Alevilik Din Değildir (3)

10993403_1602859169947381_7997492607316742707_n

Alevilik Din Değildir (3)

Antik Anadolu’da Ana Tanrıça kültünün farklı evrelerinde Ma/Kutsal Ana adına özenle imar ve ihya edilmiş Vuenesa/Hacıbektaş, Passinius/Eskişehir, Pontus/Tokat Artemis/Selçuk, Kılikya/Tufanbeyli da bölgesel merkez konumunda ki Komanalar (Ana Evi) dışında, “Cem Evi” niteliğinde yerel Ma-beth-lerin (Dergâh) varlığı hakkında yazılı belge veya arkeolojik veri bulunmamaktadır.. İstisna olarak yerel konumda ki İzmir Narlıdere de ‘Yan Yatır’ (*) denilen fakat asıl adı ‘Yanan Yatır’ olan Tahtacı Dergâhı’nın, imarı ve tarihçesi hakkında da ayrıntılı bilgiye sahip değiliz.

Bizans, Hıristiyanlık adına bu merkez Dergâhları talan ve tahrip ederek, halka da akıl almaz baskılar uygulayarak bu mekânları yasaklarla işlevsiz hale getirmiştir. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yoğun baskıya rağmen halk, geleneksel kadim törelerini, yerleşim birimlerinde ki toplanmaya elverişli komşu evlerinde devletten gizli yaşamışlardır. Bu mekânlar, kentlerde Cem Evi adı altına güncelleninceye kadar komşu evi kullanımı ve gizli yöntem köylerde devam etmekteydi.

Anadolu’nun tarihsel uygarlık verilerinden anlaşılmaktadır ki, merkez Komanaların bulunduğu yerleşim alanları, Antik Site Devletlerin yönetim merkezi olmasının yanında, Ana Tanrıça MA’nın kutsandığı mekânlardı. 3-5 bin civarında –daha az veya çok- bir tolumun yaşadığı bu kentlerde tarım üretimi için kullanılan toprağın mülkiyeti özel kişilerin değil, topluma ait, yönetimi de, dürüst, adil ve bilge kişiliğiyle öne çıkanlardan haklın seçtiği Siyasi Erk niteliğinde ki bu heyet halk adına yürütmekteydi.

O çağın çetin yaşam koşullarının zorunlu kıldığı toprağın ortak mülkiyet sisteminin doğası gereği öngördüğü tüm toplumsal ilişkiler, tarımsal üretimin kolektif, paylaşımın ihtiyaca göre adil, dayanışma ruhu yüksek ve barışçı yaşam tarzını yaşam biçimi haline getirmişti. Bu eşitlikçi sosyal yapıya meşruiyet ve işlerlik kazandıran hukuk sistemi, bu sistemi uygulayacak siyasi yapının işleyişi de, adil ve demokratik olması, onun maddi temelinin doğasına uygun düşmekteydi.

Alevi Ceminde uygulanan ritüellerin, toplum yaşamına dair söylemlerin, özünü öne çıkarıp tarihin derinliklerine doğru izini sürdüğümüzde, Site Devlet Siyasi Erki’nin günümüz deyimiyle Kırklar Meclisi, ‘Halk Mahkemesi’ niteliğinde ki hukuk kurumunun da, Görgü-Sorgu Cemiyle işlev olarak bire bir örtüştüğünü görürüz. Alevi terminolojisinde ki ‘Yol’ kavramı, sosyolojik evrimin tarihsel evrelerinin kesintisiz bir hat (yol) izlediğini anlatmaktadır.

‘Erkan’ kavramının içeriği ise, toprağın ortak mülkiyeti üzerinde şekillenmiş sosyal yapının eşitlikçi, adil paylaşımcı, barışçı vb. tüm toplumsal kuralların insan zihnine kazılmış anayasadır. Tarihsel evrelerin öncül toplumları, ardıl toplumdan devraldığı uygarlık mirasına yeni kültürel değerler katarak gelişim ve dönüşüm izleyen insanoğlu, tarihte yarattığı hümanist değerleri özünden şaşmadan günümüze taşımış, maddi altyapısı bozulmuş olmasına rağmen, günümüz Alevi toplumu o tarihsel yaşam tarzının izlerini, Cem törenlerinde kültür boyutuyla yaşatmaktadır.

Madımak faciasına tepki olarak gelişen Alevi uyanışının yasaklara rağmen örgütlü yapılanmaya yönelmesi, kentlerde buluşma mekânlarının çok yönlü bir ihtiyaç olarak kendini dayattığı ortamda, devletin çok yönlü desteğiyle oluşturulan Cumhuriyetçi Eğitim Merkezi (CEM), Cem Dergisi, Cem Radyo ve Cem TV’nin aynı dönemde ortaya çıkması tesadüfî bir olay değildir. ‘CEM’ sözcüğünün de bu ortamda halk diline girmesi, ayrıca manidar bir durumu ifade etmekte.

Osmanlı’nın kanlı kılıcı karşısında özü bozulmamış olmasına karşın, Şii-İslam figür ve söylemleri kalkan olarak kullanan Aleviliği, Cumhuriyet Devleti, “CEM” sözcüğü merkezli yapılar içinde beslediği Alevi kökenli “Kınalı kekliklerin” Türk-İslam sentezi kapsamında uydurduğu “Alevi-İslam safsatasıyla Alevi mekânlarını “Minaresiz camiye”, Aleviliği de dinleştirerek, hümanist değerlerle donanımlı bu kedim kültürü tarih sahnesinden silmeye yönelik planını, aktif bir şekilde uygulamaya koymuştur.. “Cami-Cem ve Aş-Evi projesi bu lanetlik planın önemli bir ayağıdır.

Alevilerin barışçı toplumsal düzenini sağlamak üzere Görgü-Sorgu ve kendilerine özgü belli kutsal günlerinde toplanma, sorunlarını görüşüp çözüme ulaştırma mekânını “İbadethane” olarak tanımlamak, Aleviliği, tepkisiz kalan Aleviler eliyle yok etmenin ilk ve önemli adımıdır. Bu gidişata karşı etkin duruş sergilenmezse; o kadim mekân, asli işlevinin dışına çıkarılmış, İslam’ın minaresiz camisi olma yoluna sokulmuş olacaktır. Alevilerin bu mekânı “Cem Evi”/ibadethane olarak kabul etmesi, devletin asimile politikasına katkı sunmak olacak, Fetullah Gülen’in musahibi İzzettin Doğan’ın dümen suyuna kapılıp boğulmaktan başka bir sonuç vermeyecektir. O kutsal (**) mekâna yakışan Alevice bir ad vermek gerekir ki, bu ad; ‘BİRLİK EVİ’ olmalıdır.

(*) ‘Yanan Yatır’ deyimi, bu mekânda sürekli ateş veya ışık yakıldığını, dolaysıyla buranın ulu bir dergâh olduğunu çağrıştırmaktadır. Kelime içinden iki harf düşürülerek “Yan Yatır” denmesi, Türkçe telaffuza kolay geldiğinden olmalı.

(**) “Kutsal” sözcüğü dinsel algıda; “Tanrıya aittir dokunulmaz” anlamındadır. Alevi algısında; ‘Topluma faydalı olan her şey kutsaldır’ dokunulamaz anlamındadır.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın