayan değil, üreten bir yanı vardı. Uzun yıllar bu radyoda çalışır. Diğer bir yandan asıl mesleği olan bağlama konusunda ders vermeye başlar. Bunun için bir “Bağlama” öğretim evi açar. Burada birçok öğrenci yetiştirir.
Âşık Daimi her yıl Hacı Bektaş-i Veliyi anma toplantılarına katılırdı. 1964 yılından itibaren ölene kadar bu törenleri hiç kaçırmadı. O çok sevdiği ulu pirini her yıl sazıyla, sözüyle andı. Ona görüş ve düşünceleriyle hizmetini sundu. Pirine karşı görevini yerine getirmeye çalıştı.

Âşık Daimi 14.04.1983 Perşembe akşamı, akrabalarının evinde saz çalıp, deyişler söylediği bir sırada rahatsızlanmıştır. Aynı gün İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne kaldırılmıştır. Daimi üç gün yoğun bakımda kaldıktan sonra Pazar’ı Pazartesi’ne bağlayan (17.04.1983) gece 51 yaşındayken Hakk’a yürümüştür. Hak’la bütünleşmiştir. Hakk’ın özüne karışmıştır. Gömütü (mezarı) Karacaahmet Türbesi’nin yanındadır.
Âşık Daimi de diğer çağdaş ve ilerici ozanlar gibi 1980 askeri darbesi sırasında büyük baskılar görür. Bu baskılar sonucunda bazı eserlerini yakmıştır. Çocuklarına zarar gelmesini önlemek için böyle bir yolu seçmiştir. Daimi 35 yıllık ozanlık yaşamı döneminde bine yakın eser üretmiştir. Bu eserlerinden bazıları radyolarda okunmuştur. Birçok eserleri halk müziği söyleyen sanatçılar tarafından okunmuştur. Birçok eseri de yasaklanmış, radyo ve televizyonlarda okunmamıştır.
O daha çok bir tasavvuf ozanıdır. Yaşadığı dönemde bu alanda ki en büyük ozanlardan birisi olmuştur.
Âşık Daimi halk tarafından “Daimi Baba”, “İsmail Daimi”, “İsmail Aydın” ve “Âşık Daimi” olarak tanınmıştır. Aynı zamanda toplumsal eserleri de olan Daimi; ozanlık duyarlılığı içinde güncel konulara ilişkinde eserler üretmiştir.
Âşık Daimi yaşamı boyunca kendi ilkelerine bağlı, inandıklarından ödün vermeden başı dik durmasını bilmiş, aydınlıktan, ışıktan, ilerlemeden, çağdaşlıktan, barıştan, hoş görüden… yana duruş göstermiş ve Alevi- Bektaşi değerlerini özünde yaşamış ve yaşatmış ulu bir ozandır. O her zaman bir ışık olmayı sürdürecektir.
Kainatın Aynasıyım/ Bir Seher vaktinde İndim Bağlara/Buda Gelir, Buda Geçer Ağlama…vs. gibi herkesin belleğine yer etmiş önemli eserlerin yaratıcısı olan Daimi, ülkesini de çok seven bir ozandı. Bu konuyla ilgili bir şiirle yazımı bitiriyorum.
Ozanımızı 32. ölüm yıl dönümünde, saygıyla ve sevgiyle anıyorum.
Ozan, bu ülkenin mekanlarını ve insanlarını ne güzel anlatmış:

Coşar koç yiğitler coşar
Taştan taşa Ceylan koşar
Bu diyarda Aslan yaşar
Ne güzeldir bizim eller

Edirne’yi Ardahan’ı
Kars’ı Erzurum’u Van’ı
Tokat, Sivas Erzincan’ı
Ne güzeldir bizim eller

Karadeniz’in uşağı
Efeler bağlar kuşağı
Konya’nın altın başağı
Ne güzeldir bizim eller

Urfa, Mardin, Diyarbakır
Maraş’ın bülbülü şakır
Ispartam var güller dokur
Ne güzeldir bizim eller

Malatya, Elazığ, Keban
Tunceli de kal bir zaman
Gaziantep, Adıyaman
Ne güzeldir bizim eller

Kayseri’in Erciyes’i
Kırşehir de Pirler sesi
Görenin artar hevesi
Ne güzeldir bizim eller

Çorum, Sinop, Zonguldak’a
Her bülbül konamaz bağa
Gidiyoruz Yeniçağ’a
Ne güzeldir bizim eller

Denizli de Pamukkale
Antalya da gür şelale
Dumplupınar da meşale
Ne güzeldir bizim eller

Adana’nın düzdür yolu
Yeşiller içinde Bolu
Baştan başa Anadolu
Ne güzeldir bizim eller

DAİMİ’nin güzel yurdu
Ankara’yı Atam kurdu
Samsun, Rize, güzel Ordu
Ne güzeldir bizim eller

Ozan, Evren-İnsan ilişkisini ne kadar derin anlatmış:
Odur aranılan, odur görünen
Böyle görüntüye, şekle bürünen
Gah Eflatun, gahi Lokman görünen
Yaraya neşteri, bulandır insan

İnsan güvencedir, insan güvendir
İnsan sevilendir, insan sevendir
İnsan tabiattır, insan evrendir
Kendi varlığını, bilendir insan

DÅİMİ diyor ki hakla kendini
Riyadan ari kıl pakla kendini
İlmin gözü ile yokla kendini
Kendinden kendine gelendir insan.
Kaynak: Süleyman ZAMAN; Derinliklerin Ozanı Aşık Daimi; Can Yay. 2008 Devamını Gör

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın