Alevilik, Aleviler ve Asimilasyon (10)

10993403_1602859169947381_7997492607316742707_n

Alevilik, Aleviler ve Asimilasyon (10)Alevi toplumu Müslüman görünebilmek için kendi tarihsel ve kadim değerlerinden biri ve en önemlisi olan ‘Kutsal Aile’ kültüne, Şii-İslam’ın Ehl-i Beyt gömleğini giydirerek İslam şiddeti altında var olmaya çalıştığı bilinen belgelerle sabit tarihi gerçeklerdendir. Arapça Ehl-i Beyt denilen Kutsal Aile inancı, İslam Peygamberi Muhammet’in kızı Fatma ile evli Hz. Ali’nin nesline dayandığı inancı Alevi toplumunda hakim bir kanıdır. Muhammet’in ilk karısı Hatice’den doğan Fatma’nın çocukları kutsal aileden (Ehl-i Beyt) sayılıyor da, aynı karısından doğan ve Halife Osman’la evli diğer iki kızından doğan çocuklar neden kutsal aile içine alınmıyor? Bu sorunun cevabı var; fakat konu dışı olduğu için ayrıntısına girmeyeceğim.

On iki İmam örtüsü altında ki 12 kültü Aleviliğin kadim değeri olduğu gibi, Şii-İslam’a ait Ehl-i Beyt örtüsü altında ki ‘Kutsal Aile’ kültü de, Aleviliğin vazgeçilmez kadim değerlerindendir. Kutsal Aile inancı, Aleviliğin iktisadi, siyasal, hukuksal ve sosyal yapılanmasının tarihsel kökü olan Anaerkil Çağa dayanmakta. O çağa Anaerkil denmesinin nedeni; kadın, insan neslinin devamını sürdüren ana unsur sayıldığından, bu bağlamda besin nesnelerinin bereket kaynağı doğanın da ana’sı anlayışıyla kadın yüceltilmiş, ‘Ana Tanrıça’ payesi verilerek yüceltilip kutsanmış, kadının var olduğu her aile ve mekân kutsal kabul edilmişti.

Anadolu’da kadının kutsanmasının Anaerkil Çağ öncesi geçmişi ve nesnel dayanakları var. Deyim yerindeyse ilkel insanlar besin nesnesi ihtiyaçlarını av ve toplayıcılıkla dayanışma içinde temin ederken, 1- Topluluğun grup aile yapısında cinsel ilişkinin kadının iradesine ve seçiciliğine bağlı olması, erkeğin kadına sevecen ve saygılı davranmasını gerektiriyordu. 2- Fiziken erkekten güçsüz ve çoğu kez hamilelik durumu, çocuk bakımı için kadının evde kalması, boz zamanlarda hayvan evcilleştirme, bahçe işleri, deri ve bitki liflerinden giyim ve ev eşyası üretimi onu artı değer üreten konuma getiriyor saygınlığını artırıyordu. 3- Avdan yaralı dönen erkeklerin bakımı, hasta çocukların tedavisi için analık duygusuyla ot vb. nesnelerden ilaç (*) üretme gayreti, o çağda toplumda kadına saygıyı artıran olgulardır. Kadının saygınlığını artıran ve ona Ana Tanrıça payesi verilmesini sağlayan çok etmen var; önemli gördüklerimi 3 şıkta özetlemeye çalıştım.

Anadolu ya akınlar düzenleyen despot kralların talan ve istilasına rağmen, Anadolu kadim halkları Ana Tanrıça kutsiyetini, adına tapınaklar imar ve ihya ederek gelenek ve töreleriyle binlerce yıl yaşattı. Eskişehir de Kybele Komanası, (**) Hacıbektaş da Vuenessa Komanası, İzmir Selçuk da Artemis Komanası, Tokat da Pontus Komanası ve Adana Tufanbeyli de Klikya Komanası adıyla anılan tapınaklar, bu coğrafyada ‘MA’/Ana adına yaratılmış uygarlık abideleridir. Bu uygarlıkları yaratan halkların ardılı nesil, kadına saygıyı simgeleyen Ana Tanrıça geleneğinin günümüze taşınmış somut ve çarpıcı kanıtı; kadın erkek eşitliğinin toplumda içselleşmiş sembolik, görsel anlatımı olan SEMAH şölenini yaşatan Alevi toplumudur.

O çağda toplumun tek geçim kaynağı olan tarımda; bazen kuraklık, yoğun yağmurlar ve sel baskını, uzun süreli kış vb. doğa olaylarının tehdidi altında ki ürünün yetersiz olması, zaten zor olan yaşamı daha da zorlaştırıyor, açlık sonucu kitlesel ölümlerin yarattığı katlanılmaz acıların korkunç boyuta ulaştığı insanlık tarihinin acı gerçekleridir.. Bu tür ortamlarda azını birleştirerek paylaşım geleneğini yaşam biçimine dönüştüren toplum, ‘Lokma karın doyurmaz şefaat artırır’ anlayışıyla açlıktan ölmemek için az yiyecekle yetindiği koşullarda Lokma’ ve ‘Oruç’ kültürünü yarattı. Dahası, besin nesnelerinin kıt olduğu ortamlarda, bereket sunması için ölü Ana Tanrıça’ya sunaklar adadılar, Onun ölüm günlerinde aç kalarak kutsal yas tuttular. Matem orucu ve çok çeşitten pişirilen aşure çorbası, sıkıntılı günlerin acısını toplum hafızasında günümüze taşıyan Anaerkil çağın tarihsel törelerdir.

“Muharrem” denilen günlere “Matem” denmesi ve oruç tutulmasının tarihsel kökeni, bereket sunması için ölü Ana Tanrıça’ya yakarılması ve Onun için yas tutma geleneğine dayanmaktadır. O çağlarda Ana Tanrıça’ya Luvi dilinde ‘MA’ denilmekteydi. Matem kelimesinde ki ‘Ma’ kökü Ana Tanrıça’yı çağrıştırmaktadır; “Muharrem” kelimesinin “Mu’ kökü de, ‘Ma’ kökünden türetilmiştir. Yukarıda özetlemeye ve araştırma merakı olanlara ip-ucu vermeye çalıştığım tarihsel olgulardan anlaşılacağı üzere Alevilerin saplantı halinde tapındıkları Ehl-i Beyt kültü, İslam Peygamberi Muhammet’in kızı Fatma’dan gelen Hz. Ali soylu aile efradına değil, Alevilerin 10-12 bin yıldan beri kutsadıkları Ana Tanrıça’ya atfen kadının bulunduğu her aile ve mekanın ‘Kursal Aile” sayıldığı inancına dayanmaktadır.

“Denize düşenin dalgaya sarılması gibi, İslam’ın kanlı kılıcı karşısında, Alevilerin Şii-İslam’ın motif, figür ve söylemlerine sarılması anlaşılır bir durum. Ancak, çağımızda İnsan Hak ve Özgürlükleri, Demokratik hakların kısmen ve görece yasal güvence altında olduğu günümüz ortamında, Alevilerin hala kendilerini İslami değerlerle ifade etmeye çalışmaları anlaşılır gibi değil. Bu bağlamda açığa çıkarılması ve anlaşılası gereken bir gerçek var. Alevi yazar-çizerlerinin Türkçü-İslamcı ideolojik bombardımanı altında kalan Aleviler, kendi tarihsel gerçeklerini öğrendiği ve kavradığı oranda devletin asimile politikasına karşı Aleviliğe uygun ve Alevilere yakışan tutum ve duruş alacakları da bir gerçek. Ancak, kendilerini tanımlarken “Biz Aleviyiz” demeleri yetmediğini, “Aleviyiz” demeye gerek duymadan “Müslüman değiliz” demeleri gerektiğinin önemini de kavramış olmaları gereklidir.

(*) Tarihsel işlevleri arasında kadın; toplumun insansal ahlak ilişkilerinde uygarlaşması, eczacılığın, tıbbın, tarım kültürünün vb. daha nice hümanist değerlerin yaratıcı asli unsurdur.

(**) ‘Komana’ sözcüğü Luvi dilinde Ana Tanrıça’nın evi, Ananın yurdu, Ana Dergahı (Tapınağı) anlamındadır.

Yazı dizisi devam edecek.

Bekir Özgür.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın