Alevilikte insan Tanrı’nın bir parçasıdır, dolayısıyla insan Tanrı’ya korkuyla değil sevgiyle yaklaşmalıdır

10577081_1603403916559573_4097901623063779237_n

Alevilikte insan Tanrı’nın bir parçasıdır, dolayısıyla insan Tanrı’ya korkuyla değil sevgiyle yaklaşmalıdır. Aleviler tanrının cezalandırıcı değil, sevgi dolu olduğuna inanırlar. Alevi öğretisine göre Tanrı’ya ulaşmanın en iyi yolu İnsan-ı Kamil (Olgun İnsan) olmaktır. İnsan-ı kamil ise Tanrı’nın yeryüzünde yarattığı en şerefli varlıktır.

Alevi pir ve uluları baskılardan dolayı, Tanrı, insan anlayış ve inançlarını çok çeşitli semboller altında sır içinde sır etmiştir.

Alevilere göre, tanrıya ibadet etmek, O’na ulaşmak için biçimsel şeriat kurallarına uymak gerekli değildir. Esas olan biçim değil özdür. Alevi-Bektaşilerin Tanrıya olan bağlılığı ve sevgileri biçimsel olmayıp, özü aşkı esas alan mistik ve tasavvufi bir bağlılıktır.

Alevi inancında Tanrı’ya ibadetin belli bir biçimi, şekli, zamanı, mekanı yoktur. Her yerde her zaman Tanrı anılır, ondan yardım istenir. Yüce Tanrı’nın gerçek evi, ibadethaneler değil, insanın kişinin gönlüdür. Bu nedenle insanın diğer insanlarla olan dostluğu, ziyaret ve muhabbet etmesi, Kabe’yi ziyaret etmek karşılığı (Gönül Kabe’si) olarak nitelendirilmektedir.

Ben gelmedim dâvâ için
Benim işim sevi işi
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldim
(Yunus Emre)

Tasavvuf anlayışına göre doğada var olan her şey Tanrı’yı oluşturur, her varlık tanrının bir parçasıdır. Her nereye dönülse Tanrı oradadır. Alevi felsefesinde VARLIK yoktan var olamaz ve var olan hiç bir şey ebediyen yok edilemez. Alevi-Bektaşilere göre insan kainatın aynası, tanrının yeryüzündeki görüntüsüdür. Bu söylemler, her şeyin bir olduğu, yani varlığın birliği (vahdet-i mevcut vücut) anlamına gelir.

Aynayı tuttum yüzüme
Ali göründü gözüme
Nazar kıldım ben özüme
Ali göründü gözüme

Hilmi gedayi bir kemter
Görür gözüm dilim söyler
Her nereye kılsam nazar
Ali göründü gözüme
(Hilmi Dede Baba)

Alevilikte Tanrı-Doğa-İnsan kutsal üçlemesi, varlığın birliği, Vahdet-i mevcut tanrı anlayışı, tez-antitez-sentezde, tüm nesnelerin toplamında bütünleşir. Böyle ayakları yere basan bir tanrı inancı tek tanrılı dinlerde yoktur, bütün kıyımlarda bundan dolayıdır. Anadolu Alevi Bektaşi öğretisi evren’de elle tutulan gözle görünen bütün maddesel örtüyü tanrısal özle özleştirmiştir. Anadolu Alevi inancı tanrıyı kamil insanın gönlüne sokmuştur. Tanrıyı toplumdan kopuk hükmedici konumundan alıp, ete kemiğe büründürerek gerçek yaşamın içine yerleştirmiştir.

Daha Allah ile cihan yok iken
Biz onu var edip ilan eyledik
Hakk’a hiç bir layık mekan yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik

Kendisinin henüz ismi yok idi
İsmi söyle dursun cismi yok idi
Hiç bir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik
(Edip Harabi )

Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm
(Yunus Emre)

Aleviliğin bu tanrı anlayışı tüm inananlar tarafından bilinir, fakat her üye bunu bilgi düzeyine göre, günlük hayatında farklı yorumlayabilir. Alevilikte tanrı genellikle: HAKK, Ya Ali, Dost, Şah, Hü, Hüda, Tanrı, Allah Kamili/insan, Mevla gibi. değişik isimlerle anılır. Alevi Bektaşilikte en çok kullanılan ‘HAKK’ terimi olmuştur. Devamını Gör

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın