Araştırmacı-Yazar ‘Haşim Kutlu’dan röportaj fragmanları…

10986858_1603750363191595_8722895531549195721_n

Araştırmacı-Yazar ‘Haşim Kutlu’dan röportaj fragmanları…

…Aleviliği en genel olarak bir “Doğa Dini” olarak ele almak doğru olur. Tarihsel ve toplumsal bakımından hangi dönem dini olursa olsun fark etmez, dini bir toplum formatı olarak ele aldığınızda, Aleviliğinde bir doğa dini olarak, kadim Ortaklık Toplumu’nun bir bütün olarak üst yapısını ifade ettiğini görürsünüz. Tarihsel kökleri de, kadim Ortaklık Toplumu’na dayanır. Tarihsel süreğin evrimine, değişip dönüşmesine bağlı olarak bu kadim köklerden evirilerek, değişip dönüşerek günümüze akıp gelmiştir.

Kadim Ortaklık, üç temel kutsallıkla kendini ifade ederken, sonraki evrelerin ve evrimlerin bir tekmil kutsallıklarının da temelini oluşturur son kutsallıklar. Beslenme, Barınma ve Üreyim (doğum)dir. Bu üçlü kutsallığın temelinde ise Ana vardır. İlk kadim ortaklık, doğal olarak Kadın Anaya aittir. Alevilik bu bağlamda, kadimliği ölçüsünde Alevilik, Kadın Ananın, bize bir armağanıdır. Bütün kutsallıklarının temelinde dişil öğe vardır ve “Doğum” kavrayışı esastır…

…Bütün değişim ve dönüşümlere, çözülüp bozulmalara karşın Günümüze gelebilmiş Dersim’in bilinebilen eski adının Mananalıs KOMANASI, ya da Anamisi (dımılkıce) ya da Mamiki (Ermenice) Komanası olarak tarihe kayıt düşmesi bu belirlemem açısından tesadüf değildir. İlki Luwiceydi ve her üç dilde de yapılan Vurgu Ana tanrıça MA’nın Halkı anlamına gelmektedir.

…Alevi literatürü ezici çoğunlukla bu kadim geçmişe aittir ve olabildiği kadarıyla hala varlığını sürdürmektedir. Oldukça ağır bir evrim geçiren kadim doğuş yeri Yukarı Mezopotamya ve Anadolu’dur. Hal böyle olunca da Alevi literatürü bu coğrafya kökenlidir, Örneğin, kadim Aleviliğin köklerine izafeten, toplumsal yapıyı RIZA ŞEHRİ olarak tanımladılar. İkrar verip topluma üye olmayı ise RIZA ŞEHRİ evladı olmak (Yol Evladı) şeklinde tanımladılar. Anadolu’nun batı ve orta Anadolu’sunda hala kullanılan, İmece, dayanışma, paylaşma ya da Ortak gibi, Yukarı Mezopotamya alanına gelindiğinde ise, KOM, Komal, Mir, Miran ve Komana gibi kavramlar, hep bu yapıyı anlatan kavramlardır.

…Alevilik kendi başına bir dindir, din ise toplumsal yapılanmada üst yapıyı ifade edendir. Din, üç asırdır klasize edildiği gibi bir iman ve itikat konusu değildir. Her dinin iman etmeyi gerektiren bölümü vardır ama din, iman ve itikattan ibaret değildir. Bir bütün olarak, siyasal alanı yani üst yapıyı ifade eder. Örneğin egemen dinler diye tanımlanan dinler, bir başka deyişle kapitalizm öncesi dinler (bölgemizdeki), şemsiyesinde Allahın olduğu Allah Devletlerinin kendisiydiler. Kapitalizmle birlikte, Allah’ın yerini Kutsal Ulus aldı. Allah Devleti de yerini Ulus Devlete bıraktı. İslamiyet, Tek ve Tekel olan Allah’ın Dini olarak tek tanrılı dinlerin en evrime uğramış olanıdır. Tek ve tekel Allah kutsallığı şahsında oluşturulan ise Tek ve tekel merkeze bağlı kutsal devlettir. Feodal Tekel de diyebiliriz buna ve Allah, zaten bunun metafizik ifadesinden başka bir şey değildir. Mülkün ve hükümranlığın devleti.

Bu anlayış çerçevesinde Alevilik, mülk ve hükümranlık dünyasının, kutsallığının zıddı olarak Ortaklığın ve Hakkın (Rıza Makamı) toplumu olarak kendini ifade eder. Bütün kutsallıkları öte dünyalılığı reddedendir. Dünya Ananın, doğurduklarının tümünü, ihtiyaçlarına göre rızklandırdığını, bu bağlamda da cümlenin bu Yola bağlı olarak, ihtiyacına göre yaşamaları gerektiğini ifade eder. Başına her ne gelmişse, şöyle inandığı buna inanmadığı için değil, tam da böyle yaşadığı için gelmiştir. İslam’ın Allahı, ortak kabul etmez, bu bağlamda onun dünyasal temsilcisi Halife ve devleti de ortak kabul etmez. Mülk onundur, istediğine lütfeder istediğine etmez. Oysa, Alevilik, benim mülküm değil ortaklık diyor, hükümranlık değil rızalık diyor. Hükümranlık anlamında makam ya da kariyer yoktur. Hizmet ve Rızalık vardır. Dolayısıyla Aleviliğin yaşadığı bir yerde, Tek ve tekel olarak hükmetmek mümkün olmaz. Olursa da Aleviliği bastırarak, yok ederek olur. İşte orada, hükmetmek için kan dökmek kaçınılmazdır hükmetmek isteyene…

…Alevi kavramıyla ifade edilen toplum tümüyle Yukarı Mezopotamya ve Anadolu’ya ilişkin olanlar içindir. İslam’ın egemen olduğu ülkelerdeki topluluklar bu adla adlandırılmazlar. Buradaki yanılgı Alevi kavramının Ali adına izafeten söylendiği düşüncesine dayanmaktadır.

Alevi kavramının “Ali -Evi” bağlamıyla hiç bir ilgisi bulunmamaktadır. Doğrusu, “A LUWİ” dir. Sözcük günlük dilde konuşula konuşula ALEV’e dönüşmüştür. A LUWİ veya ALAWİ ise IŞIK demektir. Bu nedenle İslamiyet sonrası 1500’lü yıllara kadar Alevilere IŞIK TOPLULUĞU da denirdi. Anadolu ve Yukarı Mezopotamya da hala bölgede, gerek, dağ adı, köy adı mahalle veya ziyaret adı olarak IŞIK adlandırması vardır ve üzerinde yaşayanlara izafetendir.

…Aleviliğin dünya görüşü düalisttir. Doğaya ve doğal yasalara, kutsallık formatı içinde ama çıplak olarak dayanır. Her oluşumu, yaratılış esasına göre değil “DOĞUŞ” esasına göre açıklar. Her oluşum zıttıyla birlikte doğuş alalına gelir. Söylediğime örnek olsun; Bugünün Aleviliğinde sıklıkla terennüm edilen “HAK MUHAMMED ALİ” üçlemesi (teslis), ilk oluşumu belirlemek için ifade edilmiştir. Ne ki bu zahiri bir belirlemedir ve doğuş esasına göre, doğuşu açıklamayan eril bir dizgedir. Batın erkânında bu belirleme, “HAK NACİ NACİYE” olarak belirlenir. Doğuşun evrensel ilkelerinin cismanileştirilmiş ifadesi olarak böyle belirlenmiştir. Aslında, Naci ve Naciye doğuşun kuvvetler olarak anlatılmasının birer betimlemesidirler, yaşayan varlık değildirler. Naci, eril kuvvete Naciye ise dişil kuvvete ilişkindir. Hak ise var olan varlığa, evrene işarettir. Eril ve dişil kuvvet birleştiğinde bir doğuş, ayrıştığında ise bir başka doğuş olur (Ölüm sözcüğü bu nedenle Alevilikte kullanılmaz).

…Enel-Hak ifadesi, Hallac-ı Mansura özgü bir belirlemedir. Öncelikle bunu ayrı olarak ifade etmem gerekir. Hallac’ın düşünsel evriminin doruğudur. Düşünsel sıçramasının bir dışa vurumudur ve bu evrime ilişkin elimizde bir tek belirleme bulunmamaktadır… Hallac, günün geçerli dili olarak Kur’an dilini kullanarak deşifre etmiştir. Hallac’a yönelik “Allah adamı” yakıştırması onu toplumsal-tarihsel ve dünyasal kimliğinden soyarak onu bir kere daha katletmek isteyenlerin yakıştırmasıdır.

…12 (Desu du Nurani) Nur kutsalını, İmamlarla açıklayan zihniyet, serçeşmeyi bırakıp Mekkeler de aramaktadırlar bu gerçeği. Oysa at Nemrut Dağının tepesindedir, çıkıp oradaki kutsal heykelleri saysalar 12 olduğunu görecekler!… Ayrıca kollektif yaratıcılığın ne denli harika olduğunu da görüp kendilerine ve geleceklerine güvenle bakacaklar!..Bir yandan Komagene deyip bir yandan da Krallık derseniz alacağınız sonuç bu olur zaten!.. Gerçekte ya komündür ya da krallık, biri ise gerçek olan, diğeri değildir!….

…Pir Sultancılık, Bedreddincilik ya da Babailik ve benzeri gibi ayrımlar, Yol literatüründe yoktur. Bu ayrımlamalar, modernitenin akademisyenlerine özgü ayrımlamalardır. Yol vardır ve Yol bir bütünü kapsar. Bütün ise Rıza Şehri ya da Ortaklıktır (KOM,KOMÜN, KOMAL, KOMNA, İMECE, ORTAK). Bu, esas olarak anlaşılması gerekendir. İkincisi, Yolun sürekleri vardır; hala bir biçimde varlık sürdürüyor olması bakımından günümüzden örnekleyecek olursak, Kızılbaş süreği, Çepni süreği, Tahtacı süreği Ehl-i Hak ya da Yaresan sürekleri vardır. Ebül Vefa , Baba Düzgün, Kureyş, Baba Mansür, Baba İlyas, Baba İshak, Ana eynel, Ana Eyş, Ana Kadıncık, Bektaş-Veli, Abdal Musa, Pir Sultan Abdal, Börklüce, Torlak, vb. bütün bunlar Yol Pirleri/Pir Analarıdır. Tabi ki farklı tarihsel evrelerde görev yüklenmiş yolu sürdürmüşlerdir. Ve yine tabi ki farklı süreklerde görev yapmışlardır.

Sıklıkla yanlış değerlendirildiği için örnek olarak Hünkar Bektaş-ı Veli için belirtmek istiyorum. O bir Alevi Piridir ve bir çoklarının, resmi tezlerin etkisiyle yanlış olarak ifade ettikleri gibi ne Türkçülüğün yayıcısıdır ne de Bektaşilik diye bir yol koymuştur. Ne Horasandan ne de Şeyh Ahmet Yeseviden feyz alıp gelmiştir. Henüz yeterince netleştirememiş olmakla birlikte, büyük Babai ayaklanmasında gerçekleştirilen büyük kırımdan kurtulanlardandır. Ağabeyi Menteş Sivas’ta katledilmiştir. Uzun bir süre Kapadokya Ocağına bağlı Kadıncık Ana ocağında gizlenmiş, Kadın Analarca/bilgelerce eğitilmiş ve yine aynı ocakta Meydan açmış bir Yol Piridir. Tabi ki Alevidir. Bu saptamam Kadar önemli ikinci bir saptama da yenilgiden sonra Daylem Ocaklarında yetiştirilip Anadolu’ya görevlendirilen Bir Dayleman Daisidir. Her iki durumda da onu Resmi Türk-İslam tezlerinin dışında görürüz Piri. Onun en önemli özelliği, katliamı takibeden uzun bir yılgınlık döneminin ardından ortaya çıkması ve dağılmış yapıları yeniden toparlamaya çalışmasıdır. Şu ünlü “Her ne ararsan kendinde ara/Mekke’de Kudüs’te hacda değil” sözü, bu döneme özgü bir çağrıdır ve stratejiktir.

…Aleviler dediğimizde bir bütünden söz ediyoruz. Bütün söz konusu olduğunda da bugünkü Alevi nesil, artık dünün otantik Alevileri değildirler. Otantik yapılanma bakımından en son örnek, Dersim katliamıyla ya da soykırımıyla bitirilmiştir. Bugünün Alevi nesli, köken aidiyeti bakımından Alevidirler. Otantik Alevilik bitmiştir, çünkü, onu var eden toplumsal yaşam tarzı bitmiştir. Ama kökenden doğan yok sayılma ve yaptırımlar, hala bir biçimde sürmektedir. Bugünkü Alevi Hareketinin varlık nedeni de bu baskılardır…

Haşim Kutlu.
Kızılbaş Kadın. Alev yayınları.
Kızılbaş Alevilikte Yol Erkan Meydan, Yurt Yayın.
Ateşin ve Güneşin Yeryüzündeki Tezahürü Olarak Bozatlı Hızır, Kaldıraç Yayınevi.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın