ANADOLU’NUN ALEVİSİZ-LEŞTİRİLME POLİTİKASI (1 – 10) Devimci Aleviler Birliği DAB Bekir Özgür

ANADOLU’NUN ALEVİSİZ-LEŞTİRİLME POLİTİKASI (1 – 10) 

Devimci Aleviler Birliği DAB /  Alevilikte Öze Dönüş Hareketi / Bekir Özgür  DAB devrimci Aleviler birligi Anadolunun Alevisisletirme politikasi
Herhangi bir sosyal yapının incelenmesi, tartışılması veya sorgulanması söz konusu ise, konuya, o sosyal yapının ne tür bir niteliğe sahip olduğunu belirleyen maddi temeli mülkiyet biçiminden başlamak gerekir. Zira bir sosyal yapının yarattığı geleneksel kültür değerlerinin ve inançsal kutsallarının karakteri, üzerinde şekillenip yaşam tarzı haline gelmiş mülkiyet biçiminin doğasına uygun ve onunla özdeştir.
Alevilik tarih sahnesine, ekilebilir toprağın ORTAK MÜLKİYETİ üzerinde şekillenmiş sosyal yapı olarak çıkmıştır. Bu ortakçı maddi temele uyumlu dayanışmacı-paylaşımcı (imece) üretim tarzına, bu bağlamda tüm sosyal ilişleri düzenleyen hukuk normuna, bu hukuku uygulayan siyasi erkin öngördüğü bütünlüklü yaşam biçimine Alevilik dilinde RIZALIK ŞEHRİ denir. Rızalık Şehri gerçeğini inkâr etmek için bazı aklı-evveller “Mitoloji” (yaşanmamış efsane), bazıları da “Ütopya” (hiçbir zaman gerçekleşmeyecek hayal) olarak tanımlamaktadır. Bu tanımlar özel mülkiyetçi sınıf bakış açısının eseridir.
Burjuva tarihçilerin “Site Devlet” olarak adlandırdıkları Antik çağ kentleri, 3-4-5 bin civarında nüfus barındıran kent çevresinde ki tarım yapılabilen toprağın ortakçı mülkiyeti üzerinde ve nehir kenarlarında kurulmuştu. Bu Antik Kentlerde herkesin gücü kadar üretime katıldığı ihtiyacı kadar pay aldığı yaşam biçiminin, gerçek anlamda demokratik yöntemle seçilmiş Kadın-Erkek bilge kişilerin siyaseti yönetip hukuku uyguladıkları yönetim tarzının adı Alevi terminolojisinde RIZALIK ŞEHRİ’dir.
Anadolu’da ki ortakçı mülkiyet biçiminin özel mülkiyete dönüşmesi, Milattan yaklaşık 200 yıl önce Roma istilasında talan ve gasp yöntemiyle başlamış, takiben Anadolu kadim halkına Hıristiyanlığı devlet dini olarak dayatan Bizans, Türk-İslam Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde mülksüz-eştirme, din dayatması altında sürgün ve katliam yöntemiyle devam etmiştir. Burjuva tarihçiler Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da ki Halk isyanlarını her ne kadar dinsel veya mezhepsel savaşlar olarak göstermeye çalışsalar da gerçek olan, din yayma bahanesiyle halkın taşınabilir değerlerini talan, üzerinde yaşam sürdükleri toprakları gasp etmişlerdir.
İslam Osmanlı hanedanlığı istila ettiği her toprak parçasını Allah’ın mülkü, kendisini de Allah’ın yeryüzünde ki vekili olarak görmüş, işgal ettiği toprağı gasp ederek yerli kadim halkı şiddet uygulayarak sürgün etmiş, karşı çıkanları din ve devlet düşmanı ilan ederek katliam uygulamış, nüfus yoğunluğu olan ve halkın eğitim kurumu niteliğindeki dergahlar çevresinde ki araziye halkın direnci karşısında dokunamamış olmasına karşın geniş alanlar daralmış, dergah arazisi dışında kalan topraklar ilhak edilerek yerleşik halk açlık ve sefaletle karşı karşıya bırakılmıştır.
“Anadolu’nun Alevisiz-leştirme Politikası” yazı dizisi devam edecektir.
‪#‎Devimci Aleviler Birliği DAB  #‎AlevilikteÖzeDönüşHareketi  07/05/2016.

Bekir ÖZGÜR

 

ANADOLU’NUN ALEVİSİZ-LEŞTİRME POLİTİKASI (2)

Kökleri tarihin derinliklerinde, kültürel değerleri ortakçı mülkiyet üzerinde binlerce yılda oluşmuş, yaşam biçimi hümanist değerlerle donanımlı Aleviliği, Roma istilasından günümüze kadar bu coğrafyada hükümran olmuş tüm siyasal rejimlerin ceberut devlet yöneticisi despotlar, Anadolu’nun kadim halkı olan Alevileri bu topraklarda yurtsuz-laştırarak yok etmek temel politikalarının tek hedefi olmuştur.
Osmanlı Allah’ın yeryüzünde ki temsilcisi olma adına gasp ettiği toprakları farklı genişlikte farklı bedelle farklı kişilere kiraya verir, arazi büyüklüğüne göre kira adı altında vergi alırdı. Gasp edip kiraya verdiği bu toprakların yerli sahiplerini kiracı emrinde maraba (karnı tokluğuna) olarak çalışmaya zorlardı. İtizar edenler daha çok çalışmakla cezalandırılır, kaçanlar din ve devlet düşmanı olarak yakalandığı yerde öldürülür, kurtulanlar dağ başlarında ve dere kuytularında sefalet içinde yaşam mücadelesi verirdi.
İslam Osmanlı bir yandan bu tür gasp, baskı ve katliam yöntemiyle varlığını sürdürürken, diğer yandan yurtsuz-laştırdığı halkı yaşamsal ve geleneksel değerlerini terk etmeye, ceberut devlete ve despot yöneticilere koşulsuz biat etmeye zorlamıştır. Bu koşullarda yaşamı cehennem azabına dönmüş Anadolu halkı, 1400 yılının ilk çeyreğinde Anadolu’nun Batı yakasında Şeyh Bedrettin öncülüğünde ayaklanmış, 1800 yılının ilk çeyreğine kadar Anadolu’nun değişik bölgelerinde yurtsuz-laştırmaya karşı büyük-küçük yoğunlukta sürekli isyanlar yaşanmıştır.
Anadolu’da ki İlim-İrfan Kurumu Alevi dergahlarını bu ayaklanmalar sürecinde Osmanlı “Şer yuvası” suçlamasıyla defalarca kapatmasına ve tüm maddi değerleri yağmalamasına karşın, toplum üzerinde manevi etkisi olan dergahları, isyancı halkı sakinleştirmek umuduyla tekrar açmak zorunda kalmıştır. İsyanları bastırmanın diğer bir aracı olarak 1400 yılının son çeyreğinde Sırp devşirme Balım Sultan inisiyatifinde Şii-İslam değerler ve söylemler sarmalında Bektaşi Tarikatı ihdas ederek, Alevi Yol-Erkanının yerine ikame etmiş ve Alevileri İslam’a yaklaştırmanın isyanları durdurabileceğini planlamıştır. Bektaşi Tarikatına girenler devletin has yandaşı, süreç içinde de mal-mülk sahibi eşraf ve has Müslüman olmuşlardır.
Osmanlının 1362 de Anadolu da örgütlediği Yeniçeri teşkilatı, günümüzde jandarma karakolu benzeri yerel kolluk kuvvetleriydi. Bu teşkilatın barındığı ve eğitim gördüğü mekanlar gerçekte birer Alevi dergahı olmasına karşın Osmanlı bu mekanları Bektaşi Tekkesi olarak adlandırmıştı. Yeniçeri Teşkilatının üstlendiği bu tekkelerin çevresinde Alevi nüfus yoğunluktaydı. Vurucu güç olarak buralarda üstlenmesinin sebebi, olası bir Alevi ayaklanmasına karşı anında müdahale edecek “hazır kıta” niteliğinde olmasıdır. Alevi dergahlarında barınan kolluk kuvveti, Bektaşi gülbangı alıp Allah-Allah naralarıyla Alevi katletmeye gidiyordu; tıpkı, günümüzde Güneydoğuda ki gönüllü korucular gibi…
Yerel isyanları bastırmak amacıyla kurulan Yeniçeri teşkilatı öyle semirtildi ve şımartıldı ki gün geldi kendisi isyancı oluverdi. Tıpkı Atatürkçülerin kullanmak üzere Diyaneti besleyip başlarına bela ettikleri gibi… 1826 da Osmanlı Sultanı 2. Mahmut zapt olunmaz bu teşkilatı lav-etmek üzere “Vaka-i Hayriye” sloganıyla Yeniçeri teşkilatını katliam yöntemiyle ortadan kaldırdı. Bu bahaneyle Yeniçeri teşkilatının üstlendiği ve Bektaşi Tekkesi dediği Hece Bektaş Veli Dergahı başta olmak üzere tüm Alevi dergahlarını da tarumar etti; taşınır-taşınmaz tüm mal varlıkları gasp edildi, dergahlarda yaşayan dervişler hapis, postnişin pirler idam edildi. Hace Bektaş Veli Dergahında ki cami 1834 de yapıldı, camiye atanan Nakşi şeyhine aynı zamanda kapalı dergahın postnişin piri unvanı verildi. Bu tarihten sonra ulaşıla-bilinen Alevi köylerine cami yapılması politikası izlendi. Kent merkezlerine yakın köylerin Sünni-leşmesi bu politikanın eseridir.
Bu yazı dizisinde Cumhuriyet dönemi ayrıntılarıyla incelenecek,

‪#‎Devimci Aleviler Birliği DAB  #‎AlevilikteÖzeDönüşHareketi. 08/05/2016.

Bekir ÖZGÜR.

 

ANADOLU’NUN ALEVİSİZ-LEŞTİRİLME POLİTİKASI (3)

Uzun bir tarihsel süreçte yaşam ve inanç sarmalında oluşmuş bir kültürü yok etmek için onun üzerinde şekillendiği maddi altyapıyı yani, mülkiyet biçimini yok etmek, amaca ulaşmanın ilk adımı olmasına karşın yeterli değildir. Zira binlerce yılda oluşmuş Alevi kültürünü, yüzlerce yılda yok etmenin mümkün olmadığı, toplum yapısının dayanışmacı ve paylaşımcı geleneğiyle, inançsal değeri ve direnciyle kanıtlanmış bir gerçektir. Tarihi boyunca yoğun baskı ve ciddi sıkıntılara maruz kalmış Alevilik, çetin koşullarda var olabilmek için şekilsel ve söylem düzeyinde kısmen dejenere olmasına rağmen, özünden sapmadan temel değerlerini söylem düzeyinde de olsa günümüze taşımayı başarmış sosyolojik bir gerçeklik olarak Anadolu da varlığını sürdürmektedir. Anadolu da üzerinde barındıkları toprakları gasp edilerek yurtsuz-laştırılan Aleviler, zalim Osmanlı güçlerinin kolay ulaşamayacağı dağlarda, kendileri gibi mağdur kader-deşleriyle yurt edindikleri mezra tipi yerleşim alanlarında ortaklaşa barınabilecekleri tarım arazisi oluşturup dünyadan kopuk bir yaşama maruz kaldılar.

1826 da 2. Mahmut’un Yeniçeri teşkilatını lav-etme bahanesiyle zaten daraltılmış Dergah arazileri de tümden gasp edildi; böylece, ekilebilir toprakta ortakçı mülkiyet biçiminin Anadolu’da kökü kazınmış oldu. Osmanlı Sultanı 2. Mahmut bir rivayete göre “70 bin Kızılbaş kesiniz” emrini uygulamaya yetkili birisi huzura gelerek “Sultanım 70 bin olmadı fakat kesilecek Kızılbaş kalmadı” demesi üzerine “70 bine tamamlamak için mezar taşlarının başını uçurun” dediği söylenmektedir. Yaklaşık 400 yıllık sürede bu baskıcı, gaspçı ve katil rejim bu vahşi uygulamalarıyla toplumu Kızılbaş-Bektaşi ayrıştırmasında, kentlerde ve kentlere yakın alanlarda yaşayan Bektaşi-leştirdiği kesimi, cami-imam dayatmasıyla Sünni-leştirme de önemli başarı sağladı. Günümüzde Sünni kesim yaşamında bazı Alevi törelerinin görülmesi, Sünni-leşmelerine rağmen Alevi oldukları dönemde yaşadıkları kültürel izlerin silinmediğinin belgesidir. 1789 da gerçekleşen Fransız Burjuva Devrimi, milli devletlerin kurulmasının önünü açmış, toprak başta olmak üzere üretim araçları üzerinde özel mülkiyet hakkını ve hür teşebbüs-çülüğü yasal güvence altına alınmasını öngörmekteydi.

Mülkiyet biçimi, üretim tarzı, siyasal ve sosyal yaşamıyla çağdışı olan ve yaşamın her alanında tıkanmış Osmanlı rejimi dünyada ki bu gelişmenin dışında kalamazdı. O dönemde bağımlı olduğu emperyalist güçlerin de dayatmasıyla 1839 da ilan edilen “Tanzimat Fermanı”, Osmanlı hanedanlığının mülkü olan tarım arazilerini özel kişilere dağıtmayı, intikal yöntemiyle miras hakkını yasal güvence altına almayı öngörüyordu; öyle de yapıldı. Soyguncu Osmanlı’dan, gasp yoluyla el koyup Timar usulü kiraya verdiği tarım arazilerini, herhalde gerçek sahiplerine iade etmesi beklenemez. Söz konusu arazileri kiraya verdiği Timar sahiplerine, devlete vergi toplayan memurlara, kapı kulu bürokratlara, mülki amirlere (vali, kaymakam), askeri paşalara, şehir eşrafına, din mollalarına hasılı, Osmanlı, belli para karşılığı belli oranda toprağı zorba devletin hizmetinde ki şürekâ çevreye halkın toprağını peşkeş çekti. Bu özelleştirme sisteminin uygulama ve rayına oturma süreci tamamlanmadan zaten çatırdayan Osmanlı, 1. Dünya Savaşıyla tarihin çöplüğünde ki yerini aldı. Yazı dizisi devam edecek.

‪#‎Devimci Aleviler Birliği DAB  #‎AlevilikteÖzeDönüşHareketi  10/05/2016.

Bekir ÖZGÜR.

 

 

ANADOLU’NUN ALEVİSİZ-LEŞTİRİLME POLİTİKASI (4)

İttihat ve Terakki Cemiyeti Anadolu da Türkçü İslamcı tek tip bir sosyal yapı hedefliyordu. Bu hedefe uygun olarak 13 Aralık 1925 de 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerin kapatılması kanunu çıkarıldı. Bu kanun kapsamında Aleviliğin üniversitesi niteliğinde ki eğitim kurumu olan dergahlar süresiz kapatıldı. Amaç, ortakçı mülkiyet üzerinde şekillenmiş Aleviliğin temsil ettiği dayanışma ve paylaşım sarmalında yetmiş iki millete aynı nazarda bakan barışçı kültürü yaşatan Alevi Ocaklarını (Dergahları) işlevsiz kılarak hümanist değerlerle donanımlı kültür yerine, üretim araçları üzerinde özel mülkiyet sistemiyle ülkede ve toplumda sürekli çıkar çatışması yaratan bencil hırsla donanımlı sömürü kültürü hakim kılmaktı. Cumhuriyet denilen rejimin bu konuda amaca uygun hayli mesafe alındığı, ülkenin bugün ki durumundan anlaşılmaktadır
Arkeolojik bulgulardan anlaşıldığı kadar Anadolu’nun bilinen ilk adı Aluvi (Işık ülkesi), bu ülkede yaşayan topluma da Luvi (Işık halkı) deniliyordu. Bu adlandırma Bizans belgelerinde “Işık Taifesi” olarak geçmekte, Osmanlı kayıtlarında ve katliam fermanlarında Yavuz dönemine kadar aynı tanım görülmektedir. Işık taifesine, Yavuz döneminde Şah İsmail yandaşı anlamında “Kızılbaş” deyimi kullanılarak; “Kızılbaş’ın katli vacip, malı namusu helal” fetvaları yayınlanmış, bu tür fetvalarla Anadolu’nun kadim halkı yurtlarını terk etmeye zorlanmış, gerekçesi de din ve devlet düşmanlığıdır.

Bu vahşet karşısında korku ve panik içinde devletin ulaşamayacağı “kuş uçmaz kervan geçmez” deyimine uygun alanları yurt tutunan halk, asırlarca dünyada olup bitenden habersiz yaşarken, günün birinde Osmanlının yıkıldığını ve tüm toplum kesimlerine eşit duran bir Cumhuriyet kurulduğunu duymuş, fakat bu zalim hükümranlığın yıkılabileceğine inanmamışlardı. Ancak, dönemin Hace Bektaş Veli Dergahı postnişin Piri Cemalettin Çelebi’nin Cumhuriyete destek verdiği söylentileri duyulunca inandılar. Cumhuriyete koşulsuz destek veren Cemalettin Çelebi, kurucu ilk meclise Mustafa Kemal tarafından Kırşehir Milletvekili, hatta Meclis Başkan Vekili olarak atanmış, fakat Cemalettin Çelebi’nin ikinci meclis öncesi ölümü şaibelidir.

Cemalettin Çelebi’nin Cumhuriyete ve Cumhuriyetçilere destek verdiği doğrudur; fakat bu desteğin, Anadolu Aleviliği adına değil, Cumhuriyet adına İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Türkçü-İslamcı ideolojisine verildiği daha sonra anlaşıldı. Fakat bu gerçek, günümüz Alevi toplumunun çoğunluğu tarafından henüz yeteri kadar anlaşılmış ve kavranmış değildir. Zira Alevi toplumunun Atatürk hayranlığı ve Onun kurduğu parti CHP ye olan gönül bağı ve siyasal umutla, Cumhuriyetin ideolojisi olan “Kemalizm” maskesi altında ki İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Türkçü İslamcı politikasına doğrudan hizmet verdiklerinin farkında değil Aleviler.

İttihat ve Terakki Cemiyeti Anadolu da Türkçü İslamcı tek tip bir sosyal yapı hedefliyordu. Bu hedefe uygun olarak 13 Aralık 1925 de 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerin kapatılması kanunu çıkarıldı. Bu kanun kapsamında Aleviliğin üniversitesi niteliğinde ki eğitim kurumu olan dergahlar süresiz kapatıldı. Amaç, ortakçı mülkiyet üzerinde şekillenmiş Aleviliğin temsil ettiği dayanışma ve paylaşım sarmalında yetmiş iki millete aynı nazarda bakan barışçı kültürü yaşatan Alevi Ocaklarını (Dergahları)  işlevsiz kılarak hümanist değerlerle donanımlı kültür yerine, üretim araçları üzerinde özel mülkiyet sistemiyle ülkede ve toplumda sürekli çıkar çatışması yaratan bencil hırsla donanımlı sömürü kültürü hakim kılmaktı. Cumhuriyet denilen rejimin bu konuda amaca uygun hayli mesafe alındığı, ülkenin bugün ki durumundan anlaşılmaktadır

Alevi toplumu hakkında Osmanlı anlayışı olan “din ve devlet düşmanı” yargısı Cumhuriyet denilen siyasal yapı tarafından olduğu gibi devralınmış, günümüz Aleviliği devlet algısında potansiyel suç odağı olarak görülmektedir. Bir siyasal yapı çağdaş-modern olabilmesi için selefi siyasal yapının hata ve yanlışlarıyla yüzleşmesi, onları mahkum etmesi gerekmektedir. Tam tersine Cumhuriyetin, Osmanlı döneminde halka karşı yapılmış her vahşi uygulamayı “kahramanlık” olarak kabullendiğini tüm siyasiler avazları çıktığı kadar bağırmakta, bu çağdışı mantık eğitim kurumlarının değişmez rehberidir. Saltanat hırsıyla babasını ve kardeşlerini dahi katleden Osmanlı hanedanlığının her yaptığı sorgusuz haklı ve meşru-imiş gibi görülmesinin sonucudur ki, Cumhuriyete yön veren hastalıklı İttihat ve Terakki zihniyeti yaklaşık bir asırdır çağdaşlık adına Alevileri yurtsuzlaştırmak amacıyla halka zulmetmeyi sürdürmektedir.

Yazı dizisi devam edecek.

#‎Devimci Aleviler Birliği DAB  #‎AlevilikteÖzeDönüşHareketi 12/05/2016

Bekir ÖZGÜR.

 

 

ANADOLU’NUN ALEVİSİZ-LERTİRİLME POLİTİKASI (5)

İttihat ve Terakki Cemiyeti (Türk-İslam ideolojisi), hasta, çağdışı Osmanlı’yı yaşatmak için örgütlenmiş “Jön Türk” denilen siyasal Milliyetçi Genç Türk Hareketidir. Bu ırkçı hareket, bağrından çıktığı Osmanlının tarihin çöplüne süpürülmesini engelleyemedi; fakat Onun insanlık dışı tüm politik hastalıklarının genleri Anadolu da hala hükümrandır. Vahşet saçan bu hastalığın ilk tezahürü, 1. Dünya Savaşı öncesi Ermeni soykırımıdır; takiben süreçte “Kurtuluş Savaşı” denilen katliam sonrasında “Mübadele” adı altında Rum sürgünüdür. Hıristiyan inancına sahip Anadolu’nun kadim halkı Ermeni ve Rumlar katliam ve sürgün yoluyla yurtlarından silinmiştir; Kürtler, Müslüman oldukları için Türkleştirme, Aleviler Şii-İslam’a yakın görülerek asimile amacıyla baskı altına alma politikası benimsenmiştir.
Anadolu Aleviliği, bu coğrafyada tarihin bilinen ilk evresinde ortak mülkiyet üzerinde şekillenmiş ve yaşamsal hümanist değerlerle donanımlı bir inançtır. Siyasal baskı ile baskın İslami kültür altında asimile edilmeye uğraşılmasının sebebi, özel mülkiyetin zıddı olan ortakçı mülkiyet anlayışına karşı, bencil-egoist kavgacı burjuva yaşam tarzına ters, barışçı, paylaşımcı ve dayanışmacı bir kültüre sahip olduğu için siyasal iktidarların ve hakim sınıfın yok etmesi gereken boy hedefi durumundadır. Bu kültürü yaşanamaz hale getirerek yok etmek için Koçgiri, Dersim, Muğla Ortaca, Elbistan, Maraş, Çorum, Sivas Madımak, İstanbul Gazi Mahallesi olayları ve daha niceleri, Alevilere toplu yaşam alanlarını terk ettirmek, kültürlerini birlikte yaşayamaz hale getirerek Müslümanlık içinde Aleviliğin yok edilmesi politikası, günümüzde hükümetlerin çeşitli planlarıyla devam ettirilmektedir.
Maddi temeli mülkiyet biçiminin yok edilmesiyle kültürlerin yok edilemeyeceğini iyi bilen dönemin siyasal iktidarı, 1925 de çıkardığı Tekke ve Zaviyeler yasasıyla Alevi kültürünü canlı tutan ilim-irfan yuvası dergahları (Alevi Ocakları) süresiz kapatarak, o dönemde ülke nüfusunun % 40’ını oluşturan Alevileri yok saydı; mürşit, pir, dede, rehber, çelebi vb. Alevi sıfatlarını da, falcı, üfürükçü, muskacı vb. aşağılık sıfatlarla eşdeğerde görüp suç kapsamına almıştı. 1950 de ülkede çok partili dönem başlayınca Aleviler oy deposu görüldü; fakat Aleviler siyasi sahnede yer almasın diye, “Alevilik siyaset üstüdür”, “Aleviler cumhuriyetin bekçisidir”, “ Aleviler demokrasinin ve laikliğin güvencesidir” şeklinde hamaset nutuklarıyla Alevilerin siyasal açlığını boş sözlerle bastırdılar.
Kendi öz yurdu Anadolu da yurtsuz-laştırılması planlanan kadim halk Aleviler bu topraklarda yaşamsal, hukuksal, ahlaksal, inançsal, sanatsal ve estetik değerlerin ve kalıcı uygarlıkların tümünü üretmiş Alevilik siyaset dışı olamaz. Alevi sosyal yaşam tarzı ilk çağda gerçek halk demokrasisini bu coğrafyada uygulayan ilk siyasal yapılanmadır. Bu zulüm makinesi siyasal iktidarın ve ona hükmeden soyguncu sınıfın korkulu rüyası, Aleviliğin siyasal anlayışının ülkede toplumla buluşmasıdır. Bunu engellemek için aklılarının bastığı her hokkabazlığı oynamakta, her fırıldağı çevirmekte, devlet terörü dahil her olanağı kullanmaktalar.
Yazı dizisi devam edecek.
#‎Devimci Aleviler Birliği DAB  #‎AlevilikteÖzeDönüşHareketi 14/05/2016
Bekir Özgür

ANADOLU’NUN ALEVİSİZ-LEŞTİRİLME POLİTİKASI (6)

Anadolu’nun insanlık tarihi, kültürel değerleri ve nesnel uygarlıklarıyla özdeş Aleviliğin Roma istilasıyla mülksüz-leştirilmesi başlamış, Bizans’ın halka Hıristiyan dinini dayatmasıyla inanç merkezi mabetler yağmalanıp yıkılmış, talancı Türk-İslam Selçuklunun baskı ve baskınlarıyla perişan edilmiş halkın giriştiği Babai isyanını korkunç bir katliamlabastırılmıştı. Osmanlı tarihi boyunca geçim kaynağı mülkleri gasp edilen halk katliam korkusuyla dağlara sığınmıştı. Alevi yaşam örgütlenmesinin merkezi ve ilim-irfan yuvası Ocakları (dergah) “Şer yuvası” gören Osmanlı bu bilim yuvalarını defalarca kapatmış, daha da sert tepki veren halkı sakinleştirmek amacıyla tekrar açmak zorunda kalmıştı.
Üstte belirtilen kronolojik süreçte farklı siyasal ve dinsel despotlar tarafından ortak mülkiyetleri gasp edilerek mülksüzleştirilen, ancak haklarında katliam fermanı yayınlamayan Cumhuriyet karşısında Aleviler, can güvenliğine kavuştuklarını sandılar. Cumhuriyet, selefi Osmanlı gibi toplu can katliamı yapmadı. Fakat Alevi kültürünü toptan yok etmek için ilk iş olarak bu kültürü üreten, geliştirerek var eden zihinsel aydınlanma merkezi Alevi Ocaklarını (dergah) kapatarak Aleviliğin başına siyah çuval geçirmiş oldu, ışığını söndürdü, toplumu karanlıkta el yordamıyla yürür duruma düşürdü. Yaşam koşulları 1950’den sonra Alevileri barındıkları alanları iç göç yoluyla gönüllü terk etmek zorunda bıraktı. Yeni yerleşim alanı kentlerde Sünni toplum içinde Alevi olduklarını saklayarak farklı sosyal ilişkilere girdiler; tam da devletin istediği gibi kolay asimile olabilecekleri konuma geldiler.
Köylerde Pir-Talip ilişkisi sarmalıda ki sosyal yapısı kent yaşamı içinde çözülen Aleviler, yaklaşık yarım asır Cem yapamaz, Yol-Erkan yürütemez durumda kaldılar. Alevi yaşam tarzında Cem evleri ibadethane değil, bu mekanlarda 12 Hizmet adı altında icra edilen ritüeller de ibadet değildir. Bu ritüellerin her yıl birkaç defa tekrarlanmasının asli işlevi, Alevi kültürünün güncellenerek nesilden nesle aktarılmasını sağlamaktadır. Kent yaşamında Cem törenlerinden yoksun yetişen genç kuşağın büyük çoğunluğu, bu kültürü tanıma ve öğrenme olanağı bulamamış, dolaysıyla Alevi kültürünün dayanışma, paylaşım ve barışçı değerlerini kavrayıp içselleştirememiştir. Dergahların kapatılması bilge insan (İnsan-ı Kamil) yetişmesini engellemiş, Alevilik bir “Sorgulama kültürü” olduğu halde yaşlı kuşak, Alevilik adına her duyduğuna sorgusuz inanır olmuş, Aleviliğin bugün içinde bulunduğu tartışmalı durumunu bu ortam yaratmıştır.
Dış baskıların da etkisiyle kendi içinde kültür erozyonu yaşamakta olan Aleviliğin örgüt yöneticileri, yaşanan sürecin kaygı verici vahametinin yeteri kadar farkında değil, duruma çözüm üretecek berrak perspektiften yoksun, siyasi duyarlılıkları bencil ve yanlış zemindedir. Önemle belirtmek ve umut etmekteyim ki Anadolu da ve bölgede Alevilerin üzerinde döndürülen kıyamet bulutlarının kısa zamanda farkına varılır, öz savunma günü gelmeden gerekli tedbir alınır. Emperyalist odakların BOP politikasıyla Ortadoğu da çevirdikleri dolapların en ezici dişlileri arasındadır Alevilik. Alevi kültürünün, Anadolu da baskı altında ki toplum katmanlarıyla birlikte aktif ve güçlü bir siyasi potansiyel durumuna gelmesi, emperyalist odakların korkulu rüyasıdır ve bu bölgede emperyalizmin belini kıracak niteliktedir.
Kaynayan kazan Ortadoğu da baskı altında katliamla yüz yüze gelmiş farklı etnik köken ve dinsel inançtan toplum kesimlerinin bölgede özlemini çektikleri kalıcı barışı sağlayabilmesi için özerk yönetime dayalı dayanışma ve paylaşım kültürünü içselleştirip yaşamsal değer olarak sahiplenmesi bir zorunluluktur. Hümanist değerlerle donanımlı, dayanışma ve paylaşım geleneğine sahip Alevilik, bu niteliğiyle bölgede barışçı mücadelenin yaşamsal algı anlayış olarak dinamizmi konumundadır. Emperyalist güçler bölgede yerli işbirlikçi uşaklarıyla beraber halkların bu perspektifle siyasi yapılanmasını önlemek için “Türk Alevi” “Kürt Alevi” “Arap Alevi” deyimleri sarmalında Alevilik kavramının silikleşmesi, bu birleştirici kültürel niteliğinden arındırılan toplum, Kürt, Türk, Arap milliyetçi saplantı etki alanına çekilerek ırkçı temelde kutuplaşması planlanıyor. Bu planı bozmak, can bedeli mücadeleye atılması gereken Alevi aydınların, burjuva duygu ve tutkulardan arınmış devrimcilerin sorumluluğundadır. Geç kalınması durumunda dayanılması zor acılara katlanmanın bir yararı olmayacağı aşikârdır.
Yazı dizisi devam edecek.

‪#‎Devimci Aleviler Birliği DAB  #‎AlevilikteÖzeDönüşHareketi  16/05/2016.
Bekir ÖZGÜR.

 

ANADOLU’NUN ALEVİSİZ-LEŞTİRİLME POLİTİKASI (7)

Emperyalist odaklar ve yerli işbirlikçilerinin Ortadoğu da etkisiz hale getirmek istedikleri hedef güç, bölgenin farklı ülkelerinde yaşayan Alevi potansiyel ve Alevilik kültürüdür. Zira Alevilik, özel mülkiyete dayalı insanlık dışı tepeden tırnağa suç unsuru kapitalist üretim ve burjuva yaşam tarzının zıddı, Ortakçı mülkiyet üzerinde şekillenmiş ve insanlık (hümanist) değerleriyle donanımlı bir kültürdür. Bunun sahibi, temsilcisi ve taşıyıcısı da Alevi toplumudur. Bu emperyalist terör odakların korkusu, Ortadoğu da bir asırdır baskı ve zulüm altında tutukları barış özlemi içinde ki masum bölge halkının, hümanist değerler sarmalında siyasal bir güç potansiyeline sahip olmasıdır. Bu gücün oluşmasını engellemek için bilgi ve becerileri dahilinde tüm olanaklarını kullanmaktalar.
Bu bölge halkının bilmediği fakat bu küresel terörist güçlerin çok iyi bildiği ve iştahlarını kabartan önemli bir gerçek, dünyada rezervi azalan petrolden sonra en zengin enerji kaynağı BOR madenidir. Bu madenin dünyadaki rezervinin % 70 i Anadolu da ve henüz yer altında yatar haliyle parasal değeri, 200 trilyon dolardır. Bu maden işlendiğinde yaklaşık 300 kalem türevi vardır. Olası karı bugün ki hesap makinelerinin kapasitesi kaldırmaz. Bu korkunç kar hırsıyla doğayı katleden gözü dönmüş haydutlar, barış yanlısı toplumu kitleler halinde katletmekte sakınca görmezler, çünkü hesap verecekleri tek güç halktan korkmuyorlar; zira bölge halkı henüz, kahredici nasırlı yumruğunu indirecek kadar siyasi güç olamadı. Bu gücün oluşmasını engellemek için bölgede etnik, dinsel ve mezhepsel çatışmaları sürekli örgütlüyor, finanse ediyor ve yavuz hırsız misali kendi suçlarını gizlemek için bölge halkını suçlu gösteriyorlar.
Bir ulus devletin gücü sahip olduğu askeri potansiyel ve silahlarla orantılı değil, yönettiği toplumu ne kadar çok parçaya bölebildiği ve örgütsüz bırakmasıyla orantılıdır. Büyük Usta’nın, “Örgütsüz insan bir hiçtir, örgütlü insan bir güçtür” deyiminden iyi ders almış burjuva siyasetçiler, böl yönet stratejisini ustaca uygulamaktalar. Bu stratejilerini başarabilmek için, toplumu etnik, (ırkçı) dinsel ve mezhepsel saplantılarla ayrıştırmış, ezberci eğitim politikasıyla sorgulama yeteneği köreltilmiş toplum, insansal doğallığına yabancılaştırılmıştır. Adaletsizliğin temeli olan özel mülkiyeti adaletli ve adil gösterme çabası içinde demokrasi aldatmacasını ve kapitalist sahtekârlık olan “Evrensel İnsan Hakları” safsatasını işine geldiği gibi etkin bir şekilde kullanılmaktalar. Sürekli geçim sıkıntısı içinde ki toplum bu ortamda ve koşullarda dayatılan yaşam biçimini kanıksamış, kahredici siyasi gücünün yeteri kadar farkında değil.
MS bin yılının yakın öncesinde ve sonrasında Ortadoğu da İslam’ın talan ve baskı politikasına karşı var olmuş Fatimi, İsmaili, Karmeti Danişmendli vb. devlet yönetimleri hükümranlık alanlarında ki toplumu, Anadolu kadim halklarının ortakçı mülkiyet üzerinde şekillendirdiği yaşam biçimi olan dayanışma ve paylaşım kültürünün gelenek ve değerleriyle yönetmişlerdi. Söz konusu yaşam biçiminin izleri, yoksul bölge halkının günlük yaşamı içinde bugün belirgin şekilde görülmektedir.
Ortadoğu da ki emperyalist sömürü odaklarının kışkırtması ırksal ve mezhepsel savaşların sürekliliği, yoksulluk ve acılar içinde yaşama mahkum edilmiş halkın, insan olduklarını düşünmeye fırsat vermemek içindir. Iran-Irak, Irak-Kuveyt savaşları, aynı bölgede mezhepsel, Mısır, Tunus, Libya da ki iç çatışmalar… Anadolu da Türk-Kürt kavgası, bölge halklarına kültürel ve siyasi önderlik yapma potansiyeli ve yeteneğine sahip Alevi halklar ile Aleviliğin asimile amaçlı yoğun baskı altında tutulması, söz konusu kültürü yaşanamaz hale getirerek yurtsuz-laştırma planı, bölge halklarının barışçı ve hümanist değerlerle donanımlı siyasal güç olmasını önleme politikasının tezahürüdür.
Yazı dizisi devam edecek.

‪#‎Devimci Aleviler Birliği DAB  #‎AlevilikteÖzeDönüşHareketi 18/05/2016
Bekir ÖZGÜR

 

ANADOLU’NUN ALEVİSZ-LEŞTİRİLME POLİTİKASI (8

Anadolu-Mezopotamya Uygarlığı ve bu uygarlık üzerinde gelişip var olan kültürlerin hümanist değerlerle donanımlı olması, toplumların iradi seçeneğine bağlı değil, dönemlerin sınırlı üretim alan ve araçlarıyla zor sürdürülen insansal yaşam ortamıyla ilgilidir. O dönemin yaşamsal kıt kaynak koşulları, toplumu oluşturan bireyleri birlikte var olabilmenin, ancak, gücü kadar üretime katılmak, ihtiyacı kadarına razı olmakla sürdürülebileceği algı ve anlayışını yaratmıştır. Bu tarz üretimde dayanışma ve tüketimde paylaşımın maddi temeli ortakçı mülkiyet olmak zorundadır. Bu Mülkiyet tarzının öngördüğü toplumsal yaşamı düzenleyen siyasi erk ve adaleti sağlayan hukuksal kurumun işlevi de, bu mülkiyet biçimini, üretim ilişkilerinin ve sosyal yapının ihtiyaçlarını karşılayacak önlemleri almaktır.
Tarihin akışı içinde nesnel ihtiyaç ürünlerinin artışı, mal mübadelesi yerine değişim değeri olarak paranın devreye girmesi ticaretin yolunu açmış, ortakçı mülkiyetin özel mülkiyete dönüşmesinin ilk adımı böylece atılmıştır. Toprakta özel mülkiyete dayalı yaşam biçimi olan feodal sistemin siyasal ve hukuksal ideolojisi olan tek Tanrılı dinler, bugün Ortadoğu denilen bölgede farklı evrelerde tarih sahnesine çıkarılmıştır. Mülkiyet biçimi değişen sosyal yapının, din kuralları baskısı altında yaşam biçimi başta olmak üzere hümanist değerler algısı, anlayış ve ahlaksal yargıları da değişmiştir.
Her zaman saygıyla andığım ışığı bol Turan Dursun’a Zaman Gazetesi muhabiri sorar: “İnsanın temel ihtiyacı olan din inancını zihinlerden çıkarıp da yerine ne koyacaksın?” Cevap: “Din inancı insansal ihtiyaç değildir. İnsan zihninde din inancı yokken, orada sevgi, barış, paylaşım ve kardeşlik duyguları vardı; din inancı girince bu değerler orayı terk etti. Din inancı zihinlerden kovulunca, oranın gerçek sahipleri gelip yerleşecek ve onları bir daha kimse yerinden atamayacak” derken, zihinsel dönüşümün evrimine dair tarihsel bir gerçeği dile getirmiştir. İnsanlığa getirdiği acılar katlanarak devam eden dinler özel mülkiyet biçimini değiştirirken, halkların yaşam tarzını, tüm değer yargılarını altüst etmiş, insansal duygular diyebileceğimiz değerlerin bugün tümden yok edilmesi, halkların kadim yurtlarında yaşayamaz hale getirildiği gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Çağdışı dinsel inanç ve çağdaş (?) kapitalizmin sömürü ve siyasal baskısı altında ki Ortadoğu halklarının kurtuluşu, Diyarbakır da Nevroz meydanında dile getirilen “Misak-i Milli sınırları içinde ve İslam Bayrağı” altında gerçekleşemez. Bu önermelerin bölge halkına bugünkünden farklı bir yaşam ortamı getirmeyeceği bilinmelidir. Önerilen Misak-ı Milli zihniyeti ve aynı din inancı bölgede zaten hükümrandır; sorun, bu zihniyetin yönetiminden kurtulmaktır. “Misak-ı Milli sınırları içinde ve İslam Bayrağı Altında Birleşme” önerisi, Anadolu-Mezopotamya uygarlığını, bölgenin kadim halklarının yarattığı kültürün birleştirici gücünü kavramama ya da yadsıma anlamına gelmektedir. Ayrıca, önemle belirtilmeliyim ki, Kürdistan Halkının can bedeli yürüttüğü Özgürlük Mücadelesi haklı ve meşrudur; ayrı bir tartışma konusudur.
Anadolu ve Mezopotamya da binlerce yılda oluşmuş ve yaşanmış uygarlık değerleri toplumların din değiştirmesiyle değişime uğramış olmasına rağmen, o kültürün barışçı ve dayanışmacı izleri, bölge halklarının günlük yaşamlarında gözlemlenmektedir. Hümanist değerlerle donanımlı bu kültürü Anadolu da özüne uygun yaşatan, asırlar boyu yoğun baskılara rağmen din-leşmemiş Alevilik ve din değiştirmemiş Aleviler, anlayış olarak, Anadolu-Mezopotamya uygarlığı üzerinde çağın gereksinimi olan ‘KÜLTÜR DEVRİMİNİ’ bölgede diğer halklarla hak eşitliği temelinde ve birlikte gerçekleştirecek nitel ve nicel potansiyele sahip toplumsal dinamizmidir. Belki ütopya gibi görülecek bu öneri, bu niteliğin nicel güce dönüşmesi halinde, Kobani örneğinde görüldüğü üzere bölge halkının kararlı siyasal mücadelesiyle “Ummadığın taş baş yarar” misali, halkın kahredici gücünün dünyayı dönüştürmede nasıl bir güç olduğunu bir kez daha kanıtlayacaktır.
Yazı dizisi devam edecek.
‪#‎Devimci Aleviler Birliği DAB  #‎AlevilikteÖzeDönüşHareketi 23/05/2016
Bekir ÖZGÜR

 

ANADOLU’NUN ALEVİSİZ-LEŞTİRİLME POLİTİKASI (9)

Dünyanın derin devleti CFR (Counsil on Foreign Relations) (), dünyayı yönetebilmek için eğitip görevlendirdiği toplum mühendisi ajanlarla, özellikle Ortadoğu da ki sosyal, siyasal gelişmeleri dikkatle izlemektedir. İran da Humeyni hareketinden sonra bölgede bazen düşük bazen yoğun yaşanan savaşların 40 yıllık süreçte yarattığı tahribat ve katlanılamaz acılar, halk arsında mevcut statüko içinde yaşanamayacağı duygusunu geliştirmiş, tepkiler toplumsal boyut kazanma evresine girmişti. Gelişmeler emperyalist odakların çıkarlarını tehdit eder bir güç durumuna gelmeden, CFR “Ilımlı İslam” formülüyle ılımlı olmayan “Cihatçı İslam’ı” örgütleyerek bölge halkını birbirine boğazlatma planını devreye koydu.
Saddam Rejimini yıkan ABD, Esat Rejimini devirmek üzere Suriye ye girmesi durumunda, Orada üsleri bulunan Rusya ile karşı karşıya gelecekti; bu da, 3. Dünya Savaşı demekti. Bu savaşı göze alması Batı emperyalizminin Ortadoğu’dan silinmesi, en azından belinin kırılması sonucunu doğuracaktı. Bu çılgınlığın harakiri olduğunu bilen ABD, kendisi Irak’tan kısmen çekilerek bölgede yarattığı kaos ortamını denetiminde ki Cihatçı İslam örgütüne (IŞİD) teslim etti. Bölge hakimiyeti için BOP politikası gereği olarak Rusya yanlısı Esat Rejimini dolaylı yoldan yıkma uğruna bir milyona yakın insannın öldürülmesine, beş milyon civarında insanın yerini yurdunu terk edip, mülteci olmasına seyirci olduktan sonra, seyirci bir başka güç Rusya’nın devreye girmesiyle, IŞİD’e karşı-imiş gibi görünüp Batılı müttefik ve bölgede ki işbirlikçilerle birlikte verdiği açık desteği gizli sürdürme yoluna girmiştir.
Kuruluş kararı NATO’nun merkezi Bürüksel de alınmış Ortadoğu da emperyalizmin insan kasabı IŞİD’ın özellikle Suriye’nin kuzey bölgesinde yaptığı katliamlar, hedef seçilerek gerçekleştirilmiş planlı olaylardır. Bu katliam alanı, Mezopotamya Uygarlığının doğduğu, farklı inançtan halkların, İslami baskı altında olmalarına rağmen kadim yurtlarında kısmen de olsa geleneksel kültürel değerleriyle yaşadığı merkezdir. Özel mülkiyetçi sömürü sistemi, kendisinden önce ortak mülkiyet üzerinde oluşmuş barışçı, dayanışmacı tüm kültürel değerleri yok etmek için bölge halkını katliam ve sürgün-mülteci yöntemiyle yurtsuz-laştırma, barışçı kültürün bölgede siyasi güce dönüşmesini engelleme politikası uygulamaktadır. Bu amaçla bölgede denetimi altında ki irili-ufaklı kukla devletleri ve yönetime getirdiği işbirlikçi kişiliksiz siyasi aktörleri kullanmaktadır.
Emperyalist odakların dikkatinin sürekli Ortadoğu üzerine yoğunlaşmasının birinci sebebi, bölgede bulunan petrol ve bor madenlerinin yoğunluğu, diğeri bölge halkının dayanışma, paylaşım sarmalında ve barış içinde geçmiş binlerce yıllık köklü bir tarihe sahip olmaları. Bölge halkı tarihsel ve kültürel değerleriyle donanımlı eşit hak temelinde siyasi bir güç oluşturması durumunda gerçekleşecek KÜLTÜR DEVRİMİ, değil Ortadoğu da dünya çapında emperyalizmin belini kıracak nitelikte ve güçtedir. Altını kalınca çizerek belirtmek gerekir ki, bölge halkı bu gücünün henüz yeteri kadar farkında değil. Bu gerçeğin farkındalığını yaratacak olan, Rojova da yaşanan acıları etinde kemiğinde hisseden ve bu acılardan gerekli dersi çıkarmış kararlı aydınlardır. Bu konuda dikkat çekmek istediğim nokta; Rojova bölgesinde kan-revan içinde kurulan özerk yönetim ittifakını, emperyalist güçler denetim altında tutmak amacıyla şimdilik destekliyorlar. Fakat bu politik savaşta emperyalist odakların planı mı, yoksa mücadeleci halkın siyasi gücü mü galip gelecek; bunu zaman gösterecektir.
(
) CFR Counsil on Foreign Relations (Dış İlişkiler Konseyi) merkezi ABD de, dünyanın en büyük tekellerine sahip 500 kadar ailenin dünyayı denetim altında tutma ve yönetme amacıyla kurudukları örgüt. Bir anlamda “Dünyanın Derin Devleti”
Yazı dizisi devam edecek

‪#‎Devimci Aleviler Birliği DAB  #‎AlevilikteÖzeDönüşHareketi

23/05/2016
Bekir ÖZGÜR

 

ANADOLU’NUN ALEVİSİZ-LEŞTİRİLME POLİTİKASI (10)

Anadolu’nun Alevisiz-leştirilme politikası, Osmanlı’nın son 50 yıllık döneminde emperyalist odakların Türk-İslam ırkçılığı anlayışıyla eğitip örgütlediği İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (jön Türkler) temel ilkelerindendir. 1. Dünya Savaşının hemen öncesi ve sonrasında Ermeni ve Rum halka yaptığı katliamlarla insanlık karşısına çıkacak yüzü olmayan bu İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ilkesel ırkçı politikaları, Kemalizm adıyla Cumhuriyetin ideolojisi olarak TC Devletine başından beri yön vermektedir. Cumhuriyetin Aleviliğe yönelik ilk icraatı, 1925 de çıkarılan Tekke ve Zaviyeler yasası hükmüyle Anadolu sathında ki tüm Alevi Ocaklarının (dergah) süresiz kapatılmasıdır. Dergahların kapatılmasıyla Alevi toplumunun başına siyah çuval geçirilmiş, ışığı söndürülmüş, gece karanlığında el yordamıyla yola giden insan durumuna düşürülmüştür. Bugün Aleviliğin içinde bulunduğu ve aşılmaya çalışılan sorunların kaynağı, Aleviliğin çok yönlü kültür merkezi dergahların kapatılmasıdır.
Alevi Ocakları (dergah) Aleviliğin siyasal, sosyal ve hukuksal yapılanma ve bu yapıyı çok boyutlu işleviyle hümanist değerler sarmalında devam ettiren organize merkezleridir. Bu Ocakların tarihsel kökeni, Anaerkil çağın ortak mülkiyeti üzerinde şekillenmiş, kadını kutsayan sosyal yapının Ana Tanrıça kültüne, bu kütün toplumsal yaşamı düzenleyen Anadolu sathında ki günümüz deyimiyle Dergah/Komana-lara (Ma/Ana Evi, Kutsal Ananın mekanı) dayanmaktadır. Alevi Ocakları (komana) başından beri üretim be tüketim başta olmak üzere tüm toplumsal ilişkileri düzenlerken, aynı zamanda cehaleti bilgiyle aşma perspektifine sahip bilge insan (İnsan-ı Kamil, Pir, Mürşit) yetiştiren bilim yuvalarıydı. Alevi kültürünün gelişen ve değişen yaşam ortamı ve koşullarına uyumuyla günümüze taşınmasını sağlayan Ocaklar, Cumhuriyetin dergahları kapatmasıyla işlevsiz bırakılmıştır.
Aleviliğin kültür membaı (gözesi) dergahların kapatılması, toplumu kendi öz değerlerine ve tarihsel kimliğine yabancı konuma düşürülmesinin ilk adımıdır. Zaman içinde ve baskı altında Alevi kültürünün yok edilmesiyle kendi öz yurdu Anadolu da Aleviliğin yurtsuz-laştırılması hedeflenmiştir. Bir kültürü yok etmek için üzerinde şekillendiği mülkiyet biçimini yok etmek yetersizdir. Zira binlerce yılda oluşmuş ve insansal yaşamın önemli bir parçası olmuş kültürün beslendiği kaynağı da yok etmek, hedefe ulaşmak için eksik kalır. Bu stratejinin tamamlanması için söz konusu kültürü yaşatan toplumu, kültürlerini toplu yaşayamaz duruma düşürmek, baskın İslami kültür alanlarında bireysel yaşama zorlamak gerekir. Cumhuriyetin ilk evresinde Koçgiri coğrafyası halkına yönelik katliam ve süregelen baskı politikası, Dersim halkına reva görülen imha hareketinden kurtulanları yurtlarını terk etmeye zorlama bu zihniyetin eseridir.
Cumhuriyetin son 60 yıllık süreci incelendiğinde, Alevi toplumunu baskı altında tutarak yıldırma ve sindirme yöntemiyle; Maraş, Çorum, Sivas Madımak İstanbul Gazi vb. yerlerde uygulanan katliamlarla toplu yaşam alanları terk ettirilmeye zorlandığı görülecektir. Bu yaptırımlar, hümanist değerlerle donanımlı Alevi kültürünün büyük kentlerin varoşlarında, baskın İslami kültür içinde eritilmesi ve böylece Anadolu da Aleviliğin tüm değerleriyle yok edilmesi hedeflendiği kolay anlaşılır bir gerçekliktir. Bu gerçek olgu ve olaylar içinde üzücü diğer bir gerçek; çoğunluğu CHP saflarında politika yapan Alevi kökenli sözde siyasilerin, Kemalizm maskeli İttihat ve Terakki Cemiyetinin Türkçü ve İslamcı politikasına gönüllü hizmet ettikleridir. Bu siyasi zevatın utanması gereken başka bir gerçek de, Alevilerin ve Aleviliğin kuruluşu, CHP politikalarıyla sağlanacağı temelsiz ve asılsız kör iddialardır.
Devam edecek.

‪#‎Devimci Aleviler Birliği DAB  #‎AlevilikteÖzeDönüşHareketi
27/05/2016
Bekir ÖZGÜR.

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın